Betül Kaçar
Gencecik bir mühendisimiz.
Marmara Üniversitesi’nde
Kimya bölümü okumuş Betül.
Sonra Howard Hughes Medical Institute’a başvurmuş.
Kabul edilmiş.
Biyomoleküler kimya doktorasını tamamlamış.
2012 yılında
Harvard Üniversitesi’ne katılmış,
Organizma ve Evrimsel Biyoloji kısmında çalışmış.
2017 yılında
Arizona Üniversitesi’ne geçmiş.
Moleküler ve Hücre Biyolojisi ve Astronomi alanında doçentlik yapmış
Tokyo Teknoloji Enstitüsü
Earth-Life Science Institute’ta
Doçent aynı zamanda.
Bu başarılı kızımız..
Dün kendisi duyurdu.
“Güzel bir haber. Kelimelere dökmekte zorlanıyorum, ama şöyle: Evrende yaşamın izlerini araştırmak için oluşturulan yeni bir NASA ekibine kabul edilmişim. Bu seneye ufak bir sağlık sorunuyla başladım, ilaç gibi geldi bu haber sabah sabah. Her şeyin başı sağlık diyerek bitireyim."
NASA ekibinde bir TÜRK KADINI.
Gurur duyduk seninle Betül.
Eminim tüm arkadaşlarım
Senin bu başarını herkese duyuracak.
Tebrik ediyoruz.🇹🇷🇹🇷💙👏👏🙏
Bir domates yetiştiricisi, ata tohumundan yetiştirdiği domatesleri aracı olmadan satışa sunarak “aracıları aradan çıkarın” diyerek 3 kilosunu 100 TL’den kendi tarlasından toplayıp satışa çıkardı.
Epstein Adası’nın kötü olduğunu mu düşünüyordunuz?
İsrail, dünyada çocuklar için ayrılmış tek askeri hapishaneyi inşa etti.
Çocuklar düzenli olarak dayak, işkence ve tecavüze maruz kalıyor.
Mahkemelerdeki mahkumiyet oranları %99,7’ye ulaşıyor.
Bu, sadece Yahudi olmayan çocuklar için geçerli.
Ben sadece bir barınaktan köpek sahipleneceğimi sanıyordum.
Evrakları imzalayacaktım.
Tavsiyeleri dinleyecektim.
Onu arabaya bindirip eve götürecektim.
Evde yatağı hazırdı.
Mama ve su kapları, tasması, birkaç oyuncağı…
Her şeye hazır olduğumu sanıyordum.
Ama onun, kafes kapısının sıradan bir yürüyüş için açılmadığını anladığı anda bana nasıl baktığına hazır değildim.
O kapı onun için açılıyordu.
Barınak çalışanının yanında duruyordu.
Hareketsizdi.
Neredeyse donmuş gibiydi.
Siyah tüyleri, küçük beyaz patileri, yorgun gözleri vardı.
Ve içimi sıkan kadar temkinli bir bekleyişi…
Zıplamıyordu.
Tasmayı çekmiyordu.
Havlamıyordu.
Sanki o gün sonunda seçildiğine inanmaktan korkuyordu.
O.
Tasma bana uzatıldığında önce barınak çalışan��nın eline baktı.
Sonra bana baktı.
Ardından bana doğru küçük bir adım attı ve bedenini bacağıma yasladı.
Çok yavaşça.
Sanki izin ister gibi.
Eğildim ve ona fısıldadım:
“Eve gidiyoruz.”
Kelimeleri anladı mı bilmiyorum.
Ama sesimi anladı.
Arabada ilk başta arka koltuğa çıktı ve hareketsiz kaldı.
Pencereye baktı.
Kapılara baktı.
Direksiyondaki ellerime baktı.
Dikiz aynasından onu görebiliyordum.
Rahatsız etmemeye çalışıyordu.
Fazla yer kaplamamaya çalışıyordu.
Yanlış bir şey yapmamaya çalışıyordu.
Beni en çok kıran da buydu.
Bir köpek, eve götürüldüğü gün rahatsızlık vermekten korkmamalıydı.
Arabayı sürmeye başlar başlamaz usulca ayağa kalktı.
Dikkatlice yanıma yaklaştı.
Bir patisini omzuma koydu.
Sonra diğerini.
Başını yanağıma yakın bir yere yasladı.
Ağırdı.
Sıcaktı.
Güveniyordu.
Nefesini kulağımın yanında hissediyordum.
Ve ağlamaya başladım.
Sevinçten titremiyordu.
Arabada zıplamıyordu.
Yüzümü yalamaya çalışmıyordu.
Sadece bütün bedeniyle bana tutunuyordu.
Sanki beni bırakırsa araba tekrar barınağa dönecekmi�� gibi.
Yavaş sürdüm.
Neredeyse nefes almadan.
Bir elim direksiyondaydı, diğer elimle omzumdaki patisini usulca okşuyordum.
O da orada kalıyordu.
Gözlerini kapatıyor, sonra tekrar açıyordu.
Sanki bütün bunların gerçek olup olmadığını kontrol eder gibi.
Camdan sokaklar, trafik ışıkları, yabancı arabalar akıp gidiyordu.
Diğer herkes için sıradan bir gündü.
Onun içinse kapalı bir kapının ardında geçen bütün bir hayat sona eriyordu.
Barınakta insanları kaç kez izlediğini düşündüm.
Birinin kafesinin önünde durmasını kaç kez umduğunu…
Birinin başka bir köpekle çıkıp gidişini kaç kez gördüğünü…
İnce bir battaniyenin üzerinde, havlamaların arasında, bir gün kendisine ait bir insanı olup olmayacağını bilmeden geçirdiği geceleri düşündüm.
Ve şimdi, sanki beni çoktan sonsuza kadar seçmiş gibi bana yaslanıyordu.
Oysa birbirimizi daha sadece birkaç saattir tanıyorduk.
Eve vardığımızda hemen arabadan inmedim.
Orada kaldım ve ağladım.
O hâlâ patilerini omzumda tutuyordu.
Sonra burnunu yanağıma sürttü.
Sanki bu kez o beni teselli etmeye çalışıyordu.
O anda anladım:
Ben sadece bir köpeği kurtarmamıştım.
O da benim içimde bir şeyi kurtarmıştı.
Güçlü olmaktan yorulmuş tarafımı.
Koşulsuz seçilmenin nasıl bir şey olduğunu unutmuş tarafımı.
Çekincesiz sevilmenin nasıl hissettirdiğini unutan yanımı.
Bugün evde, yumuşak bir yatakta uyuyor.
Gerçi çoğu zaman yanıma yakın olmayı tercih ediyor.
Yürürken beni gözleriyle takip ediyor.
Oturduğumda başını dizlerime koyuyor.
Bazen uykusunda irkiliyor.
Ben de sakinleşene kadar onu okşuyorum.
Benden önce neler yaşadığını bilmiyorum.
Ama bir şeyi kesin olarak biliyorum:
Arabada patilerini omzuma koyduğu gün, onun barınak hayatı sona erdi.
Ve benim hayatım biraz daha yumuşadı.
Bazen bir hayvan teşekkürünü kelimelerle söylemez.
Sadece size öyle sıkı tutunur ki, konuşmaya gerek kalmadan her şey anlaşılır olur.
Bu hikâye kalbinize dokunduysa bir ❤️ bırakın ve kurtarılmış bir köpek için gerçek eve dönüş yolunun, birinin artık fikrini değiştirmediği gün başladığına inananlarla paylaşın.
#ALINTIVEŞİİRSEL ..
Türkiye gibi su zengini bir coğrafyada neden musluk suyu içemiyoruz❓️
Bedava olması gereken hayat kaynağı su, nasıl dev bir sektörün ürünü hâline geldi❓️
İnsanlar neden damacana sulara mahkum edildi❓️
@gokceekatuun Almanya'da Alman trafik polisi Alman başbakanın arabasını yanlış yere park ettiği için uyarıyor.Peki Alman başbakanı nasıl tepki gösteriyor ?
👉"arabayı doğru yere park edin" diye talimat veriyor.
Eylemden dönerken çok acayip bi şey oldu. Su içiyordum, baktım bi sarıkız aşırı iştahlı bakıyor; elimden su içireyim dedim. Nasıl olsa içmez?
Bi de ne olsun. Patilerini bacağıma koyup 5 dakikada yarım şişe suyu bitirdi. Vapura binerken bi tarafımı onda bıraktım.
Kahramanmaraş'taki okul saldırısının faili İsa Aras Mersinli’nin çantasını her gün kontrol eden Alpaslan Yıldırım, katliamdan önce okuldan tayin edilmişti.
Alpaslan Yıldırım'ın tayin edilmesi için katilin babası Polis Başmüfettişi Uğur Mersinli devreye girmiş!
(Tolga Şardan)
This kind-hearted man brings a newborn foal that can't breathe back to life with a professional touch
Thank you for saving this beautiful creature... We need more people like you in the world! ❤️🙏
Türk kadınına hakaret eden Kızılay Kayseri İl Başkanı Cafer Beydili’nin, Kızılay’a bağışlanan binayı nasıl ticarethane olarak kullandığını ifşa ediyoruz.
İş insanı Hilmi Derinel, sahip olduğu 6 katlı binayı kan merkezi yapılması için Kızılay Kayseri şubesine bağışlamıştı.
Hilmi Derinel, Cafer Beydili ile bir sözleşme imzaladı. Bu sözleşmeye göre bina sadece ama sadece kan merkezi olarak kullanılacak ve binaya Hilmi Bey'in annesinin adı olan “Lütfiye Derinel” ismi verilecekti.
Cafer Beydili sözleşmeyi kabul etmesine rağmen binayı otel olarak kiraya vermeye çalıştı. Hilmi Derinel’in valiliğe yaptığı şikayetin ardından kiralama işlemi durduruldu.
Hırsını alamayan Cafer Beydili, kısa bir süre sonra binayı iş merkezine dönüştürdü; üst katını da Sivaslı Dernekler Federasyonu'na kiraya verdi.
Cafer Beydili, Hilmi Derinel ile dalga geçercesine, iş merkezinin adını da “Lütfiye Derinel İş Merkezi” yaptı.
Cafer Beydili derhal görevden alınmalıdır!
Büyükçekmece’de 16 yaşındaki çocuk 'sigara yok' dediği için 17 yerinden bıçaklanarak öldürüldü!
Öldürenlerin aileleri mesajlarla ölen çocuğun ailesini tehdit ediyor!
Bu kaçıncı ve neden durdurulamıyor?
- Merhaba ben Mel Gibson.
- Şu anda gıda tedarik zincirinin henüz bozulmadığı İtalya’dayım.
- Biliyorsun, burada GDO’lu ürünlere izin verilmiyor.
- Bu yüzden tahıllar ve makarnalar gerçekten çok kaliteli.
- Bunları bütün gün yiyebiliyorum ve kilo almıyorum.
- Üstelik bütün peynirler harika.
- Napoli bölgesinden manda mozzarellası var.
- Pastörize edilmemiş sütten yapılıyor.
- Bu durum sığır eti için de çok iyi.
- Eti koruyun.
- Çünkü bu, bize yönelen tüm çevresel tehditlere karşı son savunma hattımız.
- Özellikle gıda konusunda, gıda tedarik zincirinde.
- Evet, buradaki durumu gerçekten beğendim.
🚨 İHBAR 🚨
Sizden rica ediyorum, şu kendini bilmezi yayalım da gereken yapılsın artık!
Sakarya’da trafikte beklemek istemeyen ağamız, paşamız bakın arabasıyla yaya yoluna nasıl giriyor.
Şu h*rtonun ehliyetine el konulup aracının trafikten men edilmesi lazım gerçekten!
📍Rasim Ozan Kütahyalı derken bu olay hiç gündem olmadı! Gül gibi bir evladımızı daha yitirdik!
Büyükçekmece’de 16 yaşındaki Abdülbaki Demirel, kendisinden sigara isteyen, yaşı küçük iki çocuğa 'sigara yok' dediği için 17 yerinden bıçaklanarak öldürüldü!
Şimdi buna “suça sürüklenen çocuklar” mı diyeceğiz? Daha kaç çocuğumuzu kaybedeceğiz?
Böyle bariz cinayetlerin cezası idam olmalı! Aileleri de çok ağır hapis cezaları almalı! Yeter artık 1 çocuğumuzu daha kaybetmeye tahammülümüz yok!