Dağlarda Eşkıya Diye Anılırken Bir Sözle Kaderi Değişen, Malgaç'ta Yunan'a İlk Darbeyi Vuran Halkın Umudu, 'Beni Bir Yörük Kızı Kahraman Yaptı' Diyen Zeybeklerin Efesi:
"Yörük Ali Efe"
👇👇
Milli Mücadele tarihimizin en stratejik dönüm noktalarından biri, Aydın’ın dağlarında bir zeybek grubunun düzenli orduya dönüşen o sarsılmaz iradesidir. Tarih sahnesine bir halk kahramanı olarak çıkan Yörük Ali Efe, sadece bir direniş lideri değil; Anadolu’nun işgal altındaki karanlık günlerinde halkın sönmek üzere olan umudunu yeniden tutuşturan bir istiklal meşalesidir.
Milli Aydın Cephesi’nin mimarı olan Efe, 16 Haziran 1919’da gerçekleştirdiği Malgaç Baskını ile Batı Anadolu’da Yunan işgaline vurulan ilk planlı darbenin altına imzasını atmıştır. Bu harekat, Türk direniş literatüründe yerel güçlerin (Kuvayı Milliye) düzenli düşman birliklerine karşı kazanabileceğini kanıtlayan ilk askeri başarıdır.
Akademik literatürde Milis Albay rütbesiyle anılan Yörük Ali Efe’yi emsallerinden ayıran en temel özellik, kazandığı zaferleri şahsına değil, arkasındaki manevi güce atfetmesidir. Onun, "Beni bir Yörük kızı kahraman yaptı" sözü; bir liderin ferasetini ve Türk kadınının Milli Mücadele’deki belirleyici rolünü onurlandıran en saf vatanseverlik beyanıdır.
Savaşın ardından kendisine sunulan imtiyazları elinin tersiyle iterek çiftçiliğe dönen bu tevazu abidesi, gerçek kahramanlığın rütbelerde değil, vatan borcunu sadakatle ödemekte olduğunu bizlere miras bırakmıştır. Bugün
Yenipazar’daki kabri ve müzesi, sadece bir mezar değil; bağımsızlık aşkının sönmeyen bir anıtıdır.
Efelerin Efesi, İstiklal Madalyalı Yörük Ali Efe’yi rahmet ve minnetle anıyorum🇹🇷
Koskoca dedikleri Osmanlı'nın İstanbul işgal edilince İngilizler tarafından çizilen sömürge manda bayrağı. Bayrakta İngiliz haçı hilali ikiye bölmüş ve yukarda İngilizce "Yıldız ve Hilalin tutulması" yazmaktadır.
Cumhuriyet'i hazmedemeyenler, reklam arası diyenler, Kurtuluş Savaşı yoktur diyenler acaba bu bayrağın özlemi içinde mi?
Kurtuluş Savaşı ve Atatürk sayesinde bu utanç bayrağından kurtulduk, Ay-yıldızlı Türk Bayrağımız ülkemizde dalgalanıyor...
🔴 Refah Payı Seyyanen Değil, Oransal Zam Olarak Verilmelidir!
Kamu görevlilerinin maaşlarında yaşanan erime artık geçici çözümlerle giderilemeyecek noktaya gelmiştir. Enflasyon karşısında alım gücü düşen memurlar, hekimler ve sağlık çalışanları için refah payı zammı zorunlu hale gelmiştir.
Ancak altını özellikle çiziyoruz:
👉 Refah payı seyyanen değil, oransal zam olarak verilmelidir.
Seyyanen zam ilk bakışta düşük maaşlı kamu görevlileri için destek gibi görünse de uzun vadede maaş hiyerarşisini bozan, eğitim, risk, sorumluluk ve görev farklarını yok sayan bir uygulamaya dönüşmektedir.
Ayrıca seyyanen zamların memur emeklilerine yansıtılmaması, çalışan memur ile emekli memur arasındaki makası daha da açmaktadır.
Bugün kürsülerden “maaş hiyerarşisi bozuldu” diye haykıranların, aynı anda seyyanen zam talep etmesi açık bir çelişkidir.
Kamuda herkesi en düşük maaş çevresinde kümeleyen bu anlayış;
✅ Liyakati,
✅ Eğitimi,
✅ Mesleki riski,
✅ Sorumluluğu,
✅ Görev farkını
görmezden gelmektedir.
Bu tablo yalnızca maaş adaletini değil, çalışma barışını da bozmaktadır.
Özellikle hekimler açısından mevcut maaş modeli artık sürdürülebilir değildir. Hekimlerin ana maaşları düşük tutulmakta, gelirlerinin önemli bir bölümü fiili çalışmaya bağlı ek ödemelere bırakılmaktadır.
Ancak ek ödemeler enflasyon karşısında yeterince korunmamakta, birçok kalemde gerçek anlamda artmamakta ve hekim emeğinin karşılığı güvenceli maaşa yansıtılmamaktadır. Ayrıca ek ödemeler emekliliğe yansıtılmayıp emeklilikte güvence altına alınmamaktadır.
Hekimlik; yalnızca performans ve sayı üzerinden değerlendirilemeyecek kadar stratejik bir kamu hizmetidir. Eğitim, tecrübe, risk, sorumluluk ve yüksek mesleki fedakârlık gerektirir.
📌 Hekimsen olarak talebimiz nettir:
🔹 Refah payı tüm kamu görevlilerine oransal zam olarak verilmelidir.
🔹 Maaş hiyerarşisi yeniden kurulmalıdır.
🔹 Eğitim, risk, sorumluluk ve görev farkı ücretlere adil şekilde yansıtılmalıdır.
🔹 Performansa bağlı ek ödemeye mahkûm edilen maaş sistemi terk edilmelidir. Tüm kalemler emekliliğe yansıyacak şekilde düzenlenmelidir.
Kamu personel rejimi, herkesi en düşük maaş seviyesinde buluşturan değil; emeği, eğitimi, liyakati, riski ve sorumluluğu adil biçimde karşılayan bir yapıya kavuşturulmalıdır.
Hekimler ve sağlık çalışanları için güvenceli, emekliliğe yansıyan, tek kalem ve adil maaş sistemi artık ertelenemez bir ihtiyaçtır.
❌ Seyyanen zam değil,
✅ Adil, oransal, emekliliğe yansıyan ve maaş hiyerarşisini koruyan refah payı istiyoruz.
Babam'ın yanında hep kapalı mayo giydim, kumsalda ise havluya sarılıp oturuyordum..Yaş 19 olunca hemen kendime bikini alıp yazlıkta denize koşup atladım.
Atladım da denizde babam varmış taa açılmış gitmiş, görmedim ama zaten yaşımı almışım,.çevremde bizim yazlığın gençleri ki arkadaşlarım zaten birbirimizle eğlenirken,Taa uzakta ki adam bir anda burnumun dibinde bitti,o gelince bizim çocuklar aniden kaybolmaya başladı.
Baktım babam kafa işaretiyle çık sudan diyor, önce ben çıkacaktım omzuma dokundu bekle dedi..kendi çıktı gitti havlu getirdi ben sarıldım doğru eve dedi..Yeminle korkudan titriyorum üşüme falan değil..
Eve geldik, iki saat boyunca azar işittim, kadınların nasıl denize girmesi gerektiği, hangi tip kıyafeti seçmesini, bir daha beni böyle görürse Allah yarattı demeden eşek sudan gelinceye kadar haşlayacağını, onun için hala küçük kızı olduğumu unutmamamı söyledi..
Konuştu konuştu sonra dedi, oranı buranı açarak kendine saygını kaybedersin erkeklerde sana saygı duymaz.! Poster kızı olma bir hanımefendi ol..
Aldığım bikiniyi de çöpe attım..ama üzülmedim değil hani :)
Atatürk'ün kendi el yazısından 10. Yıl Nutku. Gördüğünüz gibi "İstiklâl" kelimesinin üzerini çizip "Kurtuluş Savaşı" olarak değiştirmiştir. Dolayısıyla bu adı veren Atatürk'tür.
Kimden kurtulduğumuza gelince Osmanlı'nın başına bela olan emperyalistlerden ve onların maşalarından kurtulduk.
YÜZYİLİN İTİRAFLARI
Okurken ürperdim. Kendini türk hisseden ve Türkiye'nin tarihten silinme planlarına karşı durmak isteyen herkes okumalı. Atatürk'ün dehasını tekrar hatırlamalı.
Bu makale Azerbaycan'da KREDO gazetesinde 17 Mayıs 2014'de, "Rockefeller'in İtirafları ve Dünya Medeniyetinin Kurucusu Türklerin Bedbahtlığı" adlı makaleden yararlanılarak Gazanfer Kazımov tarafından yayınlanmış. Kopyaladığım
MAKALE aşağıdadır:
*YÜZYILIN İTİRAFLARI*
*Mustafa Kemal, bizim temsil ettiğimiz dünyanın en büyük düşmanıdır.*
(Rothschild.)
2014 yılında Amerika Birleşik Devletlerinde, ünlü petrol milyarderi, bankacı ve dünyanın en zengin ailelerinden biri olan Yahudi Rockefeller ailesinin, yakınlarda vefat eden en büyük ferdi David Rockefeller’in bir kitabı yayınlandı. “Yüz yılın İtirafları “ adını taşıyan bu kitap maalesef çok kısa zamanda piyasadan çekildi. Çünkü kitapta, itiraflar vardı. Dünyayı yönetme isteği içinde olan ELİT bir tabakanın yüz yıl içerisinde, bazı devletler ve ülkeler içinde ve dışında, o ülkeleri kendi şemsiyeleri altına alabilmek için çevirdikleri dolaplar, entrikalar, soygunlar, sömürgeleştirme itiraf ediliyordu. Bu elit tabakanın daha fazla açığa çıkmaması ve masum halklara yaptıkları bilinmemesi için kitap piyasadan kaldırıldı.
Öncelikle Rockefeller ailesi hakkında bulabildiğimiz kadar bilgi verelim. Sonra bu ailenin en büyüklerinden olan David Rockefeller’in kaleme aldığı itiraflardan “Türkiye” hakkında yazdıklarını ve düşündüklerini öğrenelim:
*DAVİD ROCKEFELLER*
6 kalp nakli, 3 böbrek ve 2 de ciğer nakli operasyonu
geçiren 100 yaşına girdiğinde yaptığı açıklamada
“200. doğum günümü de kutlamak istiyorum” şeklinde
konuşan David Rockefeller, 20 Mart 2017 tarihinde öldü.
“Rockefeller ailesi ABD’nin en büyük petrol, sanayi, siyaset ve bankacı ailesidir. Aile 19. Yüz yılın sonu yirminci yüz yılın başlarında Jhon Davison Rockefeller’in (1839 – 1937) ve kardeşi William Avery Rockefeller’in ( 1841 – 1922 ) zamanında Standart Oil vasıtasıyla petrol ticaretinde çok büyük başarılar elde etmiş, Manhattan Bankasına uzun zaman sahiplik yapmış ve bu zaman zarfında büyük servet, nüfuz ve şöhret sahibi olmuştur. Jhon Davison Rockefeller insanlık tarihinin ilk dolar milyarderi unvanını kazanmıştır.
Rockefeller ailesinin elinde, aile üyelerine ve ailenin fertlerine ait bilgilerin ve dünya siyaseti, dünya ekonomisi hakkında yapılması gereken şeylerin listelerinin yer aldığı dünyaca meşhur bir arşivleri vardır. Bu büyük arşiv yer altına inşa edilmiş üç katlı büyük bir binada saklanır. Bu arşivde bulunan yetmiş milyon sayfalık belgeler, kırk iki bilimsel tahsil kurumuna aittir. Bu belgeler içerisinden araştırmacılara sadece, ailenin ölmüş üyelerine ait belgeler verilir. Sağ olan aile üyeleri hakkındaki belgeler ise hiç kimseye verilmez. 140 yıllık bir geçmişe sahip olan bu arşiv belgeleri ABD’nin 19 ve 20. Yüz yıllara dair dünya ölçeğindeki siyasi işlerinde ve çeşitli ülkelerde bu yıllarda ortaya çıkan sosyal olaylardaki rolünü öğrenebilmek için çok önemli bilgi kaynağıdır. Bu belgeler, dünya tarım işleri, güzel sanatlar, eğitim, uluslararası ilişkiler, ekonomik gelişme, tıp, tarih, politika, halklar, din, sosyal bilimler, kadın hakları tarihi, afro Amerikan tarihi gibi konuları kapsayan belgelerdir.
David Rockefeller (1915 – 1996) felsefe doktorudur. Harward ve Chicago üniversiteleri mezunudur. Amerika’nın Uluslararası İlişkiler Şurasının, Rockefeller Üniversitesi’nin, çağdaş Newyork Güzel Sanatlar müzesinin fahri başkanı ve en önemlisi de 1969 – 1981 yılları arasında komitenin başkanlığını yapmıştır.
2013 yılında bir internet sitesi, bu Rockefellerin bazı yazılarını ele geçirmiş ve “ABD’li Yahudi Bankacı David Rokfeller’den Yüz yılın İtirafları” adıyla bunları yayınlamıştır. 2014 yılında ise sözünü ettiğimiz kitap basılmış; fakat piyasadan toplatılmıştır.
Bu itiraflar ile ABD’nin ve Batı Avrupa’nın büyük devletlerinin yirminci yüz yılda dünya halklarının başlarına ne oyunlar ve felaketler getirdiği açık olarak ortaya çıkmıştır. Bu itiraflar, inanılmaz boyuttadır ve sadece Türkleri ve Türk Dünyası ile değil, bütün dünya ile ilgili meseleler üzerinde neler yaptıkları ve düşündükleri açıklanmıştır. Bu yazılarda Türkiye ile ilgili bölüm, bizi daha çok ilgilendiren bölümdür. Yapılan işlerin esas aktörleri, ABD ve Batı Avrupa devletleridir. Bütün icraatı yapan bunlardır. Bunların esas hedefleri Türkiye ve Türklerdir.
“Türkiye, coğrafi ve stratejik bakımından çok önemli bir ülkedir. Bu yüzden üzerinde daha fazla durmak istiyorum. Bu ülke bizim için çok önemlidir ve Türklere bırakılacak kadar önemsiz değildir….
1) Büyük İsrail Devleti’nin sularının büyük kısmının kaynakları Türkiye toprakları üzerindedir.
2) Türkiye Avrupa ve Asya arasında bir köprüdür.
3) Müslüman aleminde öncül ve demokratik tek ülkedir….
İslâmiyet’i yıkmak istiyorsak işe Türkiye’den başlamak gerekir. Bu Türkler aslında birleşip bir araya gelseler, karşılarında hiç kimse duramaz. Bu yüzden, böyle bir ihtimale karşı ajanlarımız her an iş başında bekliyorlar. Türk devletlerinde anahtar mevkilerde adamlarımız var. Bunlar böyle bir ihtimali sezseler o anda Türkiye’deki huzur ve güven ortamını bozacak olaylar yaratırlar ve bu darbelerle bu tür bir birleşmeyi önleriz.
Medeniyetin kurucusu ve beşiği olarak Türkleri kabul edemeyiz; tam aksine entrikalar ile bu medeni miraslarına el koyarak biz, onları bütün dünyaya, barbar, hak – hukuk tanımayan bir halk olarak tanıttık ve bu alanda oldukça başarılı olduk. Sümer kralları Urukagina ve Urnammu çok Allah’lı bir cemiyet kurarak insanlar arasında adaleti korumak ve haksızlığı önlemek için kanunlar çıkararak çağdaş toplumlara örnek olurken bugün, tek Allah’lı bir halk olan Türkiye’de bizim çalışmalarımız sonucunda medeni vasıflar, ahlak, terbiye, saygı, sanat, edebiyat, tarih yok olurken; fahişelik, rüşvet, hırsızlık, haksız kazanç ve soygun hüküm sürmektedir. Dünya çapında Türkiye’de yetişmiş, bir tane bilim adamları, sanat adamları, edebiyat adamları ve siyaset adamları yoktur!
Aslında Türkler, tarih kitaplarını açıp okusalar, bütün gerçeği görecekler. Ama Türkler için duyduğuna inanmak yeterlidir; okumak onlara çok zor gelmektedir. En kolayı, geçmişi öğrenmeden gece yatarken hissettiklerini kaleme alarak ertesi günü hüküm vermektir. Düşünün ki, hangi tesirin altındasınız ve kime kul olmaktasınız?
Ben de bu ana kadar en medeni ulus olarak İngilizleri görüyordum. Türk tarihini, Türk medeniyetini öğrenince, konuyu değiştirdim.
Provokatörlerimizin çalışmaları ile 1970’li yıllardan itibaren Türkiye’de sağ ve sol ideolojiler arasında adeta bir iç savaş yaşattık. Ülkeye koyduğumuz ambargo ile halk canından bezmiş, yağa, tuza, gaza muhtaç olmuştu. Birkaç kişi zenginleşmiş, halk ise sefalete düşmüştü. Provokatörler için halkı ayaklandırmak zor olmadı. Ülke o dereceye geldi ki, sokaklarda her gün elli – altmış kişi öldürülüyordu. Bütün ülke terör korkusundan adeta sinmiş saklanmıştı. Binlerce Türk genci, bizim uydurduğumuz ideolojiler esasında can verdi. Zamanı gelince bilgimiz dâhilinde indirilen bir darbe ile terör bitti, ortalık sakinleşti. Çünkü provokatörler işi bitirmişler, geriye dönmüşlerdi. Burada oynadığımız oyun, milleti birbirine düşürüp çaresiz bırakmak ve onlara bir kurtarıcı göndermekti. Bu durumda o kurtarıcı, kim olursa olsun, ‘anarşiyi – terörü bitiren, ölümleri sonlandıran’ insan olarak kabul görecekti. Bizim demokrasi uğrundaki mücadelemizin esası buydu.
Askeri hükümet çok sert tedbirlerle bir müddet ülkeyi yönetti. Ellinin üzerinde genç, haklı – haksız sağdan ve soldan ayırımı yapılmadan idam edildi. Bu sert cezalar tesirini çabuk gösterdi ve ülke bir anda süt liman oldu. Askeri hükümet bir müddet sonra ülkeyi sivil yönetime devretti. Bizim istediğimiz bir kişi iktidarın sahibi oldu. Askeri darbeyi yapan şahıs cumhurbaşkanı oldu. Yeni hükümet tam bizim isteklerimiz doğrultusunda ülkenin kapılarını bize sonuna kadar açtı. Bizim büyük şirketlerimiz bu büyük pazara aç kurtlar gibi girdiler. Ülke ABD ve Avrupa malları ile doldu. Bu durumdan hem bizim şirketlerimiz faydalandı, hem de ülke boğazına kadar borç batağına girdi. Türkiye, kapitalizmi o kadar güzel uyguladı ki, yeni birçok vurgun ve soygun metotları bulundu. Hayali ihracat arttı, bankaların içi boşaltıldı, rüşvet devletin her kademesine girdi. Başta siyasiler olmak üzere, medya sahiplerine, üst düzey bürokratlara, bankacılara, yazar-çizer takımına ( gazeteci, dergi yazarı ) bu dönemde milyarlarca dolar rüşvet dağıttık.
Kardeşlik, dostluk, iyi niyet, dürüstlük, ahlaklı ticaret unutuldu. Binlerce sahtekâr, yalancı, hem devlet kadrolarını, hem bankaları, hem de özel şirketleri doldurdu. Türkiye’nin bugünkü manzarasının sebebi 12. Eylül ihtilalidir desem abartmam… Ülke yapılanları görenler tarafından alttan alta kışkırtılmaya başlandı. Halk tepki koyuyor, sokaklar protestocularla doluyordu. Tepkileri azaltabilmek için tam o günlerde bir Kürt meselesi çıkardık. Önce, bir örgüt kurdurduk. Sonra küçük bir kasabaya baskın yaptırdık. Ülkenin gündemi bir anda değişti. Kürt PKK terörü, şehit edilen asker ve polisler, halka her sıkıntıyı unutturdu. Türkiye otuz yıldır bu mesele ile uğraşıyor. Sonuç almasını her defasında engelledik. PKK’nın liderini ‘idam edilmemek’ kaydı ile biz teslim ettik. Otuz yıldır süren PKK terörü, Türkiye’nin ekonomisine büyük darbe vurdu. Binlerce insan bu terör dalgası içerisinde ölüp gitti. Türkiye, hem siyasi, hem ekonomik hem de sosyal açıdan büyük kayıplara uğradı. Ülkenin düzgün hale getirilebilmesi için bize başvurmak zorunda kaldı. Biz de, onlara, Osmanlı İmparatorluğuna yaptığımız teklifleri yaptık. Kabul ettiler. Bu işler için harcadığımız dolarların birkaç katını kazandık ve Türkiye’yi içinden çıkamayacağı bir borç sarmalına yuvarladık.
Bugünkü Türkiye; yalancılığın, sahtekârlığın, halkı aldatmanın, bizlere hizmet etmenin içinde yüzüyor; Mustafa Kemal’in bizi reddetmesinin bedelini ödüyor. Böyle bir ülkenin uzun boylu yaşaması pek mümkün değildir. Ya ruhlarda bir ihtilal yaparak yeniden kendileri olacaklar, ya da tarihten silinip gidecekler. Anadolu toprakları da bizim yarattığımız Ermeni ve Kürt devletlerinin olacaktır”.
David Rockefeller, itiraflarının bir bölümünde de, başka bir zengin Yahudi ailesi olan Rothschild ailesinin bir ferdi ile yapmış olduğu sohbete yer vermiş. Bu sohbetten de bölümler aktaralım:
“Rockefeller’in, (Dünya ülkelerini nasıl ele geçiriyorsunuz?) sorusuna Rothschild; Birinci Dünya Savaşı Avrupa’da bize karşı olan imparatorlukları yıkmak ve en önemlisi Osmanlı İmparatorluğunu parçalayarak Orta Doğu’daki petrol yataklarını ele geçirmek ve İsrail devletinin kuruluş yolunu açmak için çıkarıldı”.
“İsrail devletinin kurucusu sayılan Tehodor Herzl o zamanki Osmanlı Sultanı II. Abdülhamid’in yanına giderek bizim ailemizin para desteği ile Filistin topraklarını satın almak istedi. Fakat Sultan bize karşı çıktı. Biz de gerekeni yaptık. Osmanlı İmparatorluğunu çaresiz bırakarak I: Dünya Savaşı’na soktuk. Çok zorlansak da, Osmanlı İmparatorluğunu yıktık. İstanbul’u ve Anadolu’nun bazı bölümlerini işgal ettik. Planlarımızı tam sonlandıracağımız zaman Mustafa Kemal adında, padişahı ve şeyhülislam’ı dinlemeyen asi bir general ortaya çıktı. Bütün planlarımız alt üst oldu. Hepsi geriye kaldı”.
“Mustafa Kemal, bizim temsil ettiğimiz dünyanın en büyük düşmanıdır. O’nun varlığı, İsrail devletinin kurulmasını otuz yıl kadar geciktirdi ve bize milyarlarca dolar kaybettirdi. İzmir suikastı denen bir olaya karıştığı için idama mahkûm ettiği, Osmanlı Maliye nazırlarından aziz dostumuz Cavit Bey’i kurtarmak için O’nun yanına gittik. Bizi çok soğuk karşıladı. Tekliflerimizin hiç birisini kabul etmedi. Ve adeta bizi, makamından kovdu. Birkaç gün sonra da Cavit Bey’i idam ettirdi”.
İtiraflarda, Türkiye’den başka birçok ülkeye ve çeşitli olaylara da yer verilmiş. Bu ülkelerde ve olaylardaki aktörlerden bahsedilmiş. İkinci Dünya Savaşı, Hitler, Stalin, atom bombası, ihtilaller, darbeler anlatılmış… İran-Irak savaşının çıkarılmasının sebepleri ve sonucu değişik bir perspektif ile açıklanmış.
Şimdi, kendimize bakarak düşünelim… Toplumumuzu, yaşam şartlarımızı, siyasilerimizi ve icraatlarını, bilim ve sanat seviyemizi, ahlaki halimizi, güven ve inançlarımızı, hayata bakış ve algılayış tarzımızı düşünelim ve sonra kendimize soralım: Yukarıda itiraf edilenlerin bugünkü durumumuzu yaratmada tesiri yok mu? Başkalarını dinleyerek mi bu duruma geldik? Yüz yıl önce, zengin olmayan, geçim sıkıntısı çeken; fakat dürüst, namuslu, çalmayan, aldatmayan, güven veren bir toplum yapımız varken bugün niçin, hırsızların, üçkâğıtçıların at oynattığı, sahtekâr, alçak, zalim ve gaddar bir toplum haline geldik? Bu nasıl oldu? İtiraflar, bize yıllardır dost olarak görünenlerin aslında düşman olduğunu göstermiyor mu?
Bu durumlardan kurtulmanın tek yolu, Ulu Önder Atatürk'ümüzün istediği gibi “önce vatan ve millet” duygusunun bütün fertler tarafından kabullenilmesi ve aklın kullanılmasıdır. Aklı, devreden çıkarırsak yapılabilecek bir şey yoktur. Hasta mutlaka ölecektir! Ölmemek için akıllı olmak ve önce vatan ve millet, diyebilmek gerekir. Tehdit ve tehlike çok büyük, farkında olmalıyız….
NOT: Bu makale, Azebaycan’da yayınlanan KREDO gazetesinde 17. Mayıs. 2014 tarihinde Gazanfer Kazımov’un yazdığı “Rockefeller’in İtirafları ve Dünya Medeniyetinin Kurucusu Türk’ün Bedbahtlığı” isimli makaleden yararlanılarak yazılmıştır.
(Bu yazıyı lütfen dostlarınızla paylaşınız...)
Ali Rıza Çakır...
-Pisliği Türkiye’ye, petrolü ABD’ye…
-Suriye’nin başına, Tramp’ın söylediğine göre ABD, İsrail ve Türkiye’nin desteği ile oturtulan mezhepçi terörist Ahmet el-Şara yine yaptı kalleşliğini.
-Suriye’nin Akdeniz’deki petrol ve doğal gaz haklarını ABD-Fransa-Katar üçlüsüne verdi , Türkiye havasını aldı.
-Bizim 6 sondaj gemimiz ise limanlarda çürüyor.
-Mezhepçilik işte budur; yani Türkiye’ye ihanettir.
-Bizimkilere kalan da Şam’a gidip Muaviye Camiinde namaz kılarak halkı kandırmak.
600 bin kişilik nüfuslarıyla,
41-42 yaşındaki kalecileriyle,
Ailelerini “vize parasını denkleştiremedikleri için” dünya kupasına getiremeyecek derecedeki maddi zorluklarla,
Hırsla, heyecanla, savaşçı ruhlarıyla,
Milli bilinçle, milli ruhla, ülkeleri için, vatandaşları için, bayrakları için mücadele ettiler, 2026 Dünya Kupası’nın açık ara en iyi takımı oldular.
Futbolu nasibe, kadere bağlayan, balkonda sigara içerken yakalanan, youtube’a video çekmek için şaklabanlık yapıp futbol oynamayı unutan milyon dolarlık eşeklere örnek olsun.
Her şey için,
Güzel Futbol için,
Tarih defterine yazdığınız bu rüya için;
Sonsuz teşekkürler Yeşil Burun Adaları!
Memur sendikası olmasaydı, Temmuzda memurlar şimdikinden daha fazla maaş alırdı. Bu şekilde yönetilecekse, sonuç bu olacaksa memur sendikaları kapatılmalıdır. Prof. Dr. Necati Cemaloğlu
- 6 aylık enflasyon 17,76 iken memura neden yüzde 13,52 zam verildi?
Çünkü bunlar öyle bir sözleşme imzaladı ki "tüik enflasyonu" kadar bile zamcık alamıyor memurlar.
Bunların başkanlık yaptığı sendika üyeleri kendinize gelin!
Sadece siz değil, hepimiz sömürülüyoruz!
📌Tarsus'ta yapılan Kleopatra Meydanı kazılarında ortaya çıkan Roma Dönemine ait Svastika mozaiği.
Svastika, Türklerde "Oz Tamgası"dır. Kökenleri Türk olan Etrüskler vasıtasıyla Roma'ya geçmiştir.
#Mitoloji#Arkeoloji#Tamga#Cumartesi
Boğaziçi'nde akademisyen Yasin Ramazan Başaran'la fotoğraf çektirmeyi reddeden Hasan Özdağ:
• Ben aslında Siyaset Bilimi girişliyim, Felsefe ikinci dalım.
• Diplomamı bana verecek ve fotoğraf çektireceğim hocanın, ders aldığım bir hocam olmasını istedim.
• Bölüm Başkan Yardımcısı Yasin Ramazan Başaran buna müsaade etmiyordu. Kendi öğretmeniyle fotoğraf çektirmek isteyen diğer öğrenciler bunu yapabildiğinde bile o bir şekilde kadraja giriyordu.
• Ben bunu istemiyordum. Çünkü Yasin Ramazan Başaran'dan bir ders almışlığım yoktur. Kendisiyle dolayısıyla kişisel bir husumetim de olamaz.
• Kişisel bir husumetim olmadığı gibi, kendisini tanımadığım için özel günümde, diplomamı alırken çekineceğim fotoğrafta da tanıdığım, bildiğim ve istediğim bir hocamın olmasını; eğer bu mümkün olmayacaksa da kimsenin olmamasını, gerekirse fotoğrafımın olmamasını tercih ederim.
• Böyle de yaptım. Diplomamı nazikçe alıp hemen sessizce sahneden gitmek istedim.
• Müsaade etmedi. 'Eğer fotoğraf çekinmeyeceksen diplomanı vermem o zaman.' dedi.
• Ben de, 'Ne demek, şaka mı yapıyorsunuz?' dedim. Çünkü bunu biraz esprili bir dille ve gülerek söylediği için gerçekten şaka yaptığını sandım.
• Daha sonra ciddileşti ve "Vermem." dedi.
• Beni fotoğraf çektirmeye yönlendirmeye çalıştı. O sırada fotoğraf çeken abiye elimle işaret ederek, 'Lütfen çekmeyin' demek zorunda kaldım. Kendisi de sağ olsun çekmedi.
• Sonrasında biraz zorlaştırdı durumu. 'O zaman diplomanı vermiyorum. İki ay sonra rektörlükten alırsın.' diyerek diplomayı kapatıp götürmeye kalktı.
• Ben de önünü kesmek durumunda kaldım. Çünkü o anda sahnede diplomamı alamazsam, sonrasında hukuki süreçler, prosedürler ve diplomamı teslim alma konusunda çeşitli zorluklar yaşayabileceğimi düşündüm.
• Bu nedenle gerildim ve korktum.
Bir x kullanıcısı, TFF Başkanı Hacıosmanoğlu’nun futbolculara hediye edeceği villaların arkasındaki gerçeği paylaştı:
“TFF başkanı, ‘en yüksek koruma statüsündeki SİT alanı’ ilan edilen Bargilya Sulak Alanı’na 4000 villa dikmek için resmen Milli Takımı kullanıyor.”
MEMURLARIN HİÇ
SENDİKASI OLMASAYMIŞ
DAHA İYİYMİŞ.
Memur ve memur emeklisi %13,52
diğer emekliler %17,76 zam alacak.
İkisi de çok az
ama biri daha az.
Memur ve
Memur Emeklileri!
NEDEN DAHA AZ ALACAKSINIZ BİLİYOR MUSUNUZ?
Yetkili sendikanız Memur-Sen ve Başkanı Ali Yalçın sizin adınıza toplu sözleşme yaptı da ondan.
Yani;
Hiç sendikanız olmasaymış,
hiç görüşme yapmasalarmış
daha iyiymiş.
Yani;
@_aliyalcin_ gibi bir başkanımız olmasaymış
daha iyiymiş.
Yani;
Başkanınız sizin değil
iktidarın yanındaymış…
MEMUR KARDEŞLERİM,
ÜLKEDEKİ KÖTÜ İKTİDARDAN KURTULMANIN YOLU;
SENDİKANIZDAKİ KÖTÜ İKTİDARDAN KURTULMAKTAN GEÇİYOR.
#memur #MemurEmeklisi #enflasyon