@HulyaTerzioglu1 Sen yazık ki ancak KADEM'in çıkarlarına hizmet edebilirsin... Feminist Müslüman kimliğinle bu aziz milletin hayallerini ve umudunu yaralama yeter!
128'DE 45 MÜHENDİSLİK 34 TIP
Kartal Anadolu Lisesi vakası üzerine öyle görünüyor ki kimsenin düşünmeye niyeti yok.
Hazırlık, dokuz ve onuncu sınıflar boyunca öğrencilerine test çözdürmeyip kendileri tanıyıp şahsiyetlerini geliştirici aksiyonlarla uğraş veren bir okul, dört yıl boyunca güzelim idrakleri teste maruz bırakılan nice okulu geçip devasa bir başarıya imza atıyor ama biz hala bu vaka üzerine düşünmüyoruz.
Çünkü boş tartışmalar işimize geliyor. Esası konuşmak istemiyoruz. Çatıştırılmayı seviyoruz.
Memleketin her gencinin yaşadığımız küresel kültür çağında en çok ihtiyaç duyduğu şey, ona şahsiyetini verecek kendilik bilgisi değil midir? Belli başarı seviyesinin üstündeki gençler demek ki Kartallı kardeşlerinde görüldüğü üzere üniversite sınavına son iki yılda çalışarak benzer başarıya pekala ulaşabileceklerdir.
Bu gençlerin yüksek idraklerine o vakte kadar nasıl kılavuz edilmelidir o halde? Bu düşünceye okullarımız, eğitim düşüncemiz, velilerimiz hazır mıdır?
Her gençte aynı idrak, çalışkanlık elbette olmayacaktır. Şu durumda idrak ve kavrayış çeşidi farklı gençler içinde ayrıca planlar gereklidir. Sadece çok sayıda meslek lisesi açmakla bunun sağlanamayacağı ortadadır.
Tüm mesele, küresel kültürle alıklaşan değil milli eğitimle şahsiyet bulan gençlere kılavuzluk olsa gerektir. Bunu gerçekten istiyor muyuz...
Kartal Anadolu İmam Hatip Lisesi, üniversite yerleştirme sonuçlarından açıkça görülüyor ki fen ve mühendislik alanlarında çarpıcı bir başarıya imza atmış. 128 mezundan 45 mühendislik, 34 Tıp… Eğer bu rakamlar bir şey ifade ediyorsa ki bana göre şahsiyetli bir tek mühendis, doktor şahsiyetsiz yüz taneye tercih edilmez. Başka türlü Selçuk Bayraktar yetişmez sözgelimi mühendislikte. Türkiye'de savunma sanayimizde yüz akımız nice mühendis var. Yüz akı doktorlarımız da hiç de az değil.
Lakin dünya ligini Türkiye'ye taşımak için başka aksiyonlar düşünmeli...
Evet...
45 Mühendislik 34 Tıp...
Hem de en yükseklerden.
Şahsiyet eğitimi denilen şeyi sosyal bilimlere has sananların bunu bilhassa görmesi gerekir. Batı üniversitelerinde “humanities” denilen aksiyon tam da budur. Bunun elbette bizim gereceklerimizle ve hümanizmin politik veçhesinden ayrı düşünülerek ele alınması gereklidir.
Umuyorum ki önümüzdeki günler bu bahisler soğuk kanlılıkla ele alınabilir.
Pek umutlu olmasam da dile getirmek bir vazife…
Erzincan Mengücek Gazi Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde, Türk hikâyeciliğinin müstesna kalemlerinden Erzincan’ın medarıiftiharı Mustafa Kutlu’yu ziyaret ettik.
Bazı insanlar vardır; yıllarca hikâye anlatırlar da aslında hep insanı anlatırlar.
Mustafa Kutlu da öyle…
Anadolu’nun küçük şehirlerini, dar sokaklarını, istasyonlarını, kahvelerini, yola düşenlerini, bekleyenlerini; en çok da insanın içindeki o sessiz ve derin yeri anlattı bize.
Bugün bu kez bir hikâyenin sayfalarında değil, bir hastane odasında karşılaştık kendisiyle…
“Geçmiş olsun” dedik.
Şifa diledik.
Sonra söz sözü açtı…
Cümlelerin söylediğinden çok sustuğu yerlerde buluştuk. Alt metinler gitti geldi. Biraz memleket, biraz insan, biraz hayat… Muhabbet derinleştikçe hastane odası sanki küçüldü, gönül genişledi.
Duygulandık.
İnsan bazen bir hastane ziyaretine şifa dilemeye gidiyor; dönerken kendisi de şifa bulmuş oluyor.
Çünkü insan insana iyi geliyor.
Bir ses, bir bakış, içten söylenmiş iki kelime…
Bazen uzun uzun anlatamadığımız ne varsa küçük bir “geçmiş olsun”un içine sığıyor.
Kıymetli Mustafa Kutlu’ya gönülden şifalar diliyorum.
Daha anlatılacak hikâyeler, kurulacak cümleler, edilecek nice güzel sohbetler var.
Allah sağlıkla, afiyetle nasip etsin.
Necmiye Alpay ile evlendiğini bildiren Ataol Bahramoğlu’na İsmet Özel tebriklerini ilettikten sonra şöyle yazar: “Övünülecek bir kadına sahipsin.”
Bu cümleden ötürü de şimdi onu linç edecekler olabilir. Övünülecek bir kocaya sahip olmak istemeyenler linç edebilir mesela. Uzatmayayım çünkü uzar gider. Hiç bulaşsın istemeyeceğim bir akıl var burada. Mesele şu: İsmet Özel, tipik bir Türk erkeğidir. “Övünülecek bir kadına sahipsin.” cümlesini ve onca politik ve poetik aksiyonu sadece böyle biri başarabilir.
Bu videoda konuşan beyefendi gibileri ondan hep nefret etti. Çünkü mızmız, mıymıntı değildi. Ezik bir İslamcılık vaaz etmedi. Müslüman olunca ona “dönek” diyenlerin cümlesi dönekliğin her çeşidini sergiliyor Türkiye’de yıllardır.
20 yılı buluyor İsmet Özel ile bağım kopalı. Bu kayıt 2006 TÜYAP İzmir Kitap Fuarı’ndan. Kim kaydı almış bilmiyorum. İsmet Özel’i ve Ali Ural’ı evimizde ağırlamıştık. Şiir Kokusu başlıklı o enfes konuşmayı yapmıştı. Konuşma sonunda beyefendi eğitim sisteminin içinden süzülüp gelen eziklikle ve despotlukla bir şeyler soruyor. Özel her zaman doğru bir bildiği olan biriydi. Haliyle zuhurat ondan yana. “Hangi Ortaçağ?” ve sonrasında gelen zuhurattan bahsediyorum.
Bugün bağım olmasa da hayatımda yer tutan birini k��tülemeyip kendimi aklamak düşüncesinden uzak durmaya çalıştım. Haklı olsam bile… Zaman zaman tökezlediğim olmuştur ama uzattığım olmadı. İsmet Özel ile ilgili durumum da aynıdır. Bir şiiriyle beni hedef aldı sadece benim bileceğim şekilde. Bana kalırsa mazlum olduğum için daha esaslı bir karşılık verebildim.
Bunlar gerçekten yaşayan insanların hayatında tabii hadiselerdir. Yaşamayanlar bilemez.
Son günlerde İsmet Özel’i yeniden hedef alanlar olduğu için paylaşmak istedim: Özel, bırakın Türk şiirini dünya şiirinin yaşayan en mühim şairidir.
Türkiye mızmız, mıymıntı ve alık turistlerin ülkesi oldukça ne onu ne de başka uluları anlayamayacak.
Bu arada “Türkiye’nin Kaderi” kitabımın adının da nereden doğduğu anlaşılmış oldu.
Kadersizler için bir şey ifade etmeyecek ama olsun…
Zile Kalesi’nde adeta taşlaşmış olan beş bin yaşındaki kütükleri görünce, gönlümüze Osman Sarı’nın Taş Gazeli düştü.
“Taş taş değil bağrındır taş senin
Nereni nasıl yaksın söyle bu ateş senin”