Türkiye’nin en sevilen şairlerinden Ahmet Telli’nin yaşamını yitirmesinden büyük üzüntü duydum.
Ailesine, yakınlarına ve onu yüreğinde taşıyan herkese başsağlığı diliyorum.
Bu ülkenin acılarını incelikle taşıyan, umudu en zor zamanlarda bile terk etmeyen büyük bir şairdi. Belki de bu yüzden, “Hangi duvar yıkılmaz sorular doğruysa / bir gün gelirsek hangi kent güzelleşmez” dizeleri, daima yaşayacak.
Onu bugün en çok şiirleri anlatıyor. Bizlere ise o dizelerin açtığı yolda, insan kalmaya çalışmak düşüyor.
Hoşça kal Ahmet Telli.
Dersim tertelesinin önemli bir kanıtı daha ortaya çıkarıldı. Seyit Rıza’nın idam edildiği fotoğraflar ortaya çıkarıldı! Seyit Rıza’nın mezarı nerede?
Fotoğraflar Sterk TV imzalı…
Sırf rol olsun diye iki-üç gün bile “demokratlık rolü” oynayamadılar. Kendi ayağıyla gelen, “kaçma şüphesi” bulunmayan komedyen Deniz Göktaş’ı ters kelepçeyle emniyete götürdüler.
PKK daha yokken…
1938’de Dersim bombalanırken, kadınlar, çocuklar katledilip, bebekler anne karnında süngü ile öldürülürken PKK mı vardı? (Erdoğan'ın konuşması👇)
Kürtçe şarkılar yasaklanırken, kasetler toplatılırken PKK mı vardı?
Kürtçe konuştu diye insanlar karakollarda aşağılanırken PKK mı vardı?
“Bu ülkede Kürt yoktur” denilirken PKK mı vardı?
Evimize girip Annemle, Babamın en sevdiği Kürtçe kasetleri zorla alınıp götürülürken PKK mı vardı?
Çocuklara Kürtçe isim koymak engellenirken PKK mı vardı?
Köylerin isimleri zorla değiştirilirken PKK mı vardı?
“Kürtler, karda yürürken çıkan kart Kurt sesidir” kampanyaları yapılırken PKK mı vardı?
Kürt çocuklarına Köylerde, şehirlerde zorla, "Ne Mutlu Türküm diyene" sloganları okutulurken PKK mı vardı?
"Kürtleri yok sayan", 1925 de Şark Islahat Planı hazırlanırken PKK mı vardı?
Doğu’da yıllarca üniversite açılmayıp bir halk bilinçsiz bırakılırken PKK mı vardı?
Binlerce yıldır bu topraklarda yaşayan ve Osmanlı'da 400 yıl özerk yaşayan Kürt halkı tarih ve ders kitaplarından sadece zararlı cemiyet adı altında geçerken PKK mı vardı?
Osmanlı boyunca emirliklerle, medreselerle, kendi kimliğiyle yaşayan bir halk, Cumhuriyet döneminde bir anda “yok” ilan edilirken PKK mı vardı?
“Kürt” kelimesini söylemek bile suç gibi görülürken PKK mı vardı?
1950 de Ülkeye, Kürt tarihi ile alakalı her kitabın girişi yasaklanırken PKk mı vardı? (Belge aşağıda 👇)
1952 de Ülkeye Kürtçe mevlit eserinin dahi girişi yasaklanırken PKK mı vardı. (👇)
Bir Böreğin adı Kürt Böreği diye, börek ismini yasaklarken PKK mı vardı?
Cezaevlerinde insanlara işkence edilirken PKK mı vardı?
Diyarbakır Cezaevi’nde insanlık dışı işkenceler yaşanırken PKK mı vardı?
Kürtçe türkü söyledi diye sanatçılar sürgün edilirken PKK mı vardı?
Kürtçe kitap ve Gazete basımı yasakken PKK mı vardı?
On asır önce yazılmış Klasik İslam Tarihi kitaplarını tercüme ederken Kürt yazan yeri Türk diye çevirirken PKK mı vardı?
Kürt tarihi çalışan her akademisyeni fişleyip, ilerlemesine engel olurken PKK mı vardı? (Bir Türk olan Prof. Dr. Bekir Biçer bunu anlatıyor isteyen YouTube da baksın)
Bir halkın dili “bilinmeyen dil” diye mahkeme tutanaklarına geçirilirken PKK mı vardı?
Binlerce köy boşaltılırken PKK mı vardı?
Faili meçhullerle insanlar ortadan kaybolurken PKK mı vardı?
Kürt anneleri yıllarca mezarsız evlatlarının yasını tutarken PKK mı vardı?
Irak’ta Halepçe’de Saddam kimyasal silah kullanıp Kürtleri katlederken, Kürtlerin Irakta Özgür olmasına engel olan PKK mıydı?
Suriye’de yüzbinlerce Kürde kimlik bile verilmezken, siz buna alkış tutarken PKK mı vardı
Kürtler kendi ana dilinde eğitim isteyince “bölücülük” denilirken PKK mı vardı?
Bir halkın varlığını kabul etmek yerine sürekli inkâr siyaseti yürütülürken PKK mı vardı?
Kürtlerin Doğu da Kurtuluş için, İslam için, Vatanları için on binlerce Kürt Sarıkamışta donarak ölürken, Urfa'da, Bitlis'te, Van'da, Muş'ta şehit olurken, bunları yok sayıp, Sadece zararlı cemiyet altında zikrederken PKK mı vardı?
Bu maddeleri saysam daha bitmez ancak siz daha fazla okumazsınız diye burada bitirirken:
Sorun sadece bir örgüt olsaydı, neden inkâr politikaları ondan çok önce başladı?
Mesele asimilasyon ve inkar değilse neydi? Dil mi? Kimlik mi? Tarih mi? Var olmak istemek mi?
Bir halkın adını yok sayarsanız, dilini yasaklarsanız, hafızasını silerseniz, acılarını inkâr ederseniz…
Sonra dönüp sadece sonucu konuşamazsınız.
Önce yüzleşmek gerekir. Çünkü inkâr edilen her acı, büyüyerek geri döner.
33 YILIN UTANCI
Ekranlar an be an, canlı yayında aktarıyordu her şeyi.
“Dine hakaret var!” diye bağıranlar Madımak Oteli’nin dört bir yanını sarmıştı.
İçeride Aziz Nesin, Metin Altıok, Behçet Aysan, Asım Bezirci, Nesimi Çimen, Muhlis Akarsu, Hasret Gültekin ve 27 can daha vardı. Bütün memleket izliyor, o kapıya engel olacak, o güruhu oradan dağıtacak tek bir kolluk kuvveti dahi görünmüyordu.
Ellerinde benzin bidonlarını göstere göstere binaya dayandılar. “Yakın!” sesleri arasında koca bina alevlere teslim oldu. Bu korkunç kalabalığa göre insan yakmak, “cennet”in kapılarını açan bir anahtardı.
Emniyet dışarıdan sadece seyretti. Alevler yapıyı sardığında artık çok geçti. 33 insan dumanla, alevle, korkuyla soluksuz kaldı. O dumanın içinden son anda çıkabilen tek isim Aziz Nesin oldu.
Onlar kimdi?
Kalemdi, bağlamanın teliydi, dönülen semah ve hakikatti. Alevi inancının ozanları, memleketin ortak hafızasıydılar. Banaz’lı ulu ozan Pir Sultan Abdal’ı anmak için Sivas’taydılar.
Metin Altıok karanlığa karşı şiir yazıyor, Behçet Aysan dizelerini insanlara okuyarak paylaşıyordu. Muhlis Akarsu, Nesimi Baba ve Hasret Gültekin bağlamalarının tellerine dokunup Hakk’ın divanında insanları hakka çağırıyordu.
Semaha dönmeye gelmiş genç kızlarımız da oradaydı. Yüzlerindeki gülümseme ateşin yakıcılığında buz kesti. Büyük bir umutla geldikleri Sivas’ta semahları alevlerin içinde yarım kaldı.
Koray ve Menekşe
Aralarında 14 yaşındaki Menekşe Kaya, elinden tuttuğu 12 yaşındaki kardeşi Koray vardı.
Halk oyunları ekibiyle gelmişlerdi Sivas’a. Menekşe ablalık ediyor, Koray ablasına bakıp semaha özeniyordu. Umutları aynı çantadaydı; korkuları aynı alevde kül oldu.
33 canın en küçüğü onlardı. Çocukluğu bölüşemediler, ölümü bölüştüler. Ailelerinin yüreğine kazınan bir acı olarak kaldılar. İki kardeş bu dünyadan birlikte göçtü, hafızalara da yan yana kazındı.
Menekşe soldu, Koray büyümedi. Adları Sivas’ın dumanında yan yana kaldı.
33 yıl sonra ne değişti?
Zaman geçti, kıyıma dair dosyalar tozlandı. Bu kıyımcı kalabalıktan bazıları aklandı, bazıları “zaman aşımı” denilerek evlerine yollandı. Oysa bu vahşete kurban giden 33 can ve otel çalışanı iki emekçi, evlerine bir daha asla dönemedi.
Acıyla anıyoruz.
Çünkü unutmamak, acının ilk merhemidir. Sivas’ta yanan otel, Türkiye’nin birlikte yaşama umudunu, farklı inanç ve kimliğe tahammülünü, aydınların ve sanatçıların dokunulmazlığını da küle çevirdi.
...O ateş hâlâ sönmedi. Her 2 Temmuz’da içimizi yakmaya devam ediyor...
Ferhat Tunç
LGS sınavı da YKS sınavı da artık proje öğrencilerin performans yaptıkları sınavlar oldu.Ana sınıftan itibaren öğretmen tercihi özel okul özel ders vs ile proje olarak yetiştirilen öğrencilerin derece yaptıkları sınavlar oldu.Eskisi gibi yoksul mahallerde ve kırsaldaki öğrencilerin iyi okullara girmesi artık bir mucize,yani velhasıl her şey çok vahşi ve sınıfsal
“Kürt kadın ve erkekler toplumsal düzeyde eşit haklara sahiplerdi. Kürtlerde eski çağlara uzanan bir gelenek vardı.
Herkes ağırlıklı olarak tarımsal işlerle uğraşır. Kuraklık vb nedenlerle bir kabile buğdaysız kalınca diğer kabile buğday temin eder ve mağduriyet çözülürdü.
Kürtlerde yardımlaşma ve dayanışma ilerici fikirlerini ortaya koyuyor. Buğdayı ödünç alan kabile, aldığı buğdayı bir yıl sonra iade eder. Yardımlaşma kültürü zamanla toplumsal karaktere dönüşmüştür.”
E.B Soane
Devlet Bahçeli uzun zamandır siyaset olsun diye konuşmuyor. Rejimin kodları üzerinden titizlikle söz kuruyor. Bir lafını çok tartışmadık. Ne demişti? Bir tane de Alevi CB Yardımcısı olmalı. Olanları bu söz üzerinden de okumak lazım.
küflenmiş bir ekmek gibi kokuyor bu şehrin koltuk altları herkes kendi ihanetine dönüyor ve herkes bir kez arıyor kendi ihanetinin içinde kocaman adamlar ve kadınlar kahkahalarında saçları daha yeni kıvama gelmiş çocukları önce doğurup sonra boğuyor lar .
Kürt hareketinin sertliğini hafife alıyorlar; asırlık isyanlar ve faili meçhul cinayetler hafızamızda taptaze. Bağlı olduğumuz ideoloji köklerimizi öyle sağlamlaştırıyor ki, bizi öfkeli ve kindar birer demokrat kılıyor...