Şimdiye kadar üretilmiş en ayrıntılı insan hücresi 3D rekonstrüksiyonlarından biri...
Bu görsel, X-ışını tomografisi, nükleer manyetik rezonans (NMR) ve kriyo-elektron mikroskopisi verilerini birleştirerek, tek bir ökaryotik hücrenin içinde sıkışmış olan şaşırtıcı moleküler karmaşıklığı ortaya koyuyor.
Dışarıdan basit görünen şey, aslında moleküler makineler, zarlar, proteinler ve organellerin hepsinin birlikte çalıştığı inanılmaz derecede yoğun bir dünyanın ta kendisidir.
Bu sadece bir hücre. Ve vücudumuzda tahminen bunun gibi 30 trilyon hücre var.
Bütün hücreler birbiriyle haberleşiyor, beraber çalışıyor.
Gel de Yaradan'a inanma.
“Yüzden fazla insan ibadet anında, secde ederken gömülecek tek bir ceset bile kalmayacak şekilde parçalara ayrıldı.
Eğer Müslüman ümmeti gerçekten var olsaydı; bu durum Türkiye gibi ülkeler için bardağı taşıran son damla olurdu.”
İngiliz politikacı ve yazar George Galloway:
Yüz kişi ve daha fazlası... Ibadet halindeyken, sabah namazını kılarken kelimenin tam anlamıyla kıymaya dönüştüler.
2000 librelik bir Amerikan bombasının düşmesiyle tek bir bütün vücut bile kalmadı. Namaz ibadetinin tam ortasında düştü ve kelimenin tam anlamıyla yok etti; parçalara, şeritlere ayırdı.
İnsanlar o sabahın erken saatinde ibadetteydi. "En karanlık gece, şafaktan hemen önceki andır" derler. Bu, son "en kötü katliam"dan bu yana yaşanan en kötü katliamdı; yerini ve adını zaten unuttuğunuz, Batılı ülkelerdeki iktidar sahiplerinin ise zaten en başından beri hiç bilmediği o son katliam...
el-Ahli Hastanesi katliamını hatırlıyor musunuz? Zühûr Katliamı'nı hatırlıyor musunuz? Neredeyse hiç kimse hatırlamıyor. Katliam üstüne katliam...
Şimdi, eğer Müslüman dünyası, Müslüman ümmeti gerçekten var olsaydı; bu durum kesinlikle bardağı taşıran son damla olurdu. Yüzden fazla insan ibadet anında, secde ederken gömülecek tek bir ceset bile kalmayacak şekilde parçalara ayrıldı. İnsanlara kelimenin tam anlamıyla insan kıyması dolu plastik poşetler teslim edildi.
Bu durum Türkiye gibi ülkeler için bardağı taşıran son damla olmaz mıydı? Suudi Arabistan gibiler için, Gazze'nin komşusu Mısır için, Filistin'in komşusu Ürdün için bardağı taşıran son damla olmaz mıydı? bardağı taşıran son damla olmaz mıydı?
Israel is the only country in the world that can bomb 9 countries and invade 3 neighboring countries in one year; kill 100,000 people—including 25,000 children—in 1,000 days; displace nearly 6 million people in 3 countries; starve 2 million people in Gaza; violate Geneva and Vienna Conventions, international law, human rights, and state sovereignty; kidnap, rape and torture children and women; shoot, imprison and murdering; and still be perceived as the victim.
Bir takipçimin yorumu. Takdir sizin!
***
Bir ev düşün.
Sabah çocuk kapıdan çıkıyor. Anne derin bir nefes alıyor:
“Okula gitti, kurtuldum.”
Aynı çocuk okul kapısından giriyor. Öğretmen içinden geçiriyor:
“Akşam olsa da kurtulsak.”
Çocuk gün boyu iki kapı arasında dolaşıyor.
Birinde yük, diğerinde kalabalık.
Kimse onu istemiyor gibi.
Kimse açıkça “git” demiyor belki ama kimse “kal” da demiyor.
İşte mesele burada başlıyor.
Bu çocuk aç değil.
Bu çocuk çıplak değil.
Bu çocuk cahil de değil.
Ama bu çocuk sahipsiz.
Sahipsizlik ne yapar?
Sahipsizlik çocuğu hemen bozmaz.
Önce sessizleştirir.
Sormaz
İtiraz etmez
Dikkat çekmez
Sonra yavaş yavaş şunu öğretir:
“Ben olmasam da olur.”
Bu cümle yerleşti mi, gerisi çorap söküğü gibi gelir.
Aile neyi kaçırıyor?
Aile şunu zannediyor: “Çocuğum okulda, güvende.”
Hayır.
Çocuğun bedeni güvende olabilir ama zihni boşta.
Zihin boşta kaldığında:
Telefon doldurur
Algı doldurur
Kimlik satıcıları doldurur
Uyuşturucu doldurur
Radikal fikirler doldurur
Aile sonra şaşırır: “Biz nerede hata yaptık?”
Cevap acıdır: Çok erken rahatladınız.
Okul neyi kaybetti?
Okul artık çocuk için:
Merak edilen bir yer değil
Güvenilen bir yer değil
Dinlenilen bir yer değil
Okul, sadece:
Not
Sınav
Yoklama
Bu kadar.
Öğretmen yorulmuştur, evet.
Ama çocuk bunu bilmez.
Çocuk şunu hisseder:
“Bu adam da beni istemiyor.”
Bir çocuk iki yetişkinden de aynı hissi alırsa, üçüncü bir yere gider.
O üçüncü yer:
Sokak olabilir
Ekran olabilir
Çete olabilir
Para olabilir
Ama asla masum olmaz.
En büyük yanılgı
Herkes diyor ki: “Bizim zamanımızda böyle değildi.”
Evet, değildi.
Çünkü o zaman çocuk:
İsteniyordu
Fark ediliyordu
Birinin umurundaydı
Şimdi çocuk sadece yönetiliyor.
Yönetilen çocuk bağlanmaz.
Bağlanmayan çocuk savunmaz.
Savunmayan çocuk satılır.
Bir çocuk, istenmediği yerde ya kabalaşır ya kaybolur.
Bugün kabalaşanlar:
Öğretmen dövenler
Kuralla alay edenler
Bugün kaybolanlar:
Kimliksizler
Umursamazlar
“Bana ne” diyenler
Aynı hikâyenin iki sonucudur.
Bu çocuklar bozulmadı.
Bu çocuklar boş bırakıldı.
Ve boş bırakılan her alan, bir gün mutlaka başkası tarafından doldurulur.
Baba ve öğretmen otoritesinden yoksun büyüyen nesiller kimi örnek alıyor?
İbn Haldun, Mukaddime’sinde “Mağlûbun, galibi taklit etmeye düşkün olması hakkında” bir bahis açar ve son derece can alıcı tespitlerde bulunur:
“Nefis, kendisini yenen ve boyun eğdiren kimsede daima bir üstünlük bulunduğuna inanır. Bu sebepledir ki mağlûbun, galibi her hususta taklit ettiğini görürsün: Giyiminde, bindiği araçta, silahında; bunların kullanımında ve biçimlerinde; hatta diğer bütün hâl ve davranışlarında.
Nitekim bu devirde Endülüs’te Celâlika (Kuzey İspanya’daki Hristiyan) kavimleriyle olan hâl böyledir: Endülüslülerin elbiselerinde, alametlerinde, pek çok âdet ve yaşayışlarında, hatta duvarlarda, yapılarda ve evlerde resim ve tasvir yapma geleneğinde bile onlara benzediklerini görürsün. Hikmet gözüyle bakan bir kimse bunun istilâ ve hâkimiyet alametlerinden olduğunu bilir. Emir ve hüküm Allah’ındır.”
Konumuzla doğrudan ilgili olan tespit ise şurasıdır:
“Bunun benzerini çocukların babalarıyla, öğrencilerin öğretmenleriyle olan ilişkilerinde de gözlemle: Onların sürekli babalarına ya da öğretmenlerine benzediklerini görürsün. Bunun tek sebebi, kemali onlarda görmeleridir.”
Bugün çocuklar evde baba otoritesiyle, okulda öğretmen otoritesiyle karşılaşmıyorlar. Hâlbuki insan tabiatı itibariyle güce meyleder; hayranlık duyduğu, üstün gördüğü şeye benzemek ister. Modern psikolojide Albert Bandura’nın Sosyal Öğrenme Teorisi de bu tespiti teyit eder. Bandura’ya göre çocuklar davranışları gözlem yoluyla öğrenir; baba veya öğretmen gibi olumlu rol modeller yokluğunda ise medya ya da akran çevresi gibi alternatif figürleri taklit ederler.
Ben tanıdığım çocukların çoğunun babasını ve dedesini de tanırım. Eskiden babasının adeta bir kopyası olan çocuklara sıkça rasatlardım. Hal hareket ve tavırlarında bu benzerlik açıkça görülürdü. Bugün ise bu bağ kopmuş durumdadır. Lakin baba evin merkezinden, öğretmen okulun mihverinden çekilince, çocuk için güç merkezi arayışı ortadan kalkmıyor; bilakis eksen değiştiriyor ve maalesef çoğu kere merhametten ve ahlaktan yoksun mecralara kayıyor.
İbn Haldun’un asırlar öncesinden işaret ettiği bu hakikat bugün de değişmiş değildir: İnsan galibin, güçlü gördüğünün ve kemal atfettiğinin peşinden gider. Bu sebeple yapılması gereken, kötü örnekleri merkeze alarak babalık ve öğretmenlik makamının içini boşaltmak değil; kemali temsil eden, ahlak ve merhameti şahsında birleştiren, taklit edilmeye layık baba ve öğretmen figürlerini etmek, öne çıkarmaktır. Aksi hâlde çocuklar yine birilerini örnek alacak; fakat bu örnekler onları ihya ve inşa etmeyecek, bilakis işgal ve iğfal edecektir.
Bir insanın Müslümanların hayrını isteyip istemediğini anlamak için, tarihin bu merhalesinde birbirinden ayrılamaz üç öncelikli miyarımız var:
•Mescid-i Aksâ davası bir mi'yardır,
•Doğu Türkistan meselesi bir mi'yardır,
•Suriye devrimi bir mi'yardır.
Bu üç meselenin herhangi birinde mazlum ayırandan ve sahadaki kahramanlara dil uzatanlardan hayır gelmez.
Yarın Gazze'de barış olduğunda, bütün dünyanın hâlâ İsrail'in kuklası olduğunu unutmuyoruz. Bütün kurumların, devletlerin bu sermayenin esiri olduğunu unutmuyoruz. Yarına kadar değil ölene kadar boykota devam ediyoruz. Kılıçları biliyor, kalemi keskin tutuyoruz.
States fail; the people respond. Ordinary people cover for this shame. Israel will vanish, but this organized genocide will never be forgotten.
#SumudForGaza
Müslüman devletler ne yapmalıydı?
1. Gazze'nin kurtuluşu ve soykırımın önlenmesi için her ülkeden katılımın olacağı bir işbirliği grubu kurmalıydı
2. ABD'ye karşı toplu, net ve kararlı bir tavır ortaya koymalıydı
3. İsrail ile tüm diplomatik ilişkileri kesmeliydi
4. İsrail ile tüm ticari ilişkileri sonlandırmalıydı
5. İsrail ile tüm askeri ilişkileri bitirmeliydi
6. Gazzeye bir şekilde gelişmiş silahlar ve silah yapım malzemesi sokmalıydı
7. İsrail ile savaşan tüm gruplara doğrudan ekonomik ve askeri yardımda bulunmalıydı
8. 57 müslüman ülkeden her birinin en az bir gemiyle katılacağı bir yardım filosunu Gazze'ye göndermeliydi
9. İsrail'in suikastlerine karşılık vermeliydi
10. İsrail'in içini her türlü yoldan karıştırmalıydı
11. İsrail'in içinde olduğu bütün uluslararası organizasyonları, müsabakaları, etkinlikleri, örgütleri, fuarları, şirketleri boykot etmeliydi
12. Sadece soykırım yayını yapacak ve İsrail'in vahşetlerini anlatacak uluslararası bir medya platformu kurmalıydı
13. İsrail'e giden tüm deniz yollarını kapatmalıydı, hiçbir limanını, deniz yolunu havayolunu, karayolunu kullandırmamalıydı
14. İsrail ordusunda görev yapan tüm çifte vatandaşları soykırımdan yargılamalıydı
15. İsrail ile ilgili ülke içinde ve dışında binlerce dava açmalıydı. İsrailli yöneticiler ülkelerinden dışarı çıkamamalıydı
16. İsraile giden sivil yardım konvoylarına askeri koruma sağlamalıydı
17. İsrail bir devlete saldırdığında toplu olarak acil karşılık vermeliydi
18. Petrol ambargosunu bir seçenek olarak değerlendirmeliydi
19. Trump-Netanyahunun sözde barış görünümlü Filistini işgal ve soykırımı meşrulaştırma planını kesin bir dille reddetmeliydi.
20. Son çare olarak Gazzeye ortak bir askeri savunma ve barış gücü göndermeliydi
Kardeşlerim, sevinin, başlar yüksekte!
Ölsek de sevinin, eve dönsek de!
Sanmayın bu tekerlek kalır tümsekte!
Yarın, elbet bizim, elbet bizimdir!
Gün doğmuş, gün batmış, ebed bizimdir!
#MyAgendaSumud
“Benim Gündemim Sumud!”
🚨URGENT: Israeli warships are boarding and comms are going dark! They are closing in on the other vessels. Use your voice and keep your eyes on the #GlobalSumudFilotilla https://t.co/xOJRdmnXUz
Kur’an’da psikolojiye dair çok dikkat çekici ayetler var. İnsanın ruhunu, korkularını, umutlarını ve sabır sınavlarını öyle incelikle anlatıyor ki modern psikoloji kitaplarıyla kıyaslayınca insan hayrete düşüyor. Birkaçını sizlerle paylaşmak istiyorum.
Gazze'ye hiç bir şey yapamıyoruz, anladım.
Dünyanın lanetlileri birleşip İsrail diye bir şeytani sistemi kurdu ve başa çıkamıyoruz, anladım.
İsrail'in arkasında tüm Batının teknolojik, askeri ve ekonomik gücü var o yüzden Müslümanlar olarak çaresiziz anladım.
Peki efendiler! BAE'nin tek başına Sudan halkını hayvan yemine muhtaç etmesine hiç mi söyleyecek sözümüz yok!
Sudan için canı acıyan, dua eden, yardım edenimiz var mı, o da yok!
Çünkü haberimiz bile yok.