🚨Fetö terör örgütü lideri gbrn fettullah gülen'in cenazesinin en başında saf tutan;
Fetöcülerin sözde TSK imamı firari Fetöcü Hamdullah Öztürk, yeni açıklamasında yine Cübbeli Hoca'yı hedef aldı.
Sahte şeyhlerin trolleri ile aynı ağzı kullanarak Cübbeli Hoca'ya kinini kusuyor.
Ne tesadüftür ki Cübbeli Hoca yıllar önce dinler arası diyalog aleyhine konuşmalar yaptığında yine birileri onu "Müslümanlarla niye uğraşıyorsun?" diye tenkit ediyordu.
Sizce bu firari Fetöcüler neden hep Cübbeli Hoca'yı hedef alıyor da İsmailağa heyetinin uydurduğu sahte şeyhliğe toz kondurmuyor?
Şimdi biz Cübbeli Reis'i desteklemezsek başımıza taş yağar.
Sen çok yaşa Cübbeli Reis.
Türkler katil ve suçludur.
Birçok büyük Yunanlıyı katlettiler.
Ali Hamenei İran Yüksek Lideri
Onun için ağlayan Türk değil...
kılık değiştirmiş bir İranlıdır.
GÖRELE BELEDİYE BAŞKANI'NIN YARGILANDIĞI "CİNSEL TACİZ" DOSYASININ MAĞDURU TUANA ELİF GÜLÜŞAN TORUN SORUŞTURMASINDA YENİ GELİŞME:
💥💥SAVCILIK İDDİANAMESİNE GÖRE BU DOSYA BASİT BİR TRAFİK KAZASI DEĞİL💥💥💥
O ŞOFÖR "OLASI KASTLA ÖLDÜRME" SUÇUNDAN YARGILANACAK
📌Görele ilçesinde, eski belediye başkanının yargılandığı cinsel taciz dosyasının mağduru olan 16 yaşındaki Tuana Elif Gülüşan Torun’un ölümüne neden olan trafik kazasına ilişkin soruşturma tamamlandı.
📌Giresun Cumhuriyet Başsavcılığı, olayın basit bir trafik kazası olarak değerlendirilemeyeceğini belirterek şüpheli Adem Hasbaş hakkında "olası kastla öldürme" suçundan kamu davası açtı.
İddianamede; şüphelinin
1- Olay anında 1,97 promil alkollü olduğu
2- Araçta alkollü içeceklerin bulunduğu
3- Yüksek hızla seyrettiği
4- Fren izlerinin çarpma noktasından sonra başladığı
5- Kazanın ardından olay yerinden uzaklaştığı
Tespitini yaptı.
İDDİANAME AĞIR CEZA’YA GÖNDERİLDİ
YANİSİ ŞU: Savcılık, kazanın oluş şekli ve şüphelinin davranışlarını birlikte değerlendirerek dosyanın "taksirle öldürme" kapsamında kalmadığı kanaatine vardı.
Üç buçuk sene sonra çıktığı TV programında icraatının olmadığını, projelerinin olduğunu o projeleri de bulamadığını söyledi Mansur Yavaş.
Yüreğimize su serpti.
Ya projemiz de yok deseydi? 😂🤣
@mansuryavas06
Dün gece Cübbeli Ahmet Hoca, tam sekiz saat boyunca o kibirli iddiaları tek tek, santim santim çürüttü.
Sizin ömrünüzde adını bile telaffuz edemeyeceğiniz, varlığından dahi haberinizin olmadığı devasa ulema kitaplarını, orijinal Arapça ibareleriyle, satır satır yüzünüze çarptı.
Adam kütüphaneleri canlı yayına yığıp ehl-i sünnet akidesini belgeleriyle haykırırken, siz hangi akılla, hangi çapla 'Bu ilmi reddiye değil, boş konuşmuş' diyebiliyorsunuz?
Sizin bu muazzam savunmayı 'cevap' olarak görmeye ne akli seviyeniz yeter ne de ilmi kalibreniz! İlimden yoksun, amelden mahrum, tek sermayesi fitne üretmek olan cühelalar; kabul etseniz de etmeseniz de o sekiz saatlik ilmi derya, iddialarınızı yerle yeksan etmiştir.
Cübbeli Hoca’nın önünüze serdiği o ana kaynakların ağırlığı altında ezildiniz; şimdi çaresizlikten çamur atıyorsunuz.
Reddettiğiniz şey Cübbeli Ahmet Hoca değil; kapağını bile açamadığınız o kütüphaneler dolusu İslam ulemasıdır!
Kısacası; kapasitenizin yetmediği o devasa kaynaklar iddialarınızı yerle yeksan etmiştir. Sizin o cüce aklınız kabul etse ne yazar, etmese ne yazar?
O kadar ürpertici bir açıklama ki, akıl alır gibi değil.
Haham saklanmıyor bile.
Övünüyor.
Titremeden anlatıyor: İ’srail, Yemenli yüzlerce ya da binlerce bebeği kaçırmış; onları Amerikan ailelere satmak, tıbbî kobay olarak, hatta ABD ile nükleer müzakerelerde takas para birimi olarak kullanmak için.
Ve şimdi bunu söylüyor açık açık. Bir kamera karşısında. Utanmadan, pişmanlık duymadan, kompleks hissetmeden.
Bir korku filmi senaryosu sanabilirsiniz, ama hayır: Bu canlı bir itiraf, siyonizmin sistematik çirkinliğinin bir kabulü.
Annelerinden koparılıp alınan bebekler, yabancılarla gönderilen, deneylerde kullanılan, sonra unutulan.
Peki ya Fransa?
O, İsrailo-Amerikan nükleer satranç tahtasında bir figüran, bir piyon olarak hizmet etmiş. Siyonizmin kırık dökük faturasını ödemeye alışkın olanlar için iyi bilinen bir rol.
Şaşırtıcı.
⭕️MAHKEME BAŞKANI: MİLLETVEKİLİ DİYE BURADA SOYTARILIK YAPAMAZSINIZ!
- İmamoğlu. Arkadaşlarımın savunması bitmeden savunma vermeyeceğim
- CHP'li Sezgin Tanrıkulu: Sayın başkan kararınızı gözden geçirin.
- Başkan: Seyirci bölümünde bağıran kişi de çıkarın.
- Tanrıkulu: Ben milletvekiliyim.
- Başkan: Bağıranların hepsini dışarıya alın, kimlik tespitini de yapın.
- CHP'li Suat Özçağdaş: Mübaşir gelip salonu boşaltın talimatı veremez.
- Başkan: Milletvekili diye burada her türlü soytarılığı yapamaz kimse. Senin bana soru sormaya hakkın yok.
6 ay önce ortaya çıktıktan sonra kendisine verilen dosyaları ve pornografik görüntüleri servis eden Tamar Tanrıyar isimli bir kadının son derece iğrenç iftiraları üzerinden Turkuvaz grubu ve Cumhurbaşkanının yakın çevresine yönelik bir linç kampanyası başlatıldı. Elimden geldiği kadar kırıcı olmadan aslında ne olduğunu anlatmaya çalışacağım.
13 Mayıs 2023 tarihinde genel seçimlere bir ay kala Muhammed Yakut isimli bir mafya bozuntusu, yurtdışından Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın yakın çevresi ve bazı iş insanları hakkında iğrenç iftiralar paylaşmaya başladı ve bu videolar sosyal medyada FETÖ tarafından yayıldı. Yakut hakkında soruşturma başlatan İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, HTS kayıtlarını inceleyince magazinci Can Tanrıyar ve eşi Tamar Tanrıyar'ın FETÖ adına Erdoğan'a iftira kampanyası başlatan Muhammed Yakut'la yakın zaman içinde 32 defa görüştüğünü tespit etti.
Tamar Tanrıyar'ın evine yapılan baskında stüdyoya çevrilmiş bir oda ve çekimde kullanılan malzemeler bulundu. Videoda kullanılan masa, malzemeler ve odanın mimari şekli üzerinden yapılan incelemede Muhammed Yakut'un 13-14 Nisan'da paylaştığı videoların bu odada çekildiği kesin şekilde tespit edildi.
Aramada ele geçirilen deliller sonucunda Can Tanrıyar gözaltına alındı. Tanrıyar, telefonunun şifresini ise savcılığa vermedi. 30 Nisan 2023'te Can Tanrıyar tutuklandı. "Erdoğan'ı FETÖ'den koruyacağım" diye ortaya çıkıp herkese iftiralar yağdıran Tamar Tanrıyar'ın 2026 yılı itibari ile FETÖ'cü mafya Muhammed Yakut'la kurdukları ortaklık, şantaj ve yağma suçlarından 7 yıl 6 aydan 11 yıl 3 aya kadar hapis cezası istemiyle yargılanmasına devam ediliyor.
Tamar Tanrıyar'ı avucuna alan birileri ise sosyal medyada önemli bir bölümü yurtdışı hesaplardan oluşan sosyal medya ekipleriyle Muhammed Yakut ile başlattıkları operasyona kaldıkları yerden devam ediyorlar.
Erdoğan'ı FETÖ'den koruyacağını iddia eden Tamar Tanrıyar'ın evinde çekilen videonun bir bölümünü aşağıda izleyebilirsiniz. İftira içeren bölümleri FETÖ propagandasına alet olmamak için çıkardım sadece bazı önemli isimlerin geçtiği kısımları paylaşıyorum.
İşte bazı milli hesaplar da günlerdir geçmişi karanlık bu kadının kuyruğuna takılıp Erdoğan'a yönelik operasyona hizmet ettiklerini bilmeden gerçek reisçilere saldırıyorlar. Allah hepimize ihtiyacımız olan aklı fikri nasip etsin. Yakında daha fazlasını da anlatacağım İnşallah.
Bu Amerikalı cerrah, Filistinli çocukları diri diri gömen İsrailli askerlerin işledikleri vahşeti anlatıyor ürpererek:
“Diri diri gömülen çocukların çığlıkları, üzerlerine toprak dökülürken boğuluyordu.”
Bunun hesabı sorulacak, intikamı alınacak bu aş@ğılık m@hlukâtlardan!
İslam kardeşliği (ve ittihad-ı İslam) adına yıllarca azap çektikten sonra anladığım bir ders: Bizim camiadan gözüküp kesintisiz bir şekilde bizlerle uğraşanlar kesinlikle bizden değiller. Bunlar muhtelif operasyon erbabı. (Az bir kısmı da narsist ve psikiyatrik hasta). Biz aşırı derecede hüsn-ü zan etmişiz.
Hiçbir zaman, hiçbir Din düşmanıyla hiçbir kavgası, mücadelesi olmayıp tüm kavgasını Din'e imana İslam'a hizmet edenlere karşı veren mahalle erbabının "bizden" olduğunu düşünmek için saf yahut ahmak olmak gerekir.
Allah'ın cc kahrı, gazabı, lâneti operasyoncu hainlerin, münafıkların, zalimlerin üzerine yağmur gibi yağsın.
soru şu;
Van'daki bir ihaleye bile 45 firma teklif veriyor, 25 şirketin kıran kırana rekabetiyle sonuçlanabiliyorsa, CHP'li İstanbul ve Ankara Büyükşehir Belediyelerinin ihaleleri neden genelde 1 ya da birkaç firmayla yapılıyor?
Yani;
➡️REKABET neden yok!
🚨DERİN CHP’DE 37 MİLYONLUK BİLET VURGUNU: ÖZGÜR ÖZEL VE VELİ AĞBABA TÜLOV BORSASIYLA SEÇİMİ Mİ FİNANSE ETTİ?⬇️
🔴CHP'li Özgür Özel ve Veli Ağbaba’nın uzun yıllardır mütevelli heyetinde aktif olarak görev yaptığı Türkiye Tanıtım Araştırma Demokrasi ve Laik Oluşum Vakfı'nın (TÜLOV), devasa bir yolsuzluk ve şaibe çarkına dönüştüğü, ikilinin 37.4 milyon TL vurgunla seçimleri finanse ettiği iddia edildi.
🔺İzmir 15. Asliye Ceza Mahkemesi'ne hukuki bir delil olarak sunulan resmi Vakıflar Genel Müdürlüğü teftiş raporu, vakfın mali kayıtlarındaki dehşet verici ve akılalmaz yükselişi tüm çıplaklığıyla gözler önüne sererek "TÜLOV Borsası" adı verilen organize bir çarkı deşifre etti.
🔺Resmi müfettiş raporlarında yer alan verilere göre vakfın yıllık geliri normal şartlarda 2020 yılında sadece 99 bin Türk Lirası, 2021 yılında 268 bin Türk Lirası seviyesindeyken; genel seçimlerin yapıldığı ve CHP kurultay hesaplaşmalarının kızıştığı 2023 yılında tam 37.4 milyon Türk Lirası gibi astronomik bir rakama ulaştı
🔺Seçim yılı olan 2023’te toplanan 37.4 milyon liralık bu devasa gelirin, yine aynı yıl içerisinde kuruşu kuruşuna eritilerek tam 37.4 milyon lira gider olarak gösterilmesi, paranın hangi karanlık dehlizlerde ve şaibeli kurultay pazarlıklarında harcandığı sorusunu akıllara getirdi.
‼️Özgür Özel ve Veli Ağbaba'nın gölgesindeki bu vakıf, 6 Şubat depremlerinin ardından mağdur olan üniversite öğrencilerini ve seçmenleri taşıma vaadiyle "Askıda Bilet" ve "Demokrasi Bileti" adı altında milyonlarca liralık devasa bir bağış havuzu oluşturmuştu.
‼️Müfettişlerin adli makamlara sunduğu raporda, kampanya kapsamında kesildiği iddia edilen biletlerin incelenmesi sonucunda tam 19 binden fazla bilet kuponunun sisteme mükerrer, yani iki veya daha fazla kez mükerrer olarak girilerek hayali harcamalar üretildiği resmen belgelendi.
‼️Büyük vurgunun detaylarında 700'ü aşkın biletin tamamen birbirinin kopyası olduğu, yaklaşık 300 biletin ise sisteme tamamen farklı yolcu isimleri yazılmasına rağmen tamamen aynı e-bilet numarasıyla kaydedilerek bir sahtekarlığa imza atıldığı tespit edildi.
‼️Sistemdeki sahte kayıtların tespiti esnasında T.C. kimlik numaraları, telefon numaraları ve bilet bilgileri arasında fahiş uyumsuzluklar yakalanırken, protokol imzalanan otobüs firmalarının resmi defterleri ile vakfın beyan ettiği verilerin birbirini asla tutmadığı ortaya çıktı.
‼️Halkın parasıyla dönen bu devasa çarkın finansmanında sadece bireysel bağışçıların değil, aynı zamanda CHP'li yerel belediyelerin de meclis kararları alarak kamunun bütçesini kanunsuz bir şekilde bu şaibeli vakfa aktardığı ifade edildi.
‼️Vurgunun yerel yönetim ayağında ise, şimdiki Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras’ın, Bodrum Belediye Başkanı olduğu dönemde TÜLOV’a mevzuata tamamen aykırı ve hukuksuz bir şekilde iki yıllığına değerli bir yer tahsis ettiği, vakfın ise süresi dolmasına rağmen binayı boşaltmadığı gibi yıllarca tek kuruş bile kira ödemediği saptandı.
‼️Eski Muğla Milletvekili Prof. Dr. Nurettin Demir gibi üst düzey partililerin de içinde bulunduğu bu yapı, 2023'teki şaibeli CHP kurultayına kirli para trafiğiyle yön vermekle ve "Derin CHP"nin finansal operasyon merkezi olarak çalışmakla itham ediliyor.
📌Yargılaması İzmir’de hızla devam eden bu 37 milyon liralık devasa yolsuzluk dosyası, "demokrasi ve laiklik" maskesi arkasına saklanan Özgür Özel ve Veli Ağbaba , halkın ve kamunun kaynaklarını nasıl hoyratça kontrol ettiğini kanıtlayan tarihi bir vesikaya dönüştü.
📌SAMAŞ şirketi ve Kayseri Şeker Fabrikası arasında bir dava oluyor.
Dava Yargıtay’a taşınıyor.
- 2014’te Necmettin Keskin, durumu Mansur Yavaş’a iletiyor.
- Yavaş bu işi Yargıtay’da çözmesi karşılığında 1 milyon 200 binlik TL istiyor.
İster iş komisyoncu deyin ister rüşvet.
MURAT ONGUN, DURUŞMA SAVCISININ SORULARI KARŞISINDA SINIFTA KALDI.
Mahkeme salonundaki sorgular yalnızca verilen cevaplarla değil, soruların neden aynı eksende tekrarlandığıyla okunur. Dün tamamlanan Murat Ongun'un sorgusu da tam olarak böyle bir tablo ortaya koyuyor. Ongun'un kendisine sorulan sorular karşısındaki cevapları incelendiğinde duruşma savcısının rastgele sorular sormadığı, aynı konuya farklı tanık beyanları, farklı tarihler ve farklı olaylar üzerinden defalarca döndüğü görülür. Bu da iddia makamının yalnızca tek bir cümleyi değil, anlatının bütünlüğünü sınamaya çalıştığını gösterir.
Duruşma savcısı ile Ongun arasında gerçekleşen soru-cevap bölümünün en dikkat çekici başlığı Emrah Bağdatlı oldu. Savcı, Emrah Bağdatlı'nın resmi unvanını neredeyse hiç tartışmadı. Onun yerine, "Emrah Bağdatlı sizin danışmanınız olarak biliniyordu mu? İhale süreçleriyle ilgili talepleri size aktarılıyor muydu? Haftada kaç kez iletişim koordinatörlüğüne geliyordu? 2022'den sonra da gelmeye devam etti mi? Kurumdaki çalışanlarla nasıl bir ilişkisi vardı?" sorularının peşine düştü.
Bu soruların ortak noktası açık. Savcı, resmi sıfatı değil, fiili ilişkiyi anlamaya çalıştı.
Ongun ise cevaplarında sürekli, "Resmi danışman değildi. Aramızda herhangi bir protokol yoktu. Danışman olsaydı belgesini sunardım" şeklinde başka bir strateji izleyerek ifadelerini tekrar etti. Oysa savcının sorduğu soru tam olarak bu değil. Nitekim soruların ilerleyen bölümünde Fatoş Pınar Türker'in "Murat Bey bana Emrah benim danışmanım dedi" yönündeki beyanı hatırlatıldı. Ongun buna karşılık "Emrah kendisini benim danışmanım diye anlatmış olabilir" cevabını verdi. Savcı ise hemen araya girerek, "Hayır, Fatoş Hanım bunu sizin söylediğinizi ifade ediyor" diyerek soruyu yeniden aynı noktaya getirdi. Böylece sorgu, "Resmi danışman mıydı?" sorusundan çok, "Belediye içinde fiilen nasıl bir rol üstleniyordu?" sorusuna odaklandı.
Sorgunun ilerleyen kısmında savcı Signal yazışmalarına geçti. Yazışmalarda Emrah Bağdatlı'nın ihale süreçlerini takip ettiği, alt yüklenicileri sorduğu ve bazı firmalarla ilgili taleplerde bulunduğu konuşmalar gündeme getirildi. Savcı, "Bu konuşmalardan haberiniz var mıydı?" diye soruyor. Ongun ise önce yazışmaların tam olarak okunmasını istiyor, ardından "Nazlı Hanım ile Fatoş Hanım'ın yazışmalarını bilmem" diyor. Ancak aynı cevabın devamında "Pınar Hanım bana bilgi verdiyse vermiştir" ifadesini kullanıyor. Bu bölümde dikkat çeken husus, savcının "Yazışmaları biliyor muydunuz?" sorusuna doğrudan "Evet" veya "Hayır" cevabı almaktan çok, kurum içindeki bilgi akışının nasıl işlediğini ortaya koymaya çalışması.
Savcı daha sonra Emrah Bağdatlı'nın belediyeye geliş sıklığı üzerinde özellikle duruyor. "Haftada bir mi gelirdi, ayda bir mi?" diye soruyor. Murat Ongun ise "İstanbul'daysa haftada bir iki kez gelirdi. Benim odama gelirdi. Odası yoktu, benim odamda otururdu. Ben nereye taşındıysam o da oraya geldi. 2022'den sonra da gelmeye devam etti" diyor. Ardından ise bu ilişkiyi "Arkadaşımdı, çay içmeye geliyordu, sosyalleşiyordu" şeklinde açıklıyor. Savcının bu bölümde ısrarla tarihlere dönmesi de dikkat çekiyor. "Göreve geldikten bir buçuk yıl kadar geldi demişsiniz. 2022'den sonra da geldi mi?" sorularıyla zaman çizelgesini netleştirmeye çalışıyor. Bu durum, iddia makamının anlatının kronolojik tutarlılığını sınamaya çalıştığını gösteriyor.
Gökhan Köseoğlu'nun beyanları gündeme geldiğinde de benzer bir yöntem izleniyor. Savcı, "Güldem Şık'ı tanıyor musunuz? Emrah Bağdatlı ile Güldem Şık arasında böyle bir ilişki var mıydı?" diye soruyor. Ongun önce Gökhan Köseoğlu'nun güvenilir olmadığını anlatıyor. Savcı ise aynı soruyu yeniden soruyor, "Güldem Şık'ı tanıyor musunuz?" Bu kez "Tanıyorum" cevabı geliyor. "Görevi var mıydı?" sorusuna ise "Hayır" deniliyor. "Peki orada bulunma sebebi neydi?" sorusuna ise "Ben ihalelerin göbeğinde kim ne yapıyor bilmem, benim işim iletişim" cevabı veriliyor. Burada da savcının kişisel değerlendirmelerden çok bilgi alanının sınırlarını test etmeye çalıştığı görülüyor.
Savcının dikkat çekici yöntemlerinden biri de aynı olguyu farklı kişiler üzerinden doğrulamaya çalışması oluyor. Önce Fatoş Pınar Türker'in anlatımı soruluyor, ardından Gökhan Köseoğlu'nun, daha sonra Murat Abbas'ın, daha sonra Adem Soytekin'in beyanları gündeme getiriliyor. Her tanık anlatımı aslında, "Emrah Bağdatlı'nın belediye içerisindeki fiili etkisi neydi?" temel sorusuna bağlanıyor.
Muhittin Palazoğlu ile ilgili bölüm de bu bakımdan dikkat çekiyor. Savcı, Murat Abbas'ın "Sayıştay denetimini Muhittin Palazoğlu halleder" yönündeki anlatımını soruyor. Ongun ise Muhittin Palazoğlu'nun kendisine geldiğini, çevresi olduğunu söylediğini, Cumhurbaşkanı ile fotoğraf gösterdiğini ve kendisinin de bu nedenle Murat Abbas'a "Git bir konuş" dediğini anlatıyor. Ardından savcı bu kez Bayzak şirketi üzerinden başka bir bağlantı kuruyor. "Emrah Bağdatlı'nın Muhittin Palazoğlu üzerinde etkisi var mıydı? Emrah'ın yönlendirmesiyle şirketlerden ürün alındı mı? Bu etki ihale süreçlerinde de söz konusu olmuş olabilir mi?" sorularını yöneltiyor. Ongun ise buna karşılık "Ben böyle bir etkiden ziyade Muhittin'in kendince ilişki kurmaya çalıştığını düşünüyorum" cevabını veriyor. Burada da savcı, doğrudan bir suç isnadından ziyade kişiler arasındaki ilişkinin niteliğini anlamaya çalışıyor.
Bayzak şirketiyle ilgili sorular da benzer bir sorgulama mantığı taşıyor. Savcı, "Ürünler teslim edildi mi? Sevk irsaliyesi var mı? Emrah Bağdatlı ürünleri teslim aldı mı?" diye soruyor. Ongun ise "Sevk irsaliyesinin ne olduğunu bilmiyorum. Yanlış cevap vermek istemem. Bu konuda tutanakları alalım, sonra cevap verelim" ifadelerini kullanıyor. Bu bölümde savcı, doğrudan cevap alınamayan noktaları kayıt altına alırken, savunma tarafı ise bilgi sahibi olunmadığını vurgulamayı tercih ediyor.
Emrah Bağdatlı'nın yurt dışına çıkışıyla ilgili bölüm de sorgunun dikkat çeken anlarından biri. Savcı yalnızca "Bilginiz veya dahliniz var mıydı?" diye soruyor. Ongun ise cevabını soruşturmanın zamanlaması üzerinden kuruyor ve "17 Şubat'ta dosyalar alınmıştı, madem bu kadar önemliydi neden yurt dışı çıkış yasağı konulmadı?" diye karşılık veriyor. Böylece cevap, bireysel bilgi düzeyinden çok soruşturma sürecinin işleyişine ilişkin eleştiriye dönüşüyor.
Bu sorgunun bütünü değerlendirildiğinde ortaya çıkan en dikkat çekici tablo, savcının aynı soruyu farklı biçimlerde tekrar ederek belirli bir anlatının sınırlarını test etmeye çalışmasıdır. Emrah Bağdatlı'nın belediyeye ne kadar geldiği, kimlerle görüştüğü, hangi süreçlerde yer aldığı, kurum çalışanlarının onu nasıl tanımladığı, ihale süreçleriyle ilgilenip ilgilenmediği ve belediye içerisindeki görünürlüğü, sorgunun omurgasını oluşturuyor. Murat Ongun ise bu sorulara cevap verirken arkadaşlık ilişkisini, resmi görevin bulunmamasını, görev tanımının sınırlarını ve doğrudan bilgi sahibi olmadığını öne çıkaran bir savunma çerçevesi kuruyor.
Duruşma savcısı ile Murat Ongun arasında gerçekleşen soru-cevap bölümü analiz edildiğinde, savcının sorularını belirli bir plan dahilinde ilerlettiği; aynı olguyu farklı tanık beyanları ve farklı olaylar üzerinden sınadığı; buna karşılık Ongun'un aynı olayları arkadaşlık, sosyal ilişki ve resmi görev ayrımı üzerinden açıklamaya çalıştığı anlaşılıyor.
Sonuç olarak duruşma savcısı, Ongun'un beyanları doğrultusunda iddianamede yer verilen ilişkileri destekleyebilecek nitelikte cevaplar aldı ve Ongun, sözlüyü geçemeyerek sınıfta kaldı.
Türk Halk Müziği sanatçısı Handan Aydın, Aleviliği istismar eden sanatçılara ve CHP'li-HDP'li siyasetçilere tepki verdi:
"3-4 sene önce Çorum'da Kandil Baba etkinliklerine davet edildim.
Öğlen 12 oldu alana giricem, Cem evinin bahçesine masalar kurulmuş her masada alkol var. Öğlen 12'de bana saz çalacak adam sarhoştu ayakta duramıyordu.
Saat 4-5 oldu.. Herkes sarhoş. Bir Cem evinin bahçesi..
Sizin nerenizde inanç var? 4-5 sene evvel Kerbelaya türkü yapan adam bugün "hayır biz Ali'siz, biz Müslüman değilmişiz diyor.
90'larda İlk açıldığı zaman bağlama kursuna gittiğim dernekler ne ara ibadethane oldular?
Cemler evlerde yapılırmış köylük yerlerde..
Sizin hakkınızdan ben gelirim. Ben de paçaları sıvadım.. Ben de bileğleniyorum.
Siz de din iman yok! Siz Muharrem günü bile milletvekili Umut Akdoğan'la birlikte oturdunuz oraya viskinizi mezenizi koydunuz dıngır dıngır türkü dinliyorsunuz.
Ya sanatçı olun ya da bu Alevi simsarlığını bırakın. Senelerdir Alevilerin üzerinden ekmek yiyen sizsiniz. Milyoner olan sizsiniz. Bir tane fakire yardımınız yok.
Ben bu kadar çirkef bir toplum olduğunuz bilmiyordum ya..
Size Cem evi de yok! Köyler bomboş.. Okullarda çocuk sesi yok.. Okul yok
Her yer mantar gibi Cem evi. Ordan bir dernek başkanı, ordan belediyeleri götürelim.. Ordan milyonları götürelim..
Çarparlar sizi yerin altına sokarlar ne Amerika kurtarabilir ne de İsrail..
Yeter lan soyduğunuz bu halkı!
Ahlaksızlığın lüzumu yok! Ne pok yediğinizi biz söylüyoruz zaten. ama bu kadar azgınlık olmaz.."
Mardabaz Murat Ongun, yine yapmış numarasını… Aylık gelirini mahkemede 82 bin TL başkan danışmanlık ücreti, 110 bin TL İBB medya A.Ş’den huzur hakkı olarak açıklayan Murat Ongun, yıllık 4,5 milyon TL olan Acarkent’teki 4 katlı villanın kirasının yıllık peşin ödemenin kaynağı ile ilgili cevap vermeden “Kiracı olmaktan suçlanan tek kişiyim” diyerek şovunu yapmış
Hayır bir de kirasının suçlamayla ilgisi olmadığını söylemiş. Bal gibi de var!!!
Oysa eşi Zeynep Ongun ifadesinde parayı önce Murat Ongun’dan elden aldığını söylemiş sonra Rize’den hesabına yatan 4,5 milyon TL ödediği ortaya çıkmıştı.
Eşi Zeynep Ongun, Samsun’da kayınvalidesinden aldığı altınları Rize’de adını hatırlamadığı bir kuyumcuda bozdurduğunu, kuyumcunun da
4,5 milyon TL’yi hesabına yatırdığını şöyle anlatmıştı;
“Emniyet ifadesindeki çelişkiye istinaden kira ödemesinin Murat ONGUN'dan elden alınarak ödendiği beyanı hatırlatılarak Rize'den şahsi hesabına yatan 4.529.000 TL paranın hesap hareketleri
incelendiğinde hem kira ödemesinin hemde depozitonun buradan karşılandığı anlaşıldığı ve bu hususa ilişkin savunma olarak soruldu:
Zeynep Ongun: Kayınvalidem Giresun'da yaşamaktadır. Ev sahibi bir sergi yapacağı için evin kira parasını ve depozitoyu bizden talep etti. Murat bu parayı Ekrem İMAMOĞLU'ndan alıp ev kirasını ödeyecekti ancak para gecikince ve Murat'ta parayı veremediği için kayınvalidemde duran çocuğun
sünnet, kızımın doğumu ve düğünden gelen kayınvalidemde bulunan altınları alarak Rize'de bir
kuyumcuya götürdüm. Götürdüğüm kuyumcunun adresini hatırlamıyorum. Burada vermiş olduğum
altınların parası benim hesabıma havale edildi. Kuyumcu tarafından düzenlenen gider pusulasını benim imzalamam gerektiği bana söylenmedi. Bundan dolayı imzalamamış olabilirim. Hatırladığım kadarıyla
bir ay içerisinde bu para geldi. Bu gelen paranın bir kısmı ile altın aldım, geri kalanı ile hayatımızı idame
ettirdik.
"Müslümanın vatanı, şeriatın hâkim olduğu yerdir."
— Said Halim Paşa, fî 12 Zilkade 1335
Said Halim Paşa, 1864 yılında Kahire'de doğmuştur. Mısır Valisi Kavalalı Mehmed Ali Paşa'nın torunudur.
Hayatı boyunca sırasıyla Şûrâ-yı Devlet Üyesi, Yeniköy Belediye Dairesi Başkanı, İstanbul Belediye Genel Meclisi İkinci Başkanı, Âyan Meclisi Üyesi, Cem‘iyyet-i Tedrîsiyye-i İslâmiyye (Dârüşşafaka) İdare Meclisi Üyesi, Şûrâ-yı Devlet Reisi, İttihat ve Terakkî Cemiyeti Genel Sekreteri, Hariciye Nâzırı, Sadâret Kaymakamı, Sadrazam ve İttihat ve Terakkî Cemiyeti Genel Başkanı olarak görev yapmıştır.
En meşhur eserleri arasında Buhranlarımız yer alır.
Yeniköy'deki yalısında son derece kıymetli bir hat sanatı koleksiyonuna sahipti. Bu koleksiyondan bir eser, yüce Allah'ın lütuf ve kolaylaştırmasıyla bize nasib olmuştur.
Said Halim Paşa, İngilizler tarafından önce Mondros'a, ardından Malta'ya sürgüne gönderildi ve bir süre esir kampında tutuldu. Serbest bırakıldıktan sonra İstanbul'a dönmesine izin verilmedi. Bunun üzerine yerleştiği Roma'da, kiraladığı evin önünde 5 Aralık 1921 tarihinde Ermeni suikastçı Arşavir Şıracıyan tarafından öldürüldü.
Naaşı İstanbul'a getirilerek II. Mahmud Türbesi haziresinde, babasının yanına defnedildi.
Kabir kitâbelerindeki yazılar üstad Hamid Aytaç tarafından yazılmıştır.