Sayın Fidan!
Yahudi Varlığının katliamları Netanyahu ile başlamadı ki onunla bitecek. Açıkça “iyi insanlar” var diyorsunuz! İnsanın biraz olsun yüzü kızarır, yalan söylemekten çekinir!
Bu varlık 70 seneden uzun süredir Müslümanları katleden ve topraklarını gasp eden bir yapının parçasıdır. Tamamı suçludur ve “iyi insanlar” yoktur.
Bu durum sadece onlarla da sınırlı değildir; sizin ve başkanınızın dostu Trump da bu katliam çetesine dahildir, ondan önceki başkanlar ve ABD devletinin kendisi de bu çeteye dahildir.
ABD ile sınırlı da değildir; sömürgeci devletlerin tamamı da bu çeteye dahildir.
Sömürgecilerle de sınırlı değildir; bu katliama sessiz kalmakla yetinmeyip, Şarm El-Şeyh’de katliamın üstüne örtmek için sıraya girenler de dahildir.
5 milyon TL nakit parasını bankaya faize yatıran bir kişinin 32 günlük net kazancı 168 bin TL.
Allah belanızı versin.
Hem insanlları ateşe sürüklüyorsunuz.
Hem insanların ticaret yapmasını engelliyorsunuz.
Hem de zenginleri semirterek daha da zenginleştiriyorsunuz.
İslam iktisat nizamından başka bu vahşi kapitalist sistemin alternatifi yok.
Evet, Gazze halkına yalan söylediler, size yalan söylediler. Yöneticiler meydan ve mitinglerde Gazze’nin yanında olduklarını söyleyip “Aksa kırmızıçizgimizdir” dediler. Hatta daha da ileri gidip “bir sabah ansızın gelebiliriz.” diyerek işgalci varlığı tehdit ettiler. Peki ya sonra, sonra “ama önce savunma sanayimizi güçlendirmemiz, teknolojik olarak ilerlemememiz gerekir.” diye bahane ürettiler. Yöneticilerin hata ve günahlarını aklamayı kendilerine görev bilenler de aynı şeyi tekrar ettiler. “Türkiye Yahudi varlığı ile savaşa giremez, savunma sanayisi o kadar güçlü değil, ABD ve Batı’yı karşısına alır, her yerden Türkiye’ye saldırırlar.” dediler. Ama aynı Türkiye savunma sanayisini NATO’nun hizmetine sunduğunda sustular. Gördük ki bu yöneticilerin kırmızıçizgisini Gazze ve Filistin halkı belirlememiş, çizgiyi siz çizmemişsiniz Trump çizmiş.
TRUMP:
Suriye Cumhurbaşkanıyla çok iyi anlaşıyoruz.
Çok iyi bir iş çıkardı. Suriye'yi bir araya getirdi.
Girip Hizbullah'la ilgili bir şeyler yapmak istiyor. Uzun zamandır Hizbullah'la savaşıyor.
Bence çok etkili olur.
Açılış ve Konferansa Davet:
Gazze Terk Edilmesin!
Abdullah İmamoğlu'nun katılımıyla gerçekleştireceğimiz Sultangazi Temsilciliğimizin yeni yerinin açılışına tüm halkımız davetlidir.
🗓️ 25 Temmuz Cumartesi
🕘 21.00
📍Cebeci Mah. P.cad. No: 35/37 Mimoza Ofis, Kat:3 D:7
Sultangazi, İstanbul
Şura kavramı üzerinden demokrasiye meşruiyet arayanların 24yılda Türkiye’yi getirdiği nokta
İçeride:İkiyüzlü siyaset
Dışarıda:Tabi bir devlet
Ailede:Can çekişen değerler
Gençlikte:Kontrol edilemeyen kitleler
Hukukta:İktidarın hevesine boyun eğen bir anlayış
İşte Demokrasi
Abdurrahman Büyükkürükçü Hoca verdiği vaazda bugün Müslümanların en büyük eksiği olan şeyden yani Hilafet'ten bahsediyor.
#BoykotSırmaSu#Gaza#gemileridurdurun
🔴 "Size yalan söylediler. Zulüm bitmedi. Gazze'de çocuklar yanıyor."
İsrail'in Gazze'ye yönelik durmaksızın devam eden saldırılarında 4 kişilik bir aile uykuları sırasında yanarak şehid oldu.
Dünya Kupası'nı kazanıp Dünya Şampiyonu olan İspanya'nın kupa seramonisinde yaşanana bakar mısınız?
Dünyayı yöneten(!) ve belki de dünyanın en tanınan üç beş isminden birisi olan Trump, istenmemesine rağmen ısrarla o resme girmek istiyor. Yol gösterildiği halde oradan çekilmiyor.
Bu adamlar doyar mı? Bu adamlar kanar mı?
Trump ve ABD her zaman yaptıkları gibi başkalarının başarısına ortak olmaya çalışıyor.
Bizim Allah'tan korkan, sırtında un çuvalı taşıyıp çocuklara eliyle çorba yapan halifelerimiz vardı.
Şimdi ise devasa orduları, son teknoloji silahları olan ama mazluma bir bardak suyu ulaştıramayan yöneticiler var.
Güç var ama irade yok..
#Gazze
#worldchampion#WorldCupSpainvsArgentina
Dünya Kupası finalinde, Filistin ve Gazze konusundaki dik duruşuyla vicdanların sesi olan Pedro Sanchez’in ispanya’sı ile ‘‘israil’’in açık destekçisi Arjantin karşı karşıya.
Dünya kamuoyunun büyük bir kısmı İspanya’nın kazanmasını istiyor.
Bu durum dünyada ‘‘israil’’ karşıtlığının ne denli arttığını göstermesi açısından sevindirici.
Ancak bu taraftarlık, insanlığın ve özellikle Müslüman dünyasının Gazze’de yaşanan büyük zulüm karşısındaki derin çaresizliğinin bir yansıması.
Gazze’deki katliamları, çocukların çığlıklarını askeri ve siyasi güçle durduramayan dünya, adalet arayışını bir futbol maçına indirgemiş durumda.
Gerçek şu ki, İspanya kazansa bile Gazze’deki acı gerçeklik değişmeyecek.
‘‘israil’’i durduracak şey kupalar değil, somut askeri ve siyasi adımlardır.
‘‘israil’’ destekçisi bir ülkenin sadece dünya kupası finalinde yenilmesiyle teselli bulacak kadar çaresiz olmak, bu çağın içler acısı ironisinden ibarettir.
Emekli Tümamiral Cem Gürdeniz: “En büyük anti Kemalistler, ABD, Avrupa Birliği ve İngiltere’dir. Çünkü Türkiye’nin Atatürk dönemindeki 15 yıllık Türk rönesansının tekrar, tekrar etmesini istemezler.”
Emekli amirale göre o günler çok güzelmiş. Türk kimliğinin en üst kimlik olduğu, dinci ve milliyetçi kutuplaşmanın, bölünmüşlüğün yok edildiği, herkesin eşit vatandaş olduğu laik bir Türkiye’den mutlulukla söz ediyor.
Gerçek ise anlatılanın tam tersi. Bugüne kadar İngiltere, Avrupa ve ABD Kemalizmin en büyük destekçisi ve savunucuları olmuştur. Kemalizm tamda onların istediği şekilde İngiltere’yi Avrupa ve ABD’yi çağdaş ve üstün uygarlık olarak nitelendirip, Batıya hayranlıkla Müslüman halka Batılılaşma projesini zorla dayatmadı mı?
Kemalizm sömürgeci Batının ideolojisi ve değerlerinden ibaret değil mi?
Kemalizm onların büyük bir tehdit olarak gördüğü ve yüzyıllarca savaşıp yok edemedikleri Hilafeti ilga ederek onları fazlasıyla sevindiren en büyük hediyeyi vermedi mi?
Onların çizdiği ulus-devlet sınırlarını kabul ederek, ‘’yurtta sulh, cihanda sulh’’ ilkesiyle bu halkı çizilen ulus-devlet sınırlarına hapsetmedi mi?
Tam da sömürgeci Batının istediği ve planladığı şekilde Osmanlının ulus-devletlere bölünüp parçalanmasına razı olmadı mı?
Laik Cumhuriyet, anayasada, yasalarda, yönetim ve hukuk sisteminde, askeri ve sivil eğitim müfredatında, kültür, düşünce ve yaşam tarzında sömürgeci Batılıları örnek almadı mı?
Türk rönesansı dedikleri şey Batılıların düşünce ve yaşam tarzına tutsaklıktan, Batının karanlığına boğulmaktan, ve bu karanlığı aydınlık sanmaktan başka bir şey değil mi?
Laik Cumhuriyet kuruluşunda halka ne istediğini sordu mu, hayır sormadı, zorla dayattı.
Tek parti döneminde takriri sükun kanunuyla bütün aykırı sesler susturulmadı mı?
Önce asalım sonra yargılarız ifadesinde kendisini somutlaştıran bir hukuk ve insan dışılıkla, büyük zulümlerle cinayet mahkemelerinde binlerce masumu idam etmedi mi?
İslam’ı, Müslümanları ve Kürt halkını ötekileştirip kutuplaştırmadı mı? En temel insani haklarını ellerinden almadı mı? Milliyetçiliğin ve bağnazlığın kralını yapmadı mı? Devlet ile halk arasında derin bir ayrışmaya yol açmadı mı?
Eşitlikmiş. Bu ülkenin imkanlarından, yasalardan, hukuktan, ekonomiden, bürokrasiden sadece küçük laik Kemalist bir zümre yararlanmadı mı? Halkın büyük çoğunluğu bu haklardan mahrum bırakılmadı mı?
Ve daha saymakla bitmeyecek nice örnekler verilebilir.
İşte gerçekler bunlardır.
Ancak emekli amiral örneğinde olduğu gibi, zihinleri batı düşüncesi tarafından ele geçirilmiş, bu düşüncenin esareti altında yaşamaya kendini mahkum etmiş, araştırmayan, sorgulamayan, düşünmeyen, cahil, at gözlüklü, laiklik ve Kemalizm ile büyülenmiş olanların derdi hiçbir zaman hakikat olmamıştır.
Onların tek derdi hangi yöntemle olursa olsun kendi dogmatizm ve tabularını halka ve ülkeye egemen kılmaya çalışmak olmuştur.
Bilmedikleri, göremedikleri şey ise o günlerin bir daha tekrarlanmayacak şekilde geride kaldığıdır.
Bundan sonra artık hakikat kazanacak, yalan, algı ve manipülasyon kaybedecektir.
Gazze’de Oluk Oluk Kan Akıyor
Gazze’nin merkezindeki Nuseyrat Kampı'ndaki bir cenaze törenine, işgalci ‘İsrail’in düzenlediği saldırılarda sekiz Müslüman şehit oldu, 20 kişi de yaralandı.
Caddelerde akan oluk oluk kan ajans haberlerine yansımazken, sosyal medya hesaplarından milyonlarca kişiye ulaştı.
Katar, Mısır ve Türkiye’nin garantörü olduğu Trump planı kapsamında ilan edilen Ateşkesten bu yana 300 gün geçti, ancak Gazze'deki katliamlar bir an bile durmadı.
Gazze’de yıllardır süren işgal ve katliamlara karşı bol bol kınama mesajı yayımlanırken, işgalcileri durdurmak için somut bir adım dahi atılmadı.
Bir Dernek Meselesi Değil, Bir Sistem Meselesi
Son günlerde Ahbap Derneği ve kurucusu Haluk Levent hakkında ortaya atılan iddialar ve başlatılan soruşturma kamuoyunun en önemli gündemlerinden biri oldu. Altını çizerek belirtelim ki tüm bu yaşananlar yalnızca bir dernek ya da dernek başkanının yetkisini kötüye kullanma sorunu değil. Sorunun kaynağı içinde yaşadığımız laik-demokratik sistemdir.
Kapitalizm, serveti belirli ellerde toplarken insanların çoğunluğunu ise açlık sınırında yaşamaya mecbur bırakıyor. Bir yandan insanları muhtaç hâle getirip diğer yandan bu muhtaçlığı gidermek için yardım organizasyonlarını vazgeçilmez gösteriyor. Böylece adaletsiz düzeni sorgulanmayıp zaten kendinin ürettiği mağduriyetler geçici olarak hafifletilmeye çalışılıyor.
İslam ise bizlere bambaşka bir hayat nizamı sunuyor. Hepimizin bildiği üzere İslam'da zekât, fitre, sadaka ve infak sadece bireysel ibadetler değildir; Allah'ın emrettiği iktisadi düzenin parçalarıdır. Vakıflar ise bu anlayışın medeniyet hâline gelmiş şeklidir. Açın, yoksulun, yetimin ve yolda kalmışın hakkı, insanların keyfî yardımlarına değil, Allah'ın hükümlerine emanet edilmiştir. Zekat, devletin görevlendirdiği memurlar tarafından toplanır ve ayeti kerimeyle belirlenen sekiz sınıfa dağıtılır. Bu sekiz sınıf haricinde hiçbir yere harcanmaz velev ki devletin kendi ihtiyacı olsa bile. Fitre, sadaka ve infakı ise her Müslüman en yakın akrabasına ve komşusuna verir. Böylece yardımların belli bir merkezde toplanması engellenir. Bundan dolayı yoksullara ve muhtaçlara yardım etmek için para toplanmasına ihtiyaç duyulmaz.
Kapitalist sistemde olduğu gibi insanlardan para toplayarak vakıf kurulmaz. Tam tersine Müslümanların zenginleri sadaka-i cariye olarak vakıf, medrese, camî, çeşme yaptırarak bütün insanlığın hizmetine sunarlar. Çünkü Müslümanlar nezdinde her şey Allah'ın rızasını kazanmak içindir. Osmanlı Hilafet Devleti'nden günümüze gelen vakfiyeler bunun en güzel örnekleridir.
Bugün ihtiyacımız olan şey, yardım organizasyonlarının çoğalması değil; insanı insana muhtaç eden kapitalist düzenin yerine Allah'ın hükümleriyle hükmeden bir nizamın yeniden hâkim olmasıdır. Çünkü gerçek çözüm, daha fazla bağış toplamak değil; İslam'ın hayat veren hükümlerini yeniden hayata taşımaktır. Raşidî Hilâfet'in adaletini, merhametini ve nizamını yeniden hatırlamak, bugünün krizlerine verilecek en köklü cevaptır.
#AhbapDerneği
#KademeiçinTekSes
#EmeklilerCanPazarında
#Gazze
15 Temmuz ve Fetö meselesine farklı bir açıdan da bakmak istiyorum.
Gülen Cemaati, 7 Şubat MİT krizi ile başlayan sürece kadar Türkiye'de her hükümet ile uyumlu oldu.
Takiyye meselesini Müslümanların literatürüne bunlar soktular.
Kendini gizlemek, hakkı ketmetmek, delâleti ve subuti kati nasları tevil etme cüretine bunlar giriştiler.
Keyfiyeti değil kemiyeti öncelediler. İnsanları makam ve kazançlarına göre değerlendirdiler.
İslâm için hizmet ediyoruz derken, İslam'a aykırı bir çok hükmü çiğnediler, teferruat saydılar.
Gayeye ulaşmak için her yolu mübah gördüler.
Meşruiyeti şeri hükümlerde değil, farklı cenahtan insanların nazarında ve onlara hoş görünmekte aradılar.
Tüm bu anlayışı bir kültür haline getirip her şakirte aşıladılar. Tebdiri ve önlemi herşeyin üzerinde tuttular.
Gazze'de mazluma yardım götürürken neden zalim "İsrail'den" izin alınmadığını sorguladılar.
Ancak bugün yapılan her şey tersine döndü. Bütün teviller boşa düştü.
Bu yaşananlar herkes için büyük bir ibret vesikası olmalıdır.
Hakkı haykırmak yerine gizlemeyi, Allah'ı razı etmek yerine Allah'ın düşmanlarını memnun etmeyi, Müslümanlar dururken kâfirleri dost edinmeyi, ümmet dayanışması yerine dinlerarası diyaloğa çağrı yapanları görünce ne kadar da beyhude bir çaba içerisinde olduklarını anlıyoruz.
Sırat-i müstakim üzerine yürüyenler mutlaka kazanacaklardır. Doğru yoldan sapıp akıllarına göre maslahat devşirenler ise hem bu dünyada hem de ebedi alemde hüsrana uğrayacaktır.
"Her kim inanılması gereken kâideleri inkâr ederse, onun bütün amelleri boşa gider ve o âhirette kesin olarak hüsrana uğrayanlardan olur." [Maide 5]