Bir otomobili PPF kaplama yaptırıyorsunuz; 2 günde bitiyor, 100.000 TL normal.
Bir düğün için fotoğraf ve video çekimi yaptırıyorsunuz; 1 gün sürüyor, 100.000 TL normal.
Saç ektiriyorsunuz; bir günde bitiyor, 100.000 TL normal.
Bir telefon alıyorsunuz; 100.000 TL normal.
Bir saat alıyorsunuz; 100.000 TL normal.
Bir haftalık aile tatiline gidiyorsunuz; 100.000 TL normal.
Bir oturma grubuna 100.000 TL veriyorsunuz; normal.
Mutfak tadilatına 100.000 TL veriyorsunuz; normal.
Çocuğunuzun bir yıllık özel okul taksitinin küçük bir kısmı 100.000 TL; normal.
Bir diş implantı ve kaplamalar 100.000 TL'yi geçiyor; normal.
Bir otomobilin yıllık kasko ve bakım gideri 100.000 TL'yi buluyor; normal.
Işıklı bir reklam tabelası yaptırıyorsunuz; 100.000 TL normal.
Birkaç günlük fuar standı kuruyorsunuz; 100.000 TL normal.
Bir klima sistemi taktırıyorsunuz; 100.000 TL normal.
Bir mutfak dolabı yaptırıyorsunuz; 100.000 TL normal.
Bir iş makinesini birkaç gün kiralıyorsunuz; 100.000 TL normal.
Bir telefonun ekranını kırıyorsunuz; tamiri bile servetine yaklaşıyor, normal.
Ama bir avukatın; 5-6 yıl takip edeceği, duruşmalarına gireceği, dilekçelerini yazacağı, istinaf ve temyiz süreçlerini yürüteceği, sürekli mevzuat ve içtihat takibi yapacağı, mesleki sorumluluğunu üstleneceği, hata yaparsa disiplin ve tazminat riski taşıyacağı, sonucu müvekkilin hayatını doğrudan etkileyecek bir dava için istediği 100.000 TL çok geliyor.
Avukatlık ücretini saatle ölçenler, aynı mantığı diğer mesleklere uygulamıyor. Çünkü ücret; harcanan sürenin değil, bilgi birikiminin, sorumluluğun, riskin ve yılların bedelidir.
Serbest avukatlık biraz da terminatör olmayı gerektirir.
Avukatlık; hastaysan, cenazen varsa, yakının hastaysa, çocuğun doğduysa, misafirin geldiyse fark etmeksizin devam eden bir meslek demektir.
Bazı mesleklerden farklı olarak yıllık izin kullanmak diye bir kavram yoktur. Tutuklu müvekkile "hastayım" diyemezsin. Tapu tescil davasında tanıkların dinleneceği duruşmaya "misafirim var" diye katılmamazlık edemezsin.
Sabah duruşmaya girip öğle namazında sevdiğini defneden avukatlar gördüm. Evlendikten iki gün sonra, yüzlerce kilometre uzaktaki tutuklu müvekkilinin dosyası için yola çıkan avukatlar gördüm.
Serbest avukatlık sadece masa başında değil; bedenle, iradeyle ve karakterle yapılır. Bazı işler tevkil edilebilir ama bazı dosyalarda ölüm dışında hiçbir mazeret sizi kurtarmaz.
Dışarıdan bakıp avukatlık hakkında sığ ve kolay yorumlar yapanlara aldırmayın. Bu yolu seçtiyseniz, rahat bir meslek değil; mücadele mesleği seçmişsiniz demektir. Bu meslek zamanla sizi değiştirir, sertleştirir ve dayanıklı hale getirir.
Kısacası, serbest avukatlık biraz da terminatör olmayı gerektirir.
Siz kendinizi ne sanıyorsunuz?
Az önce bir Burger King şubesinde durumu olmayan bir anne kız için makine üzerinden yemek siparişi ettim. Fişi aileye verdim.
Kendi yemeğimin siparişini de ödedikten sonra beraber sıraya girdik. Benim için bir tepsi hazırlanırken aile için hazırlanmadı. Sebebini sorduğumda ise 'onlar restoranda yiyemez, onlara paket hazırlayabiliriz' cevabını aldım.
Bu rezalet üzerine yöneticiyi çağırdım. Ben yiyebiliyorken bu aile neden restorana alınmıyor diye sorduğum da yüksek bir sesle 'kurallarımız var öyle herkesi içeri alamayız' cevabını aldım.
Diğer müşterilerin de tepki göstermesi üzerine en sonunda aileye servis yapıldı. Durumu haberleştireceğimi söylediğimde ise yönetici benimle konuşmak istedi. Tek kelime özür dilemeden haklılığını savundu.
Daha önce bu şubeye hiç girmeyen, hiçbir vukuatı olmayan, sadece FAKİR oldukları için bu muameleye maruz kalan ailenin iletişim bilgilerini aldım ve yemekleri bitene kadar restorandan ayrılmadım.
Küçücük bir kızın yüzüne 'sen burda oturup yemek yiyemezsin' diyecek kadar aşağılık olan bu zihniyeti sizlerin takdirine bırakıyorum.
İstanbul Barosu'nun 5891 sicil numaralı avukatı Ahmet Rıdvan Karabekir'in 2006'da basılan, 80 başlık ve 286 sayfadan oluşan, mesleğe dair anıları: "Avukatlık Mı Dediniz?":
Ben böyle emeklilik hayalleri kurarken, en az 35 yıllık bir müvekkilim geldi. Dava gerektiren bir işi vardı. Dinledim, iki dava açılması gerekiyordu. Bunları anlattım. Masraflarını hesap ettim. “Ne dersin?” dediğimde, “Ben anlamam, ne gerekiyorsa yap” dedi. Masrafları istedim, “Beni 40 yıldır tanıyorsun, emekli maaşımı alayım, getirir öderim” dedi. Davalarını hemen açtım. Bir süre sonra geldi, emekli maaşını almış, para getirdi. Getirdiği para, benim harcadığım paranın 2/3’ü kadardı. Bunu hatırlattım. “Aman Rıdvan Bey, senin paran bende kalmaz, beni tanımış olmalısın” gibi sözler söyledi.
Hak hukuk bilen dindar bir adamdı. Çok eski bir müvekkilimdi. Patronlarının da avukatıydım. “Peki” dedim tabii. Masrafın bakiyesini getirdiğinde, mahkeme keşif kararı vermişti. Bunu anlattım, “Tamam, tamam, getiririm” dedi. Keşif paralarını cebimizden yatırdık. Keşif yapıldı, rapor lehimize çıktı, her iki dava da bitti. Kararları aldım, icraya koydum.
Bu arada da büromda yavaş yavaş tasfiyeye başlamıştım. Çok eski dosyaları imhaya başladım. Elimdeki işleri süratle bitirmeye çalışıyordum. Her kafadan bir ses çıkmaya başladı. Kimi arkadaşlar, “Elin ayağın tutuyor, neden bırakıyorsun?” demeye başladılar. Kimisi de, “Evde oturup, ne yapacaksın, sıkılırsın” dediler. “Aman birdenbire bırakma, birden bırakanlar fiziken çöküyorlar, hatta ölüveriyorlar” diyenler de çıktı. Bu hengâme arasında Anadolu yakasında uygun bir yer de buldum. Eşyamı taşımaya başladım. Elimdeki işleri de süratle eritiyordum.
Bu telaşlı günlerde aklıma birdenbire bizimkinin icra dosyaları geldi. Gidip ne olduklarına bakamamıştım. Telefona sarıldım, bizimkini buldum. Bütün paraları tahsil etmiş, işler yoluna girmiş. Hiç vekâlet ücreti ödemediği gibi masraflardan da alacağım vardı. Bunları uygun bir dille hatırlattım. “Rıdvan Bey, 10 gün sonra umreye gideceğim, umre dönüşü öderim” demez mi?
Biraz da sinirlenerek, “Benim bildiğim, hacca, umreye helalleşmeden gidilmez. Sen alacaklarımı aldın, üzerinden 5 ay geçti, beni hiç aramadın, bu nasıl umreye gidiş, bu nasıl ibadet? Ölüm var kalım var” diyecek oldum.
Bizim Umreci: “Ben ölürsem, çocuklarım gelir, sana olan borcumu öder” deyince, “… Efendi, ya ben ölürsem, benim çocuklarım, benim senden ne kadar alacağım olduğunu nereden bilecek?” diyecek oldum. “Bak onu düşünemedim” dedi.
Fena halde sinirlenmiştim, “Borcu olan hacca, umreye gidemez. Üstelik sen sana hiç ücret almadan hizmet edenin emeğini ödemeden helalleşmeden gidiyorsun” diye söylendim ve hiç yapmadığım bir şeyi yaptım, telefonu yüzüne kapadım.
Ve bu olayla anladım ki ben mesleğin sonuna gelmişim. Hemen dilekçemi yazdım. Hiç de farz olmayan bir nafile ibadete artık insanlar emek borçlarını bile ödemeden, helalleşmeden gidebiliyorlarsa, benim bu hale gelmiş bir topluma hizmetimin anlamı kalmamıştır.
İyi ki bu olayı yaşadım. Yoksa mesleği bırakmak kolay olmayacaktı.
Ona teşekkür borçluyum.
Hakkımı helal ettiğimi bir türlü öğrenemedi.
Aklımca (!) ona ceza kesmiştim.
Allah onu da ıslah etsin.
(Av. Ahmet Rıdvan Karabekir, 2006).
Okulda eğitim saatleri içerisinde meydana gelen her türlü öğrenci yaralanmasında, zararı başka bir öğrenci vermiş olsa dahi okulun kusursuz sorumluluğu vardır.
Danıştay 8. Dairesi
2021/2491 E. 2024/329 K.
Kalabalıklar. Ellerinde sopa, taş, bıçak var - yani silah. Olası bir darbede ölmesi işten değil. Mevcut kanun ve uygulamalar bu esnafa "öl" diyor.
Bir Türk vatandaşının böyle bir anda ruhsatlı silahıyla saldırganları geçmişlerine kavuşturup, karakolda basit bir ifade verdikten sonra evine döndüğü, çocuklarına portakal soyarken toplumu birkaç haşereden kurtarmanın gururuyla keyiflendiği bir ülke hayal ediyorum. Hatta ikamet ettiği ilçenin mülki amiri küçük bir taltifte bulunabilir.
Fakat mevcut Türkiye'de bu esnafın dükkanına musallat olurlar ve iş yapamaz hale getirebilirler. Çünkü işinde gücünde, kurallara saygılı vatandaşa "kork", kekolara "istediğini yap" diyen bir düzen var.
O yüzden katillerin posterlerini açıp gulu gulu diye bağırabiliyorlar.
📍Tarihin en rahatsız edici görüntülerinden biri…
1899 yılı...
Fransız sömürgesi altındaki Vietnam.
Bir Avrupalı kadın çocukların arasına para atıyor.
Çocuklar yerdeki paraları kapabilmek için birbirleriyle yarışıyor.
O an kameraya sadece bir oyun gibi görünebilir.
Ama aslında bu görüntü, sömürge dönemininin acı gerçeğini gösteriyor.
Bir taraf eğleniyor.
Diğer taraf hayatta kalmaya çalışıyor.
Tarih bazen kitaplarda değil, böyle sahnelerde anlatılır.
Ve bu görüntü, güç ile yoksulluğun aynı karede buluştuğu anlardan biri.
Geçen hafta ruhsatsız silah bulundurduğu için iki aydır tutuklu olan müvekkilin duruşmasında girdim. Savunmaya başlarken 2024 yılındaki 6136 sayılı yasa değişikliği ile şimdiki Adalet Bakanımızın o dönem İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı iken bireysel silahlanmayla mücadele kapsamında bir uygulama geliştirdiği, silah ve parçalarını bulunduran çoğu kişinin o tarihten beridir tutuklandığı, bu uygulamanın hukuki ve hakkaniyetli olmadığı minvalinde bir giriş yaptım. Tutuklunun annesi de duruşma salonundaydı hemen mesaj atmış avukat bey biraz fazla mı sert giriş yaptınız, ya hakim serbest bırakmazsa diye. Ben öğrenciyken tanıdığımız üstatların duruşmasını izlemeye giderdim ve o dönem savunmalar çok daha sert ve siyasi olabiliyordu ve insanlar acaba kaygısı yaşamıyordu. Bu ülkede adalete olan inancın bu kadar zayıflaması, bir bakanın adı geçtiği için insanların adalete erişemeyeceği kaygısı taşıması hukuk sistemimizin geldiği içler acısı durumu gözler önüne seriyor.
UYAP AVUKAT PORTAL’DA GİZLENEN EVRAKLAR VAR‼️
Ceza dosyalarının en kritik belgeleri (tahliye müzekkereleri, tutuklama - tahliye kararları, adli kontrol kararları, infaz yazışmaları, tutuklu dilekçeleri vb) avukattan saklanıyor.
UYAP'tan dosyayı takip ettiğini sanan savunma makamı, özgürlüğü doğrudan etkileyen işlemlerden habersiz bırakılıyor.
Tablo ironik:
Tutuklama kararı veriliyor, tutukluluk inceleniyor, tahliye müzekkeresi yazılıyor, infaz kurumuyla yazışmalar yapılıyor; fakat dosyayı takip ettiğini zanneden avukat bunları UYAP’ta göremiyor.
Avukat kalem kalem dolaşmak, telefon trafiği yürütmek veya fiziki dosya peşinde koşmak zorunda bırakılıyor.
Teknik sorundan çok, savunma hakkını fiilen kısıtlayan bu sistematik perdeleme, Anayasa 36. ve AİHS 6. maddelerinin açık ve yaygın ihlalidir.
📢@Adalet_Bakanlik@abBilgiIslem’e açık çağrıda bulunuyoruz:
Ceza dosyalarında savunma makamından gizlenen tüm evraklar derhal görünür hale getirilmelidir.
🔴SAVUNMA MAKAMI YARGILAMANIN DEKORU DEĞİLDİR! ⚖️
#SavunmaHakkı #AdilYargılanma #UYAP #AvukatHakları #AvukatlarınAvukatıyız
Yine bir duruşma tecrübesi:
İst 40. AslCM önünde sıramızın gelmesini tam anlamıyla 45-50 dakika kadar bekledik. Duruşmamız başladı. Usulca yerimize oturduk.
Sıra esas hakkında savunmaya gelince savunmamın hatırladığım kadarıyla 5-6 dakikasında iken
-Savcı: toparlayın
-Hakim : Avukat bey savunma hakkınızın kısıtlanmaması için size söz verdik. Ben dosyaya 2-3 duruşmadır giriyorum. Ama tüm dosyayı okudum. Size son 2 dakika veriyorum.
+Müdafii: Yaptığım savunmada dosya dışı bir savunmam oldu mu?
-H: Yok.
+M: Dosyayı ilgilendirmeyen bir şey söyledim, anlattım mı?
-H: Hayır. Ama bu uzun savunma yapacağınız anlamına gelmez.
+M: SEGBİS kaydı talep ediyorum. Biz de rahat edelim. Siz de zaman kaybetmemiş olursunuz.
-H: SEGBİS kaydına ben istediğim zaman karar veririm.
M: Biz sizi 40 dakikadan fazla bekledik. Ses etmedik. iş yüküdür, önceki duruşmalar uzamıştır, belki hakimin kusuru yoktur dedik. Zapta eksiksiz yazılsın lütfen.
H: …
+M: sizi salon önünde 45-50 dakika kadar süre ile beklediğimizi, dosya dışı ve savunma dışı bir şey anlatmadığımı söylediğinizi, yine 2 dakika süre verdiğinizi de ne kadar süre ile savunma yaptığımı da zapta geçirin lütfen.
-H: yazmıyorum. itiraz edersiniz.
+M: itiraz hakkımı nasıl kullanacağımı anlatır mısınız? Zaptı eksik hatalı ve yanlış tutuyorsunuz. Aksini nasıl ispatlayacam ki itiraz edeyim. Siz duruşmada olanları zapta yazmazsanız ben buna nasıl itiraz edecem. Bana bunu anlatır mısınız?
-H: zabıtta yazılanları ben belirlerim. Neyi ne kadar yazacağıma ben karar veririm.
+M: Siz belirleyin, siz karar verin, siz yazdırın. Ama doğru ve eksiksiz yazdırsanız gerçekleri yazdırsanız bir itirazımız olmaz. Doğru yazmadığınızda eksik yazdığınızı nasıl ispatlayacam.
-H: itiraz ederseniz.
+M: 2 dakika süre veriyorsunuz. Ve bunu da zapta yazmıyorsunuz. 2 dakika süre verdiğinizi zapta yazın ki sürenin az olduğuna itiraz edebileyim. İtiraz hakkımı kullanabileyim. Siz 2 dakika verdiğinizi ve sonra duruşmayı bitireceğinizi zapta yazmazsanız ben 2 dakika verdiğinizi nasıl ispatlayacam. Nasıl itiraz edecem.
-H: istinafa başvurursunuz.
+M: zaptın aksini istinafa nasıl ispatlayacam.
-Hakim: o sizin sorununuz.
+M: peki yazdıklarınıza itiraz ediyorum. İtirazımı zapta yazın lütfen. bana iki dakika süre vermenize ve savunmamın dosya dışı olup olmadığı esas ile ilgili olup olmadığı sorularına evet dosya ile ilgili ve esas ile ilgili savunma yapıyorsunuz şeklindeki ikrarınızı ve ama bu sınırsız değildir demenizi sizi 40-50 dakika kadar beklediğimizi dair sözlü itirazlarımı içeren beyanımızı zapta yazdırmadığınız için itiraz ediyorum. Ve bu itirazımızı lütfen zapta yazın.
-H: yazmıyorum. 2 dakikan var. Sonra bitirecem. Daha fazla uzatırsan duruşmaya ara veririm. Ertelerim.
Karar aşaması:
Katılan/sanık avukatı olduğumuz dosyada karşı tarafa ceza verilmesine rağmen vekalet ücretine hükmetmeyince
+M: karşı taraf ceza aldıysa katılan olarak vekalet ücreti hakkımız doğdu. Ama vekalet ücretine dair karar yazmamışsınız.
-H: yazmamışsam vermemişimdir. İstinafa başvurabilirsin.
+M: Bu duruşmayı yapmak için maaş alıyorsunuz ama değil mi? Peki bizim vekalet ücretini niye vermiyorsunuz. İstinafa başvururum da kararınızı yüzünüze de eleştireyim istedim.
-H: istinafa başvurabilirsiniz.
+M: İstinafa başvuruyorum. …. gerekçeleriyle istinaf başvurusu yapıyorum. Lütfen istinaf başvurumuzu zapta yazarak tespit edin.
-H: ben zaptı kapattım. Dilekçe ile başvurabilirsiniz.
+M: daha duruşmadayız. Ve kanun açık beyanımı zapta yazmak zorundasınız.
-H: Daha fazla ısrarcı olursan güvenlik çağırırım tutanak tutarım.
+M: lütfen çağır ve tutanak tut. Ama yeterki olanları yaz. Yeterki doğru tutanak tut.
-H: duruşma bitti, lütfen dışarı çık.
M: CMK yı öğrenmeden duruşmaya çıkıyorsunuz, karar veriyorsunuz.
H: siz CMK öğrenmeden avukatlık yapıyorsunuz.
…
Sn @istanbulCBS@abakingurlek@adalet_bakanlik usule uygun tespit için tüm duruşmaların SEGBİS ile kayıt altına alınarak usulünce tespiti zorunlu hale getirilmeli.
🚨SAVUNMAYA CEZAEVİ KİLİDİ!
Adalet Bakanlığının basına sızan yeni düzenleme hazırlığı, avukatların müvekkilleriyle cezaevi görüşmelerine kısıtlamalar içeriyor.
📌Avukatlara şeklen şüpheli muamelesi anlamına gelecek ek güvenlik kontrolleri yolda!
📌Görüşme izin ve düzeninin idare keyfine bırakılması söz konusu!
"Güvenlik" bahanesiyle başlatılan bu hazırlık, savunma hakkına ve mesleğine açık bir saldırıdır!
Bir kez daha hatırlatıyoruz: Avukat, cezaevinde "ziyaretçi" değil, yargının kurucu unsuru olan savunmanın bağımsız temsilcisidir.
Savunma makamını idarenin mesai saatlerine ve bürokratik engellerine hapsetmek, doğrudan vatandaşın adil yargılanma hakkını gasp etmek demektir.
Avukat Hakları Grubu olarak uyarıyoruz:
Meslek onurumuza ve en temel insan hakkı olan savunma hakkına vurulmak istenen bu prangayı KABUL ETMİYORUZ.
Hukuk devletinin altını oyan bu tehlikeli girişmden derhal geri dönülmelidir! ⚖️✊