TEPEDEN SATAMAZSINIZ, DİPTEN ALAMAZSINIZ: Vazgeçin Bu Sevdadan
Küçük yatırımcının kafasındaki en pahalı hayallerden birini konuşalım bugün: En tepeden satmak, en dipten almak.
Baştan söyleyeyim, kimse tepeden satamaz. Kimse dipten alamaz. Tepe ve dip, ancak grafik oluştuktan sonra, yani iş işten geçtikten sonra görünür. O gün ekran başındayken orasının tepe mi yoksa yolun ortası mı olduğunu ne siz bilirsiniz, ne ben bilirim, ne de yüz milyar dolar yöneten fonlar bilir. Bilseler zaten fon yönetmez, dünyayı satın alırlardı.
Peki bu saplantının bedeli ne? Rakam verelim. Otuz yıllık dönemde piyasanın en iyi sadece 10 gününü kaçıran yatırımcının toplam getirisi YARIYA iniyor. En iyi 30 günü kaçıranın getirisi ise neredeyse tamamen buharlaşıyor. Otuz yılda yaklaşık yedi bin beş yüz işlem günü var; bunun içinden 10 tanesini kaçırmak servetinizin yarısına mal oluyor.
Şimdi asıl bombayı atayım: O en iyi günlerin dörtte üçü, herkesin korkudan kaçtığı düşüş dönemlerinde veya toparlanmanın ilk haftalarında geliyor. Yani en büyük yükseliş günleri, en kötü günlerin hemen dibinde saklanıyor. Ne demek bu? Tepeyi yakalayıp satan, dibi bekleyip kenarda oturan adam, tam da o dev yükseliş günlerinde piyasanın DIŞINDA kalıyor demek. Tepeden satma hayali kurarken, servetin asıl yapıldığı günleri kaçırıyorsunuz.
Eskiler bunu tek cümleyle özetlemiş: Balığın başını ve kuyruğunu piyasaya bırak, sen gövdesini ye. Baş ve kuyruk peşinde koşan, çoğu zaman gövdeyi de kaptırır.
Sizin işiniz tepeden satmak değil, KARLI çıkmaktır. Bu ikisi aynı şey değil. Yüz liraya aldığınız hisseyi iki yüz liraya sattınız, hisse sonra iki yüz elliye gitti diyelim. Kaybettiniz mi? Hayır. Paranızı ikiye katladınız, planınızı uyguladınız, kazandınız. O son elli lira sizin değildi; o, riski taşımaya devam edenlerin parasıydı. Sattıktan sonra yükselen hisseye bakıp kahrolmak, düğünden karnı tok dönüp yolda başkasının baklava yediğini görünce üzülmeye benzer. Siz doydunuz ya, gerisi boş.
Aynı şey alışta da geçerli. Beğendiğiniz hisseyi makul bulduğunuz fiyattan kademeli alın, dibi beklemeyin. Dip diye beklediğiniz yer çoğu zaman ya hiç gelmez tren kaçar, ya da geldiğinde ortalık o kadar kan gölüdür ki elinizi tuşa götüremezsiniz. Dip, cesaretin bittiği yerdedir; orada alım yapamayacağınızı en iyi siz bilirsiniz.
Reçete her zamanki gibi basit. Alırken kademeli alın, hedef fiyat değil hedef şirket belirleyin. Satarken de tek seferde değil kademeli satın; bir kısmını yolda, bir kısmını hedefinizde. Tepeyi tutturamazsınız ama ortalamada güzel bir fiyat yakalarsınız. Ve en önemlisi: Sattıktan sonra grafiğe bakıp kendinize eziyet etmeyin. Kar cebe girdiyse işlem başarılıdır, nokta.
Mükemmel işlem diye bir şey yoktur, karlı işlem vardır. Mükemmeli kovalayan karlıyı kaçırır. Tepe ile dip, Allah'ın işidir; kul olarak bize düşen, gövdeyi yiyip şükretmektir.
Faydalı bulduysanız RT ve kaydet; sattığı hisse yükseldi diye kendini yiyen bir arkadaşınız varsa ona da gönderin, rahatlasın.
#borsa #yatırım #bist100 #alsat #finansalokuryazarlık #YatırımTavsiyesiDeğildir
Kredi Yoksa Borsa, Varsa Gayrimenkul
ABD’nin 100 yıllık verisi nettir: kira ve temettüler dahil edildiğinde borsanın toplam getirisi, gayrimenkulünkini ikiye katlar. Bileşik getirinin sihriyle bu fark, on yıllar içinde bir servet uçurumuna dönüşür.
Peki neden hem dünyada hem bizde zenginliğin ezici kısmı gayrimenkulden çıkar? Tek bir sır var — kaldıraç, yani kredi.
Az peşinat, gerisi elverişli bir kredi… İşte o zaman gayrimenkulün mütevazı reel getirisi, özkaynak üzerinde muazzam bir kârlılığa dönüşür ve çoğu zaman borsayı katlar. Ama aynı mülkü peşin parayla aldığınızda getiri vasatlaşır. Üstelik iyi bir lokasyonda kendini 10–12 yılda (120–144 ay) amorti eden bir mülk bulmak neredeyse imkânsızdır — ki sürdürülebilir yüksek kira, ancak iyi lokasyonda mümkündür.
Peki ya GYO’lar?
Yüksek kira getirisi — reel dünyada 10 yılda kendini ödeyen mülk mumla aranırken, borsada 6–7 yıllık kiralama bedeline (80–85 aylık kirasına) satılan birinci sınıf GYO’lar var.
Erişilebilirlik — normalde milyonlar isteyen prime AVM’lere, cebinizdeki birkaç bin lirayla ortak olursunuz.
Kolaylık — kiracı takibi, bakım-onarım, vergi, tadilat… Operasyonel yıpranmayla ne zamanınızı ne enerjinizi harcarsınız.
Özetle: Uygun şartlarda kredi kullanabiliyorsanız, fiziki mülk hâlâ en rasyonel servet yapma aracıdır. Böyle bir imkânınız yoksa, birikiminiz sınırlıysa — kaliteli mülkleri olan ve kira çarpanı 7 yılın altındaki #AVPGY #AKSGY #RGYAS #TRGYO gibi GYO’lar akıllıca bir tercih olur.
@itfo_ sabahtan akşama kadar yaptığımız muhabbetlerde, bi başlıyoruz, işte atıyorum üçkağıtçı mobilyacı, kazıkçı tamirci, işini yapmayan memur, yalancı galerici, düzenbaz emlakçı vs vs. Fakat finalde hep suçlu politikacılar oluyor . Toplum olarak , ahlaken çökmüşüz de haberimiz yok.