Aydın AKTAY editörlüğünde hazırlanan “Aynı Çatı Altında, Farklı Dünyalarda -Aile, Gençlik ve Kimlik” başlıklı Tezkire'nin 96. kitapçılarda ve online kitap satış mağazalarında yerini aldı.
https://t.co/0tcaDXj4kA
İsmail’in gülüşü
Bir Müslümanın “zulmün düzeni mi, adaletin bedeli mi? Kibirli mülk anlatıcısı mı, emanet şuuru mu? Sessiz konfor mu, riskli hakikat mi?” uçları arasına bir tercihte bulunması gerektiğini hatırlatan müellifimiz, kitabın sonunda sözü şöyle bağlıyor: “İsmail’in Gülüşü, bütün bu soruların ortasında yankılanmaya devam ediyor. O gülüş bize şunu hatırlatıyor: Tarih, yalnızca güçlülerin yazdığı bir metin değildir. Bazen dışlanan bir ��ocuğun gülüşü, imparatorlukların arşivinden daha kalıcıdır.”
Mehmet Nuri Yardım'ın kaleminden
https://t.co/EH7mupE8Ph
Üniversite yaşamına yeni adim atacak sevgili genç arkadaşlar; Sosyolojinin çağrısına kulak kabartıp bizi seçtiğiniz icin biz de çok sevinçliyiz. Yaşadığımız dünyayı sizlerle birlikte anlayacağız. Sizi sadece bir eğitim degil, sıcak ve samimi bir Sosyoloji ailesi bekliyor !
Sosyolojiye alışılmadık bir yoldan geldi. Bursa Işıklar Askerî Lisesi'nin ardından GATA. 1987'de hekim oldu, üç yıl askerî tabip olarak görev yaptı, sonra istifa etti.
@mkemalsan
Sevgili Tayfun hoca ile sohbetlerimizde bana şunu ifade etmişti: "Sosyoloji camiasında kendisinden 'Sakarya ekolü' olarak söz ettirecek bir noktaya erişebilir. Olmaması için bir sebep göremiyorum." Bunu bir iltifat olarak değil, bir vazife olarak aldık. Emanetiniz emin ellerde .
Türk Sosyolojisine ve bölümümüze kattığı eşsiz değerlerle hafızalarımızda müstesna bir yer edinen değerli hocamız Prof. Dr. Mehmet Tayfun Amman’ı doğum gününde saygı, rahmet ve minnetle anıyoruz.
Bilgeliği, samimiyeti ve tebessümü her zaman bizlerle...
@mkemalsan
Son dersini şöyle bitirmişti:
"Öyle bir ömür geçir ki, öleceğin vakit sen gül, herkes ağlasın."
Öyle bir ömür geçirdiniz hocam. Açtığınız yolda yürümeye devam edeceğiz.
Ruhun şad, mekânın cennet olsun Tayfun Hocam...
@mkemalsan
Sadece akademik çalışmalarıyla değil; öğrencilerine gösterdiği şefkat, yetkin yönlendirmeleri ve her şartta koruduğu mütevazı duruşuyla hepimizin hayatında derin izler bıraktı.
Geyve'deki bahçeli evinde, kitaplarıyla sade bir hayat yaşadı.
@mkemalsan
Allah'ın lütfuyla bugün kitabımın baskısı tamamlandı:
"Batı Nasıl İlerledi ve Müslümanlar Neden Aynı Yolu İzlemedi? İslami Bir Perspektiften Karşılaştırmalı Tarihî Bir İnceleme"
Üç yüzden fazla kaynağa, bunların büyük çoğunluğu Arapça dışındaki eserlere dayanarak hazırladığım bu kitapta, Batı'nın ilerlemeye ulaşmak için kat ettiği uzun tarihsel yolu ele aldım. Özellikle İngiltere'ye odaklandım; çünkü milliyetçiliğin, liberalizmin, kapitalizmin ve modern, laik, ulus-devlet anlayışının doğduğu yer orasıdır. Aynı zamanda bilimsel devrim, sanayi devrimi ve hatta cinsel devrim de bu topraklardan doğmuştur. Hollanda'da filizlenen mali devrim ise, borç senetleri, faizli bankacılık sistemi ve sömürgeci ticaret şirketleriyle İngiltere'de zirve noktasına ulaşmıştır.
Bu ilerleme, Avrupa'nın kendine özgü tarihî şartlarının, kültürünün, din anlayışının, toplumsal geleneklerinin ve şiddet tarihinin bağrından doğmuştur. Bu süreci harekete geçiren dinamiklerin temel amacı hiçbir zaman insan hayatını daha insani kılmak olmamıştır. Esas hedef, egemen elitlerin çıkarlarını gerçekleştirmekti. Bu nedenle söz konusu ilerlemenin her aşaması; dinî baskılar, yoksulların sömürülmesi, kendini üstün gören bir zihniyet, açgözlülük, hazcılık ve Afrika halklarına, Amerika'nın yerli halklarına, İrlandalılara, Hintlilere ve Çinlilere karşı işlenen ağır ahlaki felaketler üzerine inşa edilmiştir.
Martin Luther'in öncülüğünü yaptığı dinî reform hareketi zamanla dinî ve ahlaki bir gerilemeye dönüştü ve nihayet yirminci yüzyılda Batı'nın ilerleme anlayışının kaçınılmaz sonucu olan ahlaki nihilizme, özellikle de cinsel ahlak alanındaki nihilizme ulaştı.
Japonya'dan Portekiz'e, Meksika'ya kadar hiçbir ülke hem Batı tarzı ilerlemeyi gerçekleştirip hem de geleneksel ahlakını koruyamadı. İslam ülkeleri de bu gidişattan muaf değildir; bunun işaretlerini son yıllarda biz de açıkça görmeye başladık.
Bu kitap, meselenin basit bir "uygulama hatası" olmadığını göstermeye çalışmaktadır. Batı'nın bilim ve ekonomi modelini alıp onun ahlaki ve kültürel sonuçlarından kaçınmak mümkün değildir. Bu model, bütün unsurlarıyla birlikte gelir; belki hemen değil ama er ya da geç.
Kitap boyunca Batı'nın tarihî gelişim süreci sürekli İslam dünyasının tecrübesiyle karşılaştırılmaktadır. Özellikle Avrupa tarihindeki dönüm noktalarında İslam toplumunun temel belirleyici unsurunun şeriatın yön verdiği ahlak olduğu, en yüce toplumsal değerin ise adalet olduğu ortaya konulmaktadır.
Bu nedenle Müslümanların Batı'nın izlediği yolu ne kendi toplumlarında ne de keşif ve ticaret faaliyetlerinde izlemeleri mümkün de��ildi. Kitap, Müslümanların Batı'nın geçtiği yoldan neden geçmediklerini açıklayan kırk ayrı sebep ortaya koymaktadır.
Bu, hiçbir şekilde Müslüman toplumların içinde yaşadığı siyasal yozlaşmayı meşrulaştırmak anlamına gelmez. Müslümanların geri kalmasının sebepleri elbette vardır; ancak bunların nedeni Batı'nın tarihî gelişim çizgisini takip etmemiş olmaları değildir. Bu içsel sebepleri ise yazar başka bir kitaba bırakmaktadır.
Mütevazı kanaatime göre bu kitap Arapça literatüre yeni bir katkı sunmaktadır. Çünkü Batı'nın ilerlemesini insanlığın mutlaka izlemesi gereken nihai model olarak kabul etmemektedir. Aksine, Batı'nın yükselişini Avrupa'ya özgü tarihî şartların ve özellikle İngiltere ile Hollanda'da olgunlaşan süreçlerin ürünü olarak değerlendirmektedir.
Yazar, Batı'nın ilerleme tecrübesini İslami ve genel anlamda insani-ahlaki ölçülerle değerlendirmekte; onun sanıldığı kadar pembe olmadığını ve Muhammed ümmeti için örnek alınacak ideal bir model teşkil etmediğini savunmaktadır.
Buna örnek olarak, İngiliz sömürgesi Jamaika'da uygulanan korkunç bir cezayı zikretmektedir: Bir kölenin ağzına dışkı yaptırılıyor, ardından ağzı saatlerce dikili tutuluyordu.
Buna karşılık İslam tarihinden şu olayı aktarır: Abbasi Halifesi Ebu Cafer el-Mansur bir köleyi dövdüğünde, köle kendisine Resûlullah'ın (sav) bir hadisini hatırlatınca halife onu derhal özgürlüğüne kavuşturmuştur.
İslam medeniyetinde ahlaki ölçünün ne kadar belirleyici olduğunu göstermek için kitap bir başka dikkat çekici karşılaştırma daha yapmaktadır.
yüzyılın başlarında Hollanda Doğu Hindistan Şirketi'nin Asya'daki genel valisi Jan Pieterszoon Coen, muskat ticaretini tekeline almak amacıyla Endonezya adalarında etnik temizlik gerçekleştirmiş, bunun yanında çeşitli Asya halklarına karşı başka ağır suçlar da işlemiştir. Buna rağmen adına heykeller dikilmiştir.
Buna karşılık, siyasî, idarî ve askerî başarıları Coen'inkinden kat kat büyük olan Haccâc b. Yusuf es-Sekafî için Müslüman şehirlerinde heykeller yapılmamıştır. Çünkü İslam medeniyetinde tarihî şahsiyetleri değerlendirirken belirleyici olan yalnızca başarı değil, aynı zamanda ahlaki muhasebedir.
Bu fakir kul için en büyük iftihar vesilelerinden biri de, kıymetli hocam Prof. Dr. Yasin Aktay'ın kitabın takdim yazısında kaleme aldığı şu satırlardır:
"Muhtemeldir ki kitabın son sayfasını kapattığınızda yazarın bütün tezlerine katılmayacaksınız; bazı sonuçlarına itiraz edeceksiniz. Fakat eminim ki artık Batı tarihine, modernliğe, kapitalizme, laikleşmeye ve hatta kendi medeniyet tarihimize, şimdiye kadar alıştığımız o basit ve yüzeysel bakışla bakamayacaksınız. Bana göre iyi bir kitabın gerçek başarısı da budur: Sadece bilginize yeni şeyler eklemek değil; bildiğinizi sandığınız şeyleri yeniden düşünmeye mecbur bırakmaktır."
Bu vesileyle, kitabın ortaya çıkmasında ilmî, manevî ve lojistik desteğini esirgemeyen kıymetli hocam ve kardeşim Mühennâ el-Hubeyl'e en içten teşekkürlerimi sunuyorum.
Ayrıca bu kitap için takdim yazısını kaleme alma nezaketini gösteren Prof. Dr. Yasin Aktay'a, kitabın yayıncısı Dârü'l-Meârif eş-Şankîtıyye'ye ve ilim ve güzel ahlak sahibi Moritanyalı çalışma ekibine şükranlarımı arz ediyorum.
Bunun yanında, üzerimde emeği bulunan daha birçok kişiye de teşekkür borçluyum: Babam Dr. Muhammed el-Amur'a, anneme, dayım Mühendis Me'mun el-Hübeyyân'a ve eşimin amcası Fuad b. Hasan Bek el-Mesâlime'ye...
Yüce Allah'tan bu çalışmayı yalnızca kendi rızası için yapılmış samimi bir amel olarak kabul buyurmasını niyaz ediyorum. Aynı zamanda onun, aşağılık kompleksinden ve Batı'nın zihinsel tahakkümünden kurtulmuş; aidiyetini insanlığın efendisi Hz. Muhammed'e (sav) nispet etmekten onur duyan özgür bir İslamî bilgi anlayışının inşasına mütevazı bir katkı olmasını diliyorum.
🔴 Mehmet Tayfun Amman’dan bana kalanlar – 11: Bize kalanlar
"Bugün 11 Ağustos 2026. Miladi takvime göre Tayfun Hoca’n��n doğum günü. Yaşasaydı 64. yaşını dolduracaktı. Hoca’nın özel günlere karşı hatta kendi doğum gününe karşı bir ilgisi yoktu. “Ben hediye vermeyi severim ama bunun için özel günleri beklemem” demişti bir keresinde. Kendi ağzından da doğum tarihini söylediğini hiç duymadım. Sadece bir öğrencisi, Hoca’nın çokça ilham aldığı Bourdieu’den 10 gün sonra doğduğunu söylemesi üzerine doğum gününden haberdar olmuştum."👇🏻
#MilletGazetesi #KöşeYazıları #SalihCanbaz https://t.co/iGhZ7kqPfh
1991'de İstanbul Üniversitesi'nde sosyoloji doktorasına başladı. Tezi Fransız sosyolojisi üzerineydi; Bourdieu'yü Türk akademisiyle tanıştıran ilk isimlerdendi.
"Tıp zor sanılan kolay, sosyoloji ise kolay sanılan zor bir alandır" derdi.
@mkemalsan
Sosyoloji yalnızca bir bölüm değil; toplumu, değişimi ve insan ilişkilerini anlamanın bir yoludur.
Toplumu, değişimi ve insanı anlamak isteyen herkes için doğru adres:
Sakarya Üniversitesi Sosyoloji Bölümü @mkemalsan@sauitbf#TercihimSAÜ#Sosyoloji@ProfDrHamzaAl
Meslek hayatım boyunca edindiğim tecrübeye bağlı olarak, bir insanın ruhsal bakımından sağlıklı olup olmadığını gösteren iki ölçüt olduğu sonucuna vardım. Onları değişik platformlarda dile getirmeye çalıştım, aşağıdaki makalede yazdım.
https://t.co/fKeqjSd69k
Size bir soru soracağım ;
Bu Mustafa Öztürk, Dücane ve türevinden hiç Cürcani, Konevi, Kayseri, Molla Cami, Sühreverdi, Taftazani gibi felsefe tarihi kitaplarında isimleri geçmeyen metinleri ağır ama kurucu önemdeki kimseleri duyuyor musunuz ?
Yoksa varsa yoksa Farabi, Gazzali gibi felsefe tarihi kitaplarında özetleri bulunan kimselerden mi bahsediyorlar ?
Sebebi nedir biliyor musunuz ? Konu dil dahi değil. Söylemlerinin tamamı felsefe tarihi kitapları düzeyinde. O yüzden Gazzali, bilim vb konularında basit kültür tarihi ezberi basıp Ahmet Arslan'a filan saygı duyuyorlar.
Bunlar oryantalist gibi konuşuyorlar zira meseleyi felsefe tarihi metinlerinden biliyorlar zaten.
Benim hesap durmadan eriyor. Yeni takipçiler geldiği halde takipçi sayısı sürekli düşüyor. Bazıları hesaba saldır var diyor. Böyle saldırı mı olur yahu. Erkekseniz teker teker gelin. Kısacası sizden destek istiyorum.
Cenabı Allah,Kurban bayramını insanlık alemindeki tüm mustazaflara, mazlumlara esenlik ve bereket vesilesi;
tüm despot zalimler için de rezillik perişanlık vesilesi kılsın...Bayramımız mübarek olsun...