➖2 Boğaz köprüsü, 8 otoyol ve 2 de çevre yolu, 30 yıllığına özelleştiriliyor.
☀️Aylar önce haberi yabancı gazetelerden öğrenmiş ve Meclis gündemine taşımıştık.
➖Nihayet dün gece, Resmi Gazete'de ilan ettiler.
➖Sürekli eleştirdikleri, o eski Türkiye dedikleri dönemde, milletimizin vergileri ile yapılan ve kâr eden bütün işletmeleri, eserleri, değerleri haraç mezat sattılar, son olarak sıra bunlara geldi.
➖Batan geminin malları sanki!
👉 Göreceksiniz, buralara 30 yıllığına sahip olacak çoğu yabancı veya yabancı ortaklı şirketler:
➖Boğaz köprülerine, otoyollara, çevre yollarına zam üstüne zam yapacaklar.
➖Yandaşların, çetelerin, işgal kuvvetleri gibi ülkeye çöken yabancı şirketlerin kasaları dolarken, olan yine Aziz Türk Milleti'ne olacak.
➖Çeyrek asırlık devri iktidarlarında, Cumhuriyet döneminin bütün kazanımlarını sattılar.
➖Yer altında yer üstünde, ne var ne yoksa talan ettiler. Cumhuriyet döneminde verilen tüm maden ruhsatlarının 10 katından fazlasını: yandaşlara, yabancılara peşkeş çektiler.
➖Milletimizden tam 3,5 trilyon dolar vergi topladılar.
➖Gelecek garantili projelerle torunlarımızın bile
istikbalini ipotek altına aldılar.
➖Ülkeyi borç ve faiz batağına batırdılar.
💡Giderayak elde avuçta ne var ne yoksa satıyorlar.
➖Ve yapacakları bu büyük satışla, devri iktidarlarında yaptıkları borcun bir aylık faizini dahi karşılayamıyorlar.
💡Batırdılar ülkeyi!
CELAL ŞENGÖR Hoca'dan MÜTHİŞ YAZI...
Türkiye halkı kravat takar, lüks otomobillerde dolaşır, bikinili hatunları sosyetik plajları doldurur, plansız şehirlere şekilsiz gökdelenler inşaa ederek yaşanmaz hale getirir, ama tüm bu halk zenginiyle fakiriyle, şehirlisiyle köylüsüyle zır cahildir. Kendi tarihinden habersizdir. Aslında ne dilini, ne dinini bilir, ne geleneklerini tanır, ne de toplumsal değerlerinin evriminden haberdardır.
Muhteşem Yüzyıl diye televizyonlarda alkışladığı dönemde, devletinde Amerika'dan gelen gümüşün ilk enflâsyonu başlattığını bilmez (çünkü Avrupalı dünyayı keşfederken, muhteşem(!) padişahları hareminde gönül eğlendirmekte, dünyayı öğrenelim diyen Pirî Reis'in kafasını vurdurmaktadır...
O, muhteşem(!) yüzyılda Anadolu'da medrese o kadar ayağa düşmüştür ki, öğrenci haydutluğa başlamıştır (buna softa şekâveti denir). Avrupa'da ilk yenilgimizi Muhteşem(!) Süleyman devrinde aldığımız gibi (1.Viyana bozgunu 1529), Hint Okyanusuna her çıkışımızda mini mini Portekiz'den sopayı yiyip Kızıldeniz'e veya Basra Körfezi'ne tıkılışımız da bu büyük(!) padişah efendimizin devrindedir.. Yine onun zamanında dünya keşfedilirken, Hint Okyanusu'na kadırga denen sandallarla açılan ve 1554'te Hindistan'da karaya oturan büyük(!) bir amiralimiz, yürüyerek üç senede Hindistan'dan Edirne'ye gelmiş ve meşhur bir kitap (Mirât-ül Memâlik) yazmıştı. El alemin dünyayı öğrendiği bu dönemde Seydî Ali Reis gazel söyleyip, eğlence partilerini anlatmaktan başka tek bir detaylı coğrafya bilgisi toplamayı gerekli bulmamıştı...
Büyük(!) Sultanımız Süleyman'ın Fransa kralı 1.François'i hapisten bir mektupla kurtardığını okurduk mektepte. O François'nın kurduğu Collège de France bugün dünyanın en önemli araştırma kurumlarından biridir. Bizimkinin hangi kurumu ayakta kaldı? Hangi kurumunun insanlığa beş paralık bir faydası oldu?
Tek becerdiği kalıcı şey, aklı başında öz oğlu Şehzade Mustafa'yı Hürrem uğruna katlettirip, devleti bir ayyaşa teslim ederek halkının geleceğini karartmak oldu..
Artık yeter!. Bu ve benzeri rezillikleri yalanlarla bezeyip yücelten, buna karşılık bize bütün dünyada saygınlık kazandıran, aklımızı kullanıp onurlu insanlar olmamızı sağlayan Atatürk'ü aşağılayan âlim pozlu, ukala tavırlı zır cahilleri her gün halkın karşısına diken televizyon kanallarından ve gazetelerden gına geldi. Yükselen ahlaksızlık grafiğimiz kimin eseridir sanıyorsunuz? Cehalet tüm fenalıkların anasıdır. Biz de o anayı besleyip büyütüyor, onun tosuncuklarına oylar veriyoruz... Artık yeter! Memleketimde her elimi attığım yerde cehalet çirkefine bulaşmaktan bıktım...
Ayrıca, halka bilgi vermekten çok uyutmaya odaklanan, kavgalarla Reyting toplamaya çalışan, yok kuaförüm sensin, yok yemekteyiz veya temizlik benim işim gibi basit, birbirini aşağılayan, saçma sapan programlardan da bıktık, usandık, bu kanalları yönetenleri şiddetle kınıyor ve bir an önce aydınlatıcı öğretici programlar yapmalarını diliyorum.
Prof. Dr. Celal Şengör ...
🔴 Alparslan Kuytul ve Furkan Hareketine yapılan baskıya ve zulme ses olmanın aslında bu kadar basit bir sebebi var. Dinleyin!
basınaçıklamasına müdahale FurkanHareketi TekYürek
özgürlükiçin Meydandayız #pazar günaydınlar
Kurtuluş Savaşı'nda Hainler! | 30 Ağustos Zafer Bayramı Kutlu Olsun! 🇹🇷
YouTube'dan İzleyin : https://t.co/c9tC4oRGET
Mustafa Kemal Atatürk, bugünküne çok benzer şartların içinden geçmiş, hıyanetin her çeşidiyle yüz yüze gelmişti…
Anadolu fiilen işgal edilirken, aynı zamanda çeşitli "cemiyetler" vasıtasıyla içten çökertme operasyonu da devreye girmişti.
İngiliz Muhipleri Cemiyeti bunlardan biriydi. O yıllarda da İngilizlere muhabbet duyanlar, para ve güce âşık olanlar İngilizlerle el ele vermişti.
İngiliz Muhipleri Cemiyeti tek başına değildi; Kürt Teali Cemiyeti de Sait Molla ile el eleydi. İngiliz kontrolündeki Askerî Nigâhban Cemiyeti vatanseverleri yok etmekle görevliydi. Sahte imamlarla Millî direnişi kırmak için uğraşan Teali İslam Cemiyeti de İngiliz parasıyla iş çevirmekteydi. Türk Zabıta-i Hususiye Teşkilatı, İngiliz fonu ve emriyle, Mustafa Kemal’in yanında olanları "avlamakla" görevlendirilmişti.
Bugün de gerek İslam’ı, gerek Sol’u, gerekse Türkçülüğü KULLANARAK Batı ile el ele bu vatana ihanet edenler vardır. Onlara Sait Molla gibilerin sonunu hatırlatmak isteriz! İngiliz Muhibi Sait Molla ve diğer işbirlikçiler Paris’te, Roma’da, Atina’da, Kahire’de dolanmışlar; Batılı devletler adına ajanlık faaliyeti yapmış; vatansız ve şerefsiz olarak tarihin derinliklerinde yok olmuşlardır.
Mustafa Kemal Atatürk’ün naçiz bedeni toprak olmuştur; ancak düşünceleri en taze şekilde bizlere yol göstermektedir. O bizde yaşamaktadır ve bizimledir!
"Siz ölürseniz biz ne yaparız?" diyen köylüye "Atatürk sensin!" demiştir. İçinden geçtiğimiz bu günlerin gelebileceğini düşünerek yol haritasını NUTUK’ta önümüze sermiştir.
30 Ağustos Zafer Bayramımız kutlu olsun!
Banu AVAR
ALTAN TAN ve bütün Alevi Karşıtlarına:
Alevilerin ibadeti cemdir.
Alevilerin ibadethanesi cemevidir.
Alevilerin orucu Muharrem'dir, Hızır'dır.
Alevilikte, Muharrem ayında Hz. Hüseyin ve Kerbela şehitleri için yas tutulur, mersiyeler okunur.
Alevilerin kıblesi insandır.
Aleviler, Sünni yahut Şiî değildir.
Alevilerin inanç önderi Alevi dedeleridir.
Aleviler semahı ibadet olarak kabul eder.
Aleviler, ilk cemin Kırklar Ceminde gerçekleştiğine inanır.
Kırkların ceminde Hz. Muhammed, mürşiddir.
Kırkların ceminde Hz. Ali rehberdir.
İlk semah Kırkların ceminde dönülmüştür.
Kırkların cemi, Hz. Muhammed'in miracına dayanır.
İlk semahı Hz. Muhammed, Hz. Ali ve Kırklar dönmüştür.
Aleviliğe göre semahın kaynağı tavaftır.
Tavaf, Kur'an'da ilahî bir buyruktur.
Aleviler, Hz. Muhammed ve Hz. Ali cem ibadeti yaptığı için cem ibadeti yaparlar.
Alevilikte kutsal metinler; deyişler ve nefeslerdir.
Alevi ibadetlerinde kadın ve erkek birlikte Hakk'ı zikreder.
Kadın ve erkek birlikte ibadet etmek, Hz. Muhammed'in sünnetidir.
Cemevi sonradan uydurulmuş bir yer değildir. Nur Suresi 36. ayette Cemevleri vardır.
Hz. Ali camide değil evinin önünde saldırıya uğramış ve evinde Hakk'a yürümüştür.
Hz. Ali, ilk Kızılbaş'tır. Uhud savaşında Hz. Muhammed'in ağzından sızan kanı avucuyla alıp başına sürdüğü için ona Kızılbaş denilmiştir.
Aleviler, Muharrem orucunu Bakara 183 ve Fecr 1-2. ayetlere dayanarak tutar.
Aleviler, Hızır orucunu İnsan Suresi 7-8-9. ayetlere dayanarak tutar.
Aleviler, Hızır'a, Kehf Suresinde anlatıldığı için iman ederler.
Aleviler, Hz. Muhammed'in; "Ali bütün peygamberlerin yanında sır olarak vardı, benim yanımda ise aşikar olarak var," hadisi gereği Aleviliğin ta Hz. Adem'le başladığına inanırlar. Dolayısıyla Aleviliğe göre bütün peygamberler Alevidir.
Alevilikte beş vakit namaz yoktur, cem ibadeti vardır. Cemde kıyam, rükû ve secde vardır. Dar vardır, görgü vardır. Rızalık vardır.
Cemde saz çalınıp deyiş okunması da Kur'anîdir. Kur'an'da Hz. Davud'un müzikle ibadet ettiğine işaret vardır.
Alevilikte Ramazan orucu yoktur, Muharrem ve Hızır orucu vardır. Ayrıca 48 Perşembe oruçları vardır. Masum- u Pak orucu ve Fatma Ana orucu vardır.
Alevilikte cennet ve cehennem inancı değil Hakk'a yürüme ve Hak ile Hak olma inancı vardır. (Bakara 156. ayette bunun ifade edildiğine inanılır.)
Alevilik, mezhep, tarikat yahut kültür değil inançtır.
Bektaşilik Aleviliğin bir koludur.
Aleviliğin Allah inancı evrende ve varlıkta içkin bir Allah düşüncesine dayanır.
Alevilikte nübüvvet inancı vardır.
Alevilikte velayet inancı vardır.
Alevilikte ehlibeyt ve 12 imam inancı vardır.
Alevilikte bütün kutsal kitaplara saygı ve iman vardır.
Alevilik, ele, dile, bele sahip olmayı temel bir ahlâkî ilke kabul eder.
Aleviler anladıkları dilde ibadet eder.
Sözün özü; Alevilik, Aleviliktir.
"Doğrudur, yanlıştır tartışması" gereksizdir.
Gerekli olan, her inanca saygı gösterilmesidir.
CEMİL KILIÇ
Devlet Bahçeli:
》AKP hükümetinin İsrail'e sattığı yakıtlar, Gazze'ye ölüm olarak ciro edilmiştir.
》Erdoğan'ın gemi filosu sahibi malum oğlu, İsrail ve Mısır'la kazançlı ticarete devam etmektedir.
》Gazze'li ölmüş, Müslümanlar katledilmiş, bunlar Erdoğan'ın umrunda değildir.
Şehit babasına, ‘Eleştirirsen şehitliği ve maaşı alırız’ diye tehdit etmişler. Cevabı: ‘Cehennemin dibine kadar alın! Oğlum AK Parti için değil, vatan için şehit oldu.’ Ey şehit babam, inancını yitirme; gün gelecek hesabı sorulacak. Lütfen paylaşalım
Melih Gökçek Ailesinin Almanya da 220 milyon TL’ye 16-18 daireli bir bina satın aldığını açıklayan Murat Ağırel e karşı trol saldırısı başlamış.
CESUR YÜREK Murat kardeşimize kocaman bir destek alkışı rica ediyorum
@muratagirel 👏👏👏👏👏👏👏👏👏👏👏
- Bastırdığı kağıt paranın üzerine Bozkurt koyduruyor.
- Yakın arkadaşlarına, Bozok, Bozkurt gibi soy isimler koyuyor.
- Üvey kızına Ülkü adını veriyor.
- Yusuf Akçura beyi İstanbul'u teslim almaya yolluyor.
- Türk Tarih Kurumu, Türk Dil Kurumunu kuruyor.
- Asırlar sonra Türk adını vererek, Türkiye Cumhuriyetini kuruyor.
- İbrahim Çallı'ya "Ergenekondan Çıkış..." tablosunu yapmasını istiyor.
- Petrolofisinin logosunu bozkurt yaptırıyor!
- Türk Tarih Tezini hazırlatıyor.
- Anadolu da kazı çalışmaları yaptırıp Türklüğün izlerini bulduruyor.
- Her konuşmasında Türklük vurgusu yapıyor.
- Anadolunun 7 bin yıldır Türk beşiği olduğunu söylüyor.
- Türklüğün ebedi olduğunu haykırıyor.
- Türk devrimlerini öze dönerek yapıyor.
- Tıpkı Fikirlerinin babası Ziya Gökalp beyin dediği gibi;
Türk'ü Türk yönetmelidir diyor.
Türkiye Türklerindir diyor.
- Türk kültürünü yaşamın her alanında hakim kılmak için çalışmalar yapıyor.
- Anadolu'da, unutulmuş, sinmiş, hor görülmüş Türklüğü şahlandırıyor...
"Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur. "
Diyerek kutlamış Türklüğünü hatırlatıyor,
Sarışın Kurt Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK...
İlber Ortaylı
Cemaatler tarikatlar siz hizmet görün bak Reis sayiyor neler yaptığını bütün tarikatlar cemaatler bir araya gelse bu hizmeti yapamaz adam papaz orada nasıl alkisliyor
Pervin Buldan, kendisiyle ilgili Engin Balım'ın söylediklerini paylaştığımız videoyu mahkeme kararı ile sildirdi.
Sonra ben tekrar yayınladım.
Tekrar mahkemeye başvurdu.
Yine Türkiye'den engelletti ve sildirdi.
Silinirse tekrar yükleyeceğimi söylemiştim.
Yine engelletmesi ve sildirmesi için tekrar paylaşıyorum.
Yeniden sildirdikten sonra bir daha paylaşacağım.
ÜSKÜP ESKİ BÜYÜKELÇİSİ, AKP���LİLERİN SAHTE ÜNİVERSİTE VE DİPLOMA AĞINI İFŞA ETTİ: “AYAKKABI KUTULARINDAKİ PARALARLA KURULDU.. SINAVSIZ DİPLOMA DAĞITTILAR.. KURULMADAN YÖK’TEN DENKLİK VERDİLER”
Türkiye’nin Üsküp eski Büyükelçisi Hakan Okçal, AKP’lilerin Makedonya’da kurdukları Uluslararası Balkan Üniversitesi hakkında çarpıcı itiraflarda bulundu: “Ayakkabı kutularındaki paralarla kuruldu, sınavsız diploma verdiler…”
Türkiye’de 270’in üzerinde devlet kurumunu sarsan sahte diploma skandalının odağında bu kez Kuzey Makedonya’daki Uluslararası Balkan Üniversitesi var. Eski Üsküp Büyükelçisi Hakan Okçal’ın sosyal medya paylaşımları, AKP’ye yakın isimlerin bu üniversite aracılığıyla nasıl sınavsız diploma sahibi olduklarını ve kamuya nasıl sızdıklarını gözler önüne serdi.
SAHTE DİPLOMA SKANDALINDA YENİ PERDE: AKP’NİN “ÇAKMA ÜNİVERSİTESİ”
2008-2010 yılları arasında Üsküp’te büyükelçilik yapan Hakan Okçal, Uluslararası Balkan Üniversitesi’nin, eski Başbakan Ahmet Davutoğlu ve dönemin Orman Bakanı Veysel Eroğlu başta olmak üzere AKP’li akademik kadrolar tarafından kurulduğunu açıkladı. Okçal’a göre bu sözde üniversite, “içi boş bir tabela üniversitesinden” ibaretti.
“Üniversiteye Türkiye’de sınav kazanamayan herkes kabul ediliyor, yüzeysel bir eğitimle, devam zorunluluğu olmadan diploma veriliyordu. Dahası, fakülte ve bölümler henüz tam kurulmadan YÖK tarafından denklik aldı.”
AKP’Lİ İSİMLER VE 17-25 ARALIK BAĞLANTISI
Büyükelçi Okçal’ın en çarpıcı iddiası ise üniversitenin kuruluş finansmanıyla ilgili. Okçal, 2008-2010 yılları arasında Üsküp Büyükelçiliği yaptığı dönemde, üniversitenin eski Başbakan Ahmet Davutoğlu ve Veysel Eroğlu gibi AKP’li isimlerin öncülüğünde kurulduğunu belirtti. 17-25 Aralık yolsuzluk ve rüşvet soruşturmalarında ayakkabı kutularında yakalanan paraların bu üniversite için toplandığını iddia eden Okçal, “Üniversite, Türkiye’de giriş sınavını kazanamayan herkesi kabul ediyor, devam zorunluluğu olmadan yüzeysel eğitimle diploma veriyordu. Kurumun amacı; AKP’ye yakın isimlere sınavsız, zahmetsiz diploma vererek kamuya yerleştirmekti.” dedi. TBMM Başkanı Mustafa Şentop’un üniversitenin “sahibi” olduğu iddialarına karşın, Şentop yalnızca “manevi destek” sağladığını savundu.
YÖK DENKLİK VERDİ, MAKEDONYA POLİSİ BASTI
Okçal’ın iddialarına göre üniversite, Makedonya yasalarını hiçe sayarak öğrencileri turistik vizeyle kabul etti. Devam zorunluluğu olmayan, göstermelik derslerle verilen diplomalarla Türkiye’de doğrudan denklik sağlandı. Hatta Makedonya polisi, yasa dışı öğrenci alımları nedeniyle okulu basarak birçok öğrenciyi tutukladı. “Bu yasa dışılıklar yüzünden Sn. Ahmet Davutoğlu ile aramda sert tartışmalar yaşandı. Üniversite, ev sahibi ülkenin yasalarını bile tanımadı.”
KAMUYA SIZAN DİPLOMALI YANDA��LAR
Uluslararası Balkan Üniversitesi’nden mezun olan çok sayıda kişinin Türkiye’de hâkim, savcı, bürokrat ve kamu personeli olarak görevlendirildiği belirtiliyor. Bu kişilerin diplomalarının geçerliliği ise YÖK’ün verdiği tartışmalı denklik belgelerine dayanıyor. “Bu üniversite sahte diploma dahil her türlü kumpasın içinde olabilir. İddialar bana hiç tuhaf gelmedi.”
AKP’YE AKADEMİK KILIF: YARGIYA VE DEVLETE SIZMA ARACI
Yolsuzluk soruşturmalarında ortaya saçılan paralarla kurulan bu yapı, AKP’nin devlete yerleşme stratejisinde eğitimi nasıl araçsallaştırdığını bir kez daha gösterdi. Sınavsız, denetimsiz ve denklikli diplomalarla donatılan bu kişiler, liyakat yerine sadakat sisteminin birer taşıyıcısı olarak kamuya yerleştirildi.
Bu iddialar, sadece sahte diploma değil, devletin tüm yapılarının parti çıkarlarına göre dizayn edildiğini de gözler önüne seriyor. AKP’nin “eğitim” adı altında kurduğu bu paralel sistem, adalet ve liyakat kavramlarını yerle bir etmiş durumda.
ŞEKER, İRAN ve İNGİLİZLER
Eskiden İran’da çaya tatlandırıcı olarak hurma ve üzüm katılıyordu. İngilizler, İran’a şeker satmaya kalktıklarında bunu başaramadılar. Sonra İranlı mollalarla irtibat kurdular. İngilizler, mollaların vereceği fetva karşılığında kazancın %10’unu teklif ettiler. Mollalar bu teklifi kabul ettiler.
İran’da cuma namazları o bölgenin en büyük camisinde ve çok kalabalık olarak kılınıyordu. Bir cuma hutbesinde mollalar şu vaazı verdiler:
“Siz Allah’ın nimeti olan hurma ve üzümü nasıl olur da çaya katarsınız? Bundan böyle çaya şeker katacaksınız.”
Bu vaazdan sonra İranlılar çaya şeker katmaya başladılar. İşler yoluna girince İngilizler, mollalara verdikleri %10 payı, satışların iyi gitmediği gerekçesiyle vermemeye başladılar. Bunun üzerine mollalar, ilk cuma hutbesinde ikinci bir fetva daha verdiler:
“Gâvur icadı şekeri çaya katmak caiz değildir.”
Bu fetva üzerine İranlılar, evlerindeki şekerleri sokaklara döktüler. Bu durum üzerine İngiliz firmaları, mecburen mollalarla yeniden masaya oturmak zorunda kaldı.
Fakat mollalar bu sefer İngiliz firmalarından %20 pay istediler. Eee… Dinsizin hakkından sahte ve uydurma Muaviye İslam inançlı sahtekâr imanlı (!) gelirmiş. İngilizler çaresiz kabul ettiler. Bunun üzerine mollalar, ilk cuma hutbesinde bu sefer de şu fetvayı verdiler:
“Biz size çaya şeker katmayın dedik ama sokaklara dökün de demedik. Şekerleri sokaklara dökmeyeceksiniz; şekeri çaya batıracak ve böylece gâvur icadı şekere boy abdesti aldırarak içeceksiniz.”
Tabii ki bu fetva İran halkı tarafından hemen yaşama geçirildi.
Dinin cahil insanları aldatmak, yönlendirmek, onları sömürmek açısından ne kadar etkili olduğunu gösteren bir örnektir. Bu, İran’da gerçekleşen yaşanmışlıktır.
Prof. Yaşar Nuri Öztürk
Elhamdülillah Babamı bulduk!
Biz mecbur tek tek tüm cezaevlerini arıyorduk. Suçlandığı şeye göre gitme ihtimali yüksek olan cezaevlerine avukat gönderiyorduk. Erzurum'a giren avukattan öğrendiğimiz kadarıyla babam şu anda Erzurum 1 Nolu Kapalı Cezaevinde.
Avukattan öğrendiğimiz bilgiye göre psikolojik baskı varmış. Zaten ben aradığımda da bilgi vermemiş ve çok sert davranmışlardı. Bu sert tavırları genel mi yoksa bize mi bilmiyorum.
Seccade Kuran vs istemiş henüz verilmemiş.
Havalandırması yokmuş. Tek kişilik bir hücrede kalıyor.
Şartlarının daha iyi hale gelmesi için gerekli dilekçeleri vereceğiz inşallah.
AlparslanHoca Nerede
📣 DÜŞÜP BAYILMAYIN!
📌 İlahiyatçı yazar, antikapitalist Müslümanların lideri İhsan Eliaçık:
📌 “Kur’an’da içki içmenin cezası yoktur, varsa göstersinler. Yine namaz kılmamanın da cezası yoktur, örtünmemenin de yoktur…
110 bin caminin hocasına, müftüsüne, Kur’an kursu hocasına, Diyanetine, ilahiyatçısına ve kim varsa hepsine meydan okuyorum: Varsa çıksınlar, göstersinler. Gösteremezler; çünkü yok, yok.
Yalan üzerine bir din inşa ettiniz, ben de ‘püf’ dedim, paniklediniz…”
📌 Kur’an’da, diğer tüm dinlerde ve inançlarda suç olan 4 şey var:
1️⃣ Öldürmenin cezası var.
2️⃣ Çalmanın cezası var.
3️⃣ İftira atmanın cezası var.
4️⃣ Taciz, tecavüz ve zinanın cezası var.
📌 Bu sayılan 4 şey ABD’de suçtur, Çin’de suçtur, Rusya’da suçtur…
📌 Tevrat’ta suçtur, İncil’de suçtur, Kur’an’da suçtur, Zerdüştlükte suçtur, Mazdekilikte suçtur, Konfüçyanizmde suçtur, Kızılderililerde suçtur, eski Türk töresinde suçtur…
📌 Dini bunlar üzerine kurmayıp Emevi-kapitalist dini üzerine kurarsanız, işte o zaman bu din insan yaşamından çıkar; insanlar deist, ateist, şaman olur.
📌 Bu kapitalist Emevi dini yıkılmalıdır. Her şey yerli yerine oturmalıdır. Yoksa Allah’ın dini ortaya çıkmayacak, insanlar dinden çıkacak.
Sizi bilmem ama İhsan Hoca bana göre haklı görünüyor.
Ne dersiniz?
PROF. DR. YUSUF HALAÇOĞLU’NDAN DİKKAT ÇEKEN BİR ANALİZ
EĞER:
TIP okursan karşına insan DNA’sının şempanze ile %98 oranında aynı olduğu çıkar…
BİYOLOJİ okursan karşına evrim çıkar…
FİZİK okursan karşına Big Bang çıkar…
KİMYA okursan karşına elementlerin kaynaşmasıyla ilk canlıların nasıl oluştuğu çıkar…
TARİH okursan karşına dinlerin nasıl ortaya çıktığı çıkar…
JEOLOJİ okursan karşına dünyanın 4,5 milyar yaşında olduğu çıkar…
ARKEOLOJİ okursan karşına, tüm Ortadoğu dinlerinin temelini oluşturan Sümer kültürü çıkar…
PALEONTOLOJİ okursan karşına dinozorlar çıkar. Din kitapları yazmaz bunu…
EMBRİYOLOJİ okursan karşına insanın balık atasından kalma solungaçları ve kuyruğu çıkar…
Ama hiçbir şey okumazsan, sana ne söylenirse ona inanırsın.
Hep başkasının sana sunduğu hayatı yaşarsın. Başkalarının doğrularıyla yaşamak zorunda kalırsın. Seni herkes kandırır.
Ama sen bunların hiçbirini fark etmezsin bile…
12 ADALARI 1912’DE VERDİK…
Nerede mi?
Lozan şehrinin Uşi semtinde.
“Lozan’da adaları verdik.” deyip “oku” emrinden uzak güruhun meydanlarda “Lozan’da verdik.” diyerek algı yaratmasının nedeni de bu!
Araştırmayan halk da “Ulan, savaşı kazandık; adaları verdik.” diye inandırıldı…
Osmanlı Devleti, bugün 12 Ada olarak bilinen adaları İtalya’ya bırakıyor.
Sene 1912. “Uşi Anlaşması”dır bu gördüğünüz anlaşma. İtalya’ya bırakıyor fakat geçici olarak.
Anlaşma şartlarına uyulduğu takdirde adalar tekrar Osmanlı Devleti’ne geri verilecek.
Fakat şartlara uyum sağlanmıyor.
Bu yüzden üç yıl sonra, yani 1915’te Londra’da bu konu gündeme geliyor ve Londra Paktı denilen anlaşmayla bu adaların tamamı İtalya’ya bırakılıyor.
Bakınız, itiraz eden hiçbir padişah yok. Hiçbir sultan yok.
Adaları İtalya’ya bırakmakla kalmıyorlar; aynı sene bir de Çanakkale Boğazı’na dayanıyorlar ve Çanakkale Savaşı’nı yapıyoruz.
Yani 12 Ada, önce Uşi’de, sonra da 1915’te Londra’da İtalya’ya verilmiştir.
Osmanlı temsilcilerinden biri Rumbeyoğlu Fahreddin Bey’dir.
Bu adam kim mi?
Türk milleti bir Millî Mücadele verirken, Kuvayı Milliye’yi kurmuşken bu adam, Kuvayı Milliye’nin karşısına Damat Ferit’in kurduğu Kuvayı İnzibatiye ile çıkan adamdır ve Yunan ordusunun yanında olmuştur.
Savaş kazanılınca sürgün edilenlerin arasında yer almıştır.
12 Ada’yı İtalya’ya bırakan heyetin içerisinde bu adam vardır.
Şimdi asıl olaya gelelim…
Uşi Anlaşması’nın ismini aldığı Uşi, Lozan şehrinin bir semtidir. Bu yüzden 1912’de imzalanmış olan Uşi Anlaşması, İtalyan tarihinde Lozan Anlaşması olarak geçer.
Fakat bizim bildiğimiz, yani 1923’te imzalanan Lozan Barış Antlaşması ile bu anlaşma birbirine karıştırılmasın diye bu anlaşmaya Uşi denmiştir.
İşte arkadaşlar, sahte kiralık tarihçiler, yani Kadir Mısıroğlu, Armağan ve çetesi, bu durumdan faydalanıyor ve 12 Ada’nın Lozan Anlaşması’nda gittiğini söylüyorlar.
Halbuki o Lozan başka, bu Lozan başka.
Ne yazık ki bunu bütün millete yutturdular ve böylece milletimizi Lozan Barış Antlaşması’na düşman ettiler.
Bizim bildiğimiz Lozan Anlaşması’nda ise bilakis Ege’de birçok ada Türkiye’ye geçmiştir.
Türkiye’ye Lozan Anlaşması ile geçen bu adalar ise son 10 yılda Yunanistan’a bırakılmıştır.
Bugün Yunan papazların mangal yaptığı Ege adaları, uluslararası anlaşmaya göre hâlen daha Türklerindir…
Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu
Soner YALÇIN 7 yıl önce yazmıştı...
*****
Bahçeli'ye tarihi mektup...
*****
Bak sana ne anlatacağım..?
Bu yazacaklarımı MHP’nin “parti okulu“nda bulamazsın. Unutturdular sana çünkü…
Gagavuz Türk‘ü, Hıristiyan’dır. Yunanistan’daki Karaman Türk’ü de, Hıristiyan’dır...
Karaim ya da Hazar Türk’ü, Yahudi‘dir…
Altaylar, Tengrici’dir...
Saha-Yakut Türkleri Şaman‘dır...
Uygur Türk‘ünün kimi Budist’tir...
Azerbaycan Türk’ü ya da İran’ın Azeri Türk’ü Şii‘dir...
Anadolu Türkmen‘i Alevi’dir...
Ne sandın?...
“Türk milliyetçisi” denilince aklına sadece Müslüman Sünni mi geliyor?...
“Türk milliyetçiyiz” diyerek kimin ahlakını kime dayatıyorsun?...
Bak kardeşim !...
Dünyada ilk “Türk Derneği”, Macaristan-Budapeşte’de 1908 yılında açıldı.
Üniversitelerde ilk Türkoloji kürsüsü 1870 yılında Budapeşte’de kuruldu...
Macar Türklerini bilir misin?...
Turan fikrinin nereden doğduğunu sanıyorsun?...
Bugün...
Sadece Devlet Bahçeli‘yi bilmekle olmaz...
Gabor Vona‘yı da bileceksin!...
Hâlâ Necip Fazıl mı okuyorsun?...
Oysa Attila Jozsef‘i okumalısın!...
Hadi Yusuf Akçura’yı, Sultan Galiyev’i bildiğini düşüneyim; Turar Rıskulov‘u ya da Ethem Nejat‘ı bilir misin?...
Sahiden “sağ” nedir, “sol” nedir hiç kafa yordun mu?...
Tarihindeki Türk milliyetçi hareketler sömürgeciliğe karşı çıkarken, senin neoliberalizme/ vahşi kapatilizme karşı neden hiç sesin çıkmıyor?...
Evet sen kardeşim!...
“Türk milliyetçileri” adını kullanarak kimin ahlakını kime dayatıyorsun?...
Kızma bana !...
Bak sana bir Türk efsanesini hatırlatayım...
Cengiz Aytmatov’u bilirsin. Kırgız Türk’ü...
Türk birliğinin yılmaz savunucusu. Dünya edebiyatına armağan ettiğimiz Lenin ödüllü usta bir kalem...
1980 yılında yazdığı bir romanı var: ���Gün Olur Asra Bedel”.
Okudun mu?...
Kişinin, öz köküne yabancılaşmasını anlatır. Bunu Türk “Mankurt Efsanesi”ne dayandırır.
Şöyle...
Juan-Juan adlı barbar bir toplum, tutsak ettiği kişileri işe yarar köleler haline getirmek için belleklerini silerek “mankurt” haline getirirmiş !...
Bir insanı “mankurt” yapmak istediklerinde bak ne yaparlar:
- Tutsak kişinin saçları iyice kazınır,
- Kafasına devenin boyun derisi gerdirilerek geçirilir,
- Tutsak başını yerlere vurmasın diye bir kütüğe bağlanır,
- Yürek parçalayan çığlıkları duyulmasın diye elleri ayakları bağlı olarak ıssız bir yerde sıcak güneş altında dört beş gün aç susuz bırakılır,
- Sıcağın etkisiyle deve derisi büzülür ve bir mengene gibi kafayı sıkıştırır,
- Deve derisinin artık kafa derisiyle bütünleşmeye başlamasıyla kazınan saçlar yeniden uzamaya başlar,
- Fakat, deri kafaya o kadar yapışır ki, zaten sert olan deve derisi sıcağın etkisiyle iyice sertleşir ve uzayan saçlar deriyi delip uzamasına devam edemez,
- Bu nedenle saçlar kafanın dışı yönünde değil, içine doğru uzamaya başlar,
- Sıcaktan büzüşen deve derisinin kafatasına yaptığı baskı ve kafanın içinde ters yönde uzayan saçların kafatasını delip, beyne doğru ilerlemesiyle tutsak kişi büyük acılar çeker,
- Beşinci günün sonunda tutsakların çoğu ölür,
- Sağ kalan tutsak ise zamanla kendine gelir; yiyip içerek gücünü toparlar.
- Ama o artık bir insan değildir; ölünceye kadar geçmişini hatırlamayan “mankurt” olmuştur.
Artık hafızası yoktur...
Kim olduğunu, hangi soydan geldiğini, anasını, babasını ve çocukluğunu bilmez hale gelir.
Artık düşünemez...
İnsan olduğunun farkında değildir. Ağzı vardır, dili yoktur. Kaçmayı dahi düşünmeyen, hiçbir tehlike arz etmeyen bir köledir sadece. Bilinci, benliği olmadığı için, sadece efendisine boyun eğen bir köle...
Evet... Mankurt, için önemli olan tek şey efendisinin emirlerini yerine getirmektir...
Akıl yoksunluğunu ifade eden “mankurtlaşma” artık bir kavram olarak kullanılmaktadır...
Anadolu’da “mankafa” derler !...
Kimbilir... Belki de Cengiz Aytmatov “Bozkurtları” uyarmak istemektedir... Anlayana...
***
* Türk Bayrağı’nın yakılmasını, göklerden/direklerden indirilmesini protesto ettin mi?
Hayır!...
* Atatürk heykellerinin parçalanmasını protesto ettin mi?
Hayır!...
* Bu ülkenin parsel parsel özelleştirme adı altında satılmasını protesto ettin mi?
Hayır!...
* Türk kimliğinin-kavramının Anayasa’dan çıkarılmak istenmesini protesto ettin mi?
Hayır!...
* Devlet nişanından, devlet kurumlarından Türkiye Cumhuriyeti ibaresi kaldırılmasını protesto ettin mi?
Hayır!...
* Andımızın kaldırılmasını protesto ettin mi?
Hayır!..
* 23 Nisan gibi, 19 Mayıs gibi milli bayramlarının kaldırılmasını protesto ettin mi?
Hayır!...
* Soma katliamını protesto ettin mi?
Hayır!...
* Doğa katliamlarını protesto ettin mi?
Hayır!...
* Kaçak Sarayı protesto ettin mi? Hayır!...
* Kuzey Irak’ta Türkmenlerin katledilmesini protesto ettin mi? Hayır!...
* Süleyman Şah Türbesi’nden kaçılmasını protesto ettin mi?
Hayır!...
* Ülkenin parçalanma projelerini protesto ettin mi? Hayır!...
Peki neyi protesto ettin?...
Sadece, bu ülkenin yüz akı sanatçısı Bedri Baykam‘ı protesto ettin !...
Beyoğlu Piramid Sanat Galerisi’nde Almanya, Fransa, Japonya ve ABD’den sanatçıların eserlerinin de yer aldığı “Çırılçıplak” başlıklı sergiyi “ahlaki değerlere” aykırı bulup Taksim‘e sokağa çıktın ve “Bizler; Türk Milliyetçileri, Türk İslam Ülkücüleri, Türk Milletinin ahlak değerleri ile ters düşen ve sanat adı altında perdelenmek istenen bu çirkin sergiyi kabul edemeyiz” dedin...
Demek: Türk kavramının yok edilmesi, Türk bayrağının yakılması, Atatürk heykelinin parçalanması, Andımız’ın, ulusal bayramlarımızın kaldırılması, “ahlaki değerlere” uygunmuş ki sesin çıkmadı!...
Türklüğün sadece “bacak arasına” indirgendiğinin farkında değil misin?...
Soner YALÇIN
19 Ağustos 2019