@Tekyolbilim Ehli sünnette çoğunluk İbn Teymiyyeyi kabul etmezken, ibn Arabinin halini anlayışla karşılayabiliyorlar.
İbn Teymiyyeyi icmaya muhalefen eden biri olarak tanımlarken, ibn Arabiye "şeyhi ekber" (en büyük şeyh) diyorlar.
Ama bu herifin ne vahdeti vücudla ilgisi var nede islamla
Dolayısıyla bir meseleyi ilmî olarak incelemek ile onu teşvik etmek arasında çok açık bir fark vardır. Biz bir metnin ne söylediğini anlamaya çalışırken, bundan “Bunu yapın, bunu uygulayın” şeklinde bir sonuç çıkarmak doğru değildir.
Nitekim benim bağlı olduğum ve kendisinden bu meselelerde ölçü öğrendiğim Mahmud Efendi Hazretleri de “Resmî nikâh olmadan dinî nikâh asla kıymayın” buyururdu. Efendi Hazretleri, Türkiye’deki resmî nikâh yaşını ve içinde yaşadığımız toplumun şartlarını elbette biliyordu. Onun bu tavsiyesi, bizim açımızdan sadece bir nikâh işlemiyle ilgili teknik bir söz değil; aynı zamanda evlilik meselesinde ülkenin hukukunu, toplumun örfünü, kız çocuğunun yaşını, olgunluğunu ve aile şartlarını dikkate almak gerektiğine dair açık bir ölçüdür. Biz de kendisine bakarak ve bu anlayışa inanarak yetişmiş insanlarız. Dolayısıyla bugün bize, sanki küçük çocuklarla cinsel ilişkiyi teşvik ediyormuşuz gibi bir anlam yüklenmesi, benimsediğimiz hayat anlayışıyla da açıkça çelişmektedir.
Bizi sevmeyebilirsiniz. Görüşlerimizi beğenmeyebilirsiniz. Hatta bize yönelik ciddi eleştirileriniz de olabilir. Bunların hepsi mümkündür. Fakat bir kimseyi sevmemek, onun hakkında adaletten ayrılmayı gerektirmez.
Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:
﴿وَلَا يَجْرِمَنَّكُمْ شَنَآنُ قَوْمٍ عَلَىٰ أَلَّا تَعْدِلُوا ۚ اعْدِلُوا هُوَ أَقْرَبُ لِلتَّقْوَىٰ﴾
“Bir topluluğa olan kininiz sizi adaletsizliğe sevk etmesin. Adaletli olun; bu, takvaya daha yakındır.”
(Mâide, 5/8)
Bu ayeti hepimiz kendimize hatırlatmalıyız. Sevmediğimiz bir insanın sözünü olduğundan farklı göstermek, söylemediği bir şeyi söylemiş gibi sunmak veya ilmî bir tartışmayı “çocuklara bunu tavsiye ediyorlar” noktasına taşımak adalet ölçüsüne uygun değildir.
Benim temennim çok basit: Birbirimize biraz daha hüsn-i zanla, biraz daha insafla ve biraz daha makul akılla yaklaşalım.
Dört kız babası olarak benim kızlarım için duam da, bütün Müslümanların evlatları için duam da aynıdır: Allah onların karşılarına hayırlı insanları çıkarsın, onları korusun, doğru zamanda ve doğru şartlarda hayırlı yuvalar nasip etsin. Kaderde neyin yazıldığını ise yalnızca Allah bilir.
Allah evlatlarımızı hayırlı eylesin, onları her türlü kötülükten muhafaza etsin ve hepimize adaletten ayrılmadan konuşmayı nasîb eylesin.Âmin
Dolayısıyla bizim yaklaşımımız, “Bir kızın bedeni belli bir seviyeye geldiyse aile istediği zaman böyle bir ilişkiye karar versin” değildir. Aksine, zararın önlenmesi, çocuğun korunması, uzman değerlendirmesi, içinde bulunulan toplumun örfü ve devletin koyduğu meşrû hukuki sınırlar gözetilmeden böyle bir karar verilmemesi gerektiğini savunuyoruz.
Bu sebeple klasik bir fıkıh metninde “takat” kavramının bulunmasını, günümüzde anne-babaların bunu kendi başlarına uygulayabilecekleri bir ruhsat şeklinde okumak doğru değildir. Bir tarihî fıkıh hükmünün ne söylediğini açıklamak başka, o hükmü günümüzde bireysel olarak uygulamaya çağırmak bambaşka bir şeydir.
Üstelik burada temel ilke “zarar vermeme” ilkesidir. Bir ihtimal dahi olsa ciddi bir zarar söz konusuysa, mesele “takat getiriyor mu?” sorusuna indirgenemez. Çocuğun güvenliği ve korunması önce gelir. Bu nedenle günümüz şartlarında böyle bir konuda kişinin yaşı, bedensel ve psikolojik gelişimi, uzman görüşü, aile sorumluluğu, toplumun örfü ve yürürlükteki hukuk birlikte değerlendirilmelidir.
Sonuç olarak Talâk sûresi 4. ayeti, “küçük çocuklarla cinsel ilişkiye girin” şeklinde bir emir, teşvik veya tavsiye içermemektedir. Ayetin yaptığı şey, faraza henüz hayız görmemiş bir hanımla iddeti gerektiren bir nikah akdi mevcut olup boşanma gerçekleşirse, o durumda uygulanacak iddet hükmünü açıklamaktır. Bu sebeple ayetten hareketle İslam’ın küçük çocuklarla cinsel ilişkiyi teşvik ettiği iddiası, ayetin konusu ile hükmünü birbirine karıştırmaktan kaynaklanan bir yorumdur. Ayetin doğrudan ele aldığı konu evlilik yaşı değil, boşanma sonrasında uygulanacak iddet süresidir.
Bir kez daha şunu da ifade etmekte fayda vardır:
Mukâtil’in naklettiği rivayette Hallâd b. Nu‘mân el-Ensârî, Resûlullah’a ﷺ şöyle sormuştur:
«فَما عِدَّةُ الَّتِي لا تَحِيضُ، وعِدَّةُ الَّتِي لَمْ تَحِضْ، وعِدَّةُ الحُبْلَى؟»
Burada لا تَحِيضُ ile لَمْ تَحِضْ ifadeleri özellikle dikkat çekicidir. لا, nefy-i istikbal olarak muzârî fiilin başına gelir ve fiili cezm etmez; تَحِيضُ bu sebeple merfûdur. لم ise cehd-i mutlaktır; fiil-i muzârinin sonunu cezm eder ve muzârîdeki manayı mâziye çevirir. Bu sebeple لَمْ تَحِضْ, “henüz hayız görmedi” anlamındadır.
Dolayısıyla rivayette لا تَحِيضُ ile “hayız görmeyecek ,لَمْ تَحِضْ ile “henüz hayız görmemiş olan” ayrı ayrı zikredilmiştir. لم تحض ifadesinden “ileride hiçbir zaman hayız görmeyecek” şeklinde bir istikbal manası çıkarılamaz.
Ayrıca
Üzülerek ifade etmek isterim ki, şahsımı ve daha nice kardeşimizi, sanki küçük yaştaki çocuklarla cinsel ilişkiyi teşvik ediyormuşuz gibi göstermeye çalışan bazı ifadeleri okuyorum.
Dört kız babası olarak şunu açıkça söylemek isterim: Ben kendi kızlarım için hiçbir zaman böyle bir şeyi düşünmedim, düşünmem de. Kızlarımın izdivacı konusunda zamanı ve zemini; dönemin sosyolojisini, çocukların psikolojisini, fiziksel ve zihinsel gelişimlerini ve aile şartlarını dikkate alarak hareket etmeyi düşünüyorum. Dinimin de bana bu konuda “şiddetle tavsiye edilen” veya her durumda yapılması gereken bir uygulama yüklemediğini bildiğim için, zamanı geldiğinde doğru olanı yapmayı bekliyorum.
Burada anlatmaya çalıştığımız şey, “Çocuklarınızı böyle evlendirin” demek değildir. Hele hele küçük çocuklarla cinsel ilişkiyi insanlara tavsiye etmek hiç değildir. Konuştuğumuz şey, klasik fıkıh ve tefsir metinlerinde yer alan bir hükmün ne anlattığını doğru anlamaya çalışmaktır. Bir vakıânın tarihî bir hukuk metninde bulunması ile onun bugün herkese tavsiye edilmesi veya teşvik edilmesi aynı şey değildir.
Şunu da biraz makul akılla düşünelim: Bir baba kendi küçük kızına böyle bir şeyi uygun görmüyorsa, ümmetin diğer insanların kızlarına da bunu bir tavsiye olarak sunması nasıl düşünülebilir? Kendi evladımız için düşünmediğimiz bir şeyi, başkasının evladına “siz bunu yapın” diye dayatmamız aklen ve ahlaken tutarlı olur mu?
Talâk sûresi 4.Âyet-i Kerime üzerinden yapılan tartışmalarda, öncelikle ayetin neyi anlattığını doğru tespit etmek gerekir. Ayet, bir evlilik veya cinsel ilişki teşvikinde bulunmamakta; sadece belirli kadın gruplarının boşanmadan sonraki iddet süresini açıklamaktadır. Dolayısıyla ayetin konusu evlilik yaşı değil, iddet hukukudur.
Kur’an-I Kerim’in Ahzâb sûresi 49. Âyet-i Kerîme’sinde açıkça, nikâh akdi yapılmış olsa bile zifaf veya halvet-i sahîha gerçekleşmeden boşanma olursa iddet beklenmeyeceğini bildirmektedir. Buna göre Talâk sûresi 4.Âyet-i Kerîme’de zikredilen iddet, iddeti gerektiren bir boşanma durumuyla ilgilidir.
Ayrıca ayette geçen “واللائي لم يحضن” (henüz hayız görmemiş olanlar) ifadesinin doğru anlaşılması gerekir. Bu ifade, “hiçbir zaman hayız görmeyecek olanlar” anlamına gelmez. Böyle bir anlam verilirse, yirmi, otuz veya kırk yaşına gelmiş olup çeşitli sebeplerle henüz hayız görmemiş kadınlar da aynı kapsama girer. Bu durumda ayetin hemen öncesinde ayrıca “hayızdan kesilmiş olanlar” (واللائي يئسن من المحيض) zikredilmesinin anlamı kalmaz. Hâlbuki Allah Teâlâ’nın kelâmında gereksiz tekrar ve abes söz düşünülemez.
Bu sebeple müfessirlerin büyük çoğunluğu, “lem yahidne” ifadesini “henüz hayız görmemiş olanlar” şeklinde anlamıştır. Nitekim tefsirlerimizde rivayet olarak menopoz için yaş söylemleri getirilsede genel kabul belirli bir yaş sınırı koymanın doğru olmadığını, Kur’an’ın ne küçüklük ne de menopoz için kesin bir yaş belirlemediğini ifade eder. Ölçü yaş değil, fiilî biyolojik durumdur.
Klasik fıkıh literatüründe tartışılan mesele, yaşın tek başına belirleyici olup olmadığı değil; kişinin biyolojik olarak buna elverişli (mütahammil, takat sahibi) olup olmadığıdır.
Nitekim bir kız henüz hayız görmemiş olsa bile fiziksel gelişimini büyük ölçüde tamamlamış olabilir. Tersine durum da ise yaşı daha büyük olduğu hâlde bedenen cinsel ilişkiye elverişli olmayabilir. Bu sebeple klasik eserlerde zaman zaman “takat” meselesi üzerinde durulmuştur. Yani mesele kronolojik yaş değildir.
Dolayısıyla sırf belirli bir yaşa ulaşmış olmak tek başına yeterli görülmez. Eğer kişinin bedeni cinsel ilişkiye elverişli değilse, yaşı on sekiz veya yirmi olsa bile ona zarar verecek bir ilişki meşru kabul edilmez. Dolayısıyla tartışmanın ekseni “küçük yaş” değil, kişinin buna fiziksel olarak dayanabilecek durumda olup olmamasıdır.
Hz. Âişe ile ilgili klasik rivayetlerde de buna benzer açıklamalar yer almaktadır. Meselâ Serahsî, bazı rivayetleri naklederek Hz. Âişe’nin başlangıçta zayıf yapılı olduğunu, ailesinin onu daha iyi besleyip güçlendirdiğini ve bedenen uygun hâle geldikten sonra Resûlullah’ın evine gönderildiğinin rivayet edildiğini aktarır. Bu rivayetlerin amacı da yaş tartışmasından ziyade fiziksel uygunluk meselesine işaret etmektir.
Burada “bedenen cinsel ilişkiye takat getirebilmek” meselesi de tek başına, “öyleyse ilişki kurulabilir” şeklinde anlaşılmamalıdır. Çünkü bir kişinin fiziksel olarak gelişmiş görünmesi, cinsel ilişkinin kendisi açısından herhangi bir zarar doğurmayacağını kesin olarak göstermez. Zarar ihtimali varsa, bunun sorumluluğunu sonradan ortaya çıkacak bir neticeye bırakmak doğru değildir.
Dolayısıyla böyle bir meselede asıl yaklaşım, zarar gerçekleşsin de ondan sonra anlaşılsın şeklinde olamaz. Kişinin bedensel gelişimi, sağlığı ve ilişkiye gerçekten elverişli olup olmadığı, gerektiğinde alanında uzman hekimlerin değerlendirmesiyle ortaya konulmalıdır.
Kaldı ki bizim söylediğimiz de “Yaşı küçükse ve bedenen müsait görünüyorsa ilişkiye girilebilir, bunu teşvik ediyoruz” değildir. Söylediğimiz şey, klasik fıkıh metinlerinde geçen takat ve zarar gibi kavramların, bugün kendi başına keyfî biçimde uygulanabilecek bir çağrı olarak anlaşılmaması gerektiğidir. Bugünün şartlarında bunun yanında kişinin psikolojik gelişimi, tıbbî durumu, eğitim ve sosyal şartları, toplumun örfü ve en önemlisi yürürlükteki “meşru” hukuk da dikkate alınmak zorundadır.
@KaplanIbra64960@_ehlisunnet_@parasizceo Azhab 23ten bahsediyor. Ayrıca nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz. Zafer hoca bu yola her şeyini vermiş biri. Videoyu önyargısız olarak izlerseniz zaten Altay konusunda dediklerinin doğru olduğunu anlarsınız biiznillah..
@Narime_25@parasizceo Kardeşim, Altayın Cübbeli hoca hakkında neler dediğinden haberin var mı?
Üstelik videoyu izleyin de sonra bu konu hakkında yeniden düşünün lütfen.
Altay bir çok konuda ehli sünnetten ayrılıyor. Videoda hem Altayın kendi dedikleri hem ayet hadis ve alimlerin dedikleri anlatılmış
@edipahmet@parasizceo "Müslüman" dediğin İslamın esas yolunu bozmaya çalışırsa sıra tabi ona gelir. Hatta önceliğimiz olur. İslam bozulduktan sonra, İslam düşmanına karşı neyi koruyacaksın tam olarak?
Videoda birçok konuda Altayın tüm ehli sünnet alimlerinin yolundan nasıl ayrıldığı anlatılmış..
@Skydagger5@AltayCemMeric Kardeşim, İslam Ümmetinin içindeki çokluk ve tüm insanlar arasındaki çokluğu aynı görmemeliyiz.
(Sav) Allah Rasulü Hz.leri bir çok hadiste ümmetin (alimlerinin) delalette birleşmeyeceğini bildiriyor. Bakara 137 ve Nisa 115'de de buna işaret var.
(Konuyla ilgisiz genel bilgi)
@Sufikranryk4@AltayCemMeric Haksız mı?
Cedelde belağat önemlidir, haklılık değil. Siz batıl görüşünüzü güçlü belagat ile haklı göstere de bilirsiniz. Bu sebepten cedel ile bir şey çözülmez.
Bu tartışmaları takım taraftarlığı gibi değerlendirmeyip "babam haksız olsa onu da reddederim" kafasında olmak lazım
@sosyofelsefist@demirbalball@turkiahaber Camiide görüşmüşler ya. Genelde zaten ortam konuşma tarzını da etkiliyor. Üstelik genç birisi, büyüğünden hayır dua alırsın anlamında galiba. Yani çok doğal böyle demesi. Benim asıl dikkatimi çeken, "tek koruma" olmasının altındaki sebep ne?
@battal_ayibogan@mst_gnss İlk videoyu da ikinciyi de dinledim. Cübbeli hoca defalarca "sen bunu kabul etmiyorsun diye ben sana bir şey demem, ama sen de ben bunları kabul ediyorum diye bana bir şey diyemezsin", minvalinde alimlerimizden deliller naklediyor. Haklı da. Kraldan çok kralcılık yapmayalım
@kucukkefendii@aykhan1328@harp_tarihi Buharide Hz. Ali Ra. bidatçiler için "Ondan ne bir
nafile ibadet ne de bir farz ibadet kabul olunur", Müslimde Hz. Abdullah ibni Ömer Ra.dan da benzer ifadeler var. Şimdi bunların ibadetleri bile kabul edilmezken, itikattaki bidatleri mi sevap olarak kabul edilecek?!
@battal_ayibogan@mst_gnss İhsan hoca da, Ebubekir Sifil hoca da ehli sünnet itikadında ve buna senelerce hizmet etmiş insanlar. Bunların muhibbanları veya hocalarımızın aralarındaki tartışmaları bizi aşırılığa götürmemeli, bunun şeytandan başkasına faydası yok. İtidali elden bırakmayalım inşallah..
@battal_ayibogan@mst_gnss Ben Cübbeli hocayı severim ve onun bu konuda haklı olduğuna inanıyorum. Ama sizin yaptığınız çok yanlış. Cübbeli hoca bizim taraftan onlara hakaret edene hakkım helal değil dedi. Evet bunlar samimiyetsiz insanlar bence, ama hakaret ederseniz Cübbeli hocadan çekeceğiniz var..
@malatyevi44@parasizceo@mst_gnss Ama bir hafıza kastını anlamadan sanki Kuranı bilmiyormuş gibi konuşmak hakikaten edepsizlik. Cübbeli hocanın dediği şey açık. Kaç tane delil sayıyor. Birine cevap verebildiler mi? Hz Ebubekir, Hz Ali Ra. inşaallah demeden gayba dair haber vermiş. Yani sloganları kenara bırakalim
@kucukkefendii@aykhan1328@harp_tarihi Diğer hesaptan bu yazdığın (nedenini anlamadığım şekilde) "hassas içerik" diye engellendiği için burdan yazıyorum. İmam "usulüne uygun" demiş. Mutezile ruyetullahı inkar ederek, kaç tane sahih hadisi inkar etmiş oluyor. Mutezileye bidat ehli deme sebeplerimizden biri bu zaten.
Tamam kardeşim anladık Vahhabi oldunuz da bari sitenizden şu yazıları silin de çelişkiye düşmeyin😄
Cübbeli Ahmet Hoca Aynı yerde duruyor.
Meşayıh ne söylemişse aynı şeyleri söylüyor.
Onların yolundan dönüp sapıtanlar düşünsün.