Ben o insanlardanım. Bir sabah daha iyisini hak ettiğime karar verip kimseye duyuru yapmadan her şeyi sessizce değiştirmeye başladım. Açıklama yok, ajitasyon yok, son bir konuşma yok. Sadece yeni alışkanlıklar, daha keskin sınırlar, daha yüksek standartlar. Uyku saatimi, konuştuğum insanları, sustuklarımı, tahammül ettiklerimi, zamanımı neye harcadığımı tek tek elden geçirdim. Kimseye kanıtlama ihtiyacı duymadan, gürültü çıkarmadan eski kapıları kapattım. Anladım ki değişim anlatılmaz, yaşanır. Bağırmadım, ispat etmedim, sadece dönüştüm. Ve kimse fark etmeden tamamen farklı bir hayata, bambaşka bir benliğe yürüdüm. Sessizdim ama bu kez geri dönüş yoktu, bu kesin ve sondu. Tamamen kendim için…
Kimlerden korkarım biliyor musunuz? Kendi çıkardığı kaosun mağduru gibi davrananlardan. Yangın çıkarıp sonra "Dumanın içinde ben de zarar gördüm." diyenlerden. Halbuki onlar zaten o dumandan beslenirler.
Bazen her şeyi yüzlerine vurmak istiyorum ama sonra vazgeçiyorum. Yalanı yaşam biçimi hâline getirmiş insanlara gerçeği anlatmak sadece vakit kaybı. Çünkü biliyorum ki, doğruyu bildiğimi bilseler bile başka bir yalanla bunu örtmeye çalışacaklar.
Herkes olayları halledişime odaklanıyor, bir olayı çözene kadar kaç kere dağıldığıma değil. Sonunda toparladığım için güçlü sanıyorlar; oysa kimse o gücün kaç uykusuz geceden, kaç sessiz ağlamadan, kaç “ben artık yapamıyorum” dediğim andan sonra geldiğini görmüyor. İnsanlar genelde sonucu alkışlıyor, sürecin insandan neler götürdüğünü fark etmiyor.