Dost ve kardeş Kırgızistan ile Özbekistan’ın Bağımsızlık Günlerini en içten duygularımla tebrik ediyorum.
Ortak medeniyetimizden ve sarsılmaz kardeşlik bağlarımızdan güç alan Türk dünyasının birlik ve beraberliğinin daim olmasını; kardeş halkların huzur, güç ve refah içinde nice yıllara ulaşmasını diliyorum. 🇹🇷🇰🇬🇺🇿
Yeni adli yılın ülkemiz, milletimiz ve yargı camiamız için hayırlı olmasını diliyorum.
Hukukun üstünlüğü ve adaletin tecellisi için büyük bir sorumlulukla görev yapan tüm yargı mensuplarımıza çalışmalarında başarılar temenni ediyorum.
İnancı, kalemi ve tavizsiz duruşuyla bir neslin dirilişine öncülük eden; hak ve hakikat mücadelesini ömrü boyunca cesaretle sürdüren Şule Yüksel Şenler Hanımefendi’yi vefatının 7. sene-i devriyesinde rahmet, minnet ve duayla yâd ediyorum.
26 Ağustos, bu toprakların vatan oluşunun da vatan kalışının da tarihidir: 1071'de Malazgirt, 1922'de Kocatepe. Büyük Taarruz'un 104. yılında TBMM Başkanı ve Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ü, silah arkadaşlarını ve aziz şehitlerimizi rahmet ve hürmetle yâd ediyorum.
Malazgirt’te açılan kapı, yalnızca Anadolu ve Rumeli'ye değil; yeni bir medeniyet ufkuna, yeni bir tarih yürüyüşüne açılmıştır.
26 Ağustos 1071’den bugüne uzanan bu büyük mirası, birlik ve istiklal şuuruyla geleceğe taşımak hepimizin vazifesidir.
Sultan Alparslan ve aziz ecdadımızı rahmetle yâd ediyor, Malazgirt Zaferimizin 955. yıl dönümünü kutluyorum.
TÜRKİYE TASAVVURU TÜRKİYE'DEN BÜYÜKTÜR
Prof.Dr. Mustafa Şentop:
🔺 Türkiye 85 milyonu aşan büyük bir ülke; on kişi bir araya gelsek herkesin farklı görüşü olur, bu gayet tabii.
🔺 Ama tablonun bütününü görebilmek lazım.
🔺 Bir günde yüz olumsuz olayı arka arkaya anlatırsanız karanlık bir tablo çıkar; oysa o gün Türkiye'de belki 3-5 milyon iş ve işlem gerçekleşmiştir.
🔺 Yanlışları dile getirmek, eleştirmek, düzeltilmesi için mücadele etmek herkesin en tabii hakkıdır ve çok kıymetlidir.
🔺 Ama sadece olumsuzları toplayıp binlerce katı olumlu işi yok saymak, Türkiye'yi hep yanlış yapan bir ülke gibi göstermek büyük bir haksızlıktır.
🔺 Türkiye yurt dışından daha bütün görünür; ona husumet besleyenler bile büyüklüğünü fark eder, onun için Türkiye tasavvuru Türkiye'den çok daha büyüktür.
🔺 En büyük gücü, sıkıntılı dönemlerden sonra kendini yeniden inşa edip tamir edebilme kabiliyetidir.
🔺 Bilhassa gençlerimizin Türkiye'ye bugün de yarın da sonsuz güvenmelerini isterim.
Röportajın tamamı Nil Gülsüm YouTube kanalımda….
@MustafaSentop
"12 Yaşında Ogunluk Yaşım 52 Çıktı!"
Mustafa Şentop:
"5. sınıftayken bir gazete, kişilik testi diyebileceğimiz kapsamlı bir test yayınlamıştı; tam dört sayfa, seçenekli sorulardan oluşan bir anketti. Soruları cevaplayıp gönderdim.
Değerlendirip raporu göndereceklerini söylediler; gerçekten de belki bir-iki ay sonra cevap döndü.
12 yaşında bir çocuktum ama olgunluk yaşım 52 çıkmıştı."
Söyleşinin tamamı Nil Gülsüm YouTube kanalımda…
@MustafaSentop
7 KİŞİDEN FAZLASI YASAKTI, TOPLANTILAR BİZİM EVDEYDİ
Prof.Dr. Mustafa Şentop:
🔺 Refah Partisi'nin kuruluş yıllarında, 1983'te babam Ankara'daki toplantılara gider; Ankara'dan gelenler de bize misafir olurdu.
🔺 Mesela rahmetli Şevket Kazan Tekirdağ'a geldiğinde bizde kalır, toplantılar bizim evde yapılırdı.
🔺 O günün şartlarında evde toplantı yapmak bile cesaret isterdi; en fazla yedi kişi bir araya gelebiliyordu.
🔺 Yediden fazla kişi tespit edilirse hakkında tahkikat açılıyordu; öyle bir dönemdi.
🔺 Babam il başkan yardımcısıydı; başkalarının cesaret edemediği o toplantılar hep bizim evde olurdu.
Röportajın tamamı Nil Gülsüm YouTube kanalımda….
@MustafaSentop
"Medyundur o mâsuma bütün bir beşeriyyet,
Yâ Rab! Bizi mahşerde bu ikrar ile haşret.”
Bu gece, kendisine seslenildiğinde sadece başını çevirmeyip tüm vücuduyla dönecek kadar zarif...
âlemlere rahmet Aziz Peygamberimizin’in dünyayı teşrifinin yıl dönümü.
Salât ve selâm O’na.
Mevlid-i Nebî mübarek olsun.
"2002'de milletimiz sandığa gittikten sonra vermiş oldu��u oyun kıymetini fark etti; bununla siyaseti, siyasetçileri değiştirebileceğini, Türkiye'yi değiştirebileceğini fark etti.
O tarihten itibaren de Türkiye, kendisinin varsayılan limitlerinin olmadığını, yapamazsın denilen şeylerin yapılabileceğini milletin gücünü bunlara yeteceğini fark etti."
#MilletimizleÇeyrekAsır
"Cumhurbaşkanımız @RTErdogan'ı farklı kılan husus, devletin içinden değil, halkın içinden, sokaktan gelen bir siyasetçi olması; millet adına devlete yön ve istikamet vermeye gelen bir siyasetçi olması."
#MilletimizleÇeyrekAsır
Bugün AK Parti’nin kuruluşunun 25. yıl dönümü.
Çeyrek asır…
Bir siyasî parti için uzun, bir milletin tarihi bakımından kısa sayılabilecek bir süre.
Geride kalan 25 yıla baktığımızda Türkiye’nin her tarafında bu dönemin izlerini taşıyan büyük eserler görüyoruz: Yollar, köprüler, Marmaray, şehir hastaneleri, hızlı trenler, havalimanları, üniversiteler, enerji yatırımları, savunma sanayii ve millî teknoloji hamleleri…
Bunların her biri önemlidir. Ancak kanaatimce AK Parti’nin Türkiye’ye yaptığı en büyük hizmet bunların da ötesindedir.
AK Parti’nin en büyük eseri, Türkiye’nin kendisine ve kendi imkânlarına bakışını değiştirmiş olmasıdır.
Türkiye uzun yıllar “yapamayız”, “bize müsaade etmezler”, “devlet böyle gelmiş böyle gider” anlayışıyla sınırlandırıldı. Seçimler yapılır, millet oyunu kullanırdı; fakat devlet ve siyaset hayatının istikameti her zaman sandıkta ortaya çıkan iradeyle belirlenmezdi.
AK Parti döneminde esas değişen şey bu oldu.
Millet, kendi iradesinin devlet hayatındaki karşılığını daha güçlü biçimde görmeye başladı. Devlet ile millet arasındaki mesafe azaldı. İnancı, hayat tarzı veya sosyal konumu sebebiyle kendisini ikinci planda hisseden geniş kesimlerin devletle ilişkisi değişti.
Türkiye, başkalarının kendisi için çizdiği sınırları kabullenmek yerine kendi gücüne ve geleceğine güvenen bir ülke hâline geldi.
Şüphesiz bu büyük değişimin merkezinde Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliği vardır.
Sayın Cumhurbaşkanımız siyaseti yalnızca seçim kazanmak ve iktidarda kalmak olarak görmedi. Milletimizin yıllar boyunca biriktirdiği talepleri, itirazları ve beklentileri güçlü bir siyasî iradeye dönüştürdü. Karşılaşılan güçlükler karşısında geri adım atmaması ve milletle kurduğu doğrudan bağı muhafaza etmesi bu çeyrek asrın temel belirleyicilerinden biri oldu.
15 Temmuz 2016 gecesi, millet ile lider arasındaki bu bağın ne anlama geldiğini bütün dünya gördü.
Bu yolculukta bize de önemli sorumluluklar düştü.
Milletvekilliğinden parti genel başkan yardımcılığı görevlerine, Anayasa Uzlaşma Komisyonu çalışmalarından Anayasa Komisyonu Başkanlığına, TBMM Başkanvekilliğinden Türkiye Büyük Millet Meclisinin 29. Başkanlığına kadar üstlendiğimiz vazifeleri milletimizin bize tevdi ettiği bir emanet ve sorumluluk olarak gördük.
Türkiye’nin önemli anayasal dönüşümler yaşadığı bir dönemde sorumluluk üstlenmiş ve millet iradesinin tecelligâhı Gazi Meclisimize Başkanlık etmiş olmak benim için daima büyük bir şeref olarak kalacaktır.
Elbette eksiklerimiz de, hatalarımız da oldu. İnsan eliyle yapılan hiçbir iş kusursuz değildir.
Kanaatimce uzun yıllar iktidarda kalan siyasî hareketler bakımından en önemli tehlike çoğu zaman rakiplerinden değil, zaman içinde oluşan kendi alışkanlıklarından gelir.
Bu sebeple kuruluş ruhu yalnızca geçmişe ait bir hatıra değildir.
Kuruluş ruhu, her gün kendimizi, siyasetimizi ve milletle kurduğumuz ilişkiyi ölçmemiz gereken bir terazidir.
Önümüzde tamamlanması gereken çok önemli işler de vardır.
Türkiye bugün hâlâ 12 Eylül şartlarında hazırlanmış 1982 Anayasası ile yönetilmektedir. Vesayet düzeninin birçok unsuru geride bırakılmış olsa da o dönemin anayasal metni hâlen yürürlüktedir.
Türkiye Yüzyılı'nda, millet iradesini esas alan, temel hak ve özgürlükleri güçlü biçimde güvence altına alan, sivil, demokratik ve geniş bir toplumsal mutabakata dayanan yeni bir anayasaya kavuşmak, önümüzde duran en önemli görevlerden biridir.
Kuruluşundan bugüne bu davaya emek veren bütün yol arkadaşlarımıza şükranlarımı sunuyor, aramızdan ayrılanları rahmetle yâd ediyorum.
Ve çeyrek asır boyunca iradesiyle, desteğiyle ve güveniyle bu siyasî hareketin esas gücü olan aziz milletimize teşekkür ediyorum.
Bu hareket gücünü milletten aldı, meşruiyetini millet iradesinde buldu ve istikametini milletle beraber tayin etti.
25. yılda hatırlamamız gereken de budur; bundan sonra titizlikle korumamız gereken de.
AK Parti’mizin 25. kuruluş yıl dönümü kutlu olsun.
11 Ağustos 1936…
Sevilla’nın dışında, bir yol kenarında, elli bir yaşında bir noter kurşuna dizildi.
Adı Blas Infante idi.
Bugün Endülüs’ün resmî bayrağı olarak dalgalanan yeşil-beyaz bayrağın ve armasının fikir babası; modern Endülüs düşüncesinin en önemli isimlerinden biriydi.
Vefatının 90. yılında kendisini rahmetle anıyorum.
Blas Infante’nin hikâyesini ilginç kılan yalnızca bir bölgesel kimlik veya siyasî özerklik mücadelesi değildir. Onun asıl meselesi, Endülüs’ün kaybolmuş tarihî hafızasını yeniden bulmaktı.
1915’te yayımladığı Ideal Andaluz’da Endülüs’ün gerilemesini yalnızca iktisadî veya siyasî bir mesele olarak görmedi. Ona göre çok daha derinde bir kopuş yaşanmıştı: Endülüs, kendi tarihinden ve kendi medeniyet hafızasından koparılmıştı.
Bu hafızanın zirvesinde ise el-Endelüs vardı.
1918’de Ronda’da Endülüs için yeşil-beyaz bayrağı ve armayı teklif etti. Yeşil ve beyaz, Endülüs’ün İslâmî geçmişine uzanan tarihî renklerdi.
1919 Kurtuba Manifestosu’nda ise daha ileri giderek Endülüs’ü bir “millet” olarak tarif etti.
Fakat onun el-Endelüs’le kurduğu bağ yalnızca kitaplarda kalan entelektüel bir ilgi değildi.
1924’te, İspanya’nın Fas’la savaşmakta olduğu bir dönemde Fas’a geçti ve çöle doğru yol aldı.
Aradığı yer Agmat idi.
Çünkü orada, Sevilla’nın son Abbâdî hükümdarı ve büyük şair el-Mu��temid ibn Abbâd, memleketinden sürgün edildikten sonra ölmüş ve toprağa verilmişti.
Blas Infante, yüzlerce yıl sonra el-Mu‘temid’in mezarını arıyordu.
Kabri bulduğunda büyük bir heyecan yaşadığı; mezarın çevresinde dolaştığı, toprağını öptüğü ve el-Mu‘temid için mersiye okuduğu anlatılır.
Bu yolculuk etrafında daha sonra çok daha çarpıcı bir rivayet de ortaya çıktı:
Blas Infante’nin 15 Eylül 1924’te, Morisko soyundan iki şahidin huzurunda şehâdet getirerek Müslüman olduğu ve Ahmed adını aldığı…
Bu rivayet İslâm dünyasında ve Endülüs üzerine yazan bazı çevrelerde uzun zamandır aktarılmaktadır. Ancak tarihçilik bakımından ihtiyatı elden bırakmamak gerekir: Infante’nin Müslüman olduğuna ilişkin kesin bir birincil belge henüz ortaya konmuş değildir ve mesele araştırmacılar arasında tartışmalıdır.
Fakat tartışmasız olan başka bir hakikat vardır:
Agmat onun için sıradan bir tarih gezisi değildi.
Altı asır önce sürgünde ölen Sevilla hükümdarının mezarında, kaybettiğine inandığı Endülüs’le yüzleşiyordu.
Blas Infante, el-Endelüs’ü İspanya tarihinin dışında kalmış yabancı bir İslâm medeniyeti olarak görmüyordu. Tam tersine, Endülüs halkının kendi tarihî kimliğinin ve hafızasının asli bir parçası kabul ediyordu.
Fas’tan dönüş yolunda dinlediği bir "nûbe" (nevbet), onu Endülüs musikisinin ve flamenkonun kökleri üzerinde de düşünmeye sevk etti. Flamenkonun derinliklerinde Arap-Endülüs ve Mağrip musikisinin izlerini aradı; Endülüs’ün sesinde kaybolmuş geçmişinin yankılarını duymaya çalıştı.
Sonra İspanya İç Savaşı geldi.
Blas Infante 1936’da evinden alındı.
10 Ağustos’u 11 Ağustos’a bağlayan gece Sevilla yakınlarında kurşuna dizildi.
Hikâyenin en çarpıcı taraflarından biri ise ölümünden sonra yaşandı.
Kurşuna dizilmesinden yaklaşık dört yıl sonra, 1940’ta hakkında verilen hükümde isnat edilen suçlardan biri, “Endülüsçü bir parti kurulması için propagandacılık” idi.
Bir insan öldürüldükten dört yıl sonra, fikirleri mahkûm edilmeye devam ediyordu.
Belki Blas Infante’nin hikâyesini tek cümlede şöyle anlatmak mümkündür:
Bir halkın unutturulmuş tarihine yeniden bakmasını, kendi hafızasını hatırlamasını ve kendi adını yeniden söylemesini istedi.
Bugün Endülüs’ün üzerinde onun yeşil-beyaz bayrağı dalgalanıyor.
El-Endelüs ise hâlâ yalnızca Müslümanların değil; İspanya’nın, Avrupa’nın ve insanlığın müşterek tarihinin en büyük medeniyet tecrübelerinden biri olarak yaşamaya devam ediyor.
Vefatının 90. yılında Blas Infante’yi rahmetle anıyorum.
Onun Endülüs’ünü Türkiye’de yıllar önce dikkatimize sunan merhum Akif Emre’yi de bu vesileyle rahmetle yâd ediyorum.
Akif Emre, “Blas İnfante’nin Endülüsü”:
https://t.co/yuJDGAOErF
Endülüs tarihini daha geniş okumak isteyenler için:
TDV İslâm Ansiklopedisi, “Endülüs”, Mehmet Özdemir:
https://t.co/1FYcHjGGUA
Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun, TBMM Genel Kurulu’nda geniş bir mutabakatla kabul edildi.
Geçen yıl TBMM'deki Komisyon’da yaptığım konuşmada belirttiğim üzere, 2013-2015 tecrübesinin iki temel eksiği, sürecin geniş tabanlı bir mutabakata dayanamaması ve sağlam bir kanunî çerçeveden mahrum kalması idi.
Dün Meclisimiz, bu iki eksiği de kapatan bir adım attı.
Mesele, millet iradesinin tecelligâhı olan Gazi Meclis zemininde ve hukuk yoluyla karara bağlanmıştır.
Bundan sonrası uygulamadır. Silahların bırakılması somut bir takvime bağlanmalı, her adım takip edilmelidir; bir kanun, ancak tatbik edildiği ölçüde güven inşa eder.
Bedeli en ağır ödeyenleri, aziz şehitlerimizi rahmetle, kahraman gazilerimizi minnetle anarak, bu kanunun milletimizin birliğinin kuvvetlenmesine vesile olmasını temenni ediyorum.
أتابع بقلق بالغ التقارير المتعلقة بالحالة الصحية لصديقي السيد راشد الغنوشي، الرئيس السابق لمجلس نواب الشعب التونسي.
وعندما أتحدث عن رجل ترأس برلماناً وطنياً، فليس في نيتي إصدار أي حكم على الإجراءات القضائية في بلده؛ فذلك ليس من موقعي، ولا هو موضوع هذا البيان. ما أود قوله هو أمر بسيط. نحن نتحدث عن رجل يبلغ من العمر خمسةً وثمانين عاماً، ويعاني من عدد من الأمراض المزمنة. وإن عجز أسرته عن الاطمئنان على حالته الصحية، وحرمانه من الوصول إلى أطبائه الذين يتابعون علاجه، ليس مسألة قانون، بل مسألة إنسانية ورحمة.
لقد قدّمت تونس إلى العالم الإسلامي أول دستور مكتوب عام 1861. وإن فهم القانون بوصفه تجسيداً للرحمة هو جزء من الإرث التاريخي التونسي نفسه. وإني على ثقة بأن دولةً ذات هذا الإرث العريق ستُبدي ما يستحقه رجل بمكانة السيد راشد الغنوشي وظروفه الصحية من عناية واعتبار.
إن ما نطلبه بسيط وواضح: أن يُفرج عنه حتى يتمكن من تلقي الرعاية الطبية التي تقتضيها سنّه وحالته الصحية.
أسأل الله له الشفاء العاجل.
I am following with deep concern the reports concerning the health of my friend Mr Rached Ghannouchi, former Speaker of the Assembly of the Representatives of the People of Tunisia.
In speaking about a person who has presided over a national parliament, I have no intention of passing judgment on the judicial processes of his country; that is neither my place nor the subject of this statement. What I wish to say is simply this. We are speaking of a man of eighty-five, living with a number of chronic health conditions. That his family should be unable to learn of his condition, and that he should be unable to reach his own physicians, is not a question of law but of compassion.
Tunisia gave the Muslim world its first written constitution in 1861. The understanding of law as an expression of mercy belongs to Tunisia’s own history. I trust that a state with such a heritage will show the consideration owed to a man of his stature and condition.
What is asked is simple: that he be released from prison so that he may receive the medical care required by his age and condition.
I pray for his swift recovery.
Tunus Halk Temsilcileri Meclisi Eski Başkanı, dostum Sayın Raşid Gannuşi’nin sağlık durumuna ilişkin haberleri derin bir endişeyle takip ediyorum.
Bir ülkenin parlamentosuna başkanlık etmiş bir kişi hakkında konuşurken, o ülkenin yargı süreçleri hakkında hüküm vermek gibi bir niyetim yoktur. Bu ne benim görevimdir ne de bu açıklamanın konusudur. Söylemek istediğim çok daha basittir. Seksen beş yaşında, çeşitli kronik rahatsızlıklarla yaşayan bir insandan söz ediyoruz. Ailesinin sağlık durumu hakkında bilgi alamaması ve kendi hekimlerine ulaşamaması, hukukun değil vicdanın ve merhametin konusudur.
Tunus, İslam dünyasının ilk yazılı anayasasını 1861 yılında kabul etmiş bir ülkedir. Hukuku merhametin bir tezahürü olarak gören anlayış, Tunus’un kendi tarihî mirasının da bir parçasıdır. Böylesine köklü bir geleneğe sahip bir devletin, Sayın Gannuşi’nin yaşı ve sağlık durumu ile devlet hayatındaki konumunun gerektirdiği insani yaklaşımı göstereceğine inanıyorum.
Talebimiz son derece açıktır: Sayın Gannuşi’nin, yaşı ve sağlık durumunun gerektirdiği tıbbi tedaviyi alabilmesi için cezaevinden tahliye edilmesidir.
Kendisine Cenab-ı Allah’tan acil şifalar diliyorum.