Esnaf ahlakı; sadece ticaret yapmak değil, vicdanla hareket etmek, kul hakkını gözetmek ve insan onurunu korumaktır. Bizler, asırlardır Ahilik geleneğini yaşatan bir medeniyetin evlatlarıyız.
Hiçbir çocuğun mahcup olmasına, hiçbir annenin incinmesine, hiçbir vatandaşımızın onurunun zedelenmesine göz yumamayız. Ticaretin bereketi; dürüstlükten, merhametten ve güven duygusundan beslenir.
Toplumsal vicdanı yaralayan her türlü davranışın karşısında olmaya, vatandaşlarımızın hak ve hukukunu kararlılıkla korumaya devam edeceğiz.
Konu tarafımızca yakından takip edilmektedir.
Hijyen desen yok,güler yüz desen yok, parayı aldıktan sonra fiş kesiyor mu desen o da yok.
Yeri nerede söyleyin de yanlışlıkla yemek yemeyelim burdan..
Değerli takipçilerim, uzun süredir maruz kaldığım kısıtlama ve sansür sonrası, bağımsız bir platform kurmak için yoğun çalışmalara giriştim. Bugün aylardır büyük emek vererek hazırladığım sitemi sizlerle paylaşmaktan büyük mutluluk ve gurur duyuyorum. 👇
https://t.co/lkRFpkrdWc
Milletekili YPG'yi mi destekledi?
Vekilliği düşüreceksin
Doktor, hemşire YPG'yi mi destekledi?
Diplomasını iptal edeceksin
Avukat YPG'yi mi destekledi?
Avukatlığını bitireceksin
Oyuncu YPG'yi mi destekledi?
Hiç bir dizide filmde oynamasına müsade etmeyeceksin
Vatan Hainlerine acımayacaksın Devlet baba...
Vatandaşın "hasta bakılmıyor" şikayeti üzerine Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Rektörü "Osman Selçuk ALDEMİR" kıyafetini değiştirip, bir hasta gibi Kuşadası Diş Polikliniği'ne gidip muayene olmak istedi.
Ellerinde sigaralar ile personelden "hasta bakmıyoruz" cevabı alınca çalışanlara REKTÖR olduğunu açıkladı ve "halka hizmet etmeyen, DEVLETİ israfa uğratan bu kurum ve çalışanlar burada olmamalı" diyerek hastaneyi aynı gün içinde kapattı. Farklı doktor ve çalışanlar ile hastane tekrar hizmete açılacak.
Böyle yöneticilere ihtiyacımız var... Allah Teala sayılarını artırsın İnşaALLAH.🤲🏻👈🏻
🇻🇪 Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro:
"Uluslararası uyuşturucu kaçakçılığından elde edilen yıllık 500 milyarlar doların %85’i ABD bankacılık sisteminde. Gerçek kartel kuzeyde."
İngiliz siyasetçi George Galloway Miçotakis’in Venezuela yorumuna gerekli tepkiyi vermiş:
➖"Türkiye artık “Kıbrıs” meselesini kapsamlı bir şekilde ele alma konusunda tam yetkiye sahiptir…"
Buyurun kedinlerine “tevhidci selefi” diyerek halkın arasına karışan DAEŞ’cilerin tehlikeli fikirlerini ifşa edelim #Yalova
“-Asker, polis kafirdir.
-Askerlik yapmak haram
-Oy kullanan herkes kafirdir
-Türk bayrağı kafir bayrağıdır.
-Hamas kafirdir
-Yahya Sinvar kafirdir.
-Tüm memurlar kafirdir.
-İmamların arkasında namaz kılınmaz.
-Cuma namazı kılınmaz”
Bunlar sadece bir kaçı, bu IŞİD zihniyetlilerden uzak durun.
TÜRK HAVA SAHASINDA PANİK YOKTU, BİR PLAN VARDI
Bir sabah uyandık ve öğrendik ki bir İHA Karadeniz'den gelmiş, Türkiye hava sahasında izlenmiş ve bir F-16 tarafından vurulmuş.
Dakikalar içinde aynı cümle sosyal medyada dolaşıma girdi.
"Bu nasıl hava savunması?"
Oysa asıl sorulması gereken soru bu değildi.
Asıl soru, "Bir devlet gökyüzünde gördüğü her şeyi anında vuruyorsa, gerçekten güçlü müdür; yoksa neyi vurduğunu bilmeden refleks mi gösteriyordur?" olmalıydı.
Türkiye o gün gökyüzünde refleks değil, akıl kullandı. Ve bu, sandığımızdan çok daha önemliydi.
Şimdi biraz duralım. Ve "hava zafiyeti" diye bağıranlara küçük ama can yakıcı bir soru soralım.
"Zafiyet dediğiniz şey, hedefi görmeden vurmak mıdır; yoksa görüp, tanıyıp, izleyip, doğru yerde indirmek midir?"
Çünkü askeri literatürde "zafiyet", hedefin fark edilmemesidir.
Bu olayda ise hedef fark edildi, takibe alındı, davranışı analiz edildi ve kontrollü biçimde etkisizleştirildi.
Yani ortada zafiyet falan yok; ortada işleyen bir hava savunma mimarisi var.
"MADEM SAVUNMA GÜÇLÜYDÜ, NEDEN HAVA SAHAMIZA GİRDİ?"
Bu soru, popüler ama bilgisiz bir sorudur.
Modern hava savunması, hiçbir şeyin sınırına yaklaşmaması üzerine değil; yaklaşan her şeyin nasıl yönetileceği üzerine kurulur.
ABD hava sahasına her yıl yüzlerce tanımlanamayan hava aracı yaklaşır. Rus uçakları Baltık'ta NATO sınırına kadar gelir. Çin uçakları Tayvan ADIZ'ine girer. Bunların hiçbiri otomatik olarak "zafiyet" sayılmaz.
Çünkü hava savunması bir duvar değil, canlı bir organizmadır.
ASIL KRİTİK DETAY, NEDEN F-16?
İşte burada "askeri cahillik" ile "askeri akıl" arasındaki fark ortaya çıkar.
F-16'lar, radar verisini gözle teyit eder, hedefi görsel olarak sınıflandırır, gerekirse eskort eder gerekirse yönlendirir ve gerekirse milimetrik biçimde vurur.
Kara konuşlu uzun menzilli bir füze sistemiyle yapılacak müdahale daha serttir, daha kördür, daha tırmandırıcıdır.
Bu yüzden modern ordular, barış zamanında İHA benzeri hedeflerde önce uçağı gönderir.
Yani F-16'nın kalkması bir "acizlik" değil, lüks bir seçenektir. Çünkü o uçağı kaldırabilen ülke, gökyüzünde kontrol sahibidir.
"NEDEN İZLENDİ, NEDEN HEMEN VURULMADI?"
Çünkü her düşen İHA, konuşamayan bir tanıktır. Her izlenen İHA ise istihbarat kaynağıdır.
Nereden geldi? Hangi irtifada uçtu? Manevra kabiliyeti ne? Sinyal yayıyor mu? Karıştırma yapıyor mu? Kime benziyor?
Bu soruların cevapları, vurulduktan sonra değil, izlenirken alınır. Zafiyet, bu verileri toplamadan ateş etmektir.
Türkiye bu tuzağa düşmedi.
"AMA ROKETSAN'A YAKINDI"
Bu iddia, askeri planlamayı Google Haritalar zannedenlerin ürünüdür.
Bir hedef, yerleşimden uzaklaştırılır, kritik tesislerden ayrıştırılarak izlenir, enkazının kontrol edileceği alana yönlendirilir.
Yani mesele "neden oraya geldi?" değil; "neden şehir üstünde indirilmedi?" sorusudur.
Cevap basit...
Çünkü hava savunması bağırarak değil, hesap yaparak çalışır.
ZAFİYET ARAYANLAR, SİSTEMİ GÖRMEZDEN GELENLERDİR.
Bu olayda, hava sahası görüldü, komuta-kontrol çalıştı, QRA prosedürü işletildi, siyasi-askeri tırmanma önlendi, sivil risk sıfırlandı.
Buna zafiyet demek için ya askeri literatürü bilmemek gerekir ya da bilip görmezden gelmek.
Gökyüzünde panik yoktu. Gökyüzünde acele yoktu. Gökyüzünde bağıranlar yoktu.
Ama yerde, klavye başında çoktu.
Ve ne yazık ki bugün "zafiyet" diye konuşulan şey, aslında sessiz çalışan Türk Devleti'nin hava savunma sistemine ait bir gücün en net göstergesiydi.
Koskoca Cumhurbaşkanı kendilerini dinliyor, yardımcı olmaya çalışıyor ama ısrarla; "AK Parti Genel Merkez geldik kapılar yüzümüze kapandı" diyorlar.
Muhsin bey defalarca yüzümüzü gördü diyor ama kendisi Muhsin beyi tanımıyor.😏
Reis'te meseleyi anlayıp, "yalan konuşuyorsunuz, benim partimin kapıları kimseye kapanmaz!" deyip oradan ayrılıyor...