“başka türlü olabilir miydi” diye düşünmenin “aman canım, benim hikayem de böyle oluversin” günlerine gelip yüzüm gülmeye başladığında çocukça sevildiğim bir yerde gibi hissediyorum. mutfakta benim için tarçınlı bir şeyler çırpılıyormuş. öyle istemişim çünkü. yüzüm gülsün diye.
"Ontolojik çirkinlik" bu.
Bazı insanlar çirkin. Ruhları, kalpleri, akılları, fikirleri, zanları çirkin.
O kadar çirkinler ki baktıkları her şeyde çirkinlik görüyorlar. Çöp gibi değdikleri, yanına yaklaştıkları her şeye bir çirkinlik ve kötü koku bırakıyorlar.
Şöyle bir çaresizlikte bile çirkinlik görmek... Korkunç bir güzellik nasipsizliği. Koşarak uzaklaşmalı bu fitne zekâlılardan.
Ruhu olan birini ararken egolara çarpacaksın, düşleri olan birini ararken planları olanlarla rastlaşacaksın, inançları olan birini ararken inkarcılarla tanışacaksın. Her şeye rağmen hisseden, insan kalan, insan acısı çeken, insan çığlığı atan, insanca seven birileri var. Umut et.
Bana, aşık olduğundan bahsediyor. Gülüyorum sadece. Çünkü o aşkı bilmiyor. Koşullu sevgiyi biliyor. Acıyı, ıstırabı, hırsı biliyor. Canı yandığında intikam almayı biliyor. Yarışmayı biliyor. Sakinliği, anlayışı, ne olursa olsun üzgün uyutmamayı, sabrı, yol yürümeyi bilmiyor.
ilk gordugum andan itibaren gun yeni basliyormus gibi hissettigim ve “cok guzel ısik alıyor, burada guzel cicekler yetisir” dedigim odalar ve yuzler. bir hikayem olsa boyle baslasin isterdim.
meryem, içindeki sanrıya nasıl da kendinden bile çok inandın. nasıl da sanrının gerçekliğiyle her çarpıştığında darmaduman oldun öylesine. çok kere. hiç yere.
nermin yıldırım diyor ki “basit meraklar uğruna başkalarının hayatlarında yangınlar çıkarmasak keşke.” bugün bu söz yankılandı durdu zihnimde. birbirimizi incitmeye bu kadar düşkün olmasak keşke. sarılmalara hevesli olsak, sarmalara.
Dünyada hiçbir şey kalmamışsa, hayat çöle dönmüşse bile iki insan arasında yaşama dönük ahlaki bir ilke muhakkak olmalıydı. Bir doktorla bebek arasında, yeni doğum yapmış bir kadınla hemşire arasında olması gereken basit, doğal bir ahlak. Biz toplum değiliz. Yığınız.
hissettiğim hiçbir duyguyu savuşturmuyorum artık. her biri kişisel tarihimin bir parçası, her biri beni yarattı. ''yaşlandıkça sandık ağırlaşır...'' diye bir söz okumuştum. hissettiklerimi sahiplenerek, iyi ki yaşamışım diyerek sandığın yükünü hafifletiyorum. beni mutlu eden bu.