flörtsüz duramayan insanların zekâsal anlamda problemi olduğunu düşünüyorum, tüm vaktimizi ne istediğini bilmeyen iletişim özürlüsü elemanlara mı ayıralım
Bu bir kaza değil cinayet! Fotoğrafta gördüğünüz kardeşimiz Işıl Öykü Dinç. 18 Mayıs Pazar günü henüz 14 yaşında cıvıl cıvıl ve hayalleri olan bir Anadolu Lisesi öğrencisiydi. Saat 17:30 sularında İstanbul Pendik Sahil Yolu Kaynarca Mahallesi'nde karşıdan karşıya geçmek isterken 120 hızla gelen bir sürücünün çarpması sonucu 38 metre havada takla atarak sürüklendi ve olay yerinde hayatını kaybetti. O gün Galatasaray'ın şampiyonluk kutlamaları olduğu için tüm emniyet teşkilatının teyakkuz halinde olduğu halde o bölgedeki üç mobese direğindeki toplam 15 kameranın çalışmaması ne demektir. Ve sanık akp ve türgev avukatı Fatih Sadullah Selman'a vekaletini verdikten sonra davada üç günde üç savcı değişti. Ve sanık sadece 48 saat gibi kısa bir sürede tahliye edildi. Ve olay yerinde çekilen bir kask kamerası mevcut. Bu tanık o videoda " Kadın Kadına Çarptı" diye bir söylemde bulundu. Ancak aile karakola gittiğinde aldıkları makbuzda bir erkek ismi gördüler. Olaydan birkaç gün sonra sanığın yakınları aileye taziyeye gelmek istediklerini belirttiler. Ancak bu taziye isteklerini güçlü bir parti üyesinin arkasına sığınarak gelmek istediler. Ve aileye para vererek susturmaya çalıştılar. Ancak tabiki de aile buna karşı çıktı. Bunun üzerine ise kızlarına "Zaten Işıl ünlü olma sevdalısı intihar meyillisi bir genç kızdı" diyerek iftira attılar. Aile sürekli yurtdışı numaralar üzerinden tehdit edildi. "Davadan vazgeçin yoksa sizi de kızınızın yanına gömeriz" dediler. Kaza sonrasında Işıl'ın ölümüne neden olan bu iki şahıs ( diğeri sanığın nişanlısı) olaydan 45 gün sonra gidip evleniyorlar. Ve bunu sosyal medya hesaplarından da paylaşmaktan da çekinmiyorlar. Sanki 45 gün önce birine çarpıp ölümüne neden olmamış gibi. Ve Işıl'ın ailesi ve arkadaşları bu süreçte 11 Haziran'dan itibaren sosyal medyadan adalet için çağrıda bulundu. Ve desteğimiz sonucunda 21 Kasım'da sanıklar ilk kez hakim karşısına çıktılar. İlk duruşmamızda sanıklar 50-60 hızda gittiklerini iddia ettiler. Ancak araba kullananlarda çok iyi bilecektir ki 50 hızda giden birisi 1.74 boyunda ve 60 kg ağırlığında olan bir kızı yaklaşık 38 metre havaya savuramaz. Sanık mahkemede yalan söylememlerde bulundu. Örneğin kazayı yapan sanıkların ikiside özel bir hastanede yoğun bakım hemşiresi. Buna rağmen yardım etmek yerine kaçtılar. Oradaki vatandaşlar hemşire var mı diye feryat ederken neden yardım etmediler. Ancak sanık mahkemede Işıl'a yardım etmek istediklerini ama polis memurlarının sözde onlara engel olduklarını söylediler. Ancak çekilen video kayıtlarında da gördüğümüz kadarıyla herhangi bir şekilde orada bulunmadıkları ve Işıl'a yardım etmediklerini görüyoruz. Yani söylediklerinin her kelimesi yalanlarla dolu. İlk dosya tutanağı ise "Işıklardan 25 metre sonra yayanın saksıların arasından yola fırlamak suretiyle kaza gerçekleşmiştir." diye tutuldu. Ancak video kaydından da anlıyoruz ki Işıl yaya geçidinden karşıya geçmek isterken hızla gelip ona çarpıyorlar. 11 Eylül'deki dördüncü duruşmamızda ise yeni tanıdıklarımız dinlendi ve Işıl'ın yerde sürüklenerek vücudunun parçalandığını söylediler. Ayrıca sürücü değişikliği yapıldığını belirttiler. Sanık söz alarak:
"Ben kimseye çarpmadım, kız bana çarptı. Arabama hasar verdi." gibi çirkin sözler kullandı. Davamız 27 Kasım'a ertelendi. Bunların hepsi davayı kapatmak için yapılan hukuksuzluklardı. Şimdi sizlere soruyorum değerli dostlar. Işıl hayalleri olan pırıl pırıl bir çocuktu. Psikolog olup insanları anlamaktı tek istediği. Ama görüyoruz ki hayali olan meslektaşları tarafından vahşice katledildi. Işıl Öykü Dinç kazası bir kaza değil cinayettir. Lütfen elinizi vicdanınıza koyun ve Işıl kardeşimize ses olun. Aile acısını yaşamak isterken adliyelerde koşturuyor. Lütfen sessiz kalmayın! Çünkü bir gün adalete seninde ihtiyacın olacak. Unutma bir sonraki duruşma 27 Kasım Cuma saat 10:30'da Kartal Anadolu Adliyesinde!
#IşılÖyküDinç
#IşılÖyküDinçİçinAdalet
#kazadeğilcinayet