“Herhalde öldürdüğüm sivrisineklerin bedelini ödüyorum burada. Çünkü bunun ötesinde hayatım boyunca kimseye bir kötülük yapmadım, kimsenin hakkını yemedim.”
Cuma günü Silivri Cezaevi’nde Mine Özerden’le de sohbet ettik. Kamuoyunda oluşturulmaya çalışılan algının aksine, şiddet olaylarıyla en ufak bir ilgisi olmamasına rağmen Gezi davasında 18 yıl hapis cezasına mahkûm edilen Mine Hanım dört buçuk yıldır cezaevinde.
Onu en çok üzen şeylerden biri, uğradığı haksızlığın bedelini yalnızca kendisinin ödememesi: “Dört buçuk yıldır annemin, kızımın, sevdiklerimin hakkı da yeniliyor. Onlara karşı sorumluluklarımı yerine getirme imkânım da elimden alınmış.”
Bir insanı hapsettiğinizde yalnızca onun hayatına müdahale etmiyorsunuz. Anne ve babasının, eşinin, çocuklarının, yakınlarının hayatından da geri getirilemeyecek yıllar alıyorsunuz. Hapsin yol açtığı tahribat, cezaevinin duvarlarıyla sınırlı kalmıyor.
Mine Hanım’a göre asıl mesele kötülüğü kimin yaptığı değil, kötülüğün yapılabiliyor olması. Failleri tek tek saymak bu yüzden yeterli değil. Haksızlığı mümkün kılan düzeni, onu olağanlaştıran alışkanlıkları ve bütün bunlara karşı sessiz kalmanın sonuçlarını da konuşmak gerekiyor.
“Eşyalar kullanılmak, insanlar sevilmek için vardır. Bugün ise eşyalar seviliyor, insanlar kullanılıyor” diyor. “Sürekli siyaset konuşuyoruz, oysa asıl konuşmamız gereken etik.”
İnsanı kendi başına değer taşıyan bir varlık olarak değil, amaçlara ulaşmak için kullanılabilecek bir araç olarak gören anlayışla yüzleşmeden, yaşadığımız hukuksuzlukların kaynağını da yeterince kavrayamayız.
Bir arada durmanın önemini de özellikle vurguladı. Herkesin her konuda aynı düşünmesi, aynı siyasi görüşü paylaşması gerekmiyor. Ama temel hak ve özgürlükler söz konusu olduğunda ortak ilkelerde buluşabilmek, farklılıklarımıza rağmen birbirimizin hukukunu savunabilmek çok önemli.
Ayrılırken aklımda en çok bir cümlesi kaldı: “Bilenin bilmeyene, olanın olmayana borcu vardır.”
Bu söz, özgür olanların özgürlüğünden mahrum bırakılanlara karşı sorumluluğunu da hatırlatıyor. Haksızlığa uğrayanları unutmamak, onların sesini duyurmak ve başkalarının hukukunu da kendi hukukumuz kadar önemsemek, bu sorumluluğun gereği.
Mine Özerden’in ve hukuksuz biçimde özgürlüğünden mahrum bırakılan herkesin bir an önce sevdiklerine kavuşmasını diliyorum.
Fox News and some Zionist sites are accusing me of having played a part in last Saturday's Global Palestine Alliance London rally. Yes, I did. Proudly. A tiny part. I wish I had played a larger one. But I was in Athens and could only send this video - whose text I past below in the interests of full disclosure. Read/watch and judge:
Greetings from Athens to the UK Alliance for Palestine. Kudos to all of you for continuing to mobilise against our generation’s greatest crime, our generation’s genocide in Gaza and the systematic state-backed ethnic cleansing and ruthless land seizures in the West Bank and East Jerusalem.
As I have said before, if this were the 1930s, we would have only one moral duty: to defend Jewish people from the Nazis. Today, we again have only one moral duty: to defend Palestinian people from Israel.
Friends, I am not going to finish this message of solidarity by caressing your ears. I am going to do the opposite. At the risk of upsetting you, I am going to suggest that we stop congratulating ourselves. So far, we have failed. The genocide, the ethnic cleansing, the white-washing of this century’s greatest crime is continuing despite our efforts.
Our governments remain utterly complicit. Even when they do some windowdressing, like Andy Burnham sanctioning exports from the Occupied Territories (as if Israel will brand them as such!), they only do it to ENSURE that there is no trade and arms embargo against Israel to force Israel to cease and desist from its genocidal practices. What PM Burnham has done was to take the wind out of our sails by lulling the majority into thinking that there has been a change when there hasn’t been.
Look at the way the media are still at it. Copying the playbook that demonised and vilified Jeremy Corbyn’s leadership of the Labour Party, for ‘insufficient support of Israel’s genocide’, they are applying the same playbook today against Zack Polanski and the Green Party.
Wherever we look – if we are honest – we see the evidence of our movement’s failure to dent Israel’s determination to complete its genocide and of our political and economic system’s to lend the Apartheid state a hand.
I know: Many of you are tired, after years of campaigning often at high personal cost. But now is not the time to feel the fatigue. Now is the time to do more. To do better. To end genocide, ethnic cleansing and land seizures across Palestine. To make it possible to imagine – not just as a slogan – a Palestine free of Apartheid.
Kızım Sorbonne Hukuk öğrencisi, son üç gündür okulları Liseliler tarafından bloke edildi ve dersler yapılamıyor ancak akademisyenlerin öğrencilere attığı mailler harika;
-Eğitim hakkınız çok kıymetli ancak bu hakka kavuşmak için Grev hakkınız öncelikli; İsyana devam yoklama alınmayacak
- zoomdan ders yapmayacağım bu İsyanı engellemek olur, kitabımı alın okuyun
Akademisyen dediğin de bu değil midir; İktidarla değil, Gelecekle dayanışma içinde olur!
#İsyanAteşiBulaşıcı #GençlerBuİşiBiliyor #BuradayızBekliyoruz
Fon soruşturması kime dayanıyor da mecliste AKP ve MHP ce red https://t.co/S3sJBif4EXçin korkuluyor? Milletin hakkı böyle mi savunulacak? Bunlara taraftarlar nasıl cevap verecek?Ey millet, hak arama olmadığı sürece,hak yiyenler kanınızı emer. Bunlarda ar, namus, ahlak aramayınız.Din ve ideoloji kılıfı ile kirliliği örten ahlaksızlara güven olur mu?
Üsküdar Belediye Başkanı Sinem Dedetaş'tan mesaj: Boynunuz asla bükülmesin; yüzü bize dönük olan dostlara ve kız kardeşlerime sevgilerimle
https://t.co/1851ANw3Ck
https://t.co/lMZ8ZI0rsD
🔴 PARIS | Les lycéens de Hélène Boucher BLOQUENT le cours de Vincennes, les travailleurs FORMENT UNE CHAÎNE pour les défendre
Aux côtés des lycéens, des travailleurs du dépôt RATP et la de la CGT Tenon se sont mobilisés pour soutenir les lycéens face à la répression policière
Buğra Gökçe, Ekrem İmamoğlu’nun en önemli kurmaylarından biri.
Sadece İstanbul’a değil, Ankara’ya da İzmir’e de yıllarca hizmet etmiş bir şehir plancı.
Azami tutukluluk süresi dolduğu halde neden hala içerde?
Buğra Gökçe’yi serbest bırakın.