CHP saldırı altında. Ama saldırı yalnızca bugünün meselesi değil. İktidar aslında uzun süredir CHP’yi fiilen sevk ve idare ediyordu; bugün bunu daha açık ve daha merkezileşmiş biçimde yeniden düzenlemeye çalışıyor. Yani kriz yalnız bir parti krizi değil, muhalefetin hangi +
Kusura bakmayın ama çok şımarıkça bir tweet bu. 2017'de fiilen yıkılmıştı zaten, 2023'te geriye dönme fırsatı vardı boşa harcandı. 19 Mart'ta insanlar bedeller ödeyerek Ekrem başkanın yanında durdu. Ona rağmen eylemler CHP tarafından sönümlendi. Daha dün bile genel merkezde yiğidim aslanım dinlettiler "kurultayda çözeriz"e getirdiler muhabbeti. Bunun üstüne yine insanlardan CHP'ye siper olmasını istiyorsunuz üstelik CHP'nin kendi kadroları bile tam şekilde alanda yokken. CHP tahminen ne zaman samimi bir şekilde öz eleştirisini verecek?
Kim bu bıyıklı, ürkek bakışlı, saçları seyrek yaşlı adam?
İnsan hikayesini okuyunca daha da zor geliyor bu fotoğrafı görmek…
Ailesiyle Afganistan'dan İran'a göç ettiler önce. Savaştan, yoksulluktan, ölümden kaçtılar.
Bizim coğrafyamızın her çocuğu gibi kaderine bunlar yazılmış bir kere.
İran günlerinde, siyaseten arkası güçlü bir doktor, yanlış tedavi uygulayıp Vezir Muhammed'in oğlunun bacağını tümden kesiyor. Aile hakkını aramak isteyince, sınır dışı ediliyorlar.
Burda başlıyor ürkek bakışlı yaşlı adamın Türkiye hikayesi.
Önce Van Göç İdaresi'nde geçen korku dolu günler, sonra Zonguldak.
Ruhsatsız maden ocağında, yöre halkının deyişiyle çakal inlerinden birinde işe başlıyor.
Zonguldak’ın altında bir karanlık ve içinde ezilen insanlar...
Yeryüzünde nefes alabilenlerin, yerin altına gönderdiği unutulmuş bir kurbandı Vezir Muhammed.
İçinde savaşların kararttığı çocukluğunu, gözlerine sinmiş anne kokusunu, yolunu kaybetmiş bir halkın ağırlığını taşıyarak gelmiş…
Adını kimse bilmedi, yüzünü kimse görmedi, sesi kimsenin kulağına ilişmedi.
Bir gün fenalaştı. Ona su uzatacak bir el, “kalk kardeşim” diyecek bir ses çıkmadı.
Onu oradan alıp hastaneye götürmek, bir insanı kurtarmak anlamına geliyordu ama…
Bir kağıt parçasının, bir ruhsatın, bir mahkeme tutanağının, bir “infaz”ın korkusu çöktü kan emicilerin üzerine.
Kendi suçları, bir insanın hayatından daha ağır basıyordu.
O anda karar verildi. İnsan hayatının, bir madenci el fenerinin ışığı kadar bile kıymeti olmadığına…
Vezir’i aldılar. Bedenini taşıdılar. Ağaçların, yaprakların, gecenin tanık olmadığı bir yere götürdüler. Ve orada, onu diri diri yaktılar.
Arabanın bagajına konduğunda derin derin nefes alan, son anlarında bile hayata tutunmaya çalışan, savaşlarla, ölümle, yoksullukla geçmiş bir nefes, son defa denedi şansını.
Ailesini düşündü belki, belki de ordan çıkmanın yollarını aradı son nefeslerinde.
Yorgun, hasta ve yaşlı bedenine bir hastaneyi bile layık görmediler onun.
Ormanın içinde bir çukur kazıp içine attılar diri diri yaktıkları bedeni.
Üzerini kapatmadan kaçtılar, ailesi 23 sene önce İran'da yaşadığına geri döndü o an.
Şikayetçi oldular maden sahiplerinden, kan emicilerden.
Yaşadıkları korkuyu tahmin edebiliyor musunuz?
Tekrar evsiz, ülkesiz, ailesiz kalma, sınır dışı edilme korkusunu…
Bunları hiç bilmeyeceğiz, hiç tahmin edemeyeceğiz…
Mülteciydi, yoksuldu, “vatan”sızdı, engelli çocuğuna bakmak için çalışmak zorundaydı…
yani gerçek; anlamlar üzerinden yeniden yaratılıyor. doğru bilgi vermekle uğraşan ve hareketin ontolojik olarak siyasi doğuşunu anlatan kimseler ise vatan hainliği ile suçlanıyor. gerçekliğin bu kadar büküldüğü bi durumu rüyasında bile göremez gibi insan
sadece bu iki sahte argümanla hareketin; siyasal, kültürel, tarihsel birikimi, anlamı yıkılıyor ve kullandığı hiçbir argüman gerçek bile olmamasına rağmen milyonlarca insan tarafından türk kültürel kimliğinin hep bi parçasıymış gibi bir simülark, simülasyon yaratılıyor.