Deniz Göktaş hakkında başlatılan hukuki süreçlerle ilgili olarak "bu lafların sonucu belli" kabullenişinde olanlardan tutun "reklam bedelini göze almış" diyenine kadar her türlü tepki var, ama "ifade özgürlüğü ne oldu" diyen yok. Espriye yer bırakmayan toplumlar tel tel dökülür.
Fatih Altaylı'ya verilen 4 yıl 2 aylık hapis cezasının ifade hürriyeti alanındaki hukuki analizini istemek üzere beni arayan sayın basın mensuplarına tek tek sözlü beyan vererek sözlerimin bağlamı dışına çıkartılması riski almak yerine tek seferde istenen değerlendirmeyi herkese topluca takdim edeyim:
Boş işlerle meşgul olarak topluma hukuki analizi mümkün bir konu varmış rolü kesmeyelim. Bu karar ifade hürriyeti alanındaki halimizin herkesin kalbine saplanışı, gözüne sokuluşu, suratına haykırılışıdır.
Hukuk, ancak kalpleriyle kavrayabilen, gözleriyle görebilen, kulaklarıyla işitebilen, insanca ve temel özgürlüklere sahip biçimde yaşamak isteyen toplumlar eliyle var edilip korunur. O toplumların ilk refleksi, adalet duyguları zedelendiğinde, rahatsız olduklarında, ses çıkarmaktır.
Fatih Altaylı dosyasındaki bu karar, toplumu hukukun oluşumundan ve korunmasından dışlayan, ifade edilenlerin ta kendisini hedefe koyan ve bu suretle gelecekte bir düşünceyi ifade edecek kişileri baskılayan bir karardır.
24 Mart Pazartesi günü yine Saraçhane'deydim ve yaşanan gelişmeleri Twitter hesabımdan anbean paylaşıyordum. Birkaç gün uyumamanın yorgunluğuyla alandan erken saatlerde ayrıldım ve evime geçtim. Saat 22:00 suları 4-5 sivil polis evime geldi ve kapıya sertçe vurmaya başladılar. Kapıyı açtım, ellerimi polislerin açıkça görebileceği bir şekilde havaya kaldırdım. Sivil polislerin ellerinde silah vardı ve bana tutuyorlardı. "Memur bey sakin olun" diyerek yavaş şekilde, polislerin istekleri üzerine sırtımı onlara döndüm ve beni ters kelepçe bir şekilde yere yatırdılar.
23 Mart Pazar günü, sabaha doğru yaptığım paylaşımlar infial yarattı. Milyonlarca görüntüleme aldı. Bu paylaşımları benden önce paylaşan onlarca insan vardı, ben sadece derledim ve daha düzgün bir şekilde paylaştım. Paylaşımları yaptıkça bana insanlardan bu tarz daha fazla paylaşım gelmeye başladı. Yine bir teyit süreci sonrasında aleni işkence görüntülerini paylaşan birkaç Çevik Kuvvet Polisini daha haber yaptım. Bu sürecin tamamında toplam altı Çevik Kuvvet Polisinin paylaşımı haber yaptım.
Bu paylaşımları ilk gördüğümde şok olmuştum. Çünkü bazı Çevik Kuvvet Polisleri, aleni işkence gören insanların önünde selfie fotoğraf çekiniyorlar, protestocuların ailevi değerlerine küfür eden paylaşımlarda bulunuyorlardı. Paylaşımları yapan kişilerin polis olduklarını herkese açık kendi sosyal medya paylaşımları sayesinde doğruladım. Hesapların herkese açık olduğunu da teyit ettim. Bu doğrulama-teyit süreci sonrasında paylaşımları ve herkese açık profilleri kendi Twitter hesabımdan, küfür ve hakaret olmadan paylaştım.
Olayı en başından anlatmak istiyorum. Saraçhane olaylarında birçok Çevik Kuvvet polisi protestoculara sert müdahelede bulundu. Hatta protestocular Saraçhane Parkı'nda ters kelepçeli, yüzüstü yatırılarak sabaha kadar bekletildi. Bazı Çevik Kuvvet Polisleri yaşanan bu olayları, kendi cep telefonlarından kaydederek, sosyal medya hesaplarından küfür ve hakaret içerikli başlıklarla paylaştılar.
Ben Eren Üner, 23 yaşındayım. İstanbul Tarih Bölümü 2. sınıf öğrencisiyim. Saraçhane protestocularına yapılan işkenceleri, herkese açık kendi sosyal medya hesaplarından paylaşan Çevik Kuvvet Polisleri'ni kişisel sosyal medya hesabımdan haber yaptığım için; 24 Mart Pazartesi saat 23:00'ten 25 Mart Salı 05:00'e kadar Vatan Emniyet'te işkence gördüm. İki hafta, 25 Mart - 9 Nisan tarihleri arasında cezaevinde yattım.
Son iki haftadır gece gündüz soğukta meydanlarda olduğumuz için çoğumuz hasta olduk.
Hepimize geçmiş olsun.
Yaşadığımız hüzün, keder ve öfke yüzünden birçok arkadaşımızın psikolojisi bozuldu.
Yeme ve uyku bozuklukları yaşanıyor. İnsanların sebepsiz yere gözleri doluyor. Evlerimiz taziye evine döndü.
Öncelikle kötü haberi vereyim. Bu mücadele beklediğimizden çok daha uzun sürecek.
Baskı, yıldırma ve korkutma artacak. Acıdan kahrolacağımız, öfkemizi kontrol etmekte zorlanacağımız günler bizi bekliyor.
Bu yolda dönenler, mum gibi sönenler olacak. Ama yar göğsüne baş koymadan vurulup düşenler kadar cesur, kararlı ve sabırlı olmak zorundayız.
Hepimiz birbirimizi tedavi edeceğiz. Düşeni kaldıracağız. Kimseyi geride bırakmayacağız. Olan olmayanla bölüşecek.
Tutuklanmış, gözaltına alınmış gençlerimizin bursunu biz ödeyecek harçlığını biz vereceğiz. İçeri düşenlerin sadece aileleri değil kedilerinin bakımı dahi bize emanet. Dünyada görülmemiş bir dayanışmayı örgütleyeceğiz.
Şimdi güzel haberi vereyim.
Biz kazanacağız arkadaşlar. Kâğıttan kaplanlar yırtılacak. Buzdan kuleler eriyecek.
Biz kazanacağız. Çünkü tarihsel gerçeklik bizden yana. Hak, hukuk, adalet bizden yana. Ahlak ve vicdan bizden yana.
Biz mazlumuz. Mazlumun ahı indirecek şahı.
Biz kazanacağız.
Cumhuriyet kazanacak.
Adalet kazanacak.
Demokrasi kazanacak.
AK Parti ve MHP’ye oy veren vicdanlı kardeşlerime sesleniyorum. Her fırsatta dinden ve vicdandan bahsedenler, mübarek Ramazan’ın bir İftar vaktinde 31 yıllık diplomamı iptal edip, aynı günün gecesinde bir sahur vaktinde gözaltına aldılar.
Göreve geldikten sonra İBB’ye 1200 müfettiş geldi, her işlemimiz didik didik edildi. Attığımız her adım, aldığımız her nefes yakından takip edildi. Yıllardır gelmeyen bütün müfettişler İBB’de kamp kurdu, İBB Meclisi bizi devamlı denetledi, bir grup medya her gün açık aradı. İhaleler dahil bütün iş ve işlemler anında basına yansıtıldı ve tüm detaylarıyla paylaşıldı.
Allah’a hamd olsun ki hepsinden tertemiz çıktık, hiçbir usulsüzlük bulunmadı.
Millet her şeyi gördü, bildi ve 3. kez 1 milyon oy farkıyla bizi seçti.
Her şey ondan sonra başladı.
Belediyeden iş alamamış bir grup ve onlarca suç kaydı olan bazı insanların şikayeti ile harekete geçildi. Bunlara gizli tanık iftiraları eklendi ve buradan aklın almayacağı bir suçlama oluşturuldu. Bir torba uydurdular içine akıllarına gelen her şeyi attılar.
Şimdi “yavuz hırsız ev sahibini bastırır” misali hakkımızda yalan haber bombardımanıyla üste çıkmaya çalışıyorlar. Ciddi herhangi bir suç bulunamayınca insanları arayarak “gizli tanık”, “yalancı şahit” olmaya zorluyorlar. Yazık çok yazık.
Bizim Allah’a şükür veremeyeceğimiz bir hesabımız yok. Kumpas aklıyla hareket edenler eninde sonunda kaybeder ama bu arada olan güzel ülkemize oluyor.
Diplomam bir günde iptal ediliyor, kaç kuşaktır alın teriyle emekle biriktirdiğimiz tüm mal varlığımıza apar topar el konuluyor, haysiyet çiğneniyor.
Bir gün herkesin kapısını çalabilecek bu hukuksuzluğa evlatlarımız ve geleceğimiz için dur demeliyiz. Kendine ait olmayan koltuğu korumak adına her yolu mübah gören anlayışa dur demeliyiz. Ahlakı, hak ve hukuku korumanın partisi olmaz.
Ben bu ülkenin her görüşten insanının sağduyusuna güveniyorum. Herkesin milli iradeden yana olduğuna hiç şüphem yok. Haktan ve hukuktan nasibini almamış bir avuç insanın bu ülkeye yaşattığı zulmü artık durdurmamız gerekiyor. Seçimler gelir geçer, o parti gelir, bu parti gider ama kalıcı olan hakka ve hukuka olan güvenimizdir.
Herkes için, her zaman adalet.
Kalp kriziyle kaybettiğimiz Volkan Konak kardeşimizin kurtarılıp kurtarılamayacağı konuşuluyor… Volkan geri gelmeyecek ama ağır kalp hastası olan, kalbinde altı stent taşıyan ve yüksek tansiyon hastası olan Mahir Polat’ı göz göre göre kaybetmeye izin veremeyiz. Mahir Polat serbest bırakılmalıdır! @adalet_bakanlik
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Hizbullah davasında ağırlaştırılmış müebbet cezası alan iki hükümlüyü “sürekli hastalık” gerekçesiyle affetti.
Peki ya cezaevlerinde bayramı gözü yaşlı geçiren, suçsuz günahsız öğrenciler?
19 Mart’tan sonra gözaltına alınan, hakkında tek bir somut delil bulunmayan, sadece demokratik hakkını kullandığı için terörist muamelesi gören gençler?
Asıl affedilmesi gereken onlar!
Asıl bağışlanması gereken, o çocuklar!
Hastalık bahanesiyle katiller serbest, ama annelerinin duasına muhtaç evlatlar demir parmaklıklar ardında!
Bu mudur adalet? Bu mudur vicdan? Bu mudur hukuk?
Sayın Erdoğan!
Ramazan Bayramı’nın arifesinde sesleniyorum:
Mahsun ve suçsuz gençleri serbest bırakın!
Aileler çocuklarıyla bayramlaşsın.
Bu millete yapılacak en büyük af, o gençleri özgür bırakmak olur.
Lütfen artık bu sesi duyun!
Zulümle bayram kutlanmaz!
Buradan yüksek sesle ilan ediyoruz!
Anayasa Mahkemesi’nden, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nden ve diğer yargı mercilerinden gelen tüm hak ihlali ve tazminat kararlarında artık faturayı halk değil, bu kararlara neden olan kamu görevlileri, hakimler ve savcılar ödeyecek!
Adaletsiz kararların, hukuksuz işlemlerin, keyfi gözaltıların, haksız tutuklamaların bedeli artık milletin cebinden çıkmayacak!
Kimin imzası varsa, kimin ihmali varsa, kimin kastı varsa…
O tazminatlar geriye dönük olarak da tahsil edilecek!
Devletin arkasına saklanarak sorumsuzluk devri bitecek!
Hukuka savaş açan herkes, hukuk önünde hesap verecek!
19 Mart ve sonrasında hiç geri adım atmadan inandığı demokratik Türkiye Cumhuriyeti için mücadelesini veren ve tepkisinden hiç vazgeçmeyen sevgili genç ve üniversiteli arkadaşlarım, ben de bir İstanbul Teknik Üniversiteli olarak şunu söylemek istiyorum ki, bu yolun kıymetini ve zorluğunu en iyi biz biliriz. Tüm eğitim-öğretim hayatımız boyunca bizi yalnız bırakmayan gelecek kaygısını gidermek için bireysel olarak verdiğimiz mücadele, artık birliğe dönüşmüştür. Bu işin altından ya beraber kalkacağız ya beraber kalkacağız. Sözü dinlenecek olan ve sesi duyulması gereken aslen bizleriz.
Biz bu ülkenin bel kemiğiyiz. Biz yoksak gelecek yok, refah yok, umut yok, mutluluk yok, huzur yok. “Yok” dediğim tüm bu unsurların temsilcilerinden önemli bir parçası, bu haklı mücadelede ya göz altındalar ya da tutuklular. Aralarından bazıları benim de okul ve sıra arkadaşlarım. Aynı acıyı ben de paylaşıyorum. Bu sebeple tüm arkadaşlarıma şunu söylemek istiyorum: “Biz bu yolun yolcusu ve bu ülkenin kaderi ve geleceğiyiz, sonuna kadar hakkımızı aramak için mücadele etmeye devam edeceğiz. Asla boyun eğmeden, özgürlüğümüz ve bağımsızlığımızdan zerre taviz vermeden bu ülkenin geleceğini biz tasarlayacağız. Biz uzun vadenin, yarınların umuduyuz. Ya hep beraber, ya hiçbirimiz!”.
Özgürlük ve demokrasi için mücadele veren tüm genç arkadaşlarım SERBEST BIRAKILMALIDIR!