Kılıçdaroğlu'nun bugünkü rozet töreni için 950 TL’ye cast ajanslarından çok sayıda figüran tutuldu.
Mısırlı, Özbekistanlı göçmenler, atanmayan öğretmenler, öğrenciler vardı.
Slogan provası yaptırıldı. 50 kişiye CHP Gençlik Kolları yeleği giydirildi.
https://t.co/qCEs8mB9ME
Emel Memiş Tahliye Edildi!
Ankara’da düzenlenen operasyonlarda gözaltına alınan ve 25 Haziran 2026 tarihinde tutuklanan; aralarında derneğimizin yönetim kurulu üyesi Doç. Dr. Emel Memiş’in ve gazeteci Yıldız Tar’ın da bulunduğu birçok kişi dün gece tahliye edildi.
Bu zorlu süreçte bizleri yalnız bırakmayan tüm dostlarımıza teşekkür ederiz. Dayanışmamızın gücünü ve sıcaklığını her daim hissettik!
Bizler 29 gün sonra sevgili hocamız Emel Memiş'e kavuştuğumuz için çok mutluyuz. Dayanışmayı büyütmeye devam ediyor ve adalet talebimizi yineliyoruz: Hukuksuz biçimde tutuklanan herkes derhal serbest bırakılmalıdır!
Karatepe Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’ndan herkese selamlar. Merak eden varsa içten bir şekilde söylüyorum, keyfim yerinde. İlerleyen günlerde façayı bozmamak için iyi hissetmiyorken “iyiyim” diyebilirim. O durumda bir yerlere göz kırpma emojisi koyarım.
Birçok açıdan nostaljik bir deneyim oluyor. Yıllar sonra televizyon izliyorum ve alaturka tuvalet kullanıyorum. Üstüne bir de Dünya Kupası eklenince 2002 yılında maça yetişmek için okuldan eve koşan Çocuk Deniz’e döndüm ama şişman Ronaldo’suz aynı keyfi vermiyor. Bu arada reklamlar iyice sıkıntı olmuş. Kantinden AdBlock istemek için dilekçe yazmayı düşündürdü. Sürekli meşrubat içen Boran Kuzum ve Feyyaz’ı görüyorum. Umarım müstakil bir ev alacak kadar iyi bir kaşeye anlaşmışlardır. Yoksa çekilecek çile değil. Nihat Kahveci’ninkini ev de kurtarmaz. “Kuşkaş ne topçuydu be!” Bir de yağcılık gibi olacak ama TRT 2 çok iyiymiş. İlaçlarıma henüz ulaşamamışken Kiarostami’nin Kirazın Tadı antidepresan gibi imdadıma yetişti yine. Yemekler ODTÜ yemekhanesiyle aynı. Dışarıdayken günde 1,5 öğün yiyordum, burada 3 öğün yiyorum vakit geçsin diye. Diş fırçalama işini de günde ikiye çıkardım, yine vakit geçsin diye. Alaturka tuvalet de daha sağlıklı diye duymuştum. Öyle değilse bile buradan çıkana kadar söylemeyin, motive kakalarımın tadı kaçmasın.
Bildiğiniz gibi kendi isteğimle dönüp teslim olmama rağmen ters kelepçe yapmak istediler. Rızam olmadığını söyledim. Zor kullanarak yaptılar. Şanlı direnişim yaklaşık 4 saniye sürdü. Polisler 2 katım n’apayım? Sonra emniyette birisi, “ya aslında sosyal medyaya içerik üretmek için” demiş olmalı ki; restoranda tam yemek yiyecekken “arkadaşlar bir saniye bozmayın” deyip masanın fotoğrafını çeken influencer tatsızlığında, ters kelepçeli videolarım çekildi; önden, arkadan, yandan. Hepsinde bir şekilde kameramanı bulup sırıttığım için uzak-arka açıyı yayınlayabilmişler.
Yapıcı bir eleştiri: Vatan Emniyet binası dökülüyor. Çalışanlar sıcaktan baygınlık geçiriyordu. Osmanlı’dan kalma klimalar var ve onlar da çalıştırılmıyor. Sadece amirlerin odasında son model klima var. Bu memurlar sırf siz istiyorsunuz diye kendilerine hiçbir zararı olmayan ve hatta belki sempati duydukları insanlara kötü polis rolü yapıyorlar. Duygusal yükü ağır olmalı; müstakil ev verseler yapmam. Bari bir klima alın. Yeri gelmişken söylemeden geçemeyeceğim, bu iki günlük kısa mesaim gösterdi ki Behzat Ç. ve Bir Zamanlar Anadolu’da kurmaca değil belgeselmiş, bütün diyaloglar ve karakterler birebir gerçekmiş.
Uçağa binmeden önce internetteki son dakikalarımda gördüğüm son şey “ailesinin gözüne girmek için kendini yakıyor, yazık!” tarzı yüzeysel psikolojik analizlerdi. Annemin Airbnb’de biblo kırdığı için ağıt yakması ve babamın gerçekten iyi bir baba olması dışında bütün anlattıklarım kurmacadır. Şaka yazabilmek için uydurduğum hayali çatışmalardır. Kişi ve kurumlar gerçek değildir. Mizahi bir yaklaşımdır. Pardon, mahkeme diline alıştım; siz bari şaka açıklattırmayın.
Kendimi bildim bileli hiçbir konuda baskı yapmamış, bana dair beklentiye girmemiş, çöp adam bile çizsem duvara asmış can dostlarımdır ikisi de. Her anne-baba kadar korumacı ve kaygılıdırlar. 2023’teki ilk Harbiye gösterimden sonra bile “Psikolog olsan keşke, boş vakitlerinde stand-up yaparsın” seviyesinde klişe; “yurtdışında İngilizce yapsan olmuyor mu?” diyecek kadar oğullarını gözlerinde büyütmüş insanlardır. Hemfikir olmasalar da bütün saçma kararlarımın arkasında durdular, bu gösteride de öyle olduğunu biliyorum, huzurlarınızda ikisini de öpüyorum.
Bu gösteriyi ne bir karşılık umarak ne de bir an bile cesur hissederek yayınladım. 7 yıl boyunca muhteşem bir hayat yaşadım. 25 yaşıma kadar içedönük, ölümüne karamsar, her şeyden şikâyet eden bir insan olarak; hobi seviyesinde yirmi seyirciye stand-up yapsam yeterince mutlu olacakken yüzlerce gösteride binlerce insanla beraber güldüm, yüzlerce yeni arkadaşım oldu, çok kalabalık ve sevgi dolu hissettim. Üstüne ihtiyacımın çok üstünde para kazandım.
Gencecik insanlar üniversiteleri korumak için, birçok konuda aynı düşünmedikleri belediye başkanlarına haksızlık yapıldı diye başlarına bu kadar bela alırken, “politik mizah” yaptığını iddia eden biri olarak en zararsız cümleleri bile ‘ama bunu yanlış anlarlar mı?’, ‘burayı manipüle edip sana saldırırlar mı?’ kaygılarıyla silmekten, etrafından dolanmaktan sıkıldım. O kadar sıkıldım ki, sıkıntım hayli yüksek olan korkumu aştı.
Gözaltı gecesi uyuşturucu testi sonrası götürüldüğüm hastanede beni görünce heyecanla el sallayan yetmiş yaşında teyze ise, kişisel sıkıntımı hayalimin ötesinde bir memnuniyete dönüştürdü. “Halk beni anlamadı ve başıma işler geldi” diye beklerken, “Halk beni anladı ve başıma işler geldi” oldu. WIN-WIN.
Temel seviyede Türkçe bilen, gösteriyi sahiplenen ve dayanışma gösteren herkese sevgiler. Gündemi salıyorum, kararlıyım bu sefer Moby Dick’i bitireceğim. Size dışarıda kolaylıklar.
“Üç tişört, üç boxer. Deniz Göktaş yurt dışına çıkarken attığı tweette valizini böyle anlatıyordu. Hayatımda hiç bu kadar “hafif” tatil yapamadığım için herhalde, onun adına sevinirken valizine imrenmiştim.
Tatilini anlatırken bile bedelli askerlik ücretini ödediğini, uzun yıllar bu ülkede yaşayacağını, kaçmadığını, gerekirse ilk uçakla döneceğini özellikle yazıyordu. Söz verdiği gibi, döndü.
2 Temmuz’da, Türkiye’nin hafızası için ağır bir anlam taşıyan bir tarihte döndü ve havaalanında gözaltına alındı.
Kendi ayaklarıyla dönen, sırt çantası kadar gösterişsiz bir genç adam, ters kelepçeyle emniyete götürüldü. Çünkü güç, gösterişi sever; korkutmayı sever.
Deniz ise korkmuyordu. Cesaretin en az rastlanır biçimine sahipti: Pervasızlığa değil, göze almanın bilincine.
Deniz Göktaş’ın “Fobimle hayatımı kazanıyorum” sözüyle anlattığı komedisinde gösterdiği türden neredeyse bedensel bir cesareti bilmiyorum. Ama anlayabiliyorum. Ve büyük saygı duyuyorum. Hayranlık değil. Sevgi de değil tam. Saygı.
Söylenenle yapılan, “valiz”le varlık arasındaki tutarlılığa, bunun bu kadar olağanken bu denli özlediğimiz bir şey oluşuna… O gösterişsiz dimdikliğe saygı.
Deniz üç tişört üç boxerla tatile gidip tam 2 Temmuz’da dönüp ince bileklerine ters kelepçeyi taktırdığında, gösterisi artık bir komedi şovu olmaktan çıktı; bütünüyle politik, yine tamamen yaratıcı bir eyleme dönüştü.
Bugün milyonlarca insanın sahiplendiği şey yalnızca bir komedyen değil. Mizahın, eleştirinin ve bu ülkeyle kurulan inatçı bağın kendisi.
İnsan bazen en sert eleştirileri, en çok ait hissettiği yere yöneltir. Vazgeçtiği için değil. Vazgeçemediği için.
Mizah da tam bu yüzden vardır. Otoriteyle arasına mesafe koyabilmek, tabulara dışarıdan bakabilmek, kendimizle de dalga geçebilmek için.
Nefret söylemi başka bir şeydir; mizah başka. Bir topluluğu aşağılamak başka, eleştirilemez sayılanı eleştirebilmek başka.
Mizah, tam da dokunulmaz ilan edilenlere dokunabildiği ölçüde kamusal bir anlam taşır. Deniz Göktaş’ın gösterisi de bunu yapıyordu. Dalgıçlarla ya da haşemalılarla değil, önyargılarımızla dalga geçiyordu.
Erdoğan’ı da, İmamoğlu’nu da, Celal Şengör’ü de, Fatih Altaylı’yı da, kendisini de aynı mizah evreninin içine yerleştiriyordu. Çünkü iyi mizah taraf tutmaktan önce mesafe kurar. O mesafe işte, aklın özgürlüğüdür.
Üç tişört, üç boxer… Bu kadar gösterişsiz bir hayatın, bu kadar büyük bir hikâyeye dönüşmesi tesadüf değil.
Bazen bir insanın sırt çantasına sığan şeyler, bir ülkenin vicdanına sığmıyor.”
@ZehraCelenk yazdı: https://t.co/2lqYDaawoE
Deniz Göktaş'ın yanındayız, omuz omuzayız!
Uydurma suçlamalarla hakkında soruşturma başlatılan ve gözaltına alınan Komedyen Deniz Göktaş ile dayanışmayı büyütelim.
Yarın 10.30’da Çağlayan Adliyesi önünde buluşuyoruz.
“Ölü Deniz” isimli stand-up gösterisinde Saray rejimine dönük eleştirileri nedeniyle hedef haline getirilen Komedyen Deniz Göktaş yurt dışından dönüşünde havalimanında gözaltına alındı.
Yayınlandığı video platformunda bir hafta içerisinde 8,5 milyon kez izlenerek büyük beğeni toplayan gösteri nedeniyle Göktaş’ın gözaltına alınması, gösteride yer alan diktatörlük eleştirisinin teyidi niteliğindedir.
Deniz Göktaş’ın gözaltına alınması ve NATO tutuklamaları sömürü düzenini tahkim etmek üzere girişilen faşizmin inşası yolunda gelinen aşamanın önemli bir göstergesidir.
Tek adam rejiminin düşünceye, mizaha, eleştiriye tahammülü yok. Bu anlayış ülkeyi yönetemez.
Tüm işçi ve emekçilere, emek ve demokrasi güçlerine iş, ekmek ve özgürlük mücadelesini büyütme ve birleşme çağrısı yapıyoruz.
Doç. Dr. Emel Memiş derhal serbest bırakılsın!
23 Haziran 2026 tarihinde Ankara’da düzenlenen operasyonlar kapsamında gözaltına alınan; aralarında derneğimizin yönetim kurulu üyesi Doç. Dr. Emel Memiş’in, gazeteci Yıldız Tar’ın, TEMA Vakfı Ankara Temsilcisi Nevzat Özer’in ve ÇHD üyesi avukatların da bulunduğu 103 kişi hakkında tutuklama kararı verildi.
Şaşkınız; çünkü Emel Memiş’i yakından tanıyor, kendisine yöneltilen suçlamaların akla, hukuka ve vicdana sığan hiçbir yönü olmadığını biliyoruz.
Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi öğretim üyesi Doç. Dr. Emel Memiş; kadın istihdamı, yoksulluk ve toplumsal cinsiyet eşitliği alanlarındaki akademik çalışmalarıyla uluslararası düzeyde tanınan, Türkiye’de demokrasi ve eşitlik mücadelesine emek vermiş saygın bir akademisyen ve eşsiz bir yol arkadaşıdır.
Öfkeliyiz; çünkü açık bir haksızlığa tanık oluyoruz. Sevgili hocamız, dostumuz, çalışma arkadaşımız Emel Memiş’in bir gün dahi ailesinden, bizlerden ve öğrencilerinden uzak tutulmasını kabul etmiyoruz.
Doç. Dr. Emel Memiş ve hukuksuz biçimde tutuklanan herkes derhal serbest bırakılmalıdır!
Üyemiz Doç. Dr. Emel Memiş'in gözaltına alınmasını kabul etmiyoruz!
Feminist iktisat, kadın emeği ve yoksulluk üzerine yıllardır çalışan bir akademisyenin sabaha karşı evi basılarak gözaltına alınması kabul edilemez.
Bilimsel ve eleştirel çalışmalar suç değildir. 1/2
BASINA VE KAMUOYUNA
Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi öğretim üyesi ve aynı zamanda derneğimiz yönetim kurulu üyesi Doç. Dr. Emel Memiş 23.06.2026’da gerçekleştirilen operasyonlarda gözaltına alınmıştır.
Operasyon kapsamında gözaltına alınan kişilerin dosyalarına kısıtlama getirilmiş, avukatlarına erişimleri engellenmiş, yakınlarına uzun süre nereye götürüldükleri konusunda bilgi verilmemiştir. Bu, adil yargılanma hakkının ayrılmaz bir parçası olan savunma hakkını fiilen etkisiz hale getirmektedir. Hukukun üstünlüğünün gereği olarak, soruşturma süreçleri şeffaf, denetlenebilir ve temel haklara saygılı biçimde yürütülmeli; tüm işlemler evrensel hukuk ilkeleri çerçevesinde gerçekleştirilmelidir.
Sevgili hocamız, dostumuz, çalışma arkadaşımız Emel Memiş Türkiye’de demokrasi ve toplumsal cinsiyet eşitliği için mücadele eden saygıdeğer bir akademisyendir. Hiçbir yasadışı örgüt ile ilişkilendirilemeyecek bir arkadaşımızdır. Bilimsel faaliyetlerin, kadın hakları savunuculuğunun ve demokratik düşünce üretiminin kriminalize edilmesine yol açabilecek uygulamalardan kaçınılmalı; kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı ile savunma hakkına tam güvence sağlanmalıdır.
Emel Memiş ve haksız bir biçimde gözaltına alınan herkes derhal serbest bırakılmalıdır.
Cinsiyet Eşitliği İzleme Derneği
Bir gece uyandığınızda 50 yıllık emeğinizin "yanlışlıkla" yok edildiğini hayal edin... 🌳
Aydın Çine’de maden şirketi, gece karanlığında tapulu arazilere girip 500 ağacı devirdi. Üstelik resmi izin belgesi bile yok! Doğayı ve köylünün hakkını kim koruyacak? 🗣️
#Aydın#Çine #MadenKatliamı
Türkiye’nin en önemli arkeologlarından 🇹🇷TÜRK ARKEOLOG PROF DR Zehra Halet Çambel hayatını 2014’te İstanbul’da kaybetmişti. Vasiyeti üzerine arşivlerini Boğaziçi Üniversitesi ve üniversitenin öğrencilerine bağışlamıştı.
Bu, sadece bir müzayede meselesi değil bu, kültürel mirasa bakışın turnusol kağıdıdır.
Eğer bir ülke kendi bilim insanının emanetine sahip çıkamıyorsa, geleceğe neyi miras bırakacak?
Yetkililerin bu suskunluğu kabul edilemez.
Çünkü burada satılan yalnızca birkaç mektup, kağıt, arşiv, yalı vs değil bir ömürlük bilgi, birikim ve bu ülkenin ortak hafızasıdır. Bu ülkenin ortak tarihi. Ülkenin tarihi TARİHİ!
2014 yılında Boğaziçi Üniversitesi’ne bağışladıkları arasında arşivi, eşyaları ve “Kırmızı Yalı” da bulunuyor. Kırmızı Yalı’nın satılmak istenmesinin ardından şimdi de Çambel’in şahsi arşivinden mektuplar, kartpostallar ve çeşitli evrakların yer aldığı lotlar, nadir eserler yani kısaca tarihsel öneme sahip koleksiyon parçaları Phebus müzayede tarafından “Arkeolog Halet Çambel terekesinden çok sayıda mektuplu kartpostal ve evrak lotu” şeklinde satışa çıkarıldı. Bu ülkenin bir ilim bilim irfan sahibi insanının ömrünü adadığı, bu ülkenin hafızasına emanet ettiği arşivlerin parça parça satışa çıkarılmasına karşı tek bir söz edilmemesi; “yönetiyoruz” diyenlerin aslında sadece izlediğini gösterir.
Bu, düpedüz bir miras yağmasıdır susan herkes bu utancın ortağıdır. Bir bilim insanının emanetini koruyamayanlar, o koltuklarda oturmayı da hak etmiyordur.
Ezgi Akdemir - İstanbul - 02.05.2026 - 01:10
Açlık grevindeki maden işçisi anlatıyor. Dinleyin 30 saniye.
“Ev sahibine 80 bin TL kira borcum var. markete de 70 bin TL borcum var. Bu benim en temel gerçeğim. Böyle bir yaşantının içindeyiz. Epilepsi hastası bir çocuğum var. Dün akşam nöbet geçirmiş, hastanede”
Sizin çocuğunuz üniversite okuyacak da diplomasını alıp iş bulacak da...
Oysa o sırada 19 yaşındaki AKP yöneticisi Halil Efe Tunç, Türkiye'ye milyonlarca dolar et satan Polonya şirketinin ortağı olup kısa yoldan servet kazandı bile.
Üstelik sizin çocuğunuzun okuduğu üniversiteyi törenle ziyaret ediyor, rektör minnetle karşılıyor, iftar verdiği için teşekkür ediyor.
Bu arada... Tunç'un ithal etin yarısının alındığı şirketle ilgili haberlerime de erişim engeli geliyor. Sebep, 'milli güvenlik!'
ALNIM AÇIK, BAŞIM DİK!
Bugün Esra'mızı avukatları, baro yönetimleri ve annesi Nejla ziyaret etti. Morali çok yüksek. Aklı Akbelen'de, köyünde, mücadelede ve dostlarında. Herkese çok selamı var.
Mektubunda da söylediği gibi:
VAZGEÇMEYECEĞİZ!
Milas 1 şirketten büyüktür!
An Iranian man left this comment on my YouTube channel. This is without a doubt the single best explanation of the reality facing Iranian people today👇
"As an Iranian, I can tell you the situation is no longer just political—it's existential. We are trapped between two collapsing structures: one internal, one external. On one hand, we face a deeply dysfunctional government, led by the Supreme Leader and the Islamic Republic’s unelected institutions.
Decades of economic mismanagement, suppression of dissent, and brutal ideological control have alienated multiple generations. No one believes in reform anymore—because every attempt has either been co-opted or crushed. But here's the paradox: We are also terrified of regime collapse—because we've watched the aftermath of Western intervention in countries like Iraq, Libya, Syria, and Afghanistan. Each was promised freedom; each descended into chaos, civil war, or foreign occupation.
So no, we don't trust the U.S. or Israel. Not because we support our regime—but because we know how imperial powers treat ‘liberated’ nations in the Middle East.
Freedom, in their language, often means vacuum, fire, and permanent instability. Right now, many Iranians live with three truths at once: The Islamic Republic is morally and politically bankrupt. The alternatives offered by foreign actors are not liberation—they’re collapse.
A bad government is survivable. No government is not. We are not silent because we agree. We are cautious because we’ve learned—too well—what happens when superpowers decide to "help." In a sentence: Iran is a nation held hostage by its own regime, but haunted by the fate of its neighbors. We are stuck in a house we hate, surrounded by fires we fear more."
İngiltere, İşçi Partisi’ni kalesinde deviren Yeşiller Partili 34 yaşındaki tesisatçı Hannah Spencer’ı konuşuyor:
"Ben siyasetçi olmak isteyerek büyümedim. Ben bir tesisatçıyım. Ve tüm bunlar yaşanırken, iki hafta önce de sıvacı olarak yeterlilik kazandım.
Bu seçim bölgesindeki herkesten farklı değilim. Çok çalışıyorum. Bizim işimiz bu.
Ancak son birkaç on yılda işler çok değişti. Çünkü eskiden çok çalışmak size bir şeyler kazandırırdı."
Sana bir ev, güzel bir hayat, tatiller sağladı. Seni bir yere getirdi.
Peki ya şimdi? Çok çalışmak? Bunun karşılığında ne elde edersin?
Çünkü burada kimle konuşursanız konuşun, size şunu söyleyeceklerdir: Çok çalışan ama sofraya yemek koyamayan, çocuklarının okul üniformasını alamayan, ısınma masraflarını karşılayamayan, biriktirdikleri emekli maaşıyla geçinemeyen, bir gün bile tatile çıkmayı hayal edemeyen insanlar var."
Çünkü hayat değişti
Güzel bir hayat için çalışmak yerine, milyarderlerin ceplerini doldurmak için çalışıyoruz.
Bence çok çalışmanın insana güzel bir hayat sağlayacağını düşünmek aşırı veya radikal bir düşünce değil.
İnançlarımız, geçmişimiz, ten rengimiz veya eğitim seviyemiz ne olursa olsun, birbirimizi savunuruz.
Bu hafta Ramazan ayında bir saldırı girişimine maruz kalan Müslüman topluluklarımıza sesleniyorum. Ben Longsight'taki bir camide kadınlar tarafından karşılanırken, hemen ilerideki bir camiye elinde baltayla birisi girdi.
Müslüman arkadaşlarım ve komşularım da tıpkı benim gibi insan.
Küçümsenmenin nasıl bir his olduğunu biliyoruz; belki okulda başarılı olamadığımız için, belki de kirli, ağır işler yaptığımız için, belki de olmamız gereken yerlerden dışlandığımız için.
Gorton ve Denton'da kendilerini dışlanmış ve yalnız hisseden insanlara sesleniyorum: Sizi görüyorum ve sizin için mücadele edeceğim."
Müşterilerime üzülerek söylüyorum, ancak Parlamento'ya gitmem gerektiği için önceden rezervasyon yaptırdığınız işleri iptal etmek zorunda kalabilirim.”
https://t.co/cYI1RqanFD
"If the reading revolution represented the greatest transfer of knowledge to ordinary men and women in history, the screen revolution represents the greatest theft of knowledge from ordinary people in history."