Akıl baliğ halimi milat alırsak en az yirmi yıldır bildiğim bir 'ben' vardı, yerini yeni bir titre ile 'anne' aldı.
Günün sonunda bu coşkun hissi yaşamadan ölmek istemezdim diyebilirim. Bu Esra'yı tanımak da güzel, tüm zorluğuyla.
Annelik bir tür dayanıklılık testi. Uykusuzluğa, kendine ait zamanın olmayışına, zihninin hep küçük bir varlığın ihtiyaç listesi ile dolu oluşuna, hep bir sonrayı düşünmeye, bildiğin mânâda hayatın bitişine, belki uzunca bir süre 'sen' diye bir şeyin kalmayışına alışman gerekiyor
Diğer taraftan ödülü büyük. 🤍
Benden önce anne olmuş bir arkadaşım doğuma yakın uyarmıştı: "Yavaş yavaş kendinle vedalaş!" Kendinle vedalaşmak öyle ha deyince olan bir şey değil tabi ki, süreç içinde yaşanıyor. Seni bekleyen şeye hazırlıklı ve dayanıklı olman gerekiyor.
Hayatımın beş-altı yılı anayasa yargısı üzerine kafa patlatmakla geçti. Kulağa soyut gelebilir, ama Trump’ın milyarlarca dolarlık gümrük tarifelerini tek kalemde sıfırlayacak kadar somut bir konu.
ABD Yüksek Mahkemesi son kararının mürekkebi henüz kurumadan yorumum @EdebiHukuk
Tanıştırayım: Dr. Said Doğrul.
Buraları epeydir ihmal ediyordum, haberi artık vereyim. Doktora bitti. Ekim 2024 itibariyle, Zürih Üniversitesi’nden en yüksek onur derecesi « summa cum laude » ile mezun oldum. Yorgunum. Mutluyum. Yeniden Türkiye’deyim. Umutluyum.
Danışmanım sevgili Mme Sophie Basch'a; süreçteki güçlü desteği için M. Timour Muhidine'e; katılımından dolayı değerli jüri üyeleri Mme Nedret Öztokat, M. Yves Clavaron, M. Guillaume Métayer, Mme Dilek Sarmış'a; ve bu büyük günde yanımda olan sevdiklerime teşekkürü borç bilirim.
Annem sayıyor Aga Tevfik, Refik, Faik... Numan, fitness Numan, aa evet o. Şahane ülke ya, sanki bakkala geldik. Nereden baksan iki milyon nüfusu var ve henüz pasaport kontrolünden radara takıldık. :)
Romandan bir cümle: « J’avais l’impression d’être un homme qui cherche dans sa mémoire un mot qui lui brûle les lèvres et qu’il ne peut trouver ».
“Dudaklarında yanan(dilinin ucundaki) bir kelimeyi hafızasında arayan ve bulamayan bir adam gibi hissettim.”
Fransızca özlemek fiili üzerine dönen romantik yorumları aşabilir mi bilmiyorum ama bugün hoşuma giden bir kullanım biçimine denk geldim. Bizim “dilimin ucunda” diye tabir ettiğimizi Fransızlar “brûle les lèvres (dudakları yakan)” şeklinde ifade ediyor.
Tez kıskanç sevgili gibi bütün dikkatin kendisine verilmesini istiyor. İki gün uzak kalsan âlemin dağılıyor, tekrar yakınlaşmak üç günü buluyor. Yakınlaşma süreci uzaklaşma süresi ile orantılı artıyor. Nerden baksan toksik bir ilişki.
Dün Opéra National du Rhin'de Jakub Józef Orliński'yi dinledik, muhteşemdi. Kendisine dair okuduğum en güzel tanım: "Varoluşa ait bütün muhtemel duyguları barındırarak icra eden Polonyalı tenor."