İlk zamanlarda dünyayla kavga ediyordum. Sonra dünyayı çok ciddiye aldığımı fark ettim. Kavgamı kendime çevirdim. Bu sefer de kendimi ciddiye aldığımı fark ettim. Şimdilerde havaya yumruk sallıyorum. Sanırım hatayı en başında yumruğumu ciddiye alarak yapmışım.
Kötü haberim var. Kongrede görüşemezsiniz. Gökhan Günaydın’ı bu kadar saldırganlaştıran parti tabanına hesap verecek mekanizmaların olmamasıdır. Cemil Tugay’ı çıkaran da bu yapı, tabanına küfreden de bu yapı. Bırakın kendi kendilerine oynasınlar. Kongre şu bu meşruiyet vermeyin.
Ben "siz" derken, küfürbaz ağzınızdan "sen" çıkması belli ki karakterinize uygun ama vekilliğinize değil. Kendinize gelmenizi tavsiye ederim.
Kongrede görüşmek umuduyla.
@gunaydingokhan
Lafazanlığa gerek yok. İhtiyaç da yok. Cemil Tugay'ın adaylaştırılmasındaki inadınızın siyasi bir bedeli olmalı. O da istifadır. Fakat siz özeleştiri bile yapmıyorsunuz. @eczozgurozel
Bir asır önce saraydan bir imza alanlar, Anadolu’yu da aldıklarını sandılar.
Yanıldılar.
Şimdi de bir bed-maye’den tehditle imza alınca koca İzmir’i alacaklarını sanıyorlar.
Yanılıyorlar.
İzmir’e “gavur” diyenlerin, İzmir marşına merakı manidar.
Rehni alan, mülke sahip olmaz.
Mülk benim oldu sanan varsa işte meydan.
Mert olan sandığı koyar, İzmirlilerin huzuruna çıkar.
Bakanı aday çıkardın olmadı, Başbakanı aday çıkardın olmadı.
İzmir’i sandıkta hiç kazanamadın, hiç kazanamayacaksın.
KapKaç ile olmaz bu işler.
Milletten ödü kopanın zaten süresi geriye işler.
Hadi Erdoğan, yarın o namerd ile kamera karşısına geçmeni ve tarihe yeni bir utanç fotoğrafı bırakmanı bekliyorum.
Kaçan kaçsın, giden gitsin.
Ben milletin gözüne bakıyorum.
Herkes kendine yakışanı yapıyor.
Millet bu olan biteni tarihin kara kaplı defterine yazıyor.
İzmir greviyle ortaya çıkan diğer korkutucu durumsa şovenist bir dilin yaygınlaşmış olmasıdır. Sadece iktidarı almaya odaklanmış olmak muhalefeti çürütmüş.
Çöp toplayan pr ürünü başkanla değil, çöp toplamak için hakkını isteyen grevdeki işçiyle yoldaşlık yapacağım. Hayatın, ideolojinin, insanlığın bana öğrettiği bu.
“Yedi kapılı Teb şehrini kuran kim?
Kitaplar yalnız kralların adını yazar.
Yoksa kayaları taşıyan krallar mı?” Brecht
İktidarın dayattığı dar kalıplara sıkışıp katı bir 'evet' ya da 'hayır' demek yerine, siyasete nefes aldıracak esnek bir alan açmak dengeli bir hamle. Farklı hassasiyetleri olan vekillerin kendi seçmen kitleleriyle bağını korumasına olanak tanıyor hem de genel merkezi gereksiz yıpranmalardan uzak tutuyor. Alışılagelmiş tüm bedeli tek başına sırtlayan lider figüründen uzaklaşarak; ana rotayı çizen ancak sürecin tarihi sorumluluğunu meclis grubunun geneline emanet eden yeni nesil bir liderlik tarzı.
Yeni Parti'den bir Baykal CHP'si olması isteniyor. Kılıçdaroğlu CHP'si özeleştirisi yapılmaya çalışılırken Baykal CHP'sine dönmeye gerek yok. Dönülecek bir yer varsa SHP mirası orada. Rehberse rehber. Aşılacaksa orası aşılacak.
Bana Oğuz Kaan Salıcı paylaştıran akademinin ahları, alacağınız olsun. Oğuz Kaan Salıcı, çerçeve yasa teklifinin neden referanduma götürülemeyeceğinin teknik izahını yapmış. Ayrıca son kısımda tehlikesini de not düşmüş.
Bazı siyasi çevreler tarafından Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi’nin referanduma sunulması gerektiği yönünde çağrılar yapılmaktadır.
Bu önerinin hukuki bir değeri yoktur. Bunu dile getirenler de bu gerçeği gayet iyi bilmektedir.
1- Anayasa’nın 175. maddesine göre, halkoylamasına sunulabilecek düzenlemeler yalnızca Anayasa’da değişiklik öngören kanunlardır. Söz konusu teklif ise anayasada değişiklik yapılmasını öngören bir düzenleme değildir. Bu nedenle referanduma götürülmesi hukuken mümkün değildir.
2- Bağlayıcı halkoylamaları, Anayasa’nın öngördüğü usule göre ve YSK’nın yönetim ve denetimi altında yapılır. Bunun dışındaki oylamaları “önseçim” veya “referandum” olarak sunmak siyasi propagandadır.
3- Bazı ülkelerin anayasalarına göre, belirli şartlar altında, kanunların yürürlüğe girip girmemesi konusunda halkoylaması yapılabilir. Bu mekanizmanın adı “halkın vetosu”dur. İsviçre ve İtalya anayasaları buna örnektir. Oralarda da vergi, bütçe, af ve uluslararası anlaşmalar referanduma konu edilemezler. Ancak, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nda böyle bir işleyiş yoktur. Bugün için kanunların referanduma götürülmesini sağlayacak anayasal bir yol mevcut değildir.
4- Bu nedenlerle, referandum talebi ciddiyetten uzak ve üzerinde yeterince düşünülmemiş popülist bir söylemdir. Dahası, etnik temelli siyasal kutuplaşmayı körüklemek gibi son derece ağır sonuçları olacak bir risk içermektedir.
Türkiye’nin ayrışmaya değil, toplumsal uzlaşıya ihtiyacı vardır.
Referandum mu? Çatışmalı süreci sona erdirme ihtimali taşıyan bir yasanın, yıllardır akan kanın beslediği "halk öfkesini" kullanarak referandumla kutuplaştırmaya açılmasını siyasal rant fırsatı olarak gören siyaset bilimci… Ah, akademi.
Meclis'in büyük ölçüde devre dışı bırakıldığı bir sürecin sonunda çerçeve yasa kamuoyuyla paylaşıldı. Tasarı, Kürt sorununun çözümüne ilişkin hiçbir somut demokratik vaat içermiyor. Buna karşılık bundan sonraki bütün inisiyatifi Cumhurbaşkanı'na bırakıyor ve pratikte Öcalan'ı Kürt siyasi hareketi üzerinde vesayet kurabilecek bir aktöre dönüştürüyor. Nitekim yaklaşık iki yıldır devam eden bu süreç, özellikle ana muhalefet partisini hedef alan ağır bir otoriterleşme dalgasıyla birlikte ilerledi.
Kürt sorununun çözümü elbette Türkiye'nin öncelikli meselelerinden biridir. Ancak böylesine temel bir sorun, Meclis'in ve kamuoyunun dışarıda bırakıldığı kapalı müzakerelerle değil; seçilmiş temsilcilerin katıldığı, şeffaf ve demokratik bir süreçle ele alınmalıdır. Bu nedenle @yenipartiyiz, yapılış biçimi ve içeriği son derece sorunlu olan bu tasarının referanduma götürülmesini önermeli.
Ortaya çıkan tablo, yalnızca bir yasa değişikliği değil, yeni bir siyasal düzen arayışının parçası gibi görünüyor. Butlan CHP'sinin de içine çekildiği yeni bir iktidar mimarisi kurulmaya çalışılırken, Cumhuriyet'in temel kurumları ve anayasal düzen tartışmaya açılıyor. Binlerce muhalifin hapse atıldığı, siyasetçilerin sesinin kısıldığı ve demokratik rekabetin ağır baskı altında olduğu bir ortamda bu sürece onay vermek büyük bir siyasi vebal doğurur. Muhalefet bugün Meclis'i etkisizleştiren ve yürütmeye olağanüstü bir takdir alanı açan bu modele destek verirse, yarın aynı yetkilerin daha ağır hukuksuzluklar için kullanılmasına karşı çıkarken toplumu ikna etmesi de çok daha zor olacaktır.
İzmirlilere bu kazığı Cemil Tugay değil, Cemil Tugay'ı kurultayda Özgür Özel'i destekledi diye tüm itirazlara rağmen aday yapan yani Özgür Özel atmış olur. Tunç Soyer'le devam edilmeliydi. Mümkün değilse Buğra Gökçe adaydı. En olmayacak aday Cemil Tugay'dı. Geçmiş olsun.
Özgür Özel'in "Ne diyeyim Cemil Bey'e" cümlesinden, AKP'ye geçeceğini anlıyorum.
Yazık olur..
İzmir'e ama en çok da Cemil Tugay'a yazık olur..
Cemil Tugay önemli değil ama İzmirlilere bu kazık atılırsa, İzmir'in öfkesi AKP'den bile götürür..