Sevgili Deniz Göktaş sayesinde uzun zamandır ilk kez bu kadar güldüm, onun için “endişelenerek” yazılan yorumlara bakınca da bir o kadar üzüldüm.
Kendi korkularını “inşallah şöyle olmaz, böyle olmaz” gibi içten ve fakat son derece faydasız biçimde yaygınlaştırarak, yani
içinde yaşadığımız rejimi ve yapabileceklerinin sınırsızlığını çoktan kabullendiğinizi itiraf ederek hayıflanmak sadece o korku duyduğunuz odağı beslemeye ve Anayasal haklarımıza karşı işlediği suçları normalleştirmeye yarar.
Ağzına, aklına, düzenle derdine sağlık, hayıflandığım tek şey canlı izleyememiş olmak.
@idgoktas 💜
Bu rektör yokken Türkiye'nin en yüksek puanla öğrenci alan bölümü olan Boğaziçi Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümünün eski başkanı, ülkenin teknik bilgisi en yüksek bilgisayar hocası Prof. Dr. Tuna Tuğcu, savunma hakkı bile kullandırılmadan kamu görevinden çıkarıldı.
İBB’de çalışmak(!) suçundan tutuklanan ve gördüğü sair işkenceye karşın duruşunu bozmayan Elif Atayman’ın doğum gününü bugün mahkeme salonunda kutladılar.
Tayfun da bugün hapiste 45 olmuş.
Hiçbir suçu olmamasına rağmen 40, 41, 42, 43 ve 44. yaşlarını esir olarak geçirdi, geçiriyor..
Evladı Vera büyüdü, okula başladı, hayatının yarısından çoğunu babasının kokusuna hasret geçirdi, geçiriyor..
Osman Kavala’nın belki de sağlıkla gezip yaşayacağı son baharlarını çaldılar.
Çiğ yemediğinden emin olduğu için duruşmaya yurtdışından kalkıp gelen Çiğdem Mater’in, Sevgili Mine Özerden’in en verimli çağlarını, kim bilir kaç proje üretecekleri kaç mevsimlerini çaldılar.
50. yaşına da esaret altında giren yoldaşım Can Atalay’ın milletvekilliğini, Hataylı depremzedelerin oylarını, Can’ın davalarında adalet arayan ailelerin umutlarını çaldılar.
Bu isimler sadece Gezi korkusundan esir tuttukları.
Kozağaçlı, Demirtaş, Yüksekdağ, adını tek tek anmaya kalksam cilt cilt kitap edecek binlerce, onbinlerce insanın, sevdiklerinin hayatından yıllar, onyıllar çaldılar.
Anayasa Mahkemesinin açık kararına rağmen Tayfun’un hala Silivri’de tutulmasının hukukla uzaktan yakından bir ilgisi yok. Gözümüzün önünde hayatı çalınan buna rağmen boyun eğmeyen bu insanlara da ailelerine de bir yaşam borçlular.
Bu borçları tahsil etmek de hepimizin boynunun borcu.
İyi ki doğdun Tayfun.
Verandan, Meriç’ten ve sevdiklerinden ayrı geçirdiğin son doğum günün bu olsun.
İyi ki varsın.
*TBMM BAŞKANI NUMAN KURTULMUŞ'A AÇIK ÇAĞRI*
Sn Numan Kurtulmuş, geçtiğimiz günlerde “Can Atalay Olayı üzerine artık konuşmak istemediğini” açıkladı.
Gerçekten de artık üzerine yapılacak bir konuşma kalmamıştır.
Yapılması gereken TBMM Başkanı Sayın Numan Kurtulmuş’un bir imzası ile Meclis listesine yazılmamdır.
TBMM Başkanlığına, Mart ve Nisan aylarında iki ayrı dilekçe ile başvurdum. İkisine de bir yanıt alamadım.
Soruyorum: Sn. Numan Kurtulmuş'un bağlılık yemini ettiği Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın halen yürürlükte olduğunu hatırlaması için daha kaç mahkeme kararı yazılması gerekiyor?
AYM kararlarının uygulanmaması konusunda Danıştay, yakın tarihli bir kararında;
*'AYM kararlarının gereğini yerine getirmeyen kamu görevlilerinin, devlete sadakat yükümlülüğünü ihlal etmiş olacağını'* vurgulamıştır.
Bir milletvekilinin Anayasa’nın hükümlerine ve AYM’nin kararlarına karşın hapiste tutulması TBMM için varoluş nedeniyle apaçık bir çelişkidir. TBMM, 106. Yılında yurttaşın oyuyla seçilmiş bir vekilin “fiilen” rehin tutulmasına göz yumamaz.
*Mart ve Nisan 2026’daki dilekçelerimde belirttiğim üzere TBMM Başkanı Sayın Numan Kurtulmuş’u bir kez daha görevini yapmaya davet ediyorum.*
Bir kez daha sesleniyorum:
Sn. Kurtulmuş; Anayasa ve AYM Kararları gereği, Seçilmiş Hatay Milletvekili Can Atalay’ı bir imza ile Meclis Kütüğüne kayıt işlemini gerçekleştirmeniz, bağlılık yemini ettiğiniz Anayasa uyarınca göreviniz ve sorumluluğunuzdur.
Herkese selamlar,
Arkadaşlar dijital teknolojiyi kullanarak böyle bir video hazırlayabileceklerini söylediler. Biraz da ısrar ettiler, ben de kabul ettim.
İzlediğiniz bu görüntü Silivri Cezaevi’ne ait değil. Zaten ben de aradan geçen dört yılın ardından artık buradaki gibi görünmüyorum.
Her ne olursa olsun, dört yıl sonra yeniden aranızdaymış gibi konuşma fikri bana da iyi geldi.
Hakkımın, hukukumun ve adil bir yaşam umudumla sözlerimi sizlerle paylaşmak istedim.
Özgür günlerde buluşmak üzere…
Boğaziçi Üni. öğrencilerinin hatta akademisyen ve idari personelin dahi Erdoğan’ın bulunduğu kampüse girişi rektörlük kararıyla yasak. Yurtlar da boşaltıldı
O zaman soralım
1) Foto’da öğrenci var mı? Varsa kaçı öğrenci?
2) Eğer azı/çoğu/hepsi öğrenciyse şayet yasak varken bu kişiler nasıl girebiliyor, kimin girip kimin girmeyeceğine nasıl karar veriliyor? Öğrenci arasında niye ayrım yapılıyor?
13 Mayıs eylemi yüzünden yargılanan arkadaşımız Mîna Pelit’in savunmasını sizlerle paylaşıyoruz.
Sorgulayacağız, sorgulamak zorundayız. Müdanasızca. Bıkmadan ve usanmadan. İnat ve umutla. Çünkü biliyorum ki Türkiye kendi çocuklarıyla şifa bulacak.
Timur Soykan'ın savcılık ifadesi bitti. Savcının kararı bekleniyor.
@timursoykan 'ın ifadesi şöyle: "Rejimden kastım iktidardır, darbe olarak bahsettiğim halkın seçme ve seçilme iradesidir. Twitler basın özgürlüğü kapsamındadır. Tutuklanırsam twitlerimin doğruluğu aşikar olacak"
Nurettin Yıldız’ın kadın ve çocuklara yönelik sözlerini protesto ederken gözaltına alınıp tutuklanan Boğaziçi Üniversitesi 2. sınıf öğrencisi Arda Atçı’nın hepimize yolladığı mesaj:
“Bu tutukluluk siz dışardakilere gözdağı vermek için sürdürülüyor. Sakın umutsuzluğa kapılmayın. Hepimiz sayesinde çok yakında karanlıklar aydınlığa çıkacak. Türk halkının cesaretine güvenim tam.”
Depremin merkez üssü Silivri. Oradaki cezaevinde kim yatıyor biliyor musunuz? İstanbul Büyükşehir Belediyesi Deprem Risk Yönetimi ve Kentsel İyileştirme Daire Başkanı Tayfun Kahraman!
After careful consideration and hearing the feedback from our fans whilst fully respecting their concerns, our show in Istanbul will be now postponed until 2026 so we can ensure DBL Entertainment will not be involved.
Thank you for your ongoing support, it means everything to us. See you in 2026!
13 Mart 2025, Silivri, 103. kapalı görüş - Tayfun'dan herkese selam.
Dün MS hastalığının rutin kontrolü için Cerrahpaşa Hastanesi’ne sevk edilmiş, sağlık durumu olabildiğince iyi.
Tayfun benden sonra @herkesicinCHP’den 8 kişilik bir heyet ile görüşmeye girdi.
Ben bugün 151. kez Silivri’deyim.
3 senedir Tayfun neden bizimle değil bilmiyorum, bilmiyoruz. Çünkü burada olmasını gerekli kılacak suç unsuru içeren hiçbir eylemi, buna dair hiçbir somut delil yok.
Ben tam 12 sene evvel Tayfun’un “benimle evlenir misin?” sorusunu “evet” diye cevaplarken bu ölümlü dünyanın taşlı, dikenli yollarını “hastalıkta sağlıkta, iyi günde kötü günde” beraber yürümeye evet dedim.
İyi günlerimiz de oldu, kötü günlerimiz de oldu. Yine de yürüdük, yürüyoruz.
En kötü günlerimiz de sebepsiz ve haksız yere ayrı kaldığımız bu 3 senemiz olsun.
Kolay olduğu sanılmasın. Zor, çok zor.
7 sene boyunca, iddianame tebliğinden başlayarak bir davayı çözmeye çalıştığınızı; 3 senedir de masumiyeti hukuken ispatlanmış eşinizden ayrı kaldığınızı düşünün.
Tek başına bir kadının koca bir ülkeye yalın bir gerçeği anlatmaya çalıştığını, 28 çuvallık bir dava dosyasındaki her evraka bizzat dokunduğunu, okuyup anlamlandırmaya çalıştığını düşünün.
Aynı kadının gündelik hayata dair çabasını; evini geçindirmeye çalıştığını, evin temizliğini, yemeğini, ütüyü tek başına yaptığını, aynı zamanda yalnız başına bir evlat büyütmeye çalıştığını düşünün.
İyi günde, kötü günde Tayfun’a, Vera’ya, aileme verdiğim sözü tutuyorum. Nefes aldıkça da tutacağım.
Hak ve hukuk mücadelemde sesimi duyurmaya çalıştığım herkese şerefim ve namusum üzerine ettiğim yemini aklımda tuttuğum gibi..
151. kez geldiğim Silivri’den bugün;
Türkiye Cumhuriyeti iktidarının, tüm yetkililerinin, tüm siyasilerin, tüm hakimlerin bu ülkenin her bir yurttaşının eşit, adil, özgür, refah ve barış içinde yaşaması için üzerlerine aldıkları görevleri tarafsızlıkla yerine getirmek için bütün güçleriyle çalışacaklarına Büyük Türk Milleti ve tarih huzurunda, namusları ve şerefleri üzerine ant içtiklerini, yemin ettiklerini de hatırlatmak isterim.
Twitter used to be my favorite place on the Internet. I've derived enormous value from it in the past 16 years.
Not true anymore. Most of the people I enjoyed reading have left. My feed, which used to feature art and science and technology and humor, has become constant political propaganda -- on the opposite side of the Enlightenment values I believe in. (I like the rule of law, free speech, free markets, and democracy. I like science and reject obscurantism. I can see that Putin is a dictator, not a genius role model, and that it is Russia that is invading Ukraine, not the other way around.)
I have been coming here less and less as a result -- it only brings me negative emotions. I never thought that would be possible, but I might eventually stop coming altogether.
Hepinizi sevgiyle selamlıyorum
Tam 1000 gün oldu.
Anayasal haklarımızı kullanarak demokratik itirazımızı zulümle ezmeye çalışanlara boyun eğmediğimiz için Silivri’deyiz, Bakırköy’deyiz. Ancak bu süre boyunca dayanışmanız hep yanı başımızdaydı. Bizlere güç verdiniz. Hiç yalnızlık duygusu yaşamadık çünkü bizlerin içeride, sizlerin dışarıda derdi, tasası aynı: Özgür, demokratik bir ülke istiyoruz. Keyfiliğin değil hukukun, kuralların egemen olduğu, bütün yurttaşların kanun önünde eşit olduğu bir Türkiye istiyoruz.
Üzgünüz, ancak 1000 gündür içeride olduğumuz için değil; adalet ve hukuktan günbegün uzaklaşan memleketimiz için, demokrasi adına kaybettiğimiz değerler için üzgünüz. Ülkemizde bugün bir ikili hukuk ve ikili işleyiş egemen durumda. İktidara sımsıkı yapışmış bir çevre, kendi devamı uğruna ayağına dolanan her yurttaşı, her kurumu tasfiye etmek için, başta adalet olmak üzere, tüm kurumları bir sopa olarak kullanıyor.
Bu 1000 günde neler oldu, bir bakalım:
Gezi Mahkumiyetlerine duyulan tepkinin de etkisiyle yaklaşık 80 bin oyla Hatay’dan milletvekili seçildim. Anayasaya ve ilgili yasalara göre yapılması gereken çok netti. Ancak ikili hukuk hemen devreye girdi. Yasalar ve Anayasa çiğnendi. Görülmemiş biçimde Anayasa Mahkemesi üyeleri için suç duyuruları yapıldı. Meclis, yasadışılığa boyun eğerek saygınlığını tartışmalı hale getirdi. Meclis’in merdivenleri kana bulandı.
Son olarak, bizleri mahkûm ettirme inadıyla beraat ettiğimiz davanın Yargıtay’ca bozma gerekçesi olan “eylemi bulacağınız yer” olarak gösterilen Çarşı Davası beraatle sonuçlandı. Böylece Geziciler üçüncü kez beraat etmiş oldu. Ancak bu beraatler, Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nce ard arda verilen hak ihlali kararlarının sonuç vermediği bir durumdayız. Çünkü bizlerin 1000 gündür yaşadıkları, kayyumlarla yaşananlar, algı yaratmak için yürütülen operasyonlar, medya üzerindeki baskılar… Bunların hepsi iktidara yapışma durumunun sonuçlarıdır.
Sevgili arkadaşlar, her hal ve şartta muhatabı olduğumuz zulmün karşısında karamsarlığa teslim olmuyoruz. Umudumuzu asla kaybetmiyoruz. Hiç birimiz! Demokrasi ve hukuktan yana mücadelemizi ısrarla sürdürecek, adaleti, kardeşliği, vicdanı, özgürlüğü ve elbette Gezi’yi savunmaya devam edeceğiz.
Bu kilidi sizlerin bugün, bu buluşmalarda ve alanlarda yan yana duruşunuz çözecek. Çözüm için, siyaseten teferruata takılmadan, ana sorunumuzun bugün yaşadığımız ikili hukuku ve ikili işleyişi aşmak olduğunu bilerek, kararlılıkla yan yana duruşumuzu güçlendirmeliyiz. Baskı karşısında enseyi karartmayacağız.
Birlikte mücadele edecek, birlikte kazanacağız.
Hukuka, özgürlüğe gönül vermiş, bu yolda yürüyen tüm yurttaşlarımızı sevgiyle kucaklıyorum.
Şerafettin Can Atalay
Seçilmiş Hatay Milletvekili
Marmara (Silivri) Cezaevi, A47
990. nöbet: 4 yıl, 16 mevsim, 48 ay, 1461 gün. İlkelerimiz: - Üniversiteler siyasi baskıdan uzak olmalı
- Akademik yöneticiler atanarak değil seçilerek gelmeli
- Üniversiteler akademik programlarını ve araştırma politikalarını kendileri belirlemeli.
#KabulEtmiyoruzVazgeçmiyoruz