Özellikle "Odyssey filmine gideceğim ama hikâyeyi hiç bilmiyorum" diyenler için iyi bir başlangıç videosu: Odysseus'un çileli hikâyesinin baştan sona felsefi derinliğiyle birlikte anlatımı, Luc Ferry'den.
Çok eskiden yayınladığım bu videonun çevirisini bugün tekrar elden geçirdim. Yeni versiyonu daha derli toplu oldu.
İyi seyirler :)
Ben çok öfkeliyim. Eminim siz de öylesiniz. Öfkeli olmakta da haklıyız. Ama öfke gibi duygular rasyonel düşünceyi susturur. Biz akıllı olmak zorundayız. İçgüdüsel, duygu yoğunluklu sesi alıp bir kenara koymalı ve soğukkanlı düşünebilmeliyiz.
Rasyonel düşünmeyi sekteye uğratan bir başka duygu korkudur. Birçok hayvanla paylaştığımız, evrimsel açıdan çok eski ve bizi hayatta tutan otomatik bir tepkidir. Siyasetle de son derece alakası vardır. Siz "rakip kabilenin" sizi öldüreceğini, hapsedeceğini, köleleştireceğini düşünüyorsanız, bunun korkusu sizin tüm siyasi yorumlarınızı kendisine göre çerçeveler. Normalde haksızlık olarak gördüğünüz şeylere bahane üretmeye, onları meşrulaştırmaya çalışırsınız. Çünkü rakibe koz verirseniz, sizi mahvedeceklerini düşünürsünüz. Konu bir hayat memat meselesidir. Rakip haklıysa bile, onları güçlendirecek bir şey söylememelisinizdir.
İktidara oy vermiş birçok insan, hayatından hiç memnun değil. Geleceğinden umutlu değil. Parası yok; özgürlüğü yok; çocuğunun eğitiminden memnun değil; sokakta kendisini güvenli hissetmiyor; kazara arkası güçlü biriyle başı belaya girse, mahkemede hakkını alamayacağını düşünüyor. Ancak bunları söyleyemiyor. Çünkü olur da CeHaPe iktidara gelirse, şu an kötü olan her şeyin çok daha kötüye gideceğini düşünüyor. Özellikle de kendisi için. Zamanında AKP'ye oy vermiş herkesin burnundan fitil fitil getirileceğine, her türlü hakkının elinden geri alınacağına inanıyor. Tüm siyasi tepkilerini de bu korkuya göre veriyor. İmamoğlu'nun başına gelenin haklı olup olmadığını önemsemiyor bu yüzden. Çünkü bir "savaşta" olduğunu hissediyor. Ve olur da bu savaştan İmamoğlu galip çıkarsa, kendisinin çok şey kaybedeceğine inanıyor. Bunun için de hakikatin ne olduğuna takılmıyor, bu savaşı kimin kazanması gerektiğine takılıyor.
Başa dönelim. Öfke demiştik. Öfkeyle kalkıp herkesten hesap sorulacağını söylemek, tam da bu korkuyu besliyor ve karşı taraftaki safları sıkılaştırıyor. Tabii ki bu darbe girişimini planlayan ve uygulayan kim varsa hesabı er ya da geç sorulmalı. Ama oy vermek dışında siyasetle hiç işi olmayan, sıradan vatandaşın kendisinden intikam alınacağını düşünmüyor olması gerekir. Korkmaması gerekir. Korkmamalı ki, fikrini rahatlıkla değiştirebilsin. O meydanlara o da çıkabilsin. Orada kendisini bir misafir gibi hissetmesin, geçmişini bir suç gibi saklama gereği duymasın.
Sokağın gediklisi insanların tekrar sokağa çıkması herhangi bir şeyi değiştirmez. Korkmaya alıştırılmış insanların değişmekten korkmamaya başlaması çok şeyi değiştirir.
Aykut Kocaman harika bir tespit yapmış.
kendimi de bunun dışında tutmuyorum. daha önce de söyledim. Aykut Kocaman'a 2017 - 2018 sezonunda yapılan eleştirilerde haksızlık etmişim dedim. bunları insan o an fark etmiyor bazen, sonradan anlıyorsun.
Müzik notaları nasıl doğdu, gelin anlatayım.
“Evrenin gizemini anlamak istiyorsanız, enerji, frekans ve titreşim cinsinden düşünün,” der Nikola Tesla. Ancak modern fizik sayesinde biliyoruz ki, evrenin gizemini anlamak için parçacıklar ve alanlar cinsinden düşünmemiz gerekiyor. Tesla’nın yorumuna benzer şekilde, “Müziğin fiziğini anlamak istiyorsanız, frekans ve titreşim cinsinden düşünün,” demek oldukça doğru olur.
Hakkımda çok fazla görmeye başladığım "Kız kurusu olma yolunda gidiyor" söylemi üzerinde biraz durmak istiyorum. Bireysel olarak ciddiye aldığımdan değil (bunu söylememe bile gerek olmamalı); toplumsal olarak ciddiye almamız gereken bir konu olduğundan.
Bu konunun, burada her sene en az bir kez tartışılan "Kadınlar neden felsefe, bilim platformlarını erkekler kadar takip etmiyor?" sorusuyla bana kalırsa yakından ilişkisi var. Kendi kanal verilerime dayanarak bu konunun eksik ve yanlış biçimlerde değerlendirilmesinden o kadar sıkıldım ki, farklı nedenler sıralayarak uzun yazacağım.
"Evde kalmış okumuş kadın" söylemi, bize toplum nezdinde kendini entelektüel ilgilerine adanmış ve bu yüzden belki de kasıtlı olarak yalnızlığı seçmiş kadınlar hakkındaki bakışı gösteriyor.
Kadınlar, kendilerini entelektüel ilgilerine adarsa arzulanmayacağı, istenmeyeceği, en sonunda yalnız kalacağına ikna edilmeye çalışılıyor.
Bu resmen kadınları kendi becerilerine karşı yabancılaştırma politikası. En ağır psikolojik şiddet biçimlerinden biri. O yüzden çoğu kadın, neler yapabileceklerinin farkında dahi olmadan, hala ona biçilen rolü layığıyla oynuyor.
İki bin yıl felsefeye, bilime teşvik edilmemiş, fikirleri ciddiye alınmamış, hatta ilgilenirse "evde kalacakları" empoze edilmiş kadınlardan hop diye 50 senede muazzam bir ilgi ve katılım bekleyemezsiniz. Bu adil değil. Mantıklı da değil.
Dahası, böylesi entelektüel ilgiler geliştirmek motivasyon ister, zaman ister, güven ister, para ister, özetle pratik koşulların elverişli olmasını gerektirir. Oysa eğitim hayatına atılan çoğu kadının öncelikli amacı, finansal özgürlüğünü sağlayarak gerekirse babasından, kocasından özgürleşebilmek, yani kendi ayakları üzerinde durabilmek.
O yüzden burada cinsiyetçi söylem dışında ikinci bir nedenle karşılaşıyoruz. Bizim bahsettiğimiz felsefe veya teorik bilim alanları, bırakın kadınlara, erkeklere dahi böyle bir güvence sağlamıyor. Bu ilgileri meslek haline getirmek herkes için risktir. Ben bu riski aldım çünkü şanslıydım; pratik koşullarım elverişliydi, beni ekonomik hem psikolojik olarak destekleyen bir aileden geliyorum.
Üçüncü olarak tüm bunlara bir de, tarihsel olarak erkek egemen alanlardaki erkek üretici-konuşmacı ağırlığı eklenince ciddi bir önyargı yaratıyor. Bazı kadınlara kuantum fiziği, tanrı ve nedensellik tartışmaya uygun olmadıklarını düşündürüyor. Bu yüzyıllarca süren bir sosyal inşada sindirilmenin ve kendi yeteneklerine yabancılaştırılmanın sonucu.
Bunu nereden biliyorum? Veriden! Türkiye’deki en eski ve popüler felsefe kanallarından biri benimki ve tam 5 yıldır veri değişmedi: diğer bilgi kanallarının aksine benim izleyicilerimin %40 civarı kadın.
İçerik üreticisi de kadın olduğunda kadın izleyici oranı artıyor. Çünkü başka bir karşılaşma sunuyor. "Beni de ilgilendiriyor, ben de anlayabilirim, mutsuz veya yalnız kalmadan, erilleşmeden, ben de yapabilirim " dedirtiyor. Toplumda çok ciddi bir şekilde rol model eksikliği var.
Kadın izleyicilerin azlığından yakınan içerik üreticileri, bu durumu geliştirmek konusunda samimi ise kadın konuklar davet etmeli. O zaman farkı görürüz. Kadın haklarına dair tv programı yapıp art arda erkek konuklar çağırılan bir ülke burası.
Özetle, kadınları sindirmeye yönelik "evde kalmış okumuş kadın" söylemi değişmediği, felsefe ve bilimle ilgilenmesi için gerekli politikalar yaratılmadığı sürece kalan her şey cinsiyetçi söylemi destekler.
İmamoğlu'na Roma eleştirileri konusunda "ne var kardeşim, niye abartıyorsunuz" diyenler için söylüyorum. Eğer o eleştiriler olmasaydı bugün Paris'te 100 gazeteci, 10 akraba, 10 boş beleşçi bilmem ne olabilirdi belediye bütçesiyle. Bu nedenle etik eleştirisi iyidir ve olması gereken de budur. Hepimizin etik ayarlara dönmesi şart. Görgüyü hatırlamalıyız.
Hollanda maçı bittiğinde Opta, Squawka, WhoScored gibi bütün uluslararası istatistik siteleri Arda Güler ve Ferdi'nin istatistiklerini paylaşırken, TAM 2 SAAT 15 DAKİKA yayın yapan @SocratesDergi'nin rejisi sadece Barış Alper'in istatistiklerini ekrana verdi.
Ben bunu sorgularım. Herifin istatistikleri zaten kötü. Hangi istatistikte öne çıkmış Hollanda maçında? Barış Alper'in istatistiklerini paylaşan bir tane uluslararası kuruluş var mı? 1 tane bulun ya!
Herkes Arda ve Ferdi'nin performansını paylaşırken Socrates'teki götlekler niye (zaten kötü olan) Barış Alper istatistikleri arasında sıfırlı olanları ayıklayıp ekrana manasız rakamlar getirmeye çalışıyor?
Hadi onu yaptınız, bu basit emeği Arda ve Ferdi için niye göstermediniz? 2 saatlik yayına sığmadı mı?
Bunu açıklayabilir misin @parmamaniac?
Ronaldo asist beklentisinde turnuvada birinciymiş diye totondan uydurma bir istatistikle Ronaldo'nun olmayan oyununu anlatmaya bayılıyorsun.
Eeee bizim çocukların istatistikleri ne oldu?
@voiceofhellas Gercekten cok orjinal bi abimizsin :D
Arada gulmekten alamiyorum kendimi, bazen yok artik o kadar da degil diyorum. Hatta bazen de ahan da tutabilene ask olsun diyorum :D
Voice of hellas kalp :P Bak beni de gay etcen bu gidisle iyi mi :D
Seviliyorsun desigik ve atarli abimiz :P
Bir eğitimci olarak size çok temel, anlaşılması basit ama hayatımızı alt üst etmeye çok müsait bir problemden bahsedeyim. Bunu Erzurum'da başlayan, İstanbul'da önce Bahçelievler, ardından Kadıköy ve Üsküdar'da devam eden, şimdi de İzmir'in bir ilçesinde süren öğretmenlik serüvenimde gördüğüm ebeveyn - çocuk ilişkilerine dayanarak söyleyeceğim. Bakın üç farklı bölge... Ve bu bölgelerde çok çeşitli gelir seviyesi, aile yapısına sahip çocuklar var. Gözlemimde yeterli çeşitliliğe sahip olduğumu düşünüyorum.
Sınır koymayan, sorumluluk vermeyen, helikopter diye tabir ettiğimiz ebeveyn yapısının yetiştirdiği çocuklar hayatta başarısız olmaya mahkumdur. Başlarını çok rahat belaya sokabilirler. Kolay kandırılırlar. Okulda çok ciddi disiplin sorunları yaşarlar. Yokluk bilmedikleri için varlığın kıymetine dair en ufak fikirleri yoktur.
Mesela Erzurum, Narman'da çalıştığım köy okulunda bu sorunları yaşayan öğrencim olmadı. Zira sabah gelip soba yakıyorlardı, okuldan çıkınca hayvan bakıyorlardı. Ve o yıllarda bizim köy okulunda liselere giriş sınavında Erzurum 1. çıktı. Türkiye derecesini hatırlayamadım.
Bahçelievler'de nispeten orta üstü gelir seviyesine sahip öğrencilerin geldiği bir okulda bulundum. İnanılmaz verici olan bu ailelerin çocuklarından bazıları porno bağımlısıydı. Sınır bilmiyorlardı. Maalesef o okulda birden fazla meslektaşımız da şiddete maruz kaldı. O öğrencilerimden bazısı, liseye geçtiklerinde disiplin suçları sebebiyle okuldan uzaklaştırma cezası aldılar.
Üsküdar'a geldiğimde ise muhalif kimliğim sebebiyle sürgün okullarda çalıştım. Kimsenin çalışmak istemeyeceği imam-hatip liseleri ve meslek liseleri. Çoğu gelir seviyesi çok düşük çocuklardı. Burada ise ilgisiz, boşvermiş ebeveyn çocuklarını gördüm. Madde bağımlıları, çete üyeleri, tribün holiganlığı. Maça kavga için giden tipler. Başları sürekli belada. Sabıka kayıtları. Bir kısmıyla görüşüyorum. Ve hepsi ailesiyle kavgalı.
Üsküdar'da bir dönem nezih bir mahallede, idarecilik yaptım. Burada iki ayrı veli tipine şahit oldum. 1. Helikopter ebeveyn, sorunlar Bahçelievler'de karşılaştıklarımla aynı.
2. Görmüş geçirmiş ebeveyn. Bakın eğitimli demiyorum, görgülü tipler. Fenerbahçe, Galatasaray gibi profesyonel spor kulüplerinde öğrencilerim vardı. Muazzam bir aile yapısına sahipler. Daha sonra detaylı yazarım ama bu okuldan burslu şekilde Üsküdar Amerikan Koleji'ne gitti. Artı Kabataş Lisesi, Kadıköy Anadolu Lisesi gibi kalburüstü liselere de çok öğrenci yolladık.
Ve şimdi İzmir, bir ilçesindeyim. Okulumda çok zengin, hayal edemeyeceğiniz zenginlikte toprak ve mülk zengini ailelerin çocukları da var. Diğer tarafta da maalesef işçi ailelerin çocukları da. Adam mesela şu an 10. sınıf olan oğluna dükkan satın almış. Okul bitince istediği işi kursun diye. Şimdiden almış. Bugün söyledi bize. Bunu söylediği yer disiplin kurulu. Ne isterse veriyoruz diyor. Çocuk tam bir tutulamaz. Dur durak bilmiyor. Daha fazla şey söylemeyeyim.
Özetle verici olmayın. Bazen vermeyin. İmkanınız varsa da vermeyin. Bazen istediği şeyi kendisi alsın. Bunun için çalışabilirsin deyin. Bir işin ucundan tutturun. Sorumluluk verin. Mesela kardeşi varsa, bu akşam sen bakacaksın, ilgilen deyin. Makul cezalar verin. Bedel ödetin. Bunlar sizi de korur çocuğunuzu da. Öteki türlü sadece bir kaybedenler kulübü üyesi yetiştirirsiniz.
Yunanistan, İrlanda ve İsviçre temsilcilerinin İsrail protestosu sürüyor. Avrupa ile alakası olmayan ve Ortadoğu'da soykırım yapan İsrail'i protesto eden şarkıcılar bugünkü büyük final öncesi bayraklı yürüyüşe katılmadılar. Eurovision, Hollanda'yı katılımcısı kadına sifdet uyguladığı için diskalifiye etti ama İsrailli delegeler diğer delegeleri taciz etmesine rağmen hiçbir yaptırım uygulamıyor. Rusya'ya ambargo ama İsrail'e ses yok.
Geçtiğimiz hafta Türkiye'ye gelen Hollanda Başbakanı Rutte, Türkiye biletini kendi cebindeki parayla almış.
Rutte'nin Türk Hava Yolları'nın tarifeli uçağıyla gidip, geldiği görülmüştü.
Rutte bu görüşmeyi Hollanda Başbakanı olarak değil, NATO'nun Genel Sekreterliği adaylığına destek almak için yapması nedeniyle bu şekilde uçmuş.
Kısacası bu benim ülkemin değil, şahsi meselem için yapılmış bir uçuş diyerek biletlerini kendi almış ve gidip, gelmiş.
Kendi ülkesindeki kaynaklara baktığımda bu tavrı neredeyse gündem bile olmamış.
Çoğunluk kararı ile 20-21 Nisan Cumartesi Pazar Cafe ve Restaurantlara gitmiyoruz
Fırsatçılığa son vermek için herkesi katılmaya davet ediyoruz
#fahişyemeğeBOYKOT
ps. Lütfen bu görseli bolca kullanalım
Zamanında maddi imkansızlıklar sebebiyle sahaya yabancı oyuncularından yoksun çıkan Beşiktaş’a,Fenerbahçe Kadın Voleybol takımı yabancı oyuncularını oynatmamıştı..Maç sonu tüm Fenerbahçe tribünü Beşiktaşlı genç voleybolcuları çağırıp “Beşiktaş büyüktür büyük kalacak tezahüratı yaptı” Bugün rakibinin tepkisine saygı duyup kenara çekilmek varken gencecik çocuklara küfür edip sahanın ortasında sevinenleri görünce büyüklüğün herkesin taşıyabileceği bir gömlek olmadığını anlıyorsun.
CHP'nin Yerel Yönetimler Planı:
-Yılmaz Büyükerşen parti bünyesinde bir yerel yönetim üniversitesi kuracak. CHP'li belediye başkanları bu birimde eğitimlere katılacak.
-Emekli sayıştay denetçilerinden oluşan bir teftiş kurulu, CHP adına partili belediyeleri 3 ayda bir denetleyecek.
-Öğrenci yurtları, kreşler, lokantalar gibi sosyal projeler ortaklaştırılacak ve ihtiyaca göre her CHP'li belediyede belirli bir standartta olması sağlanacak.
-Belediyele başkanlarının başarı ölçümleri bilimsel metotlarla yapılacak.
(Sözcü)
En düşükten verecekler sonra indirime sokacaklar.. Plan yapılmış..
Jayden ve İrfan Can a 4 verip 2 ye indirecekler..
Osayi de 1 ya da 2 maç verecekler..
Çünkü 3 ve üzeri olursa süper kupa da oynayamazlar.. Orada bile eyyam var..
Dursun burada bu twit..