Ev, kurulur.
Yuva, yapılır.
Evde kişiler yaşar
Yuva, benleri, biz yapar.
Evlenmek "yuva" kurmak için,
Ev kurmak için değil.
Bir ev, yuva kurmak için yapılır.
Yuva olamayan ev, yıkılır.
Evlenmek için yola çıkanlar,
Yuva kurmayı önceleyin,
Ev kurmayı değil.
İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn.
Pedofil çeteler, ömrünü kemale erdirmiş, bütün varlığını şehadet idealine adamış bir gönül insanını hedef alarak aslında kendi korkularını ve acziyetlerini ele verdiler. Zira aylarca süren tehditlere rağmen ailesiyle birlikte evini, halkını ve davasını terk etmemesi; boyun eğmeyen bir iradenin, ölümden korkmayan bir teslimiyetin en açık ifadesi değil midir?
Üstelik daha birkaç hafta önce pedofil medya aygıtlarının “Hamenei Rusya’ya kaçtı” yalanlarıyla algı üretmeye çalıştığını hatırladığımızda, bugün yaşananlar bu iradesiz zihinlerin iftiralarının ne denli boş ve temelsiz olduğunu bir kez daha gözler önüne sermektedir.
O, belki de zulme karşı direnişe dirisinden çok naaşının hizmet edeceği düşüncesiyle, zaten erişmek için dua ettiği en büyük arzusuna kavuştu; geride kalanlara ise onurlu, fedakarlık yüklü bir miras bıraktı..
Elbette bu cinayetin oluş biçimi, askerî ve istihbarî boyutları, savaş stratejisi açısından çıkarılması gereken dersler; işin ehli insanlar tarafından ayrıca ele alınacaktır. Ancak bugün asıl hatırlamamız gereken, daha derin ve tarihî bir hakikattir.
Çocuk tacizcisi yamyamlar, mümin önderleri hedef alarak tarih karşısında kazandıklarını sanıp sevinç naraları atabilirler. Oysa tarih, her defasında tam tersini yazmıştır.
Nice isimler susturulmak istendi; ama fikirleri bastırılmak şöyle dursun, her biri daha gür bir sedaya dönüştü.
İzzeddin el-Kassam, İskilipli Atıf, Şeyh Said, Hasan el-Benna, Seyyid Kutub, Muhammed Bakır es-Sadr, Ali Şeriati, Abbas el-Musevi, Şeyh Ahmed Yasin, İsmail Heniyye, Hasan Nasrallah, Yahya Sinvar... 7 Ekim sonrası verilen tüm şehitler... Her milletten, her mezhepten, her meşrepten bir şehitler kervanı. Ve derken say say bitmez bir şeref listesine adını yazdıran Ayetullah Ali Hamenei…
Şimdi soruyorum: Bu isimlerden hangisinin kaybı, katil yamyamların beklediği sonucu doğurdu? Hangi şehadet zalimlerin hanesine kâr yazıldı? Hangi suikast ya da hangi şehadet, adalet talebini tarihten silebildi?
Aksine, her kayıp düşünsel sürekliliği besledi; her baskı, direniş fikrini daha köklü hâle getirdi.
Bugün Tahran’daki İnkılab meydanı başta olmak üzere ülkenin büyük şehirlerinde toplanan kalabalıklara baksınlar. Bombalanma riskine rağmen milyonlarca insan meydanlarda Ayetullah Hamenei’yi hedef alan saldırıyı protesto ediyorlar.
Milyonlarca insanı bile öldürseler bu “kula kul olmayı reddedip Allah’ın adını yüceltme” ideali peşinde koşan özgürlük taraftarlarını yine caydıramayacaklar.
Çünkü bu mücadele kişilerle kaim değildir. Dayanağını vahiyden, meşruiyetini ahlaktan, sürekliliğini ise inançtan alır. Bu nedenle bastırılabilir ama ortadan kaldırılamaz.
Cinayet şebekesi bunu göremiyor tabi. Çünkü Allah Teâlâ, hakikat ateşini söndürmeye yeltenenlerin kalplerini ve basiretlerini karartır. Tarihte defalarca görüldüğü üzere, hakikati yok etmeye yönelenler zamanla gerçeklik duygularını kaybeder; gücü mutlak zannettikçe daha derin bir güvensizliğin içine sürüklenirler. Kendi korkuları, en sadık refakatçileri hâline gelir.
Bu topraklarda özgürlük, şeref ve onur mücadelesi sona ermez. Bir cana kıyarak sonuç elde edeceğini sananlar bilmezler ki; güç kullanarak bedenleri yok edebilirler ama fikirleri öldüremezler. Bir bedeni hedef alanlar, bir halkın iradesini asla teslim alamazlar.
Bu cinayet; faillerine huzur değil, daha ağır bir hesap ve daha derin bir yük getirecektir. İnananlar içinse bu, bir yenilgi ya da geri çekilme değil; safları daha sık tutma, özgürlük ve asalet yürüyüşünü daha büyük bir kararlılıkla sürdürme çağrısıdır.
Elbette bilinmektedir ki İran’ın bölgesel politikaları, özellikle Suriye bağlamında, Sünni dünyada zaman zaman farklı değerlendirmelere ve ciddi rezervlere yol açmıştır. Ancak bugün, bu ihtilafları, geçmişe dair eleştirileri ve mezhepsel ayrışmaları bir kenara bırakma zamanıdır. Zira karşımızda duran tehdit, siyasi bir rekabetten ya da bölgesel bir çekişmeden çok daha öte bir anlam taşımaktadır. İnsan yiyen bu cinayet şebekesinin hedefi açıktır: Yeryüzünde Allah’ın nurunu söndürmek.
Bu karanlık hedef doğrultusunda saf tutan odakların saldırılarına bugün İran ve onun önderi, şehadet makamına yürümüş Ayetullah Hamenei maruz kalmıştır. Ancak bunun bir son durak olmadığını görmek gerekir. Bugün İran olan hedefin, yarın —er ya da geç— Türkiye’ye ve bölgedeki diğer direnç merkezlerine yöneleceğinden şüphe duyulmamalıdır.
Bugün Müslümanların ve dünyanın farklı coğrafyalarındaki özgürlük yanlılarının sorumluluğu; mezhebi, kimliği, coğrafyası ya da düşüncesi ne olursa olsun, bu saldırı karşısında açık ve net bir tutum almaktır. İran’ın ve Şehid Lider’inin yanında durmak; imkânlar ölçüsünde değil, imkânların azamisini zorlayarak bu zulüm cephesine karşı durmak, artık bir tercih değil, tarihî bir sorumluluktur.
Durmak yok, yola devam…
Al-i İmran, 173
"Bir kısım insanlar, müminlere “Düşmanlarınız olan insanlar, size karşı (asker) topladılar; aman onlardan sakının!” dediklerinde, bu (durum) onların (müminlerin) imanlarını artırmış ve “Allah bize yeter. O, ne güzel vekildir (güven kaynağıdır)!” demişlerdi."
Sevda Altınkaya, kendi duyarlılığını yaratan dizeleriyle şiiri uzun ve ıssız yollardan bugüne taşıyor.
Şair, eserlerinde delişmen ve hareketli bir kız çocuğunun ruhunu, hayatta her şeyi yaşamış bilge kadınların dünyasına ortak ediyor. Bu ortaklıkta bazen toplumun en katmanlı çelişkileriyle yüzleşiyor, bazen de kadınlığın en solgun çeperlerini cesurca karalıyor.
Tarih, coğrafya, dil, beden, acı, arzu ve daha nicesi bu ortaklığın tufanını besliyor.
"Gölgesinde İpekler" yeryüzünün en doğusundan açılıp, henüz doğmamış çocukların kucağına hem çiçekler hem de iltihaplar biriktiriyor.
Yakında...
Daima Edebiyat’ın 26. Sayısı Okurla Buluşuyor
Öykücü Muhammet Erdevir’in genel yayın yönetmenliğinde Gaziantep’te yayımlanan Daima Edebiyat dergisi, Eylül-Ekim 2025 tarihli 26. sayısı ile okurlarının karşısına çıkıyor.
Daima Edebiyat dergisi 25. sayısıyla okurlarını selamlıyor.
Öykücü Muhammet Erdevir’in yönetiminde yayımlanan dergi 120 sayfalık dopdolu içeriğiyle iddiasını sürdürmekte.
Daima Edebiyat matbaadan geldi. 24. sayıyla üçüncü yılımızı selamlıyoruz. 110 sayfalık dergide 44 imza bulunuyor. İsimlerin en az dörtte üçü başka “büyük” dergilerde de yazan, edebiyat dünyasının yakından tanıdığı arkadaşlar. Buna karşın 24 sayının hiçbiri gazetelere haber olmadı, kimse köşesinde bizden söz etmedi. Her sayıda otuzun üstünde imzaya yer vermemize ve özgün konular işlememize rağmen şu camiada “Gaziantep’te böyle bir dergi çıkıyor” diyen bir Allah’ın kulu olmadı. Sair yayınlarda Daima Edebiyat’tan takdir ve sitayişle bahsedilmedi. Canları sağolsun. Ülkü Tamer’in, Onat Kutlar’ın, Mitat Enç’in yaşadığı topraklardan bağımsız, bağlantısız, edebiyattan başka derdi olmayan bir edebiyat dergisi çıkmalıydı. Çıktı, çıkıyor, çıkacak… Bugüne kadar bir iki ufak reklam dışında hiç kimsenin bir lira desteği olmadan çıkardım dergiyi, bundan sonra da öyle olacak.
Durum tespiti bâbında söylemem gerekenleri söyleyeyim, bu konuyu bir daha açmayacağım. Belki artistlik yapıyor diyeceksiniz ama olsun, yine de ifade edeyim: Bir okur olarak İshak’ın, Alleben Öyküleri’nin, Uzun Çarşının Uluları’nın yazarlarına karşı vefa borcum var. Bereketli Hilal’in bu müstesna köşesinde “edebiyat”la dertlenerek yolumuza devam edeceğiz. Bu macerada herhangi bir maddi beklentim yok. Bundan gayrı gazete, dergi ve televizyonlarda kendi network’ünüzü ağırlamaya devam ediniz.
Dostlarımdan ise öykü, yazı ve şiirlerini göndermeye devam etmelerinden başkaca bir destek talebim yoktur.
Arz eylerim.
@omer_disbudak "Seyredem hayret ile şu alemi
Ne bilinir kıymet
Ne kıyamet
Allaha emanet
Ne gelir elden
Ne sahibim bu yerde ne kiracı
Sadece bir ömürlük misafirim ben"
Manzara ve düşüncelere denk hisler diye geldi aklıma...
Dergimizin matbu yayınına son vermiştik. 1 Eylül 2024'ten sonra tarafımıza gönderilen şiir, öykü, deneme gibi eserler yalnızca https://t.co/zb7lO6bCe8’da yayımlanacaktır.
Çalışmalarınızı bekliyoruz:
[email protected][email protected]
Daima Edebiyat'ın son sayısını da PDF formatında erişime açtık. Derginin tüm sayılarını web sitemizden "DERGİ" kategorisi altında görüntüleyebilirsiniz.