Öve öve bitirilemeyen modern toplumunuz kan üzerine kurulu, her tarafından kan fışkırıyor. Bu kıpkırmızı lekeden ne ben kaçabilirim ne de sizler.
Demir Ökçe, Jack London
Ya Koç’un 100. yıl resepsiyonu sırasında içeride gözlenen mutlu-mesut aile fotoğrafının parçasısındır ya da o fotoğrafın kaçınılmaz sonucu olan yoksulluk ve adaletsizliğe itirazın ve isyanın tarafındasındır. Aynı anda ikisi olmaz, olmuyor.
100 yıllık hırsızlığın, Koç’un karşısına dikildik!
Halkımız büyük bir yoksulluk içindeyken Koç Holding’in 100. yılı dolayısıyla Ankara’da kutlama yapan sömürücüler, karşılarında bu ülkenin komünistlerini, yurtseverlerini buldular.
AKP, CHP ve MHP dahil tüm patron partilerinin liderleri, cumhuriyet ve emekçi düşmanı bu düzenin sahiplerinden Koç’un kutlamasında önlerini ilikleyerek yer aldı.
O "kutlamaların" önünden seslendik: Bu ülkede karşınızda önünü iliklemeyenler var. Sözümüz söz: Halktan çaldığınız her şeyi devletleştireceğiz!
Doruk Maden işçilerinin yanındayız!
4 Haziran Perşembe günü saat 12.00’de tüm Ankara halkını ödenmeyen haklarının hesabını sormak için Yıldızlar SSS Holding önünde toplanacak olan maden işçileri ile dayanışmaya çağırıyoruz.
NATO, ölüm ve onursuzluktur!
Yaşasın barış, bağımsızlık ve sosyalizm!
🔴5 Temmuz'da NATO karşıtı büyük mitingte buluşuyoruz!
AKP Temmuz ayında NATO zirvesi için Ankara'da hayatı durdurmaya hazırlanıyor. Kurulduğundan beri dünyanın her yerinde halklara kan kusturan bu uğursuz örgüt Ankara'daki zirvede Türkiye'nin savaş ve yıkım planlarının daha fazla içine çekileceği bir yeniden yapılanmaya gidecek. NATO'nun emperyalist planlarına ve Türkiye üzerinde yaptıkları hesaplara yine Ankara'da dur denmelidir.
Halkımızı 5 Temmuz günü NATO zirvesi öncesinde emperyalistlere kuvvetli bir uyarı için büyük NATO karşıtı mitingde buluşmaya davet ediyoruz. Mitingde bir araya gelecek yurtseverler "NATO, ölüm ve onursuzluktur; yaşasın barış, bağımsızlık ve sosyalizm" diyerek NATO'cu emperyalistlere Türkiye'nin de dünya halklarının da sahipsiz ve çaresiz olmadığını gösterecektir.
🔴Boyun eğmeyenlerin büyük direnişi: Gün gün Gezi'de yaşananlar...
Haziran Direnişi'nin üzerinden tam 13 yıl geçti. 13 yıl önce iktidarın gerici, halk düşmanı adımlarına karşı sokağa çıkan milyonlar, boyun eğmeyeceklerini ilan etmişti.
https://t.co/7q5lmDs43s
CHP’nin AKP ile “normalleşme” sicili
Öncesini bir kenara bırakalım…
15 Temmuz-7 Ağustos 2016 Yenikapı Ruhu: Fethullahçı fesatı darbe yapacak noktaya getiren iktidar bunun sorumluluğuyla zayıf düşmüşken CHP ona can simidi oldu. Darbe tehdidi atlatılmıştı, şimdi muhalefet-hükümet ayrımı olmaksızın elbirliği ile demokrasi ve hukukun üstünlüğü tesis edilecekti. Bu “ruh” sırasında Kemal Kılıçdaroğlu Genel Başkan, Özgür Özel Meclis Grup Başkanvekili idi. Son derece uyumlu bir görüntü verdiler. AKP ilk haftaların sarsınt��sını atlatıp kendi yolunda hamle üstüne hamle yapmaya başlayınca “kontrollü darbe” diye bir kavram keşfettiler. Ama ruh bir kez özgür kalmıştı!
2019-2021 arasında “kucaklama”, “birleştiricilik”, “helalleşme” vurgusu hakim oldu. Belki bunlar iktidarla değil toplumla yapılacaktı ama AKP’ye benzeme açısından epey yol aldı CHP bu yıllarda. Kemal Kılıçdaroğlu ve Özgür Özel arasında CHP’nin bu politikalarına dair herhangi bir anlaşmazlık gözlenmedi.
AKP artıklarının da yer aldığı Altılı Masa kurulurken, yani 2023 seçimlerine gidilirken de CHP’de bugün gerilimde öne çıkan isimlerin hiçbirinin farklı bir yaklaşımı olmadı. CHP’yi AKP’nin alanına sokma, ona daha fazla benzetme konusunda kolektif bir çaba yürütüldü. Davutoğlu ve Babacan’ı Cumhuriyetçi kesimlere pazarlamak için elbirliği ile çalıştılar.
2023 Kasımı’nda CHP’de Kurultay gerçekleşti. Özgür Özel Genel Başkan seçildi. Kılıçdaroğlu ise Kurultay öncesinde Cumhurbaşkanı adayı olduğu, milletvekili seçimlerine girmediği için Meclis’in de dışında kaldı, ofisine çekildi.
CHP 2024 yerel seçimlerinde başarılı oldu, birinci parti konumuna geldi. Parti tabanında “derhal erken seçim” beklentisi ortaya çıktı. Özgür Özel ve arkadaşları, ��halk seçim istemiyor, böyle bir talebimiz olmayacak” diyerek “normalleşme”den söz etmeye başladı. AKP ve Erdoğan ile ilişkilerde yumuşama arayışında olduğunu defalarca tekrarladı. Ekrem İmamoğlu da benzer açıklamalar yaptı. Kılıçdaroğlu tepki gösterdi, “Erdoğan ile normalleşilmez, nesiyle normalleşeceksiniz” dedi. Özgür Özel ısrarla “normalleşme” çizgisini savundu, hatta bu açılımı Kılıçdaroğlu’nun “hellalleşme” politikasına benzetenlere “normalleşme bana aittir” diye itiraz etti.
İktidarın yanıtı yerel yönetimlere operasyon oldu. Anlamı açıktı: “Seçme ve seçilme hakkını takmayız, siyasetin alanını daraltırız, bizim normalimiz budur.”
İktidarın normalinde son aşama Kemal Kılıçdaroğlu’nun CHP’nin başına atanması oldu. Kendisi AKP medyasından kamuoyuna büyük bir rahatlık ve pişkinlikle seslenmeye devam ediyor. Normalleşti, hatta normalleşmenin de ötesine geçti. Özgür Özel ise “Saray rejimine hizmet” ile suçlamakta kendisini.
Yukarıdaki kısa özette sömürü düzeni yok, emperyalizm yok, Cumhuriyet yok, laiklik yok, NATO yok, “çözüm süreci” yok, hiçbir önemli konu yok. Sadece ve sadece CHP’nin AKP ile ilişkilerine dair çok genel bir fotoğraf var.
Yeterince açıklayıcı olmalı.
Yayın sona erdi, programın tamamını aşağıdaki bağlantıdan izleyebilirsiniz.
https://t.co/h5gaRcp3kN
"Kılıçdaroğlu hain, peki. Bundan ne sonuç çıkaracağız?
Biz Ekrem İmamoğlu ya da Özgür Özel'in arkasında durmayacağız. Bu oyunun parçası olmayacağız.
Gerçeği ancak CHP'nin dışında bulabilirsiniz. Daha kaç kez bu suda yıkanılacak?
Bütün bu yaşananların nedenini sorgulayan siyasetten vazgeçmeyeceğiz. Yurttaşlarımız öfkeyle hareket etmeli evet, fakat bunlar neden başımıza geldi sorusuna daha derin, kapsamlı yanıtlar da vermeliler.
Hiç kimse umudu kesmesin, TKP suçun ya da yalanın parçası olmadan bu sisteme tepki duyanlar, bunu dile getirenler için üzerine düşen her şeyi yapacak."
Eğitim Hakları İçin Mücadele Eden Bilgi Üniversiteli Arkadaşlarımızın Yanındayız!
Bilgi Üniversitesi öğrencileri üç gündür eğitim hakları için direniyor. Okullarının hiçbir gerekçe göstermeden keyfi bir kararname ile kapatılmasının ardından mücadeleye başlayan öğrencilere iktidarın yanıtı polis saldırıları oldu.
Sabah itibariyle polis ablukasına ve müdahalesine maruz kalan öğrenciler okulun içerisinden çıkartıldı.
Bilgi Üniversitesi öğrencilerinin hakları için verdikleri mücadele meşrudur. Gayrimeşru olan memleketi yerli ve yabancı holdinglere peşkeş çeken, geleceğimizi tarikat ve cemaatlere teslim eden siyasi iktidardır!
İktidarın kadroları ancak bir devrimin elde edebileceği güç, destek ve meşruiyete sahip oldukları yanılsamasıyla hareket ediyor. Kendilerini “tarih yazan” yüce insanlar olarak görüyorlar. Oysa tanık olduğumuz çürüme ve karşı-devrimdir. Hükümsüzdür!
CHP’yi mahkeme kararları ile yönetmeye kalkarken AKP yerel yönetimlere dönük operasyonlar sırasındaki kirli görüntüye güveniyor olabilir. İtiraflar, parti değiştirmeler, servis edilen video ve fotoğraflar kuşkusuz kamuoyunda belli bir etki yaratmıştır. Ancak toplumun geniş bir kesimi bu operasyonların AKP’yi iktidarda tutmak için icat edildiğinden o kadar emindir ki, asıl kirlenmeyi haklı olarak seçme ve seçilme hakkına dönük müdahalenin kendisinde görmektedir.
Bugün CHP’ye yönetim atamak için yapılan hamle de aynı sonucu verecektir. AKP’nin tabanını bile ikna etmekten uzak bu ve benzer hamlelerin iyi düşünülmüş bir stratejinin ürünü olduğunu düşünmek yanlıştır. İktidar, inisiyatifi elinde tutsa bile bütünlüklü, tutarlı bir planlama ile hareket etme yeteneğine sahip değildir.
Kaldı ki, hep söylediğimiz gibi, bu sistem CHP’yi dışarıda tutarak, CHP’nin katkısını almadan işleyebilecek bir sistem değil. AKP içinde bunun farkında olan birçok unsur olduğu biliniyor.
Öte yandan AKP’nin bu tür hamleleri, “halk bunları yutmaz” kolaycılığı ile karşılanmamalı. “Saldırı CHP’ye” denerek CHP’ye endeksli bir “direniş hattı”nın da başarı şansı yok. Bugün toplumda iktidarın meşruiyetini daraltan asıl konu yoksulluk ve bu yoksulluğa neden olan toplumsal adaletsizliklerdir. CHP’ye dönük operasyonların ikna edici olmamasının derindeki nedeni budur. İktidarın çaresizlik içinde attığı bazı adımlara yanıt mutlaka ve mutlaka sınıfsal bir eksende verilmek durumundadır. Diğer türlü, dar anlamıyla “CHP savunusu” üzerine kurulu bir stratejiyi AKP, ne kadar zayıf ve inandırıcılıktan uzak olursa olsun, kısa sürede dağıtır.
Ülkemiz de Halkımız da satılık değil! Madenler Devletleştirilmelidir
Türkiye doğal zenginlikleri ve mineral çeşitliliği bakımından dünyanın önde gelen ülkeleri arasında yer alıyor. Bu minerallerin üretimi ile sanayiden imara, tarımdan enerjiye ve sağlığa kadar birçok alanda kullanılan hammaddelerin arzı sağlanıyor. Doğal kaynaklarımız ve madencilik faaliyeti ülkemizin ekonomik bağımsızlığı, kalkınması ve halkımızın refahı açısından hayati önem taşıyor.
Bugün ülkemizde adına serbest piyasa ekonomisi denilen, sermayenin ihtiyaçlarını ve kârlılığını esas alan bir düzen hüküm sürmekte. Madenler ve madencilik de arama faaliyetlerinden çıkarma ve zenginleştirme aşamalarına kadar neredeyse tüm süreçleriyle piyasa düzeninin akılsızlık ve plansızlığı tarafından belirlenir durumda. Cumhuriyetin ilke edindiği devletçi ekonomi politikaları uyarınca Türkiye sanayi alt yapısının gelişiminde önemli etkileri olan Etibank, Türkiye Kömür İşletmeleri, Demir Çelik fabrikaları gibi devlet işletmeleri kurulmuştu. Bu işletmeler piyasacılığa kurban edildi. Ya tamamen özelleştirildi ya tasfiye edildi ya da küçültüldü;
Geldiğimiz yer ortada: Doğası yıkıma uğratılmış, kaynakları yağmalanmış, çarçur edilmiş bir ülke; her tür bilimsel tanım ve teknik olanak mevcutken maliyet ve kâr hesaplarına kurban edilen, hiçe sayılan işçi hayatları, sefalete mahkum edilen madenciler…fiilen güçsüz ve işlevsiz hale getirildi. Türkiye’de maden işletmeleri insan hayatını hiçe sayan paragöz holdinglerin, çokuluslu tekellerin ve onların merdiven altı faaliyet yürüten taşeronlarının eline teslim edildi.
Ülke topraklarının yarıdan fazlasını kapsayan maden arama ruhsatları ile binlerce işletme ruhsat ve izninin sermayeye devredildiği bir tabloyla karşı karşıyayız. Bu durum, doğal zenginliklerimizin fiilen ipotek altına alınması anlamına geliyor. Türkiye’de madencilik faaliyetinin milli gelir içersindeki payı ise hala %1’ler civarında. Belli ki maden arama ve işletme ruhsatları sermayedarlar için bir rant kapısı olarak kullanılıyor. Halka ait olan madenleri daha toprağın altındayken alıyorlar, satıyorlar, servetlerine servet katıyorlar. Yasaları, yönetmelikleri değiştiriyor, arkalarından dolanıyor, pek çok durumda ne yasa ne de kural tanıyorlar. Köy, tarım alanı, orman, zeytinlik, yerleşim çevreleri, tarihi veya doğal sit alanı demiyor talan ediyorlar.
Türkiye Komünist Partisi halkımızı bu arsızlığa dur demeye, doğal kaynaklarımıza, madenlerimize, emeğimize sahip çıkmaya çağırıyor! Türkiye’nin ekonomik bağımsızlığı, kalkınması ve halkımızın refahı için madenler derhal ve bedelsiz olarak devletleştirilmelidir!
1. Çokuluslu tekeller ve holdingler başta olmak üzere her tür özel sermayedar ve şirkete verilmiş olan tüm maden arama, işletme ve zenginleştirme ruhsat ve iznler bedelsiz olarak iptal edilmeli, tüm maden ve işletmelere el konmalıdır.
2. Bütün madencilik faaliyetleri devlet eliyle ve merkezi bir planlama doğrultusunda gerçekleştirilmelidir. Bu yapılırken tüm ilişkili sektörlerin ihtiyaçları dikkate alınmalı, kapsamlı bir planlama ile hammadde arz güvenliğinin sağlanması, dışa bağımlılığın azalması, yerli sanayiye düşük maliyetli ve kaliteli girdi sağlanabilmesi esasıyla hareket edilmelidir.
3. Doğal kaynakların halk sağlığı ve çevreyle uyumlu, verimli kullanımını esas alan; bilimsel verilere dayalı bir madencilik politikası oluşturulmalı ve etkin biçimde uygulanmalıdır. Bu kapsamda maden havzaları, faaliyet gösterdikleri bölgelerde tarımsal ve sınai üretim, su kaynakları, orman varlığı ve halk sağlığı gözetilerek bütüncül bir planlama anlayışıyla ele alınmalı ve işletilmelidir.
4. Madencilerin çalışma ve sendikal örgütlenme hakkı güvence altına alınmalı, eksiksiz mesleki eğitim alabilmeleri sağlanmalı, insanlık onuruna yakışan, sağlıklı ve güvenli çalışma şartları yaratılmalı ve korunmalıdır.
5. Değerli madenlerin sadece hammadde olarak çıkarılıp ihraç edilmesine son verilerek uç ürünlere dönüştürülmesi, yarı mamul ve mamul maddelerin üretimi için planlı bir sanayi hamlesi yapılmalıdır.
6. İnşaat sektörüne hammadde sağlamaya odaklı, plansız ve denetimsiz bir madencilik endüstrisi yerine mühendislik kalitesi yüksek, katma değerli üretim yapabilen bir madencilik endüstrisi kurulmalıdır.
7. İşletmesi tamamlanan maden sahalarında kapatma, rehabilitasyon ve rekültivasyon (toprak ıslahı ve yeniden bitkilendirme yoluyla alanın ekolojik dengeye uygun biçimde doğaya kazandırılması) faaliyetlerinin, gerekli çevresel önlemler çerçevesinde eksiksiz olarak gerçekleştirilmesi zorunlu kılınmalı ve etkin biçimde denetlenmelidir.
8. Madencilik faaliyetlerinde kullanılan makine ve ekipmanların yerlileştirilmesi sağlanmalı; verimli, halk sağlığına ve çevreye uyumlu ileri teknolojilerin geliştirilmesine yönelik araştırma ve geliştirme faaliyetleri yürütülmelidir.
9. Madenlerin ve madencilik faaliyetlerinin devletleştirilmesi sürecinin tamamı madenlerde örgütlü işçi sendikaları ve madencilik faaliyeti ile bağlantılı meslek odalarının aktif katılım ve denetimi ile gerçekleşmelidir.
ODTÜ’deki operasyonun arkasındaki İstiklal Kadınları Hareketi kimdir?
💬”Belli ki ‘ajan’ damgalı bu ekip, yeni bir operasyon için talimat almış, onu yerine getirmeye çalışıyor. Bunu da kendilerine yakışan şekilde, paraya çevirmeyi ihmal etmeyerek yapıyorlar, IBAN vererek…”
https://t.co/WbhOb4odip
4-12 TEMMUZ ARASI NATO KARŞITI ZİRVE VE 5 TEMMUZ’DA BÜYÜK MİTİNG İÇİN ÇAĞRI
ANKARA NATO’YA GEÇİT VERMEYECEK!
Ülkemizin bağımsızlığı ve egemenliğinin karşısındaki en büyük tehditlerden biri olan çokuluslu tekellerin eli kanlı örgütü NATO, 7-8 Temmuz’da Ankara’da bir zirve düzenleyecek.
AKP iktidarı ve patronlar, NATO liderlerini lüks ve şatafatla ağırlamak için aylar öncesinden kolları sıvadılar. Şeker Fabrikası’nın lojmanlarını yıkıp Trump’ın uçağına iniş pisti yaptılar. Milyarlarca liraya VIP salonu inşa edip kendilerine verilecek yeni ihaleleri beklemeye başladılar…
Evet, onlar hazırlanıyor ancak ülkemizde NATO zirvesi öncesi kolları sıvayan, hazırlananlar onlardan ibaret değil.
Bu ülkenin yurtseverleri, cumhuriyetçileri ve komünistleri memleketlerine sahip çıkıyor, dünyanın en büyük terör örgütü NATO’yu ülkemizden söküp atmak için hazırlanıyor.
Bu kapsamda Türkiye Komünist Partisi, 4 Temmuz-12 Temmuz haftasını NATO KARŞITI ZİRVE olarak ilan ediyor. Bu zirve kapsamında konferanslar, sergiler, etkinlikler gerçekleştirilecek, halkımızın NATO karşıtı direnci gün gün yükseltilecek.
Ayrıca 5 Temmuz’da Ankara’da, NATO KARŞITI ZİRVE kapsamında büyük bir miting düzenlenecek.
Tüm yurtseverleri, cumhuriyetçileri ve devrimcileri zirveyi ve mitingi hep birlikte güçlendirmeye çağırıyoruz.
Bir kez daha ilan ediyoruz, NATO’yu bu topraklardan söküp atacağız.
BU MEMLEKET BİZİM KAHROLSUN EMPERYALİZM!
Merhabalar🙌
1 Mayıs'ta 12.30'da TKP Çankaya Gençlik Merkezi'nde buluşuyor ve Anıtpark'a birlikte geçiyoruz.
Konum ve detaylı bilgi için iletişime geçebilirsiniz: 0507 933 6245
Tüm sıra arkadaşlarımızı emeğimiz ve Cumhuriyet için 1 Mayıs’ta, DTCF Dayanışma Ağı kortejinde yürümeye davet ediyoruz.
Saat: 15.00
Konum: Anıtpark
Katılmak ve bilgi almak için bize ulaşabilirsiniz.
Komünist Bakış | 1 Mayıs'ı konuşuyoruz
📍TKP Genel Sekreteri Kemal Okuyan, Nevzat Evrim Önal'ın sorularını yanıtlıyor: İşçinin bayramı bölündü mü? Sendikalar nerede yanlış yaptı? İşçi sınıfı nasıl kurtulacak?
🟥soL TV'de şimdi yayında.👇
https://t.co/Xqd26GEUv3