Anahtar Parti’nin 1.yıl dönümüne müteakip izlenimlerimi paylaştığım yazı yayınlandı. @yavuzagiraliog ve dava arkadaşlarının, daha iyi bir memleket iddiası ile Türk siyasetine yeni bir bir soluk getirme gayesini sahada kendi gözlemlediklerimle yorumladım.
Anahtar Parti: Bir yılın ardından Türk siyasetinde yeni bir soluk
Burak Karadoğan yazdı:
▪️ Anahtar Parti 1 yıl gibi kısa bir sürede nasıl ilk 5 parti arasına girdi?
▪️ Yavuz Ağıralioğlu'nun 81 ilde teşkilatlanma başarısının sırrı ne?
▪️ Türk siyaseti bu "yeni nesil parti" ile gerçekten değişebilir mi?
https://t.co/xQhqGL71UF
Yaklaşık 1-2 aydır isim vermeden hakkımızda atıp tutuluyor. Eyvallah dedik büyüklük bizde kalsın teşkilata zeval getirmeyelim dedik sustuk. Ama bugün Yavuz Erden başta olmak üzere kendi etrafında topladığı 3-5 kişinin sosyal medyada ismimizi alenen kullanarak paylaşım yapması bana da bir cevap verme hakkı doğurdu.
Şimdi sormak isterim. Fulya il binasının boya, badana, angarya işleri yapılırken hanginiz ordaydı? Ellerimizle o binayı inşa ettik. 0’dan bir partinin İstanbul gibi Türkiye’ye bedel bir şehrini tüm arkadaşlarımızla beraber kurmaya çalıştık. Geçen yaz stant çalışmasında güneşin altında da biz vardık, stk ziyarelerinde de. Nereye gidin denildiyse oraya gittik. Yaptıklarımızdan da hiçbir zaman gocunmadık. Kimsenin arkasından atıp tutmadık. Madem biz makam mevki peşindeyiz çıkıp herkese sorun. Bir Allahın kulu hakkımızda kem söz edemez.
Siyasetin içinde anlaşmazlıklar olur. Geçmişte de oldu her zaman olmaya da devam edecek. Ancak siz çok liyakatliler usul erkan bilmeden atıp tutmayı, anonim hesaplarla saçma sapan paylaşım yapmayı kendinize düstur edinmişsiniz.
Kimsenin görevine, makamına veya tercihine söyleyecek sözümüz yok. Ancak bizim ismimizi kullanarak ithamda bulunan herkes de söylediği sözün sorumluluğunu taşımak ve iddiasını somut biçimde ortaya koymak zorundadır.
Son olarak adımızı geçirmeden önce şapkanızı alıp önünüze koyacaksınız. Suskunluğumuz söyleyecek sözümüz olmadığı anlamına gelmiyor.
Yaklaşık 1-2 aydır isim vermeden hakkımızda atıp tutuluyor. Eyvallah dedik büyüklük bizde kalsın teşkilata zeval getirmeyelim dedik sustuk. Ama bugün Yavuz Erden başta olmak üzere kendi etrafında topladığı 3-5 kişinin sosyal medyada ismimizi alenen kullanarak paylaşım yapması bana da bir cevap verme hakkı doğurdu.
Şimdi sormak isterim. Fulya il binasının boya, badana, angarya işleri yapılırken hanginiz ordaydı? Ellerimizle o binayı inşa ettik. 0’dan bir partinin İstanbul gibi Türkiye’ye bedel bir şehrini tüm arkadaşlarımızla beraber kurmaya çalıştık. Geçen yaz stant çalışmasında güneşin altında da biz vardık, stk ziyarelerinde de. Nereye gidin denildiyse oraya gittik. Yaptıklarımızdan da hiçbir zaman gocunmadık. Kimsenin arkasından atıp tutmadık. Madem biz makam mevki peşindeyiz çıkıp herkese sorun. Bir Allahın kulu hakkımızda kem söz edemez.
Siyasetin içinde anlaşmazlıklar olur. Geçmişte de oldu her zaman olmaya da devam edecek. Ancak siz çok liyakatliler usul erkan bilmeden atıp tutmayı, anonim hesaplarla saçma sapan paylaşım yapmayı kendinize düstur edinmişsiniz.
Kimsenin görevine, makamına veya tercihine söyleyecek sözümüz yok. Ancak bizim ismimizi kullanarak ithamda bulunan herkes de söylediği sözün sorumluluğunu taşımak ve iddiasını somut biçimde ortaya koymak zorundadır.
Son olarak adımızı geçirmeden önce şapkanızı alıp önünüze koyacaksınız. Suskunluğumuz söyleyecek sözümüz olmadığı anlamına gelmiyor.
Ali İhsan Bey,
Aslında Anahtar Parti'nin neden kurulduğunu çok güzel anlatmışsınız. Yavuz Başkan baktı memlekette oy verilecek adam da parti de yok, var olan bu boşluğa alternatif olmak adına iddiasını ortaya koydu. Belli ki iyi gidiyoruz sizi de rahatsız etmiş.
Ali İhsan Bey,
Aslında Anahtar Parti'nin neden kurulduğunu çok güzel anlatmışsınız. Yavuz Başkan baktı memlekette oy verilecek adam da parti de yok, var olan bu boşluğa alternatif olmak adına iddiasını ortaya koydu. Belli ki iyi gidiyoruz sizi de rahatsız etmiş.
@KaanSekbann İstanbul’da görebileceğiniz en kötü avm Axis Bayrampaşa. Lokasyon itibarıyla insan kalabalığına çok müsait olmasına rağmen yönetim anlayışından kaynaklı olarak pasaj görünümüne erişti. Mağaza sayısı yarı yarıya. Esnafın derdini dinleyen kimse yok. Kiralar ise sanarsın Zorlu :)
Gençlik Kollarımızın MYK toplantısı gerçekleştirildi…
Partimizin Gençlik Kolları Merkez Yürütme Kurulu (MYK), Genel Merkez Gençlik Kolları Başkanımız Sayın Kadir Koray Küçükali başkanlığında Genel Merkezimizde toplandı.
Teşkilat çalışmaları ve saha faaliyetlerinin değerlendirildiği toplantıda, Gençlik Kollarımızın önümüzdeki dönem yürüteceği çalışmalar ve hedefler ele alındı.
Beni takip eden dostlar bilirler ki, yaklaşık iki yıldır yaşananları Türkiye’nin Azerbaycanlaşması olarak isimlendiriyorum. Peki nedir bu Azerbaycanlaşma?
Azerbaycanlaşma, seçimlerin ve muhalefet partilerinin tamamen ortadan kaldırılması değil, iktidarı değiştirebilecek muhalefetin etkisizleştirilmesi, onun iktidarla birlikte yaşayabilecek bir muhalefetin ikame edilmesidir. Yani bu düzende de sandık kurulur, partiler yarışır, televizyonlarda tartışmalar yapılır; fakat kimin “meşru muhalefet” sayılacağına iktidar karar verir. Rejimin sınırlarını kabul edenler makul ve sorumlu aktörlere, iktidar değişikliği isteyenler ise suçlu, marjinal, radikal veya çatışmacı unsurlar olarak etiketlenir.
Aliyev yönetimi muhalefet alanını da aynı şekilde düzenledi. 2020’den sonra “iktidar-muhalefet diyaloğu” başlatıldı; bazı partiler tescil edildi, kendilerine bürolar ve medya görünürlüğü sağlandı, liderleri Karabağ zaferi etrafında kurulan millî birlik söylemine dâhil edildi. Siyasi tutukluların bırakılmasını, özgür seçimleri ve toplantı hakkını talep eden gerçek muhalefet ise dışarıda tutuldu. Muhalefet yasaklanmadı; muhalefet olmanın kabul edilebilir biçimi iktidar tarafından tanımlandı. Bugün “terörsüz Türkiye” süreciyle herkesin hizalanması ve makul ile marjinal muhalefetin iktidar tarafından eşzamanlı olarak yeniden tanımlanması da tam olarak buraya oturuyor.
Azerbaycanlaşmanın bir başka boyutu da rejimin hanedanlaşmasıdır. Zira Azerbaycan’da iktidar Haydar Aliyev’den oğlu İlham Aliyev’e geçti. ardından İlham Aliyev’in eşi Mihriban Aliyeva cumhurbaşkanı yardımcılığına getirildi. Cumhuriyetin biçimsel kurumları korunurken devlet, parti ve aile giderek birbirinden ayrılamaz hâle getirildi. Seçimler iktidarın kime geçeceğini belirleyen değil, aile içinde belirlenen devamlılığa toplumsal onay üretmekle mükellef bir prosedüre dönüştü.
Türkiye’nin de gittiği yer korkarım bu nokta. Zira bugünlerde yaşananlar siyasal ve ekonomik gücün aile çevresinde yoğunlaştığını, Erdoğan sonrasının serbest bir siyasal rekabetten önce ailenin güvenliği ve devamlılığı üzerinden düşünülmeye başlandığını gösteriyor. Yani Azerbaycanlaşma resmî verasetten henüz gerçekleşmese de devlet ile aile arasındaki sınırların kaybolması açısından çoktan başladı.
Türkiye’de Üsküdar’da yaşananlar bu modelin yerel ölçekteki provasıdır. Seçmenin kurduğu çoğunluk adli ve idari müdahalelerle değiştirildi; ardından ortaya çıkan yeni denge belediye meclisinin olağan kararı gibi sunuldu. Sandık kaldırılmadı, fakat sandığın sonucu sandık dışındaki araçlarla dönüştürüldü. Hukuk da seçmen iradesini koruyan bir sınır değil, değiştirilmiş sonuca resmiyet kazandıran bir işleme dönüştü.
Aynı normalleştirme Kılıçdaroğlu üzerinden kuruluyor. Muhalif medya, Kılıçdaroğlu yargı kararıyla CHP’nin başına getirildiğinde onun demokratik meşruiyeti bulunmadığını söylüyordu. Bugün aynı çevrelerde, “Seçimi kazanmak için elbette Kılıçdaroğlu’yla da masaya oturulmalı” görüşü dolaşıma sokuluyor. Normalleştirme endüstrisi tam burada çalışıyor.
Çünkü bu şartlarda Kılıçdaroğlu’yla masaya oturmak, bir kişiyle seçim işbirliği yapmak değildir. Onu oraya getiren müdahaleyi ve müdahalenin kurduğu siyasal düzeni tanımaktır. Önce “demokratik meşruiyeti yok” deyip sonra onu olağan bir parti lideri gibi ittifak denklemine kattığınızda, iktidarın CHP’ye müdahalesini fiilen onaylarsınız. İktidar sizin seçilmiş yöneticinizi tasfiye eder, yerine konuşabileceği bir aktör koyar; siz de seçim kazanmak adına onunla uzlaşmaya çağrılırsınız. O masaya oturduğunuz anda iktidar olma iddianızdan vazgeçersiniz. Artık iktidarın belirlediği alanı değiştirmeye değil, o alan içinde size bırakılan yeri doldurmaya çalışıyorsunuzdur.
Mansur Yavaş’ın “taraf olmama”, “sağduyu” ve yeniden aynı masada buluşma dili de niyetinden bağımsız olarak bu çerçeveye oturuyor. Müdahale ile müdahaleye karşı direnci iki eşit tarafın gerilimi gibi tanımlamak, her türlü muhalif direnci daha başından diyalog karşıtı ilan etmektir aslında. +
İstanbul Güngören'de bıçaklanarak öldürülen 17 yaşındaki Atlas Çağlayan'ın ölümüne ilişkin davanın ikinci duruşmasında mahkeme heyetinin kararını Anahtar Parti Gençlik Kolları olarak Bakırköy Adalet Sarayı’nda takip ediyoruz
Atlas için adalet, gençlerimiz için güvenli bir gelecek istiyoruz.
Unutmayacağız, unutturmayacağız.
Birkaç gündür @KadirKorayKali Başkanımızın attığı bir tweetin ardından arkadaşlarımız arasında süregelen bir taraf olma hâlini üzülerek takip ediyoruz.
Bu tartışmanın kime fayda sağladığı belli değil ancak partimize fayda sağlamadığı çok açık.
Bunu bile bile, isimlerinin önüne kıymetiharbiyesi olmayan sıfatlar ekleyerek şahsi ihtirasları uğruna tweet atanlar; partimiz üzerinden gündem oluşturmaya yer arayanlara malzeme veriyor. Yanlışın ve doğrunun nerede, ne zaman ve nasıl tartışılması gerektiğini dahi gözetmeden yürütülen bu üslup, bizi anılmamamız gereken bahislerle gündeme taşıyor.
Bu vesileyle şunu da görmüş olduk: Burayı kendisine bir kulvar görenler var.
Bilinsin ki; bu parti kimsenin şahsi ihtiraslarının, hesaplarının veya mevzi arayışlarının alanı değildir.
Ve yine bilinsin ki; onlar varsa, biz de buradayız.
Bu çıkış bir hata değil, olması gereken tavırdır. Gençlik Kolları Genel Başkanımızın yaptığı açıklama, temsil ettiği makamın sorumluluğunun ve gençliğe karşı vazifesinin gereğidir. Gençliğin önüne getirilen ilk yasağa sessiz kalınır, hatta destek verilirse devamı mutlaka gelir; özgürlük alanları adım adım daraltılır. Parti içerisindeki arkadaşlara da açıkça söylemek gerekirse: Taşıdığınız unvanlarla yaptığınız her açıklama yalnızca şahsınızı değil, partimizi de temsil eder. Sizi o makamlara layık gören insanlara karşı bu üslupla yazılar kaleme almak, hem partimize zarar vermek hem de size duyulan güvene ihanet etmektir. Şahsi bir hesaplaşmanız varsa önce unvanlarınızdan sıyrılın ve sözünüzü kendi adınıza söyleyin. Partinin makamlarını kişisel öfkenize kalkan etmeyin; size o unvanı emanet eden insanlara da hainlik etmeyin.
@tibbiyelimustaf Yenibosna Yolüstü Köy Derneği. 15 Şubat Pazar. Yolüstü beldesinde yapılacak seçim öncesi Can Coşkun Başkan’a destek amaçlı gelmişti. Bizzat orda idim. Çok dikkatli olmamız gerekirken aksine milletin ağzına durduk yere laf veriyoruz. Hayrolsun…
@Jakobenyak Erdoğan sonrası oluşacak boşluğu değerlendirebilecek en potansiyelli isim Yavuz Ağıralioğlu. Siyaseten yükünün olmaması da ayrı bir avantaj sağlıyor.
Siyasetin yeniden ittifak hesapları üzerinden konuşulmaya başlanması şaşırtıcı değil.
Ancak Türkiye’nin ihtiyacı yeni ittifak denklemleri değil; milletin meselelerine çözüm üretecek güçlü kadrolar, sahici bir siyaset anlayışı ve memleketi yönetme iradesidir.
Siyasetin merkezinde seçim hesabı değil, Türkiye’nin yarınları olmalıdır.
Böylesine hayati bir meselede yalnızca kanuni zeminin oluşturulması, toplumsal meşruiyet tartışmasını ortadan kaldırmıyor.
Meşruiyetin en güçlü kaynağı yine millet iradesidir.