🟣 Mersin’deki operasyonlar kapsamında gidilen evde bir kadının pijamalarıyla görüntülenmesine ve görüntülerin kamuoyuna servis edilmesine tepki gösteren #EŞİK, "Kadınların rızası dışında görüntülenmesine, mahremiyetlerinin ihlal edilmesine ve teşhir edilmesine karşı çıkıyoruz" dedi ve sorumlular hakkında etkin soruşturma yürütülmesini istedi. https://t.co/QS2YMGlz55 @BirGun_Gazetesi
Meslektaşlarımızın Gözaltı Merkezlerinde Adli Muayeneye Zorlanması Kabul Edilemez! “İnsan Hakları İhlalleri ile İlgili Hekim Tutum Belgesi” Gereklerini Bir Kez Daha Hatırlatıyoruz
Birliğimize ulaşan bilgilere göre; Mersin İl Emniyet Müdürlüğü ve İl Sağlık Müdürlüğü, 1 Ekim 2026 tarihinde gözaltına alınan kişilerin adli muayene ve kontrollerinin yapılması için hekimleri gözaltı merkezlerinde ve karakollarda adli muayene yapmaya zorlamaktadır. Taraf olduğumuz uluslararası belgeler ve ulusal mevzuata açıkça aykırı olan bu uygulama kabul edilemez.
Bu olağanüstü uygulamalarda hekimliğin mesleki değerlerinin, bağımsızlığının ve özerkliğinin korunarak insan onuruna yakışır muayene ve bakım koşullarının sağlanması zorunludur.
Adli Muayenelerde Hekim Sorumluluğu ve Yasal Dayanaklar:
Dünya Tabipleri Birliği Tokyo Bildirgesi ve Hekimlerin Bağımsızlığı ve Mesleki Özgürlük Bildirgesi, hiçbir şüpheye yer bırakmayacak kadar açık bir biçimde, hekimlerin başkalarının çıkarları ne olursa olsun hastanın çıkarları doğrultusunda davranmak için özgür olmakta ısrarcı olmaları gerektiğini ifade etmektedir.
Gözaltında ya da cezaevinde olanların muayenelerinin tıbbi etik ve İstanbul Protokolü ilkelerine göre yapılmaması ve tıbbi raporların buna uygun düzenlenmemesi; Dünya Tabipleri Birliği etik ilkeleri ve ulusal/uluslararası hukuk normları açısından “işkence bulgularının gizlenmesi”, “hekimin işkenceye katkıda bulunması” ve “tıbbi uygulama hatası” kapsamında değerlendirilmektedir.
Dünya Tabipleri Birliği Hamburg Bildirgesi'nde, tüm dünyadaki bireylerin ve örgütlenmiş tıp kuruluşlarının, işkenceye veya etik ilkelerine aykırı davranma baskısına karşı direnen hekimleri desteklemekle sorumlu oldukları ifade edilmiştir.
Adli Muayene Ortamı ve Koşulları Nasıl Olmalıdır?
Gözaltı muayeneleri, kişilerin gözaltında tutulduğu yerlerde yapılamaz. Görüşmenin, hekimlik mesleğinin özgürce, evrensel etik ilkeler ve bilimsel standartlara göre uygulandığı ve resmi otoritenin baskısının hissedilmediği bir sağlık ortamında yapılması zorunludur.
Görüşme ve muayenede mahremiyet esastır. Değerlendirmeler, mahremiyetin sağlandığı, güvenlik görevlilerinin bulunmadığı bir sağlık ortamında ve hiçbir kısıtlayıcı araç (kelepçe, göz bağı vb.) olmadan yapılmalıdır.
Hekimlerin Sağlık Ortamı Dışında Muayeneye Zorlanması, Tehdit Altında Tutulması veya Taleplerinin Dikkate Alınmaması Halinde Yapılacaklar:
Muayenenin sağlık ortamında gerçekleşmemesi durumunda yapılan değerlendirmenin tıbbi ve hukuki yönden sakıncalar doğurabileceği bilinmelidir.
Hekimler, sağlık kurumları dışında tıbbi değerlendirme veya adli rapor düzenlemeye davet edilmeleri durumunda, bağlı olduğu sağlık kuruluşunu ve tabip odasını bu durumdan derhal haberdar etmelidirler.
Tüm bunlara rağmen hekim, “yoğun baskı, kendi güvenliğine yönelik tehdit altında olma vb.” durumlarda muayene yapmaya zorlanıyorsa, adli muayene sırasında nelere dikkat edilmelidir?
1️⃣ Her koşulda görüşülecek ve muayene edilecek kişinin onamı alınmalıdır. Kişi onam vermiyorsa muayene yapılamaz. Hekim bu durumda kişinin onam vermeme gerekçesini belirterek muayenenin yapılamadığını kayıt altına almalıdır.
2️⃣ Kişinin onam vermesi halinde; görüşme ve muayene ortamının koşulları, görüşme ve muayene ortamında bulunan kişilerin kimlik bilgileri raporda ayrıntılı olarak belirtilmelidir. Hekim, tıbbi değerlendirme süreçlerinde yaşadığı tüm sıkıntı ve zorlanmaları meslek örgütüne bildirmelidir.
3️⃣ Adli tıbbi değerlendirmelerde muayenenin ilk adımı öyküdür. Öyküde kişilerin yakalama anından itibaren fiziksel ve ruhsal anlamda karşı karşıya kaldığı tüm koşullar (zorlama, hakaret, tehdit vb. yaklaşımlar, uyku, su, gıdadan yoksun bırakma gibi sınırlamalar, psikolojik ve fiziksel şiddete ilişkin aktarımlar) kişinin kendi aktardığı şekilde yer almalıdır.
4️⃣ Düzenlenecek raporda, görüşme ve muayene başlama-bitiş saatleri ayrı ayrı yazılmalıdır.
5️⃣ Muayene yakınmalarla sınırlı olmayacak biçimde tüm sistemleri kapsamalıdır. Kişi herhangi bir yakınmasının olmadığını belirtse dahi, bütünlüklü ve sistematik bir muayene yapılmalıdır. Hastanın ayrıntılı muayene yapılmasını istememesi halinde bu durum kayıt altına alınmalıdır.
6️⃣ Kişinin ruhsal ve fiziksel sağlık durumuna ait yakınmaları öğrenilerek kaydedilmeli; ayrıntılı fiziksel muayene yapılmalıdır. Fiziksel muayenede saptanan bulgular ölçek kullanılarak fotoğraflanmalı, diyagramlarda işaretlenmeli ve özellikleri ayrıntılı olarak kaydedilmelidir.
7️⃣ Bütünlüklü bir ruhsal değerlendirme yapılmalı, olası travmatik süreçlerde sık ortaya çıkabilecek ruhsal belirti ve bulgular araştırılmalı; kişilerin duruş, göz teması, ses tonu vb. tüm ruhsal belirtileri gözlenmeli ve kayda geçirilmelidir.
8️⃣ Öykü, yakınmalar ve muayenelerin yol göstericiliğinde gerekli radyolojik, laboratuvar tetkikleri (örneğin, susuz bırakma iddialarında üre, kreatinin, elektrolitler gibi kan biyokimyası dahil) ve gerekli konsültasyonlar mutlaka istenmeli ve kaydedilmelidir.
9️⃣ Gözaltı raporlarında öykü ile muayene sonucu saptanan bulguların uyumlu olup olmadığının belirtilmesi önemlidir. Hekim -eğer yapabiliyorsa- bu değerlendirmeyi yapmalıdır. Adli tıp uzmanı olmayan hekimler, uyumluluk değerlendirmesini yapmakta veya bu tanıyı koymakta güçlük yaşamaları durumunda, kişinin bir adli tıp uzmanı tarafından değerlendirilmesini talep ederek konsültasyon istemelidirler.
🔟 Tıbbi değerlendirmeleri sonucunda hekim, elde ettiği bulguların işkence ve kötü muamele ile uyumlu olduğu sonucuna ulaşmışsa, ICD-10'da Y07.3 kodu ile tanımlanan “Diğer kötü muamele sendromlarına dahil, resmi görevliler tarafından yapılan işkence” tanısını kayda geçirmelidir.
Adli Tıp Uzmanları Derneği
Türk Tabipleri Birliği İnsan Hakları Kolu
Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi
👇
https://t.co/hSIfC9KeWF
Bir kadının mahremini tekrar tekrar ihlal etmemek için SUÇ MAHİYETİNDEKİ o “sızma” görüntüleri paylaşmayacağım.
Adalet ve Kalkınma Ponzisinin yüzyıllık vurgununu konuşmayın diye apar topar önünüze düşürülen videolarda ya da lağım medyasında istemeseniz de göreceksiniz zaten.
Milyar milyar çalan hırsızların kapısını bile tıklatamayanlara dönün iyi bakın.
Dün çöktükleri Mersin Belediyesinin operasyonlarında gece yarısı evi basılan bir kadın. Kim olduğunu bilmiyorum, zerrece de önemi yok.
Pijamalı.
Kamerayı görünce haliyle rahatsız oluyor, eliyle göğsünü kapatmaya, bedenini kapıyla gizlemeye gayret ediyor, rahatsız oluyorum diyor.
Devletin polisi ise “sıkıntı yok sadece bilgi amaçlı” diyerek bu yurttaşı temin ediyor.
Sonra bu görüntüler 24 saat geçmeden servis ediliyor.
Kimdir bu hukuk ve kadın düşmanı aparat!?
Polis midir?
Savcı mıdır?
Sözde Bakanlıklar mı?
KİM?
AKP’nin ya da MHP’nin kadın milletvekilleri mesela, şu görüntüyü izleyince hiç rahatsız olmuyorlar mı? O kadının tedirginliğini gerçekten hissetmiyorlar mı?
Dönüp fısıltıyla da olsa yanına yöresine “ya şu kadarı da ayıptır” diyebilen bir tek kişi kalmadı mı ya aranızda?
Yoksa halkın öfkesi bir kaç dakikalığına da olsa “dava arkadaşlarınızdan” uzaklaşır umuduyla sadece izliyor musunuz başka bir kadına yapılanları?
Hani derler ya Allah düşmanın bile mertini nasip etsin diye.
İşte tam o günlerden geçiyoruz.
⚠️ Anayasa Mahkemesi’nin Yoksulluk Nafakasıyla İlgili Gerekçeli Kararı Yayımlandı: Cinsiyet Eşitsizliği ve Kadın Yoksulluğu Görmezden Gelindi
#EŞİKBasınAçıklaması 👇
https://t.co/0sLqUSN9ej
⚖️ Anayasa Mahkemesi’nin 4 Haziran 2026’da verdiği, Medeni Kanun’un yoksulluk nafakasıyla ilgili 175. Maddesinde yer alan “süresiz olarak” ibaresinin iptaline ilişkin kararının gerekçesi, 30 Eylül 2026 tarihinde Resmi Gazete’ de yayımlandı.
📌 Türkiye kadına karşı şiddet, kadın yoksulluğu, kadın işsizliği, kreş desteklerinin yetersizliği gibi konularda ne yazık ki ciddi sorunlar yaşayan bir ülke olduğu için nafaka süresiyle oynamak, milyonlarca kadın ve çocuğun hayatıyla oynamak anlamına gelmektedir.
👉 AYM çoğunluğu da bu toplumsal gerçeğin farkındadır.
Nitekim Mahkeme, kararın 31. paragrafında yoksulluk nafakasının kural olarak belirli bir süreyle sınırlandırılabileceğini belirtmekle birlikte; evliliğin süresi, nafaka alacaklısının yaşı, eğitim ve sağlık durumu ile ekonomik ihtiyaçlarını kendi imkânlarıyla karşılayabilme kapasitesi gibi unsurlara bağlı olarak bazı durumlarda nafakanın yaşam boyunca (süresiz) uzatılması gerektiğini bizzat kabul etmiştir.
Ancak bu zorunlu ihtiyacı tespit etmesine rağmen kuralı iptal ederek yasal düzenlemeyi belirsizliğe sürüklemiş ve somut güvenceleri zayıflatmıştır.
📌 Anayasa Mahkemesi kararını belirleyen temel kabul, çoğu aslında çocuğun birikmiş nafakası nedeniyle “nafaka borçlusu” olan erkeklerin kasıtlı olarak yarattığı “ömür boyu nafaka mağduriyeti” algısını gerçekmiş gibi yorumlaması olmuştur.
👉 Anayasa Mahkemesi, konuyu AYM’ye taşıyan mahkeme kararında belirtildiği gibi erkeklerin “yeniden evlenmesine, mülk edinmesine ve doğacak yeni çocuklarının korunmasına” öncelik vermiştir.
📍 Anayasa Mahkemesi, “evli kadının nüfus kütüğünün erkeğinkine geçirilmesi”ni eşitliğe aykırı bulmayan kararında olduğu gibi bu kararında da ataerkinin tarafını seçmiştir.
Son zamanlardaki kararlarında yaptığı gibi eşitlik ilkesini ve cinsiyet eşitsizliğini tartışmak zorunda kalmamak için esası derinlemesine irdelemekten ve somut verileri ele almaktan kaçınmıştır. Bunun yerine sorunu teknik bir boyuta indirgemiş; “hukuki belirlilik” ilkesini merkeze koyarak cinsiyet eşitsizliğini ve kadın yoksulluğunu görmezden gelmiştir.
👫 Kadın erkek eşitsizliği eğitimden istihdama her alanda devam ederken; kadına karşı ekonomik dahil her türlü şiddet hızla artarken; kadın yoksulluğu giderek derinleşirken nafaka hakkının hedef alınması kadınların hedef alınmasıdır. Nafakayı sınırlandırmaya yönelik her girişim cinsiyete dayalı eşitsizliği ve şiddeti daha da artıracaktır.
💬 #Nafaka tartışması ancak ve ancak;
📍Kadınların işgücüne katılımı erkeklerle eşit seviyeye ulaştığında,
📍Ev içi ücretsiz bakım emeği kamusal olarak üstlenildiğinde,
📍Eşit işe eşit ücret sağlandığında
📍Kadına yönelik her türlü ekonomik ile fiziksel şiddet ortadan kaldırıldığında bitebilir.
♀️Kadınların ekonomik bağımsızlığı ve fiili eşitliği sağlanmadan nafaka hakkına dokunulamaz. Milyonlarca kadının yaşam güvencesini elinden alan bu düzenlemelere karşı mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz.
Hayatlarımızdan
Haklarımızda
Hayallerimizden
Vazgeçmeyeceğiz
#NafakaHakkımaDokunma
La rabia estalló en La India, después de que una estudiante fuese violada en su habitación y la universidad encubriera la violación y le dijera que lo olvidara para evitar escándalos, provocando que la chica agredida se suicidara más tarde.
Los estudiantes prendieron fuego a la universidad y destruyeron sus accesos, cortando incluso carreteras principales tras el asesinato machista encubierto por los rectores.
La universidad sigue encubriendo el crimen e incluso hicieron un video falso guionizado y usando a figurantes estudiantes para desmentir lo ocurrido.
Yoksulluk nafakasının süresiz olmasını ön gören kanun 4 Haziran'da iptal edilmişti, resmi gazetede ise dün gece yayınlandı.
Evlilik içerisinde bakım emeğini üstlenen, çocuğu olduğu için çalışmaktan vazgeçen kadınlar daha da yoksullaşacak. Kadınlar şiddet görse de boşandıktan sonra yoksulluğa düşeceği için kabus gibi evliliklere mahkum kalacak.
AYM kararına karşıoy kullanan üyelerin söylediği gibi yoksulluk nafakası bir "ödül" veya "tazminat" değil. Boşanmanın ardından ortaya çıkan yoksulluk var temelunde. Ülkede kadın işsizliği artıyor, kadın yoksulluğu artıyor kazanılmış haklar da bir bir gaspediliyor. Sonra da doğum oranları düşüyor ne yapacağız diye ortalık velveleye veriliyor. Düşer, düşecek. Kadınlar ekonomik güvence, insanca bir yaşam istiyor.
Netfliks dizilerine taş çıkaracak bir hikaye ağır ağır gün yüzüne çıkar gibi. Batak Tera Grubu ile Fatmagiller arasında Finlandiya'ya uzayan bir ilişki var.
İçerideki ilişki, AKP Başkan vekili eski bakan Fatma ile Tera arasında. Nereden bulunduğu henüz açıklanmayan 163 milyon TL ile dandik Özata hisseleri aldırılıyor Fatma'ya ,hisseler şişiriliyor ve Tera, bu hisseleri 2,2 milyar TL'den fondaki küçük yatırımcının parası ile alıyor, para Fatma'ya uçuyor.
Ama bir de Finlandiya bağlantısı var. Hayatında Finlandiya ile iş yapmamış Emre Tezmen, birden Fin aşığı kesiliyor Finlandıya'dan bazı şirketler alıyor ve DEİK'te Fin-TR Konsey Başkanı oluyor. Finlandiya, oradan alınmış şirketler üstünden para transferi yapılan bir yer aynı zamanda. Ne para çıkarıldı, neyin parasıydı, ortaya çıkar herhalde.
Gelelim Finlandiya'da Fatma ayağına. Fatma'nın ablası Ayşe Hilal Sayan Koytak,kısaca Ayşe, 5 Eylül'de Helsinki büyükelçisi yapılıyor. Ayşe aslında mühendislik okumuş ardından işletme masteri yapmış, sonra sosyoloji doktorası yapmış. AKP'de ve iktidarda çeşitli danışmanlık, kızkardeşinin müsteşar yardımcısı falan oluyor ama istisnai bir işlemle Kuveyt'e büyükelçi atanıyor. Sonra Dışişleri'nde Bilgi teknolojileri genel müdürü oluyor. Derken fon krizi öncesinde Tera'nın mesken tuttuğu Finlandiya'ya büyükelçi olarak atanıyor! Nasıl hikaye ama! Ailede Fatma ve Ayşe'den başka, eski Ulaştırma ve Altyapı Bakan Yardımcısı Ömer Fatih Sayan ile Kadın ve Demokrasi Derneği (KADEM) yöneticisi Nazemin Sayan da var. Onlar, bu işlerin bir yerinde mi bilinmiyor. Dedim ya, hikaye giderek ilginçleşiyor. Dizi devam edecek.
Kemal Kılıçdaroğlu Deniz Göktaş'a destek için ziyarete gitmeseydi kaç kişi tanıyordu Deniz'i? Komediyenlik zeka ister ayağına gelen pası Deniz, Kılıçdaroğlu'nun iyi niyeti ve naifliğini hunharca kullanarak kendi PR'ni yaptı ve hala devam ediyor. Aşk olsun sana çocuk!
29.09.26
Sevgili Deniz Göktaş,
Öncelikle tahliyene çok çok sevindim. Beraber bir arada dönme hayalini, bugün haberlerde senden duymak beni çok duygulandırdı ve sevinçten ağlattı.
Şuna güveniyorum;
“Ekmeğin yanında gelen poğaça”nın yarattığı duyguyu anlayacak sayılı kişilerden biriyim :)
Özgür günlerde, bunun muhabbetlnl yapmak istersen ki; ben çok isterim şimdiden söyleyeyim.
Sevgi ve selamlarımla.
Sinem Dedetaş
Deniz Yeniden Bizimle
Tam 88 gündür mizahı nedeniyle tutuklu bulunan Deniz Göktaş bugün serbest bırakıldı.
Antidemokratik uygulamaların ve baskının arttığı bir dönemde, yargılanan yalnızca mizah değil; insanların özgür ve demokratik bir ülkede yaşama iradesidir.
İstanbul Tabip Odası olarak özgür, demokratik, eşit, sömürüsüz ve barış içinde bir yaşam talebimizi her zaman dile getirmeye devam edeceğiz.
Yeniden hoş geldin Deniz.
Komedyen Deniz Göktaş bugün hâkim karşısına çıkıyor.
Davasını takip etmek ve onu yalnız bırakmamak için Çağlayan Adliyesindeyiz.
Mizah suç değildir.
Bir komedyenin yeri cezaevi değil, sahnedir.
Deniz Göktaş derhal serbest bırakılmalıdır!
@idgoktas
Fatma Betül Sayan Kaya ve eşi neden gözaltına alınmıyor? Üstelik affını istediğini anlattığı açıklaması itiraf niteliğinde. Fon vurgunu soruşturması için vereceği ifade çok önemli. Kimlerle birlikte bu vurgunu planladıkları, paranın kaynağı, vurgunda elde ettikleri paranın nerede olduğu sorulmayacak mı?
Fon Vurgunu basit bir dolandırıcılık değil. Belediyelere bak derken turpun büyüğünü götürüyorlarmış
Bu vurgunun üstü AKP Gn Bşk Yardımcısının istifasıyla kapatılamaz.
AKP kendi yarattığı bataklıkta boğulan halkın sırtından beslenen bu sistemin üstünü örtemez
Link aşağıda 👇
Gazeteci Tuba Tekerek’ten Açık Radyo’ya mektup:
Günaydın Ömer Bey, Günaydın Özdeş,
Yıllardır her Perşembe sabahına böyle başlıyorduk. Maalesef şimdi size ve sevgili Açık Radyo dinleyicilerine Sincan Kadın Kapalı Cezaevi’nden bir mektupla seslenebiliyorum.
Ve maalesef size bu kez Avrupa ya da Türkiye gündeminden bahsedemeyeceğim. Ama narkotik dünyasıyla ilgili son derece ilginç, güncel bilgilere sahibim. Zira uyuşturucu koğuşundan tutuluyorum. Koğuş 40 kişi. 36 kişi uyuşturucudan, 2 kişi hırsızlıktan, 1 kişi cinayetten burada.
Ben de yaptığım bir haberden dolayı buradayım. 2024 yılında Gürcistan’da seçimler öncesinde bir LGBT aktivistiyle görüşüp KaosGL’ye haber yapmıştım. Akıl almaz bir şekilde KaosGL Instagram hesabı yetkilisi olduğum iddia ediliyor. Hiçbir delile dayanmadan!
Napayım... Bu ülkede oluyor böyle şeyler. Derin bir nefes alıp, dayanmaktan başka çare yok. Özgür demokratik dünya mücadelesine devam.
Neyse... Ben size biraz daha kaldığım koğuştan bahsedeyim;
Bir avluya bakan koğuşta 12 oda var. Odalar 2 kişilik ama her birinde en az 3 kişi kalıyor. Bizim odada 4 kişi kalıyoruz. Benim 4. yatağı koyacak yer bile yok. Yataklardan birini ranza altına doğru uzatıyoruz. Ben tuvaletin önünde yatıyorum.
Koğuşa girdiğimde bir radyo gördüğümde bir an çok sevinmiştim, sizin sesinizi duyabileceğim diye. Sonra Açık Radyo’nun karasal yayın lisansının iptal edildiğini hatırladım. Hafifçe çöktüm. Nasıl bir ülkede yaşadığımız kafama bir kez daha dank etti.
Olsun! Ben duymasam da biliyorum siz ordasınız, Ömer Bey ve Özdeş mikrofon başında, Andrey teknik masada, dinleyiciler Açık Radyolarının başında. Kainatın tüm seslerine ve renklerine açığız!
Ömer Bey, Özdeş, Andrey, tüm Açık Radyo emekçileri, programcıları ve pek sevgili Açık Radyo dinleyicileri; hepinize günaydın!
Özgür günlerde görüşmek dileğiyle.
22 Eylül 2026
Tuğba Tekerek Sincan Kadın Kapalı Cezaevi B1 Koğuşu
Ankara
#GazetecilikSuçDeğildir
🟣 #EŞİK: Kadın cinayetlerine karşı acil bir eylem planının hayata geçirilmesi çağrısında bulunuldu.
📌 EŞİK Platformu, kadın cinayetlerine ilişkin yaptığı açıklamada her gün en az üç ile beş kadının öldürüldüğü, şüpheli kadın ölümlerinin ve yeterince soruşturulmadığı ifade edilen kadın intiharlarının sistematik hale geldiğini belirterek bu katliamın adı “cinskırımdır” açıklamasında bulundu.
✒️ Ayşegül Erkaya Arslan https://t.co/vQiuyf5osm @antalyakent
Demir, çinko, kalsiyum, folat ve vitamin eksiklikleriyle ortaya çıkan “gizli açlık” çocuk sağlığını tehdit ediyor. Türkiye’deki bütün çocukları kapsayan #ücretsizokulyemeği programına çok ihtiyaç var.
Çocukların ne yiyemediği kadar ne yiyebildiği de önemli https://t.co/0FLOPJz2IB
“Ailem Güvende” adı verilen soruşturma kapsamında LGBTİ+ hak savunucusu örgütlerin yanı sıra, HIV ile yaşayan insanların haklarını ve sağlık hizmetlerine erişimini destekleyen sivil toplum kuruluşlarının da hedef alınması; kuruluşların sosyal medya hesaplarına erişim engelleri getirilmesi ve hak savunucularına yönelik adli süreçlerin yürütülmesi kaygı vericidir.
Süreç kapsamında önce Cinsel Eğitim Tedavi ve Araştırma Derneği’nin (CETAD) sosyal medya hesaplarına erişim engeli getirilmiş, ardından Türkiye Psikiyatri Derneği’nin (TPD) resmî X hesabı için de erişim engeli talep edilmiştir. TPD, 7.138 üyesi bulunan, ruh sağlığı ve hastalıkları uzmanlığı alanında faaliyet gösteren yasal bir uzmanlık derneğidir. TPD ve CETAD, ilgili mevzuat çerçevesinde kurulmuşlardır; tüzüklerinde birey ve toplum ruh sağlığını korumak ve geliştirmek, mesleğin bilimsel ve etik ilkeler çerçevesindeki sorumluluklarını gözetmek ve hekimler ile ruh sağlığı çalışanlarına eğitim vermek gibi görevler tanımlanmıştır.
Cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği çeşitliliğinin bir suç unsuru ya da toplum açısından tehdit gibi sunulması, LGBTİ+ bireyleri toplum nezdinde açık hedef haline getirme ve ayrımcılık ile nefret söylemlerini artırma riski taşımaktadır.
Bunun sağlık alanında da doğrudan sonuçları vardır. Ayrımcılığa, fişlenmeye veya kötü muameleye maruz kalma endişesi, LGBTİ+ bireylerin hastane ve sağlık kuruluşlarına başvurmaktan kaçınmasına; koruyucu sağlık hizmetlerinden, tanı ve tedaviden uzaklaşmasına neden olabilir. Aynı zamanda HIV ile yaşayan kişilerin haklarını ve sağlık hizmetlerine erişimini destekleyen, HIV’den korunma ve cinsel sağlık alanında çalışan sivil toplum kuruluşlarının işlevsizleştirilmesi, halk sağlığı açısından ciddi riskler yaratabilir.
Türkiye’nin HIV/AIDS alanındaki mevcut ulusal politikaları da bunun tersini göstermektedir. Sağlık Bakanlığı tarafından yayımlanan Türkiye HIV/AIDS Kontrol Programı 2025-2030, HIV ile mücadelede insan haklarını gözetmeyi, HIV ile yaşayan kişilerin tanı, tedavi, bakım ve desteğe eşit biçimde ulaşmasını ve toplum sağlığının korunmasını hedeflemektedir. Bakanlığın ilgili açıklamalarında, HIV ile mücadelede özellikle ayrımcılığa ve damgalamayla karşı karşıya kalan gruplara ulaşmanın ve bu kişilerin katılımını sağlamanın önemi vurgulanmaktadır.
Dolayısıyla bilimsel sağlık bilgisini topluma ulaştıran ve sağlık hakkını savunan meslek örgütleri ile sivil toplum kuruluşlarının faaliyet alanlarının daraltılması, kamu politikaları açısından da ciddi bir çelişki yaratmaktadır.
LGBTİ+ bireylerin ve HIV ile yaşayan insanların sağlık hakkı korunmalı; ayrımcılık ve damgalamayla mücadele güçlendirilmelidir.
Bilimsel bilgiye, meslek örgütlerine ve sağlık hakkına yönelik kısıtlamalara son verilmelidir.
İstanbul Tabip Odası