Bay bay kemal, “İlk Parti Meclisi toplantısıyla kurultay sürecimizi başlatıyoruz.” demiş…
✅ “Ekmeleddin’le seçimi kazanacağız”a inanan buna da inanır…
✅ “Kazanamazsam aday olmayacağım… Aday olmayacağım yoruldum… Ben aday olmuyorum ama aday gösteriyorlar”a inanan buna da inanır…
Geçiştirmekten ve zaman kazanmaktan başka bir şey olduğunu düşünmüyorum…
Biz airfryer’a, mutfak dolabına inanmış insanlarız…
Bir daha yer miyiz?
Allah belanı versin airfryer…
Allah belanı versin mutfak dolabı ve granit mermer tezgahı…
Kadıköy Rıhtımı’na dayatılan devasa cami projesi ihtiyaç değil, kent suçudur!
Kamusal alanımızı, siyasi ranta karşı tüm Kadıköylüler olarak savunuyoruz!
📍28 Mart Cumartesi 17:0
📍Kadıköy İskele Meydanı
Gelin, sesimizi yükseltip hep birlikte dur diyelim #KadıköyümeDokunma
Fethiye - Göcek Özel Çevre Koruma Bölgesi’nde yer alan, 3. derece doğal sit statüsünde olan ve balıkların yumurta bıraktıkları sazlar ile endemik Günlük Ağaçlarının bulunduğu bir alana iş makinesi ile girerek, ağaçları keserek, günü birlik turizm tesisi yapmak, hangi akla ve hangi vicdana sığar?
Bu soruyu, Yönetim ve Çevre Koruma AŞ adlı şirkete Muğla’mızın cennet köşelerinden biri olan Göcek Mahallemizin Osmanağa Koyu’nu rant uğruna perişan etme iznini veren, Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı'na soruyorum.. Ayrıca, cevabını gerçekten çok merak ettiğim bir başka soruyu daha sormak istiyorum..
Siz, bu ülkenin insanı değil misiniz ?
Önce ağır hasta bir adamın cezaevi-hastane-adli tıp cenderesinde hayatından götür…
Sonra “Senin Hayatından Gidiyor” diye siyasi kara kampanya yap…
O panoya Murat Çalık’ı da koyun, yanına aynı cümleyi yazın bakalım…
Mehmet Murat Çalık’ın annesi gözümün önünden gitmiyor.
Sokağa çıkıp gördüğüm her kişiye tek tek anlatasım var. Karanlık demeden, gece demeden. Bugün günün ortasında yaşadığım karanlıktan daha büyük bir karanlık bilmiyorum…
⚫️ Gülşah Durbay, hastayken Ebru Küçükaydın’ın insanlık dışı iftiralarına maruz kalmış ve açtığı davayı kazanmıştı.
▪️Küçükaydın, tepkiler üzerine hesabını kilitlemek zorunda kaldı.
İmamoğlu, çatır çatır hak, hukuk, adalet dersi vermiş.
Bir gün bu hukuksuzluğun arkasında olan herkes de hesap verecek yargı karşısında.
Soracağımız hesaplar çok birikti.
Okuyun.
Okutun.
Tarihin çürümüş yargı dönemine şahitlik edin.
Bugün sabah Silivri'de Tayfun ile görüştük, karardan habersiz, umutla birbirimize sarıldık.
Şu an gerçekten çok üzgünüm.
Vera'yı okuldan alacağım ve ona ne diyeceğimi bilmiyorum...
Anayasa Mahkemesi kararı uygulanmadığında ne yapılır bilmiyorum.
Biz kimseye zarar vermedik, biz hayatımız boyunca kimseye kötülük etmedik, şimdi bize bunları neden yaşatıyorlar anlamıyorum.
Hayatım boyunca hayal dahi edemeyeceğim bir zulmün hedefi olmanın ağırlığını kelimeye dökemiyorum.
Umutlu olmak istiyorum, zorlanıyorum.
Göz göre göre, masum olduğumuz halde ailemize çile çektirilirken ne denir, ne yapılır cidden bilmiyorum.
Kimsenin buna engel olamamasının çaresizliğini tarif edemiyorum.
Perişan haldeyiz.
“Olay günü eşim Kübra’nın ‘Hilmi kalk yangın var, bize yetiş!’ sözü ile gözümü açtığımda karşımda eşimi ve kızımı koşarak odadan çıkarken gördüm. Ben giyinip odadan çıktığımda ise (tahmini 30-50 saniye farkla) çok yoğun zehir gibi bir dumanla karşılaştım ve nefes almak imkansızdı.
Merdivenleri birkaç kez denesem de bulamadım. Eşimin ve çocuğumun erken davranmasının kurtulmalarına yardım ettiğini düşünerek 8. katta çaresizce ileri geri giderken arkadaşlarımıza koridorda rastladım. Onlarla beraber diğer arkadaşlarımız Yalçın ailesinin odasına sığındık.
Çarşaflarla inme planı yapılırken, ben bir kez daha eşimin ve kızımın peşinden gitmek istedim. Yüzüme ıslak havlu sararak tekrar arkadaşlarımın odasını terk ettim. Ancak Duman çok daha kötüydü ve artık sıfır görüş vardı. Yine de tekrar merdivenleri arasam da başaramadım.
Rastgele dumandan kaçarak yürüdüğümde koridorun sonunda nefes almaya imkân veren az görüşlü bir alanda kalabalık bir grubun cam kırmaya çalıştığını gördüm. Derhal onlara katıldım ve beraber bir odaya sığındık.
Hatırladığım kadarıyla 13 kişiydik. Çocuklar ve kadınlar çoğunluktaydı. Odadakiler olarak inanılmaz bir uyum içindeydik ve herkes önce çocuklara sonra kadınları ve en son erkekleri indirmek üzere uygulamaya geçti. Arkadaşlar çok hızlı çarşafları bağlarken benim gözüm yataklara ilişti.
Yataklar büyük pencereler oldukça küçüktü. Yatakları atabilir miyiz diye sorduğunda tereddütsüz herkes bütün gücünü verdi ve hızla yatakları bükerek aşağı attık.
Daha sonra çarşaflarla önce çocukları sonra kadınları yatakların üstüne indirdik. Erkeklerden bir arkadaş ben çarşafları sabit bir yere bağlarım sen git ben en son inerim dedi. Ben de sondan bir önce indim. Benden önceki arkadaş da çarşaf koptu ve bana az bir çarşaf parçası kalmıştı. Kendimi 8. kat penceresinden 5. kat sundurma üzerine doğru sırt üstü bırakarak yatağa doğru düştüm. Sanırım orada kurtarmaya çalışan bir arkadaşın üstüne düşmüşüm.
İkimiz de birbirimizin iyi olduğunu teyit edince koşarak eşimi ve çocuğumu aramaya gittim. Ancak aradım hiçbir yerde bulamadım. Diğer insanlara faydası dokunabilir diye yatak fikri bizde yaradığı için diğer otele koşup personelden acilen pencere altlarına yatakları getirmelerini istedim. sonra sundurmalara diğer otelden yatak atmaya başladık. AFAD ekibi kalabalıklaşınca kurtulanları diğer otele aldılar.
Maalesef günün sonunda bu otel eşim Kübra ve kızım Alya’yı benden aldı. Dünyanın en acı hissi tarifi imkânsız.
Biz o otele ilk kez giderken, iki aile, pusetten beri beraber büyüyen, birlikte üniversite planları kuran, aynı evde yaşamaya hayali ile büyüyen çocuklarımızın tatil arzularını yerine getirmek istedik. Ancak beraber cennete yürüyeceklerini bilemezdik. Kızımızı canından çok seven eşim de asla ayrı kalamadığı minik kuşunu, son nefesinde dahi bırakmadı. Beraber gittiğimiz Yalçın ailesinden Atakan Hoca mı ve minik Derin’imi, canım kızım Alya’m ve canım eşim Kübra’m ile beraber yitirdik.
Atakan’ımızın eşi biricik Yaprak ve kızı Defnemiz ise güçlükle kurtularak ailelerine ve bizlere bağışlandı. O gün o odada ve o otelde kendi canları pahasına insanlar için koşturan herkesten Allah razı olsun. Çok büyük bir can pazarıydı.
Ancak bu bir talihsizlik değildi! Göz göre göre bir katliam yapıldı. Bizlere o otelde resmen ölümlerden ölüm beğen denildi.
Allah bana bir can verdi eşimin ve kızımın Can borcunu bana yükledi. Ben de de bu can oldukça sorumluların hak ettiği cezayı alması için var gücümle savaşacağım. Bu noktada devletimize ve adaletimize en ufak hatası olan herkesin cezalandırılacağı konusunda güvenim şüphesiz tamdır.
Allah bu acıyı yaşayan herkese sabırlar versin. Yaşatanlar ise adalet önünde hak ettiği cezaları çeksin. Dilerim sıralı ölüm kelimesinin değerli anlamını kimse bir daha benzer bir acıyla anlamak zorunda kalmaz. Umarım yaşanan son acı bizimki olur ve acılar güzel ülkemizde son bulur.”
Kartalkaya yangınında eşini ve kızını kaybeden Hilmi Altın
Ünlülerin gözaltısında görüntü verildi, haberler servis edildi ama asıl mesele sınır ve limanlarda dönen uluslararası uyuşturucu ticareti.
Türkiye hala ne yazık ki önemli bir geçiş ülkesi.
İşte son 2 yılda Türkiye bağlantılı uyuşturucu yakalamalarından bazı örnekler:
Eylül 2025: Vanuatu’da (Avustralya’nın doğusunda bir ada ülkesi) bir yata operasyon düzenlendi. 450 kilodan fazla kokain ele geçirildi. 2’si Türk 1’i Çin vatandaşı mürettebat gözaltına alındı.
Temmuz 2025: Edirne Kapıkule karşısındaki Bulgaristan Andreevo Sınır Kapısı'nda gerçekleştirilen "Orient Ekspres" operasyonunda diplomatik plakalı lüks bir araçta 206 kilo kokain ele geçirildi. Kara sınırında yakalanan en büyük miktar.
Ocak 2025: Güney Amerika açıklarında bir operasyon düzenlendi. H.B.T. adlı Türk armatöre ait olduğu söylenen gemide 9 tondan fazla uyuşturucu yakalandı. Tahmini değerin 3 milyar dolardan fazla olduğu belirtildi.
Ekim 2024: İspanya'daki operasyonda Türkiye'den yola çıkan bir kargo gemisinde 4 ton kokain ele geçirildi. 4 ton kokain ele geçirdildi. 7 Türk, 2 Azeri, 1 Hollandalı’nın olduğu 10 kişi gözaltına alındı.
Nisan 2024: 3 ilde eş zamanlı düzenlenen operasyonlar sırasında 13 şüpheli gözaltına alındı. 608 kilo kokain ele geçirildi. Bu miktar Türkiye’de tek seferde ele geçirilmiş en büyük 3. kokain sevkiyatı.
Şubat 2024: Yargıtay 10. Ceza Dairesi, Ekvador'dan Mersin Limanı'na getirilen muz yüklü konteynerlerde ele geçirilen ve rekor miktarda yakalama olarak kayıtlara geçen 1 ton 300 kilo kokainle ilgili davada şirket sahibine 30 yıl, oğluna da 27 yıl 6 ay hapis cezası verilen kararı onadı.
Temmuz 2023: İtalya polis teşkilatı, Sicilya açıklarında 5,3 ton kokain ele geçirdi. Piyasa değerinin 850 milyon euro olduğunu açıkladı. Polis, geminin sonraki varış noktasının Türkiye olduğunu söyledi. 8’i Türk, 5’i Azeri, 2’si Ukrayna vatandaşı mürettebat gözaltına alındı.
Uyuşturucu baronlarını görmüyorsunuz, toplumsal duyarlılığı olan sanatçıları sindirmek için şafak vakti kapılarına dayanıyorsunuz.
Uyuşturucu ile mücadele edecekseniz, baronların yakasına yapışın.
İngiliz Dışişleri Bakanı ve Lozan Konferansı'ndaki Baş delegesi Lord Curzon bir gün İsmet Paşa'ya şöyle diyor: "Hiçbir işte bizi memnun etmiyorsunuz. Hiçbir dediğimizi kabul etmiyorsunuz.
Şu kanaate vardık ki, ne reddederseniz hepsini cebimize atıyoruz. Memleketiniz haraptır. İmarı için paraya ihtiyacınız olacaktır. Bugün dünyada bu para bir bizde bir de yanımızdaki Amerikalı'da var. Yarın para istemek için karşımıza gelip diz çökeceğiniz zaman bugün reddettiklerinizi cebimizden çıkartıp size göstereceğiz."
Bu sözleri Cumhuriyetin kurucuları hiç unutmadı. Ama bugün ülkemiz Lozan Zaferini küçümseyen, bu sözlerin ayırdında ve farkında olmayanlar tarafından yönetilmektedir.
Bu yüzden iflas ettirmiş oldukları ekonomi, kapı kapı borç isteyen durumumuz nedeniyle dün cebine koyduklarını bugün bu iktidar döneminde teker teker gerçekleştirmekteler ve değerlerimiz haraç mezat satılmakta, yabancılaştırılmakta, ülkemizin çıkarları ve güvenliği hilafına ödün verdirilmekte ve Türkiye Avrupa için açık sığınmacı kampı haline getirilmiştir.
’’ Barışa neden karşısınız’’
‘’Barışın adına bile tahammül edemiyorlar…” ,
Şimdi piyasaya sürülen yeni “Yetmez Ama Evetçilerin” ezberi bu!
Daha önce biz “FETÖ devleti ele geçiriyor, Cumhuriyet’le hesaplaşıyor” dediğimizde
“Ağzını çalkala, Hocaefendi’ye böyle denmez” diyenler, bugün de aynı özgüvenle bize “Barışa karşısınız” diyorlar.
Dün teröristler ile gizli kapaklı pazarlık olmaz dediğimizde ‘’faşist ‘’ diyenler
Sonra ne oldu?
Hendekler kazıldı, şehirler yakıldı, yüzlerce vatan evladı şehit oldu.
Hayır efendiler!
Bu ülkenin her vatanseveri silahların sustuğu, gençlerin şehit olmadığı bir Türkiye ister.
Ama sizin “barış” dediğiniz şey, hesapsızca teslimiyet, Cumhuriyetle yeni bir hesaplaşma ve suskunluk düzenidir.
“Kandırıldık, Allah affetsin” demeyin diye halk uyarıyor!
Dün “bebek katili” dediğinize,
Dün “DEM = PKK” diyerek suçladıklarınıza,
Bugün “kurucu irade”, “sayın” diyorsanız,
Bu dönüşümün açıklamasını yapacaksınız.
Süreç nedir, kim ne konuştu, hangi mutabakat yapıldı, bilmiyoruz.
Ama halktan koşulsuz, sorgusuz destek isteniyor.
40 bin kişinin katilleriyle ilgili tek bir yargılama yapılmadan ,tek bir eleştiri bile getirmeden,televizyon programlarında teröristlere methiyeler düzülüyor.Milletin onuruyla, hafızasıyla alay ediliyor.
Kusura bakmayın.
Ama 40 bin şehit vermiş, 15 Temmuz’u ve hendek savaşlarını yaşamış bir millete, aynı senaryoları bir kez daha şeffaflık olmadan anlatamazsınız!
Uyurken başucundan hiç ayırmadığı oyuncağını, tabutunun başucuna iliştirdim ben.
7 yıl önce bugün koptu kıyametim.
7 yıl önce bugün kaybettim oğlumu.
Bir cinayetten.
#OğuzArdaSel#CorluTrenKatliamı#8Temmuz2018