Her şey hayranlıkla başlar ve hayranlıkla da biter, bu beyhude bir yol değildir. Bir tutam yosunu, bir kristali, bir çiçeği ya da altın rengi bir böceği, bulutlarla dolu bir göğü, dingin ve engin iç çekişleriyle kabaran bir denizi, ya da kristalimsi damarları, hatları ve kenarlarının canlı çerçevesiyle bir kelebek kanadını —desenlerinin türlü yazıları ve süslemelerini, renklerinin sonsuz, tatlı, coşkuyla ilham verilmiş geçişleri ve tonlamalarını— hayranlıkla seyrederken; doğanın bir parçasını, ister gözlerimle ister beş duyumdan bir başkasıyla deneyimlediğim her an; kendimi kapılmış, büyülenmiş hissettiğim, bir an için onun varlığına ve tecellilerine açıldığım her an, işte o an bana insanın açgözlü, kör ihtiyaçlar dünyasını unutturur. Düşünmek ya da emirler yağdırmak, edinmek ya da sömürmek, savaşmak ya da örgütlemek yerine, o anda yaptığım tek şey, tıpkı Goethe gibi, “hayret etmek”tir. Ve bu hayret, beni yalnızca ona, öteki şairlere ve bilgelere kardeş kılmakla kalmaz; seyredip yaşayan dünya olarak deneyimlediğim o hayranlık verici şeylere de —kelebeklere ve güvelere, böceklere, bulutlara, ırmaklara ve dağlara— kardeş eyler beni; çünkü hayranlık yolunda yürürken, kısa bir an için ayrılık dünyasından sıyrılır ve birlik dünyasına adım atarım.
Herman Hesse