Timur Soykan, komedyen Deniz Göktaş’ın son gösterisini yorumladı, 20 yıl önceyle kıyasladı:
• Deniz Göktaş genç bir komedyen ve Ölü Deniz isimli bir gösterisi var.
• Ve sahnede de gördüğünüz gibi kelle koltukta bir gösteri sergiliyor.
• Böyle onun maketi şeklinde kellesi koltuğa konulmuş.
• Ve gerçekten de kelle koltuk.
• Şimdi aslında gösteriyi izleyenlerin hepsinin ortak yorumu şu;
• Deniz için endişelenmek.
• “Aman Deniz’in başına bir şey gelmesin.”
• Deniz çünkü siyasi mizah yapıyor.
• Ve bununla ilgili sosyal medyada sürekli paylaşımlar yapılıyor.
Gösteriyi izlediğinizde Tayyip Erdoğan’la ilgili espriler var. Akın Gürlek’le ilgili espriler var.
İnce, çok ince dokundurmalar ve mizahi… Yani siyasi mizah, tam olması gerektiği gibi.
• İmamoğlu da var.
• Aklınıza gelecek bütün siyasi iklimi cesur esprilerle sahneliyor Deniz Göktaş.
• Ben de endişelendim Deniz için.
• Dedim ki biz ne olduk böyle?
• Yani niye bu kadar kelle koltuktayız?
• Bir insan bir siyasetçi hakkında espri yapamayacaksa orada demokrasinin D’sinden bahsedilebilir mi?
• 20 yıl öncesinde bunlar çok çok normal şeylerdi. Olacak O Kadar vardı.
• Siyasetçilerle ilgili çizilen karikatürleri hatırlıyorum.
• Şimdi o karikatürleri Tayyip Erdoğan için çizdiğinizi düşünseniz, gözünüzü anında Silivri’de açarsınız.
• Özgür fikirlerimizden bir anlamıyla yarattıkları korku iklimiyle, baskıyla nasıl beynimizin içinde kafesler yarattıklarını görüyoruz.
• Şimdi aslında Deniz de bununla eğleniyor.
• Bununla alay ediyor bir anlamıyla.
• Ve bunu göze alıyor.
• Biz onun için endişeleniyoruz ama o kelleyi koltuğa almış, öyle onu sergiliyor.
• Ve aslında bunun bir suç olmadığını, bunun çok da normal olduğunu çok mütevazı bir şekilde, hassas ve ince bir şekilde anlatıyor.
• Ama dediğim gibi toplumda bir kaygı var.
• Eskiden çok normal olabilecek ama günümüz Türkiye’sinde, Deniz için de endişelenmemize neden olabilecek espriler.
• Şimdi merakla bekliyoruz değil mi?
• Yani Deniz’e bir şey olacak mı, olmayacak mı?
• Siyaset kurumu bunu nasıl karşılayacak?
• Bu konuda harekete geçecekler mi? Bunu bekliyor ülke.
• Maalesef ülke bu halde.
• Kafamızın içindeki kafesler çok dar maalesef.
• Oysa dediğim gibi bunlar çok normal.
• Hiçbir suç işlemeyen bir komedyen için, hele böyle bir dönemde bir komedyen için inanılmaz malzeme bulunan bir yer siyaset.
• Ve siyasi mizah her zaman çok etkilidir ve çok güzeldir.
• Bunu da söylemek lazım.
• Ama şimdi düşünün yaşadıklarımıza bakıyoruz ve Deniz için de biraz ondan endişeleniyoruz değil mi?
• Fikrini söyleyen, düşüncesini söyleyen gözünü hapiste açıyor.
Türkiye, kendi kendine sürekli sorunlar yaratan sonra da o sorunları çözmeye çalışmak yerine unutturmak için yeni ve daha büyük sorunlar yaratan bir ülkedir.
Ülkeler 4'e ayrılır: Gelişmiş ülkeler, Gelişmekte olan ülkeler, Arjantin ve Türkiye.
@yesilpalamutcom Bence Saadetin Saran zaten görevi bırakacak. Arka planda kamuoyu ile paylaşılmayan özel meseleler olduğunu düşünüyorum. Bu maçta FB başa başa götürseydi ve hatta öne bile geçseydi, en iyi ihtimalle berabere kalacaktı. Camia olarak FB'nin ergen ruhundan kurtulması lazım.
Zülfü Livaneli diyor ki; "..Sorun, onun gitmesiyle bitmeyecektir. Sorun onu iktidara getiren, üst üste dokuz seçim kazandıran, bir sürü yolsuzluk ve yönetim skandallarına rağmen körü körüne peşinden giden halktır. Daha doğrusu halkın bir bölümüdür. Bu halk yığının Anadolu müslümanlığıyla, gelenekle, ahlakla, haram helal kavramıyla, merhametle, şefkatle hiçbir ilgisi yoktur. Köyden kente göçle başlayan, ne köylü ne kentli olabilen, bütün değer ölçülerinden kopmuş, vahşi birer yaratık haline gelmiş, talandan yalandan pay kapmaya çalışan ve literatürde lumpen proletarya olarak tanımlanmış olan kitledir bu. AKP’ye oy vermiş olanların tümünü böyle yaftalamak doğru değil elbette. İçlerinde düzgün ve samimiyetle oy veren seçmenler de olabilir. Ama o kitlenin genel karakteristiği budur. Bu kesim kendini önce arabesk müzikle gösterdi. Güzelim türküleri, geleneksel şarkıları, Anadolu’nun büyük şiir geleneğini terk eden insanlar, bir anda mide bulandırıcı seslere, insanın kulağını tornavida gibi delen elektro bağlamalara, içinde hiçbir hakiki lirizm ve hüzün barındırmayan ‘’Ben de isterem!’’ saldırganlığına kaptırdı kendini. Şehirler kaçak mahallelerle, üzerinde demir filizleri bırakılmış sıvasız çirkin yapılarla, lağım kokan mahallelerle doldu. Suç oranı ve özellikle kadına karşı şiddet akıl almayacak ölçülerde arttı. Bunun adına ‘’muhafazakarlık’’ denilebilir mi? Elbette denilemez. Aşağı yukarı sayıları kırk milyon dolayında tahmin edilen bu kitle Itri, Mimar Sinan estetiğine de sahip değildir; Anadolu’da yüzyıllarca aydınlık bir nehir gibi akmış olan Karacaoğlan, Pir Sultan, Dadaloğlu temizliğine de. Dolayısıyla bu kesim muhafazakar değil, Türkiye’ye çarpık ve ahlak ölçülerinden yoksun bir ‘’modernleşme’’ sunan yeni bir oluşumdur. Lafı uzatmadan söyleyeyim. Bu kesimin hayatta en çok nefret ettiği model uygarlaşma, kültür, temizlik ve zarafet simgesi Mustafa Kemal Atatürk, kanıyla canıyla savunduğu lideri ise şimdiki cumhurbaşkanıdır. Kimse kendini aldatmasın. Sayıları çok kalabalık olan bu kesim, ne olursa olsun, hangi skandal patlarsa patlasın sonuna kadar liderini destekleyecek ve Cumhuriyet’e karşı çıkacaktır. Erdoğan siyasi ömrünü tamamlasa da ona benzeyen başka bir lider bulmakta gecikmeyecektir. Çünkü Türkiye’nin çürüyen kesimi , bu bozulmayı önce müzikle, sonra hayatımızın her alanına egemen olan lumpenleşme ve arabeskleşmeyle ifade etmeye devam ediyor. Gafil aydınlardan (!) destek alan lümpen kültür, örgütlü cehaletle beslenerek kılcal damarlarımıza kadar yayılıyor. Bu manzaraya, lumpenlerin ele geçirdiği muazzam para ve iktidar gücünü de eklerseniz geleceğin hiçbirimiz için kolay olmadığı çok açık. Erdoğan bu kitlenin lideridir ve onun yokluğunda yeni bir lider bulacaklarına hiçbir kuşku yok. Mustafa Kemal aydınlığını savunan kitleler birleşene ve kendi aralarındaki çelişkileri gidererek, evrensel değerleri savunan bir Türkiye kültürü yaratana kadar acılar devam edecek.
ZÜLFÜ LİVANELİ❤️
@KemalBkesim Özür dilemesi, hatta istifa etmesi bile çok anlamlı değil.
Bir Fenerbahçeli olarak akıl sağlığını korumak için özellikle futbol ile bir süre araya mesafe koymak, izlememek ve ülkede durumun düzelmesini sabırla ve umutla beklemek en doğrusu gibi görünüyor...
Patronların çok yaptığı ama pek anlaşılmayan bir manipülasyon yönteminden bahsedicem. O da parronun çok çalışması.
Bazı girişimlerde patronun gerçekten çok çalıştığına şahit olabilirsin. “Abi bizi sömürmüyor kendisi bizden çok fazla mesai yapıyor” diye kerizliğine düşebilirsin. Şunların farkına varman gerek:
BİR: Patron çok çalışıyor çünkü üstünde müthiş bir dopamin var. Şirketi satıp cebine 50 milyon dolar koyabilir, girişimcilik dergilerinde kapak olabilir, ünlü olabilir.
O yüzden patronun çok çalışması onu mental olarak aşırı etkilemez. Fakat senin günün sonunda masana konacak ekmek adedi belli. Her an işten atılma tehliken mevcut. İznin olmadığı için bayramda on milyon kişiyle tatile çıkıyorsun. Üstüne kredi borcu yapıyorsun. Bu temponun sana bedeli çok daha ağır.
İKİ: Patron seni manipüle etmek için çok çalışıyor olabilir. O ofisten çıkmayıp kaldığında kendini kötü hisset, tembel hisset, haftasonu şuna baktım dediği zaman kendini suçlu hisset istiyor. “Abi koca patron bizden çok çalışıyor” diye bir düşünce yapısına gir istiyor.
Patronun çok çalışması, az çalışması HİÇBİR anlam ifade etmez. Günün sonunda olayın temeli bellidir. Biz bir ticari anlaşma içindeyiz. Ben emeğimi satıyorum. O bunun karşılığında para ve başka menfaatler sunuyor. Masaya konanlar sana adil geliyor mu önemli olan bu.
Bazen masaya 10 konur ama iş rahattır adil gelir. Bazen masaya 20+prim+hisse+araba+şirket satılırsa pay konur eşşek gibi çalışırsın adil gelir. Ama masaya 10 konup senden eşşeklik isteniyorsa o anlaşma adil değildir.
Patron böyle “ben hiç dizi izlemem tatil de yapmam, haftasonu çalışırım” diyorsa ona “hmm ilginç bir yaklaşım evet pazartesi görüşürüz” diyin geçin.
Kendinizin değerini bilin. Manipüle olmayın.