He is the Man.He is the best.He is the role model for youths.Brave,honest and decent Man and husband.We love you a lot. You deserve to be a captain of Fenerbahçe.I am more than fifty and I know we wouldn't find anyone like you.I wish you came earlier @EdDzeko@fenersouza
@fenersouza Sonuçta deneyim kazanacak. Nigel'ın hadi onu geçtim Melli'nin bile tutunamadığı bir yerde Tarık 'ın işi zor fakat kime gelse bu şans kolay kolay retedemezdi. Cedi'yi çekeriz inşallah.
Gençler iş beğenmiyor mu?
Prof. Dr. Behçet Yalın Özkara, 2 özgeçmiş hazırlayarak yüzlerce ilana başvurdu:
1. Aday: Marmara Makine Mühendisliği mezunu, 2 kere yaz stajı, B1 İngilizce, bilgisayar programları sertifikaları
2. Aday: Ankara İşletme mezunu, 2 kere yaz stajı, B1 İngilizce, bilgisayar programları sertifikaları
3 aylık araştırma süresinde 1. Aday için 162, 2. Aday için 147 ayrı iş ilanına başvuru yapıldı.
Toplam 309 başvurudan geri dönüş sayısı ise 0 (sıfır) olarak gerçekleşti.
Gençler iş beğenmiyor değil... İlanlar sahte... Konuya ilişkin içerden net bilgi vereyim... Hayalet / Zombi ilan uygulaması şu anda ististasız her sektöre %90'lara çıkmış vaziyette... Gelin size kimsenin değinmeyeceği şekilde anlatayım.
Hayalet / Zombi ilan nedir ?
Gerçeğinden ayırt edilemeyecek şekilde hazırlanıp sosyal medya veya dengi sitelerde dolaşıma çıkarılan ilan türledilir. Aşağıdaki amaçlara hizmet eder. Özellikle İşsizliğin ve rotasyonun aşırı yüksek olduğu yerlerde...
1 - Bilgileriniz satılır arkadaşlar... Kumar / bahis sitelerine ve dolandırıcılara... Herhangi bir işe başvurduktan kısa süre sonra alakasız sitelerden mesajlar mı gelmeye başladı... Sebebini artık biliyorsunuz...
2 - Mevcut kurum kendini büyük göstermek için kullanır. İşlerinin çok iyi gittiği algısı piyasaya veya yatırımcılara yansıtılmaya çalışılır... Hatta sadece yatırımcıların gözünü boyamak için asla işe alım yapmayacakları pozisyonlar için numaradan adaylarla görüşme bile yaparlar... Yatırımcılar genelde şirkette takılıyorsa bu model tercih edilir... Herşey planın yani yatırımcıdan para alana kadar olan sürecin parçasıdır...
3 - Şirketteki mevcut personele korku yaymak için yapılır... Özellikle zam dönemlerinde ilanların adedi ve şiddeti arttırılır... Kısacası, işler iyi gitmiyor... Ben en fazla bu kadar veriyorum. İşine gelmiyorsa güle güle zaten sırada bekleyen dünya insan var denir...
4 - Rotasyonu yüksek firmalarda cv toplamak için yapılır... Genelde 3 ay deneme süresi denir. Asla para ödenmez... Tezgah yeteri kadar afişe olunduğunda mekan ve isim değiştirilir devam edilir... Zaten mevcut kurumlar "eşşek" diye tabir edilen vasıfsız çobanlar üzerine kurulmuş şirketlerdir... Bütün operasyon tezgahtır. Sadece yapılan iş gerçektir. Çok telefon numarası değiştirirler... Böylelerini sürekli afişe etmeniz önemlidir...
5 - CV havuzu yaparlar... 3 yıl sonra başvurduğuz bir yer ile ilgili sizi aramalarının temel sebebidir... Ayrıca mevcut havuzu pazarlama amaçlı da kullanırlar...
6 - İşe alınacak kişi zaten çoktan belirlenmiştir. Ancak kurum çok büyük olduğu için iş ilanı üzerinden alınması gerekmektedir. Tamamen planlı ilan açılır. Hızlıca ilgili personel istihdam edilir...
Nasıl piyasayı yükseltmek için gayrimenkul ve araçlarda sahte ilanın önüne e-devlet doğrulaması ile geçtiler... Aynı şekilde Hayalet / Zombi ilanın önüne geçersiniz...
Şu anda piyasada gördüğün her 1000 ilandan 900 ile 950 arası tamamen hayalet / zombi ilandır...
İş ilanlarına e-devlet doğrulaması getirin. İlanı hangi firmanın ve o firmanın belirlediği veri kayıt sorumlusunun kim olduğu belli olsun. 1 takvim yılı içinde çıkan ilanlardan rotasyon ve istihdam oranlarını takip ederek kimin gerçek ilan çıktığını, kimin cv havuzu yaptığını, kimin bilgileri sattığını rahatlıkla yakalarsınız...
KVKK denilen şeyi gerçekten uygulamak istiyorsanız buradan başlayın... Alın size açık istihbarat...
✍🏻 AVRUPA’DAN KAÇ KAT PAHALIYIZ?
Portekiz’den sipariş ettiğim çoraplarım geldi. 1966’dan beri çorap üreten Pedemeia, dünyanın en iyi çorap üreticilerinden biri olarak gösteriliyor. Ben de Pedemeia’nın klasik erkek çoraplarını yıllardır kullanıyorum. En üst kalite merserize pamuk ipliği ile üretiliyorlar. Tasarım, malzeme, dokuma sıklığı, burun, topuk, lastik ve gövde… hepsi en iyisi.
Çorap deyip geçmeyin, hayatın en önemli detaylarından biridir. Erkek çorabı hakkında çok daha uzun yazabilirim. Ama konumuz bu değil. Niyetim, Portekizli tekstilcilerin reklamını yapmak da değil.
Daha başka bir konuyu, bir tekstil ülkesi olarak üretim kalitemizi ve fiyatlarımızı konuşmak istiyorum…
Eskiden, tüm giyim kuşam ürünleri gibi çorap alışverişimi de Türkiye’den yapardım. Adı herkesçe bilinen bazı çorap markalarımız vardı ve gerçekten de çok kaliteli çorapları gayet iyi fiyatlarla satarlardı.
Sonra her ne olduysa o kaliteli çoraplar bir anda üretilmez oldu. Ucuz iplikle üretilen kalitesiz çoraplar piyasayı istila etti. Merserize sadece “business” “exclusive” gibi havalı İngilizce isimler altında, boyut ve kalınlığı düşürülerek “malzemeden çalınmış” hali ile bulunur oldu.
Yani daha fiyat konusuna gelmeden, Türkiye’de kaliteli çorap üretilmez, bulunmaz oldu.
Gelelim fiyata….
Zar kadar ince, bileği birazcık geçecek kadar kısacık üretilen, merserize iplik kalitesi de hayli tartışmalı olan yerli çoraplarımız, mağazalarda 400 - 500 TL bandında satılıyor. Kullanım ömürlerini de ayla yılla ölçmeye kalkmayın, 3 - 5 kullanımdan sonra renkleri soluyor, gevşiyor, yamuluyor.
Peki demin anlattığım, “dünyanın en kaliteli çorapları” arasında sayılan bu ürünleri Portekiz’den kaç paraya aldım dersiniz? Aklınız çok yüksek rakamlarda gezinmesin, çiftine bizim para ile 240 TL verdim. Yani bizdeki “sözde muadillerinin” yarı fiyatı.
Peki neden böyle dersiniz? Bizim malzeme maliyetimiz mi pahalı, işçiliğimiz mi pahalı, ters giden ne var da daha kalitesiz ürünleri Portekizliden daha pahalıya satıyoruz?
Buyrun beraber bakalım… Ne zaman böylesi bir konu açsak bizim iş adamlarımız hemen işçilik maliyetlerini gündeme getiriyorlar ya hani… Portekiz’de asgari ücret yaklaşık 56.900 TL. Yani bizdeki 28.075 liranın 2 katından fazla! Asgari ücretin işveren maliyeti açısından da durum farklı değil.
Peki acaba yakıt fiyatları nasıl? Portekiz’de benzinin litresi 101 TL, Türkiye’de ise 63 TL.
Elektrik enerjisi? Portekizde kW saati ortalama 7,15 TL, Türkiye’de 5 TL.
Acaba vergide durum ne?
Çorap için KDV oranı Portekiz’de %23, Türkiye’de ise %10. Aradaki fark yine 2 kattan fazla.
Hülasa…
Maliyetleri Türkiye’den 2 kat yüksek olan Portekizde çorap, Türkiye���nin yarı fiyatına satılıyor. Üstelik ürün kalitesi de “tekstil ülkesi” Türkiye’dekinden daha yüksek.
Maliyet yarı yarıya, fiyat iki kat. Yani basit bir erkek çorabında bile Avrupa’dan 4 kat daha pahalıyız.
Sebebi ne olabilir siz takdir edin.
🎙️TURGAY ŞEREN [3 TEMMUZ SÜRECİNDE]: "BEN ŞİKE YAPARIM, FENERBAHÇE YAPMAZ!"
Galatasaray'ın efsane kalecisi #TurgayŞeren'i rahmetle anıyoruz.
Benim diyen Fenerbahçeliden Fenerbahçe tarihini çok iyi bildiği için daha sağlam duruş gösterdi ve bu yüzden kendi camiasının yeni oluşumları tarafından aforoz edildi.
Böyle bir tivit atacağım hiç aklıma gelmezdi.
Bizim meal yasaklanıca ilahiyatçı arkadaşlardan tepki için imza vermekten çekinenler olunca böylesi bir durum olmuştu.
Şimdi sırada komedyenler var.
Sınav yine çetin.
Genç arkadaşınız için bir şey demeyecek misiniz ustalar?!
Türkiye ile Bulgaristan arasında bir "rekor!" kırıldı:
Bulgaristan, bu yıl Türkiye'den giden biber yüklü tırları 25 kez geri çevirdi!
Tam 25 kez!
Sebebi ne?
Çünkü biberlerde Tarım Bakanlığı'nın yasakladığı pestisit var.
Ve
O biberleri hangi ülkenin vatandaşları yiyor acaba?!
Başka bir ülkede olsa o Tarım Bakanı çoktan koltuğundan olmuştu.
Ve daha vahimi;
Türkiye'nin bir bölgesinden Bulgaristan'a giden biberler pestisit dolayısıyla geri gönderiliyor, aynı bölgeden iç piyasaya verilen biberler asla pestisit taşımıyor!
Bu durum bütün ürünlerde böyle!
Zehirleniyoruz, hastalanıyoruz, ölüyoruz, hastaneler tıka basa hasta dolu;
Hiç kimsenin bu konuda sağlıklı bir veri paylaştığı yok.
6 milyon nüfuslu Bulgaristan, "Bulgaristan Yüzyılını!" yaşamıyor ama vatandaşının sağlığını dört dörtlük düşünüyor.
DEVLET ERKANINA AÇIK MEKTUP
Bu açık mektubu, en başta sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan beyefendi olmak üzere, Adalet Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı yetkililerine, kısaca hukuk ve güvenlik bürokrasisine, yanısıra sayılarının hiç de az olmadığını umud ettiğim devlet erkanına hitaben yazmış bulunuyorum. (3 Temmuz 2026 Cuma)
Aşağıda fotoğrafta elleri arkadan kelepçelenmiş ve iki polis tarafından kollarından sıkı sıkı kavranılmış olarak (üstelik kapalı/korunaklı bir mekanda) götürüldüğü görünen Deniz Göktaş, hukuk terimleriyle söylemek istersem, ceza almış bir mahkum, bir hükümlü değildir. Yargısı sürerken cezaevinde yatmakta olan bir tutuklu da değildir. Kendisi henüz tutuklu veya tutuksuz yargılanmasına karar verilmiş bir sanık da değildir. Herhangi bir asayiş ihlali nedeniyle güvenlik güçleri tarafından derdest edilmiş herhangi bir mücrim de değildir.
Hükümlü değil, tutuklu değil, sanık değil, mücrim de değilse bu kişinin hukuksal durumu nedir?
Bu kişi yalnızca hakkında soruşturma açıldığını bile bile kendi özgür istenciyle ülkesine dönmüş ve havalimanında "şüpheli" sıfatıyla gözaltına alınmış genç bir Türkiye Cumhuriyeti yurttaşıdır. Kısacası yalnızca "şüpheli"dir. Şayet 24 saat içinde savcı tutuklu veya tutuksuz olarak yargılanmasına karar verirse, en çok yasa önünde suçu henüz sabit görülmemiş bir maznun, bir sanık olacaktır. Hepsi o kadar!
Kendisi bildiğimiz kadarıyla, sabıkalı bir kanun kaçağı, aranan bir uyuşturucu müptelası ya da satıcısı, tehlikeli veya tehlikesiz bir terör örgütü üyesi, motosikletlere binip dükkanları tarayan, masum insanları öldüren bir çete ya da mafya mensubu, toplumun ve devletin düşmanlarıyla işbirliği saptanmış bir vatan haini, hatta eski tabirle yankesicilik, hırsızlık, gasp, tecavüz, taciz gibi yüzkızartıcı suçlardan birine bulaşmış suça yatkın bir katil, bir hırsız, bir tecavüzcü de değildir. Yalnızca bir şüphelidir. Evet, ağır cezada yargılanacak örgütlü bir suç işlememiş bir şüpheli! Üstelik kendisi, toplum tarafından tanınan, ailesi, ikametgahı bilinen, suça yatkınlığı, sabıkası ve tehlikesi olmayan üniversite mezunu bir genç komedyendir.
Hal böyleyken, yarım asır önce hiç de hafif olmayan siyasal suçlar işlemiş, günlerce işkence görmüş, çoğu sıkıyönetim döneminde Edirne Kalesi, Selimiye Kışlası, Maltepe Askeri Cezaevi olmak üzere 10'a yakın hapishanede hem tutuklu, hem hükümlü olarak yıllarca yatmış bir eski örgüt militanı olarak uluorta ters kelepçe takılmadı ne bana, ne dava arkadaşlarıma, ne de sözümona düşmanlarımıza. Hoş, bundan çok daha kötü muamelelere maruz kaldık. Filistin askısını ilk bizlerin üstünde denediler, gencecik delikanlıların hayaları dahil bedenlerine en çok bizim dönemimizde elektrik verdiler. Etlerimizi lime lime ettiler. Bir iç savaş yaşanıyordu. Diyarbakır, Mamak, Metris, Maltepe cezaevlerinde yapılanları tarih bile unuttu, yarım asır geçmesine karşın ne yazık ki biz unutmadık, unutamadık.
Tüm bunları hak etmiş miydik? Belki.
Bizler -faraza- masum olsak bile yaptıklarımız hiç kuşkusuz pek de masum şeyler değildi. Sözün özü, yaşananlar yaşandı, toplumun ve ülkenin geçmişinde kaldı, bizim ise ruhlarımızın derinliklerinde, daha da kötüsü arasıra birer kabus olarak bizi yoklayan lanet olası düşlerimizde.
İnsan onuru, yurttaş onuru gerçekte devletin onurudur, ülkenin onurudur. Devletin varlık nedeni bu onuru korumaktır. Dışarıda ülkenin düşmanlarından, içeride toplumun ve dirlik-düzenin düşmanlarından.
Bir hükümlü, bir tutuklu, bir sanık, bir suçlu bile olmayan, kendisine ve başkasına fiilen zarar vermeyen ve vermeyeceği anlaşılan 32 yaşındaki bir genç, hukuk nazarında en çok şüpheli sıfatını taşıyan bir evladımızı niçin bu denli hoyratça ve acımasızca ters kelepçeyle aşağılama yolu tercih edilir? İnanınız bunu anlamakta zorlanıyorum. Sözümona verilen mesajı değil, her defasında kadın-erkek-çocuk-genç-yaşlı demeden sözümona bu tür mesajlar vermeye ihtiyaç duyulmasını anlayamıyorum. Acaba bir örf-i idare, bir sıkıyönetim, bir olağanüstü hal uygulaması var da bir ben mi bundan haberdar değilim?!
Devletin varlık nedeni dirlik-düzeni korumak ve insan onuruna, yurttaş onuruna zarar gelmesini önlemektir. Küçük bürokrat işgüzarlıklarıyla memleket evlatlarının -velev ki suçlu olsunlar- onurlarına, haysiyetlerine bu tür ucuz mesaj verme bahaneleriyle kastedilmesi çok büyük bir yanlıştır ve bu yanlıştan bir an önce dönülmelidir.
Devletten şefkat beklenir mi? Asla! (Şahsen bu konuda mazur görülmek isterim.) Ne ki devlet adamlarından, yöneticilerden yasalara titizlik göstermeleri, adalet üzere davranmaları, kamu vicdanını örselememeleri kesinlikle beklenir.
• "Bir topluluğa olan kininiz, sizi adaletsizliğe sürüklemesin." (Kur'an, 5 : 8)
Bu onların lütfu ve ihsanı değil, görevidir. Devlet birey olarak onurumu korumazsa, yurttaşlar olarak onurumuzu hiçe saydığını umursamazsa, bizlerden devletin sürekliliğine ve kalıcılığına sahip çıkmamızı beklemeye hakkı olur mu? Adaletin ve hakkaniyetin olmadığı yerde beka olur mu?
Bu yol, yol değil. Bu tarz aşağılama teknikleri toplumsal vicdanda ağır yıkımlara yol açmaktadır. Belki bazı işgüzar memurlar bilgiççe "korku salmanın yönetmenin ve egemenliğin gereği olduğunu" söyleyeceklerdir, hatta bu satırların yazarının gerekçelerini belki "çocuksu, romantik, entel sızlanmalar" olarak algılayacaklardır. Böylelerini mazur görüyorum, çünkü kendilerini insan ve yurttaş onurunu korumanın toplumun ve devletin onurunu korumak demek olduğun bilmeyen, kifayetsiz, liyakattan yoksun, işgal ettikleri makamlardan derhal el çektirilmeleri gereken kimseler arasında telakki ediyorum.
Sözün özü, ey devlet erkanı!
Son olarak bir ayrıntıya dikkatinizi çekmek isterim. Ben kendimi cesur biri olarak görmem, herkes gibi ben de korktum, korkarım. Buna karşın o delikanlıyı, o genç komedyeni o halde görünce nedense korkuya benzer bir duygu hissetmedim, aksine içim sızladı ve utandım, hakikaten çok utandım. Ülkem adına, devlet adına, insanlık adına utandım. Gücün bu tür ucuz yollarla gösterilebileceğini sananlar adına utandım. Bu satırları da bu utanç lekesini taşımamak için yazmaya karar verdim. Sanıyorum kamu vicdanı da kendisi adına korkmaktan çok ülkemiz adına utanmış olmalı. O fotoğrafı gördüklerinde, ülkenin sağduyusunu yitirmemiş büyük bir kesiminin benimle aynı deneyimi yaşadığına inanıyorum ve bu nedenle bu tür nobranlıkları ülkem adına tehlikeli buluyorum.
Unutmayınız, utanmak erdemdir. Yurttaşlar için de, yöneticiler için de.
Saygılarımla.
Dücane Cündioğlu
@AntErcan Aziz başkanı severim fakat Azizcilerden nefret ederim. Önce bu şerefsizler satar Aziz başkanı. Çok güzel özetlemişsin. Milletin ne alıp veremediği var bu Ali Koç ile anladım gitti...
Sayın Ali Koç Fenerbahçe Başkanıyken onu;
Sayın Sadettin Saran Fenerbahçe Başkanıyken onu;
Desteklemek en azından arkasında durmaya çalışmak muhtaçlık,şerefsizlik;
Onlara o süre içerisinde;1001 türlü haksızlığa rağmen küfür etmek,hakaret etmek,istifa diye bağırmak büyük Fenerbahçelilik.
Ayrıca sayın Aziz Yıldırım başkanken kayıtsız şartsız her şeye sahip çıkmak gerekiyor.
Böylece hem birlik beraberlik mesajı vermiş oluyoruz hem de Fenerbahçeli oluyoruz.
Şöyle bir sorun var,önceden diğer başkanları desteklediğimiz için sayın Aziz Yıldırım’ı da desteklesek yine şerefsiz,muhtaç,köpek olmaya devam mı ediyoruz yoksa belli bir deneme sürecine mi tabi oluyor ondan sonra mı Fenerbahçeli olabiliyoruz?
Elden verdiklerini boşverin;
Tek kalemde 150 milyon alacağını silen;
Sponsorluklarını devam ettiren;
Anlaşma yapılan sponsorluk paralarına (Adidas/Chobani) dokunmayan;
Seçimi kaybettikten sonra tek bir muhalif kelamda bulunmayan Ali Koç;
Arada bir de Sadettin isimli birinin yönetimi varken 7 milyonun müsebbibi;
Bunca sene kulübe 5 kuruş vermeyen,kulüpten 5 kuruş alacaklı ayrılmayan,
Veto ettirdikleri kararlar ile yönetimin kolunu,kanadını kıranlar;
Seçim öncesi 1001 türlü vaadle iş başına gelenler bir anda mağdur.
Tamam algının önemli bir işlevi var da;
Çok özür diliyorum;
Fenerbahçe camiası bu kadar mı saf,salak bilemiyorum.
Kendilerinden önceki yönetimlerle ilgili menfi,negatif algı çalışmaları bittiyse;
Yönetimimizden başta transfer sözleri olmak kaydıyla,olan program projelerini duymak istemek muhtaç şerefsiz köpeklik değilse bu anlamda bilgilendirilmeyi arz ediyoruz.