Bu gönderi üzerinden merak edenler için biraz daha detaylı bilgi vereyim kendi tecrübelerimden.
Shopify, Stripe ya da PayPal üzerinden satış yapanların en büyük dertlerinden biri chargeback. Bu sistemler böyle bir talep aldığı an sormadan tutarı bloke ediyor ve size bildiriyor. Nedenleri genelde aynı: geç gelen kargo, ürünü beğenmemek ya da maalesef bunu "meslek" edinen bir kitlenin ürünü kullanıp sonra para iadesi istemesi.
Şunu bilmekte fayda var, siz faturadan yazışmaya kadar her türlü kanıtı sunsanız bile, Amerika'daki Chase gibi büyük bankalar "müşteri memnuniyeti" diyerek çok kısa sürede müşteri lehine karar verebiliyor. Bu yüzden ben şahsen bu tarz müşterileri tespit ettiğim an hem kart bilgilerini hem de adreslerini direkt blokluyorum; Stripe panelinde bunun için özel bir alan var, mutlaka kullanın.
İtiraz meselesine gelirsek: İtiraz etmek istediğinizde sizden 15 USD işlem ücreti alıyorlar. Eğer belgelerinize çok güveniyorsanız, itirazınızı yapın ama şunu unutmayın: Eğer mağazanız çok fazla "fraudulent" (sahtecilik) talebi almaya başlarsa, ödeme sağlayıcı hesabınızı tamamen kapatabilir. Ayrıca, iade politikanızın (Refund Policy) web sitenizde çok net olması lazım; itiraz sırasında bankaya "bakın, müşteri bu şartları kabul ederek aldı" diyebilmek için bu sayfanın linkini de kanıt olarak sunmalısınız.
Peki, en sağlam itiraz nasıl yapılır? Öncelikle faturayı ve varsa müşteriyle olan tüm yazışmaları dosyaya ekleyin. Kargo takip numarasını ve ürünün yolculuğunu gösteren dökümü mutlaka koyun. En önemlisi, Amerika'da kuryenin kapı önüne bıraktığında çektiği teslimat görselini dosyaya eklemek elinizi çok güçlendirir. Son olarak tüm süreci, müşterinin nerede haksız olduğunu tane tane anlatan kısa bir özet metniyle dosyayı tamamlayıp gönderin.
@ifkoparan Fatih Bey, sizi seven ve destek olmak isteyenler için katıl tuşunu aktif etmeyi düşünün yine de. İster daha çok burs verirsiniz, ister kendiniz için kullanırsınız, size destek olmak isteyen kişiler de buna göre katılır.
Ben de küçük bir ek yapayım Bekir Bey; söyleyeceklerim tamamen Amerika pazarı için.
Amerika’da şu ana kadar yaklaşık 1,1 milyon insan işten çıkarıldı; yıl sonuna kadar bu rakamın 1,3 milyona ulaşabileceği söyleniyor. Bu, neredeyse 2008 krizi ve pandemi resesyonu dönemleriyle aynı seviye.
Kişisel görüşüm, işten çıkarılanların orta gelir grubunda yoğunlaştığı yönünde. Bu grup hem alt hem de üst gelirden alışveriş yapabildiği için etki alanı çok geniş. Buna ek olarak Google’da, Amazon’da dahi çalışsan insanlar işten çıkarılma korkusu yaşıyor; dolayısıyla milyonlarca insan alışveriş yerine biraz daha “tasarruf” modunda.
Biz de kendi tarafımızda ortalama %20–30 düşüş görüyoruz. Daha büyük kaybı ise B2B tarafında yaşadık; burada da şirketler harcama yapma konusunda oldukça çekimser.
@gkntan@fatihguner Sizi anlıyorum, ben ortak değerler üzerinden bu tarz hatırlatmaların yapılmasını değerli buluyorum, hem bireysel hem de kurumsal, keşke tüm kurumlar bu şekilde hafızalarımızı tazelese.
Gökhan Bey, samimi gelmese de, bu paylaşımların iz bırakma, hatırlatma ve yeni nesle öğretme noktasında önemli olduğunu düşünüyorum.
Bu paylaşımların hiç yapılmadığını düşünün, görsel ve işitsel hatırlatma yapılmadıkça bazı şeyleri kolay unutuyoruz, özellikle yeni nesil bu şekilde öğreniyor. En azından bu noktada prim vermenin değerli olduğuna inanıyorum.
Lüks segmente ürün geliştiren biri olarak, deneyimlemediğiniz ya da kültürel kodlarını bilmediğiniz alanlara sadece potansiyel var diye girilmesini kimseye önermem. Golf, yelken, yat gibi alanlarda kullanıcıların kalite ve detay algısı genellikle üreticininkinden çok daha yüksektir. Malzeme kalitesi, ağırlık dengesi, fermuar sesi, hatta taşıma hissi bile önemli. Golf oynamanıza gerek yok ama golfçünün nasıl düşündüğünü bilmiyorsanız, yaptığınız çanta %100 boşa gider.
@DrEnesKbb@CamlibeldenBal Samimiyetinize ve babanıza olan güzel desteğiniz için 1’er kilo sipariş verdim, bir bal uzmanı olarak merakla bekliyorum, babanıza başarılar size de kolaylıklar dilerim.
Paylaşım için teşekkürler.
Ben de küçük bir ekleme yapayım. Geçen hafta Almanya’da Oakley HSTN Limited Edition’ı deneme fırsatı buldum. 1-2 günlük kullanım sonrası, kenarlarından iç köşelere yansıma yapması nedeniyle iade ettim. Ayrıca, her gördüğümü Meta ile paylaşma fikri hâlâ hoşuma gitmiyor. İade gerekçesi seçenekleri arasında bu da yer alıyordu. Cambridge Analytica skandalı sonrası hâlâ güven duyamıyorum. İade kısmı ise oldukça sorunsuzdu, hatta bir süre daha kullanmamı istediler şans vermem için.
Meta AI kullanımına dair ek bir bilgi: Meta hesabınız desteklenen ülkeler dışında oluşturulduysa, o ülkede bulunsanız dahi kullanamıyorsunuz. Hesabın kayıtlı olduğu ülke mutlaka desteklenen ülkelerden biri olmalı.
ABD pazarı = daha büyük para
Ama daha pahalı müşteri kazanımı, daha güçlü rakipler, daha gelişmiş altyapı, daha segmentli pazar
Yani “orada 30 kat satılır” demek yerine şöyle düşünebiliriz: ABD’de doğru stratejiyle 10–20 katlık büyüme potansiyeli var ama bu otomatik değil, zeka ve yatırım ister.
Pazar büyük, iş var ama herkes orada. Orası AVM; Türkiye bakkal. Ama AVM’de yer kirası var, dikkat çekmek zor, müşteri daha seçici.
Girersen ciddi oynayacaksın. Yoksa vitrinde kaybolursun.
Ben de “GPT neyin kısaltması?” diye soran çok görüyorum ya da bilmeyen.
Kısaca: Generative Pre-trained Transformer.
Generatif: Yeni içerik üretebilen
Pre-trained: Önceden büyük veriyle eğitilmiş
Transformer: 2017’de Google’ın tanıttığı mimari, şu anki yapay zekâların temel taşı. Yani hem yazımda hem anlamda epey karışıklık var :)
Süreci yönetme konusunda büyük hatalar yaptılar.
Kendimce hatalarını özetleyeyim;
- Kamusal kaynakların kullanımı: Espressolab’in birçok şubesinin kamuya ait değerli arazilerde açılması, her ne kadar yasal zeminde gerçekleşmiş olsa da, etik şeffaflık açısından sorgulanabilir. “Sadece 2’si vakıf yeri” deniyor ama lokasyonların niteliği (“AKM içinde”, “müze girişinde”, “şehir parklarında”) önemlidir. Bu tarz prestijli alanlar, diğer girişimcilerle rekabet ortamı sağlanmadan tahsis ediliyorsa, kamu vicdanı rahatsız olur.
- Algı yönetimi eksikliği: Kriz anlarında iletişim stratejisi belirleyici olur. Espressolab, uzun süre sessiz kalarak süreci kontrol etmeyi başaramadı. Daha ilk günden itibaren açık, belgeli, hızlı açıklamalar gelseydi kamuoyu önyargıyla değil verilerle konuşurdu.
- Ton ve anlatım dili: Belgeseldeki “Francesco olsaydım bu kadar tepki görmezdim” cümlesi, duygusal ama stratejik olarak hatalı. Türkiye’de tüketici artık sadece yerli-yabancı ayrımıyla değil, etik-etik dışı çizgisiyle de değerlendirme yapıyor. Starbucks da, Caribou da, benzer eleştiriler aldı. Bu durum sadece yerli markalara özgü değil.
- Destek verenler: Espressolab’ı ilk savunanların ellerinde, iş birliği içinde oldukları başka bir markanın poşetlerinin bulunması, markanın kimler tarafından ve hangi motivasyonlarla savunulduğunu açıkça ortaya koyuyor. Bu detay dahi, tartışmanın ticari veya ideolojik bir zeminde nasıl şekillendiğini anlamak için yeterli.
Espressolab, yerli bir başarı hikayesi olabilir. Ama yerli olmanın tek başına bir bağışıklık zırhı olmadığını, adalet ve şeffaflık taleplerinin tüm markalar için geçerli olduğunu unutmamalı. Markaları büyüten şey, “kimden izin aldı?” değil, “ne kadar hesap verebilir?” olduklarıdır.
Aksel Bey, öncelikle geçmiş olsun. Deprem gibi ani afet anlarında milyonlarca insan aynı anda sevdiklerine ulaşmak istiyor. Bu da ne yazık ki hiçbir altyapının kolay kolay karşılayamayacağı bir yük oluşturuyor.
Böyle durumlarda sesli aramalar yerine SMS ya da internet üzerinden mesajlaşmak (WhatsApp, iMessage vb.) çok daha etkili oluyor. Özellikle yaşlı, hasta ve engelli yakınlarına ulaşabilmek adına, hepimizin bu konuda daha bilinçli hareket etmesi büyük önem taşıyor.
Bu noktaya da dikkat çekmek gerektiğini düşünüyorum.
Öncelikle bu tür bir veriyi erişime açmanız, sektördeki değişimleri anlamak açısından kıymetli bir adım. Ancak yaklaşımınız üzerine birkaç düşüncemi paylaşmak isterim.
V-Count gibi güçlü bir veri sağlayıcının, Türkiye genelindeki 10 bin perakende noktasından elde edilen verileri sadece mevcut müşterilerine açması, aslında kaçırılmış bir fırsat gibi geliyor bana. Çünkü bu tür bir veri, sadece müşterilere değil, sektördeki tüm profesyonellere fayda sağlayacak bir referans olabilir. Özellikle boykotların sektöre olan etkisinin konuşulduğu bir dönemde, şeffaf ve açık veri paylaşımı, hem kamuoyunda hem de profesyonel çevrelerde ciddi bir güven oluşturur.
Bu, aslında sadece bir “data insight” sunmak değil, aynı zamanda V-Count’ın sektörü ne kadar etkilediğini, hatta yönlendirebildiğini ortaya koymak açısından da güçlü bir pazarlama fırsatı. Örneğin, bu endeksi herkese açık hale getirip; önceki aylara göre değişimi yorumladığınız bir blog, interaktif grafik ya da sektör bazlı analiz raporları ile destekleseydiniz, marka otoritenizi ve sektördeki liderliğinizi pekiştirmiş olurdunuz.
Günümüzde artık gizem yaratmak ya da sınırlı erişimle dikkat çekmek eski bir pazarlama taktiği. Bugünün kullanıcıları, özellikle veri konusunda daha açık, demokratik ve katkıya açık bir yaklaşımı önemsiyor.
Kısaca; veri paylaşımınız çok kıymetli, ancak bu paylaşımın şekli, etki alanınızı genişletme konusunda sizi daha görünür kılabilirdi.
Sevgiler,
Fatih Bey, iyi bir marka ya da ürün yaratmak isteyenler için bir garipliğini görmedim bu sözün, önce markayı ya da ürünü yaratmak, ortaya koymak, var etmek gerekir, sonrasında onu iyi yapma kısmı devreye girer. Bence mantıklı bir söz, hiçbir şey ortaya koymayıp beklemektense bir şeyleri üretip iyileştirmeyi her zaman tercih ederim.
@alphanmanas Sinema bir deneyim, tiyatro ve sahne sanatları gibi, olaya televizyon izlemek gibi bakmamak lazım, sosyal bir olay sinema, o yüzden teknolojisi ne kadar ilerlese de düşündüğünüz gibi yakın gelecekte insanların bunu tercih edeceğini düşünmüyorum.
@1tunademir Genel olarak Clearco ve Wayflyer daha iyi teklifler veriyor, ek olarak kredi faiz oranını ve ödeme yüzdesini Shopify’ın size atadığı biri varsa pazarlık yapabilirsiniz, biz de yaklaşık $1M kredi kullandık parçalı fakat keşke ilk baştan Wayflyer ve Clearco’yu kullansaydık diyoruz.