Merhaba Sayın Başkan;
Mahalle arasında aşırı hızla yol alarak minicik bir çocuğun ölümüne sebep olan Fatih Oral neden hâlâ meclis üyeniz olarak görünüyor? Kamera kayıtları ortada iken neden görevinden bile uzaklaştırılmadı? @SuleymanAcar06#AlperYusufPolataAdalet
@mgirgin54 Ne çabuk cahillikle yaftalayabiliyorsunuz insanları. Önce kendi üslubunuzu kontrol edin. Bir insan müslümanım diyorsa en temel bilgilerden biri olan tesettürü bilmelidir hele de bu ülkede yaşıyorsa. Namazın içindeki dışındaki farzlar değil mesela konu.
Ortaokulda ilk fen sınavından 45 almıştım. Hayatımın en düşük notu. Daha önce 3 bile almamışken 2 benim için felaket. Kafayı acayip takıp bir sınavdan 98 diğerinden 95 gibi bir not almıştım. Karnede 5 gördüğümdeki mutluluğumu unutmuyorum.
Karne haftası... Hiç heyecanlandırmaz beni. Aksine hüzünlenirim.
Orta iki. Sene 85. Matematik, Türkçe, Fransızca zayıf. İkinci dönem sadece Fransızca kaldı. Yazılılar 4,4,5. Neredeyse beni her hafta sözlüye kaldıran, bana her seferinde "git köyüne çoban ol!" diyen adamın dediği olacak diye korkuyorum. Kesin bırakır. 4.33'ten 5'e yuvarlamaz. Adamın evini buldum. Bir cesaret, bir ağlama ile kapısına vardım: Eğer 5 olmazsa dediğiniz olacak hocam, çoban yapacaklar beni, diyeceğim. Belki insafa gelir. Önce yavaşça sonra güm güm vurdum kapıya. Kapı açılmadı.Ağlaya ağlaya döndüm.
Karnede ilk Fransızca'ya baktım: köye dönmeyeceksin, diye okudum 5'i.
Performans notunu yükselttiğiniz mahcup çocuklar yüzdelik dilime girenlerin önüne geçmez ama azıcık avunur gönülleri adaletsiz yarışlarda.
Aslında ilk sınavdan düşük almış olmak da benim suçum değildi. Kursçu bir hoca ve sınavda kursta verdiği sorulardan çıkıyordu.Kursa giden bir arkadaştan zoraki almıştım soruları. Vermemeleri için tembihleniyorlardı. Ama soruları aldıktan sonra kursa giden herkesten yüksek aldım.
@enimenelegzet Başka biri yazmış olsa gerçekliğinden tereddüt ederdim. Çok değişik bir insanmış gerçekten. İnşallah anneniz çok geçmeden otomatik makineye kavuşmuştur🙃
@pitbullofdcs Bence burada asıl olay yine iletişim kurulamamış olması. Rahatsızlığı olan hanımefendinin bunu farketmemesi mümkün değil. Keşke uygun bir dille açıklama yapsaydı insanlara kendini kötü hissettirmeden önce.
@beyramuz İhtiyaç olanın en kalitelisini alsın yine sorun yok. Ama fiyat 8bin ise bu kaliteye değil markaya verilen bir paradır. Şahsen daha ihtiyaçlı bir aileye yardım etmeyi tercih ederdim.
Şuna çok imrendim yaa. Köpek bokuyla sidiğinin içinde oynuyor bizim çocuklar. Medeniyet gerçekten bambaşka bir şey. Bunu Türkiye’de yapsalar aklını yitirecek kendini köpek annesi sanan ruh hastaları var.
Ama insan gerçekten mutlu oluyor. Hep kariyerle kıyaslanıp anne zaten olunur zor olan kariyer deniyor ya. Onun öyle olmadığını anne olunca anlıyorsun. İyi anne olmak hiç kolay değil.
Bebeğimi muayeneye götürdüm, doktor anneliğimi övdü. Nasıl mutlu oldum anneliğimi överken beni görmelisiniz, ihtiyacıma bakın ya 😁😁
Yoğun bakım bebeği olmasına rağmen üç aylık bebişim beş aylık bebişlerin gelişimi ile aynı gidiyormuş.
“Obez değil, boyu ve kilosu orantılı, metoduna aynen devam et” dedi.
Doktorun kucağında yabancılayıp ağlayınca da “yabancılamaya bile erken başlamış” dedi.
Neyse beni mutlu ettiğiniz için canım doktorum diyetimi bozup kendime tatlı ısmarladım. Snsnsnzn
"Bir çocuğu ve köpeğini kurtardım."
Bir köpeği telef ettiği için sosyal medya zorbalığına maruz kalan Dr. Adem çatak gerçekleri anlattı.
Sosyal medyada Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Opr. Dr. Adem Çatak’ın bir köpeği çekiçle vurarak telef ettiği yönündeki iddiaların ardından Çatak, yazılı bir açıklama yayımladı.
"07.06.2026 tarihinde eşimle evimin bahçesinde otururken parktan gelen ve yardım isteyen çığlık sesleri ile irkildik. Baktığımda ise 3-4 ve 12-13 yaşlarında iki çocuk ve iki köpeğin bir arbede içinde olduğunu gördüm. Tasmasız bir köpek, tasması takılmış ve çocuklar tarafından gezdirilen bir köpekle kavga içindeydi. Görüntü olarak tasmasız köpeğin çocuklardan birinin bacağına yapıştığını ve çocuğun acı ile bağırdığını fark ettim.
İnsani bir refleksle, yardım etmek ve çocuğu kurtarmak için olay yerine gittim ve ortamdaki kanları görünce tereddütsüz müdahale ettim. Tüm bu olaylar aniden insan vicdanının vermiş olduğu refleks sonucu gelişmiştir. Olay anı kayıtlıdır ve benim arayıp çağırdığım kolluk kuvvetlerine teslim edilmiştir."
Bu sebeple kendimi geçtim gördüğüm güzel bir manzarayı dahi paylaşasım gelmiyor çoğu zaman. Fotoğrafı gören o esnada sizin yaşadığınız hiçbir sıkıntıyı düşünmüyor. Tek akla gelen sizin en mutlu halinizle gezerken o fotoğrafı çektiğiniz.
Çifti ilk defa dün gördüm. Biri ayrıldıklarını yazınca merak edip YouTube videolarına hızlıca bir göz attım. Naçizane kanaatime göre onları bitiren şey, her şeyi ulu orta paylaşmaları olmuş. Neleri var neleri yok herkese gösterip hızlıca yaşamış ve tükenmişler. Onları takip edip izleyenleri de anlayamadım, bize ne ki insanların hayatlarından! Bir videoda nasıl tanıştıklarını anlatıyorlar mesela, bize ne! Neyse, siz bana bakmayın, herkes benim gibi düşünürse YouTube ünlülerinin çoğu aç kalır.
Yaşlı birinden de örnek verdi. Yaşasın diye çok dua etmişler de sonradan çok çektirmiş. Başkalarının sınavı hakkında ne rahat konuşuyoruz. Sınanmamış olmanın verdiği rahatlık mı bilmiyorum ama empati zor değil. En azından bir denemek gerek.
Bir tanıdığın evladı ciddi bir ameliyat oldu. Çocuk ameliyat sonrası çok hırçınlaşmış. Birkaç kişi zor zaptediyormuş. Başka bir tanıdık da diyor ki "iyileşsin diye çok dua ettiler bazen de çok zorlamamak lazım". Öyle de kolay söylüyor ki.
hani “ben öyle yapmam” derken kurulan o yüksek köprü var ya, hayat gayet sakince ayağına bir taş koyuyor ve “hadi yürü bakalım” diyor insana.
günün birinde, tam da kınadığın yerden kanıyorsun yani.
birine çok gördüğün merhamet, gün geliyor en çok senin ihtiyacın oluyor.
“bu kadarcık şey yüzünden boşanılır mı?” diye dudak büken biri, aynı mahkeme salonunda, aynı evrakın altına eli titreye titreye imza atıyor mesela. “şu çocuk niye böyle, ailesi terbiye verememiş” diye ahkâm kesen biri, bir gün kendi çocuğunun savrulduğu yerin kıyısında debeleniyor; ya da “bu kadar mı küçüldün, bu kadar mı düştün?” diye tepeden bakan gözler devran dönünce, kendi kırgınlığının daracık ve karanlık koridorlarında nefes nefese kalıp bir çıkış kapısı arıyor.
dün “asla düşmem” dediğin yer, bugün uykusuz bir gecenin, bir yalnızlığın, bir kaybın ardından ayağının altındaki ilk çukura dönüşebiliyor.
kendi zindanımızın gönüllü gardiyanı olurken başkasının felaketine alkış tutmanın bedelini er ya da geç hepimiz ödüyoruz.
çünkü insanız.
bütün ağırlığımız, perişan zaaflarımız, çiğ heveslerimiz, yersiz korkularımız, yarım kalmış iyi niyetlerimiz, telaşlı, aceleci yargılarımızla baş başayız.
bizler, kelimeleri namluya sürülmüş birer mermi gibi kullanıp, muhatabımızın tam kalbine tereddütsüz nişan alıyoruz.
büyük konuşmanın panzehiri, cümleyi yumuşatmak değil sadece aslında kalbi de eğmek gerekiyor. “bilmiyorum”, “allah bilir”, “şartlar değişir”, “ben de şaşarım” diyebilmek.
insan, kendini mutlak sanmayı bıraktığında gerçekten toparlanmaya başlıyor.
insan, başkasının sınavı karşısında eğilir. sınavı olan insanın aradığı cevap değil, omuzdur. “ben buradayım” demektir. “kapım açık” demektir. “telefonunu gece de açarım” demektir. bunlar küçük gibi görünür, fakat yığılmış bir dağın yükünü hafifletir.
diğeri senin kibrin benim aczim.
ezgi akgül
1 haziran 2026
genç adam, 10 bin lira ödeyerek
katıldığı kanye west konserinden çıktı, yorgun argın eve dönerken telefonunu çıkardı, yüzüne ciddiyet ifadesi kazandırdıktan sonra binlerce beğeni alacak mesajı yazdı:
"kurbana, hacca vereceğiniz paraları fakire verin, onun sevabı daha büyüktür."