Erkeklerin nasıl davranması gerektiğini anlatan kadınlar ile kadınların nasıl davranması gerektiğini anlatan erkeklerin ortak özelliği: GEVEZELİK
Tüm insanları aynı kalıba soktuktan sonra içlerinden birini seçebileceğini zanneden bir aymazın gevezeliği…
Entelektüel gelişim, maliyeti düşük aktivitelerden keyif almamızı sağlar. Bir sohbet, bir kitap, bir müzik, bir yürüyüş yetmeye başlar insana. Aksi halde insan görgüsüz hazların peşinde ömrünü heba eder; mutlu olacağım diye…
Ötekinin duygusuna ortak olurken o duyguyu hiç de hafife almadığını göstermiş olur sanatçı; ürettiği eserin içtenliğiyle. Telkin şarlatanlarını dinleyip toparlandığını sanan insan, bir şarkıda veya romanda yeniden dağılır. Çünkü gerçek olan sanattır ve dağılmak insan olmaktır.
Aşka dair pek yazmıyorum çünkü ben aşkı da acısını da bir başkasının tahayyül edemeyeceği irtifalarda yaşadığımı düşünüyorum. Aşk olsun ama ille de olmuyorsa bari acısı olsun bile diyebiliyorum. İçinde aşka dair duyguların olmadığı hayatı yavan buluyorum. Umarım anlatabiliyorum.
Evlilik çoğu kez romantik duygularla başlar, zamanla “sıkışmışlık” hissine dönüşür. Hiç bitmeyeceği düşünülen duygularla gelişip, bir gün “bitse de gitsek” dedirtir.
“Az insan, çok huzur” gibi sloganlar, ötekiyle anlamlı bağlar kuramamış, haliyle duygusal zekadan sınıfta kalmış insanların türettiği sloganlardır. Doğrusu: İnsan sosyal bir canlıdır ve “Toprak alma, insan al” sözü daha anlamlıdır.
Halkı kin ve nefrete sürüklemeden, halkı zaten kin ve nefrete sürüklemişleri nasıl eleştiririm diye düşündüm, bulamadım. Malum; birilerinin hoşuna gitmeyen her türlü eleştiri, diğer niteliklere bakılmaksızın, otomatik olarak halkı kin ve nefrete sürüklemek sayılıyor artık.
Sürekli şikayet edinmeyi eleştiri zannedenler, sorumsuz olduklarıyla yüzleşmek yerine, kendilerini farkındalık sahibi ilan ederler. Kurban rolü böyledir: Yüce kurban, bu bahtsız oyuna öyle kapılır ki, bir ömrü hiç ederken, bir de alkış bekler.
“Bu memleket neden gelişmiyor?” diyenlerin çoğu, memleketin gelişmeyişinin sebebidir. Gerçek aydın ise bu sorunun cevabını zaten bilir ve soruyu tekrar etmek yerine bir şeyler yapar: Bilim, sanat, edebiyat, üretim, okuma, ötekine dokunabilme gibi; mızmızlanma harici işler mesela.
Nezaket, inanmadığımız güzel sözleri insanlara söylemek değildir. Bir ortamda pot kırmaktan korkup, diken üstünde durmak değildir. Aslen komik bulmadığımız şeylere ihihi hihihi gülmek değildir. Bunların hepsi sahtekarlıktır.
Kişi, kendi entelektüel donanımında ve kendi olgunluğunda insanlarla bağ kurar. Sosyal medyada moda olan “karşı cinsi aşağılama” çığırtkanlığı, esasen kişinin iç görü yetersizliğinin ve problemi özde değil de ötekinde arama tembelliğinin dışa vurumudur.
Gaf, kırıcı söz, düşüncesizlik gibi hataları hepimiz yapabiliriz. O yüzden niyete bakılır, bağışlayıcı olunur. Fakat “samimiyetsizlik” bir hata değil, tercihtir. Benim nazarımda sahte gülücükler, sahte nezaket, sahte davranışlar, sahte duruş bir affı değil; mesafeyi gerektirir.
Sahip olduğum tüm değerlere güzelleme yaparken alabildiğine cömertim ve korkmuyorum. Nankörlük, samimiyetsizlik, kıymet bilmezlik potansiyeli olanı da yüceltebilirim. Nasılsa haksızlığa uğradığımda, yüklediğim anlamların içini boşaltmasını da iyi biliyorum.
Bir savaşta kimin güçlü olduğuna bakmaksızın savaşa dahil olmuş her insan adına üzülürüm. Çünkü üç beş tane egoist yönetici yüzünden çıkar tüm savaşlar ve her savaşta zarar görür iradesine devlet eli konmuş insanlar.