Sen misin Türk Futbolunu Avrupa’da başarıyla temsil eden⁉️
Sen misin Avrupa’da elde ettiğin başarılar ile buradaki iklimin sportif geçerliliğinin olmadığını dünya aleme ispatlayan⁉️
Sen misin bir de üzerine Şampiyonlar Ligine katılmayı başaran⁉️
Hemen,anında,vakit kaybetmeden…
❗️Geçen sezon dışarıdan bakanın beden dili ve hareketleriyle rakip oyuncunun direktifleriyle Ederson’a kırmızı kart gösterdiği düşüncesi uyandıran;
❗️Sinirlerine hakim olamayıp sanki futbolcu gibi Ederson’la kafa kafaya gelen;
⁉️Hakemi Fenerbahçe maçına atıyorlar.
Bu federasyonun ve bu mhk’nin ne düşüncede olduğuna dair başka ne denilebilir❓
Gerek federasyonun ve gerekse de bu mhk’nın Türk Futboluna yapabileceği en büyük hizmetin bir an evvel istifa etmesidir diye düşünüyorum 🤔
KHK’larla ihraç edilen kamu görevlileri arasında haklarında kesinleşmiş beraat kararı verilen, kovuşturmaya yer olmadığına karar verilen veya ceza yargılaması sonucunda suç isnadı hukuken ortadan kalkan birçok kişi bulunmaktadır.
Hukuk devletinde idari işlemler de yargı kararları ışığında yeniden değerlendirilmelidir.
Hakkında suç isnadı hukuken geçerliliğini yitirmiş kişilerin dosyaları gecikmeksizin gözden geçirilmeli; görevlerine iade edilmeleri gerekenler bakımından adalet tesis edilmelidir.
Adalet, yalnızca cezalandırmayı değil; haksızlığa uğrayanın hakkını gecikmeden teslim etmeyi de gerektirir.
Güçlü devlet, hatasını hukuk içinde düzeltebilen devlettir.
@alicanuludag@kirazli252614 10 yıldır somut hic bir eylemi olmayan bir terör örgütü mü olur?
asıl kan dökup fesat çıkaran 15 temmuz tiyatrosunu yapan akp terör örgutüdür bu da bakanların itirafı
Yıllar boyunca bir ülkenin üzerine mezar taşı gibi çöktün.
Kadınlara sokakta copla, kırbaçla, tecavüzle, kurşunla “ahlak” dersi verdin.
Mahsa’yı öldürdün, Nika’yı parçaladın, Hadis’i astın,
sonra da “kızlarımız iffetli olsun” diye nutuk çektin.
İtiraz edenin nefesini kestin.
Muhalif dediğin herkesi ya zindanda çürüttün,
ya darağacında sallandırdın,
ya da faili meçhul bir kurşunla susturdun.
Binlerce genci idam sehpasına çıkardın;
bazıları 17’sinde, 18’inde, 20’sinde…
Cellatlara “Allah’ın emri” dedirttin.
Korkuyu resmî ideoloji yaptın.
Biatı iman, itaati ibadet, sorgulamayı küfür saydın.
Bir nesli Evin’de, Rajai Shahr’da, Gohardasht’ta çürüttün;
bir nesli pasaportu elinden alınmış, bavulla sürgüne mahkûm ettin;
bir nesli de annesinin kucağında ağlarken yetim bıraktın.
Adalet diye bir şey kalmadı; yerine infaz mangaları geldi.
Hukuk diye bir şey kalmadı; yerine fetva makinesi geldi.
Özgürlük diye bir şey kalmadı; yerine “ölüm” kelimesi geldi.
Şimdi bir ceset toprağa indi.
Ama arkanda ne bir dua var, ne bir gözyaşı, ne bir saygı.
Sadece asılan çocukların annelerinin laneti var.
Sadece cop yemiş, saçları kesilmiş, göğsü kurşunlanmış kadınların öfkesi var.
Sadece hapishane duvarlarında kanla yazılmış isimler,
sadece sürgünde ölenlerin kemikleri,
sadece “nereye gömdünüz oğlumu?” diye haykıran analar var.
Tarih seni affetmeyecek.
Halk seni affetmeyecek.
O darağacında sallanan gençlerin gölgesi,
senin mezar taşının üstünden hiç inmeyecek.
📍KOD ADI KEMAL’İ VE KARANLIK İSMAİL’i TANIMAK İSTİYORSANIZ OKUYUN….
Avukat Baver Karakuş, Silivri'de aracının anahtarlarını alıp giden ve geri getirmeye tenezzül etmeyen Ruşen Çakır ile arasında geçen olayı sosyal medya hesabından paylaştı:
Marmara Kapalı Ceza infaz Kurumu 9 No’lu (Silivri) Cezaevinde Mercedes arabamın anahtarı çalındı. 3 saat boyunca eksi derecede soğukta nasıl mahsur kaldım oynat bakalım misali okuyun bakalım.
Çarşamba günü Marmara Ceza İnfaz Kurumu 9 No’lu Yüksek Güvenlikli Cezaevindeydim. En son X-Ray noktasında görevli memur; “Araç anahtarı içeri alınmaz.” dedi.
Normalde de X-ray üstüne koyuyoruz. İçeri geçiyoruz.
Aracımın anahtarını X-Ray cihazının üstüne koydum, müvekkillerimle görüşmelerimi yapmaya gittim.
Saat 17.00’de çıktım. Anahtarımı almak için döndüm. Ve anahtarım yok. Bildiğin anahtarım yok. Şoktayım.
Her yer arandı. Dip köşe, alt-üst, sağ-sol. Ve asla anahtarım yok. Mesai bitmiş. Dışarısı buz. Montum arabada. Sonunda rica minnet yalvar yakar kameralara bakıldı.
Kamera kayıtlarında şu net biçimde görülüyor.
Ben çıktıktan sonra, İsmail Saymaz diye birinin yanında Ruşen Çakır denilen şahıs X-Ray’in üzerinden benim anahtarımı alıp gidiyor.
Çantam arabada, telefonlarım arabada, param, kartlarım her şeyim arabada. Silivri buz gibi, bildiğin ellerim buz falan. İki küçük çocuğum var (1 ve 3 yaşında)
Tam bu sırada “başkanım, vekilim” sesleriyle bir grup çıkıyor. Dedim aha vallahi bunlar da CHP’li. Kesin birbirlerini tanıyorlardır. Seslendim.
“Pardon beyefendi bakar mısınız dedim?” “Buyrun” dedi.
“Ruşen Çakır denilen bir şahıs varmış. Tanıyor musunuz?” dedim.
Neden dedi, başladım durumumu anlatmaya, herhalde bilmeden aldı. Kendi aracının anahtarıyla karıştırdı, rica etsem arar mısınız dedim.
Sonra CHP İzmir Milletvekili olduğunu ve adının da Mustafa Balbay olduğunu öğrendiğim milletvekili Ruşen Çakır’ı aradı.
Mustafa Balbay sormaya başladı;
“Sende başka yabancı bir anahtar var mı Ruşen” dedi.
Ruşen Çakır gayet rahat bir şekilde “Evet” dedi.
Peki neden aldın? Ve geri getirmedin.
“Çıkarken aldım İsmail Saymaz'ın zannettim. Aşağı inince ona uzattım al diye sonra o da benim değil diyince devam ettim gittik.”
Peki kadın burda anahtarsız, parasız, montsuz, havada buz gibi biliyorsun. Nasıl olacak? Dedi Balbay.
Çakır “Banane. Maslaktayım, çok istiyorsa gelsin burdan alsın kanaldan.” dedi
“Olur mu öyle şey kameralardan aldığın görünüyor. Getirmelisin.”
Getirmem. Uğraşamam sakın numaramı da verme dedi.
Silivri’de anahtarsız ve parasız, kartsız, montsuz kalan ben, Maslak’a gideceğim, anahtarımı kendisinden rica ederek alacağım, sonra tekrar Silivri’ye döneceğim. Arabamı alacağım. Oradan da tekrar evime gideceğim.
Güler misin ağlar mısın?
Üstelik telefon numarası da vermiyor. Bir taksiciye verecekmiş, taksici beni bulacakmış.
Gel gör ki her gün ekranlarda, köşe yazılarında, hak-hukuk-adalet isteyen bu şahıslar; bir kadının o soğukta, evde 2 küçük çocuğum var demesine rağmen, bırakın bir kusura bakma demeyi, ayaklarına köle gibi çağırıp, rezilliklerini kapatmak yerine kendilerini padişah zannediyorlar.
4 saat boyunca anahtar bekliyorum. İsmail Saymaz komik bir şekilde bana kanal çalışanının numarasını veriyor. “Siz birilerinden arayıp ulaşın diyorlar.”
Anahtar nihayet geliyor. Saat 21.00’den sonra.
Şimdi soruyorum; “Hak, hukuk, adalet” diye bağıranlar,bir kadını bu durumda bırakırken hiç mi utanmıyor?
Tabi ki çocuğunun yaptığından dolayı babasının yargılamak olmaz. Ama bu konunda detayları bilmekte milyonların hakkı.
Mehmet Akif Ersoy Türkiye’de söz sahibi olmak isteyen Tahmaz’ın torunların sesiydi.
İlmek ilmek dokundu.
Ama görüyorsunuz ki haşhaşi çıktı.
Tekirdağ 2 Nolu T Tipi Cezaevinde bilincini kaybeden köfteci Abdullah TIRPAN (72) ACİLE KALDIRILDI
Ailesi: "Tuvalet ihtiyacını dahi görmek için yerinden kalkamıyor, sürekli istifra ediyor. Sağlığı çok kötü. Babamızın cezaevinde ölmesinden korkuyoruz."
AsudeHapiste Büyümesin
Üzülerek görüyorum ki
bu Kemalistler bu ülkenin en yobaz ve en tutucu cemaatidir.
Ve bunlar aşırı dinci saldırgan bir cemaat.
Okuma, düşünme ve tahkik etme gayretleri yok
Kemalistlerin Atatürk'e taptıkları kadar Müslümanlar Allahı sevip tapsalardı
kanatlanıp göklerde uçarlardı