📢Hizbullah yöneticilerine yönelik skandal karar: Kişiye özel düzenleme
📌EMEP Gaziantep Milletvekili Sevda Karaca, 1990’lı yıllarda işlenen yüzlerce cinayetin sorumlusu olan Hizbullah yöneticileri Edip Gümüş ve Cemal Tutar hakkında verilen aklama ve iyi hal indirimi kararlarını Meclis gündemine taşıdı
Buna karşı iki temel reaksiyon var:
1- "Bunun yoksullukla ilgisi yok, bizim millet avanta sever."
2- "Oh olsun, oy vermeye devam edin, böyle kuru ekmeğe muhtaç olursunuz."
İlki için söylenecek şey şu: Hiçbir toplum özü gereği, varoluşundan ötürü bir şeyi sevmez. Ya da hiçbir toplum tarih dışı ve değişmez bir karaktere indirgenemez. Bunu yaptığınız anda meseleyi siyasetin gündeminden çıkarıp ahlak ve toplumsal öz gibi noktalara taşıyıp tam da siyaset kurumunun istediği konforu ona vermiş olursunuz. Böyle olunca da 12 Eylül'den beri yurttaşların sistematik olarak piyasa karşısında korumasız bırakıldığını, sosyal hakların tasfiye edildiğini ve siyasetin emek-sermaye çelişkisini konuşamaz hâle getirildiğini ve bunun yerine kimlikler iraden öne çıkarıldığını görünmez kılarsınız.
Bu da hemen hemen 50 yıldır yurttaşların artık hak sahibi olmaktan çıkartılıp her türlü güvencesinin yok edildiği, ancak susması karşılığında muhtaç olduğu “yardım”a ulaşabilen birer nesneye indirgendiği gerçeğini gözden kaçırır. Nitekim bu ahlakçı yaklaşımın iddiasının aksine insanlar özü gereği ahlaksız oldukları için bunu yapmıyorlar, fırsatını bulunca toplamaya alıştırıldıkları, bir daha bu fırsatı yakalayamayacakları endişesine kapıldıkları için bunu yapıyorlar. En önemlisi, ekmeğe ulaşmanın devletin onlara zaten sağlaması gereken bir hak olduğu gerçeğinden çok uzaklaştırıldıkları için bu haldeler.
İkincisi ise birincinin doğal uzantısı. Aristokratik kibire saplanmış siyaset kurumunun dilinin bir izdüşümü bu. Burada insanların yaşadığı açlık, yoksulluk, güvencesizlik ya da bunların yarattığı fırsatçılık hâli bu dili kuranları aslında pek rahatsız etmez. Onlar için tek gerçek mesele seçimdir. Toplumsal sorunları çözülmesi gereken siyasal meseleler olarak değil, sandıkta oy davranışını etkileyen değişkenler olarak görürler. Bu yüzden insanların nasıl yaşadığıyla değil, nasıl oy verdiğiyle ilgilenirler. Ben bunlara ‘seçim canavarları’ diyorum. Açlığa, yoksulluğa, güvencesizliğe değil; yalnızca bunların sandığa nasıl yansıdığına bakan, yurttaşı hak sahibi bir özne olarak değil oy üreten bir makine olarak gören siyaset anlayışıdır bu.
Bunu yapanların anlaması gereken şey, bu dilin insanların oy davranışını da değiştirmediği, aksine sabitlediği. Çünkü mevcut durumu ‘kader’ olmaktan çıkaracak siyasal ve toplumsal koşullarla mücadele edilmiyor, yalnızca o koşulların içinde yaşayan insanlara sövülüyor. Yoksulluğu, güvencesizliği ve bağımlılık ilişkilerini ortadan kaldıracak bir siyasal hat kurmak yerine bu ilişkilerin içindeki insanlar aşağılanıyor. Bu ise herhangi bir dönüşüm yaratmıyor ve tam tersine insanları daha da içine kapatırken mevcut düzenle kurdukları zorunlu ilişkiyi pekiştiriyor. Yani yine aynı seçim canavarlarının sorduğu "Her şeye rağmen nasıl hâlâ bu kadar oy alıyorlar ya..." sorusunun cevabı bunda gizli biraz da...
Siyasetin insanların davranışlarını ahlaki yargılarla cezalandırmak yerine o davranışları üreten koşulları teşhir edip onları değiştirecek iradeyi ortaya koyarak yapılacağını hatırladığımız gün bu kördüğüm de çözülür.
#Deyrezor'da Arap aşiretleri birbirine girdi
"Ganimet kavgasına" tutuşan aşiretler arasında şiddetli çatışma çıktı, petrol kuyuları ateşe verildi
Aşiretler, Özerk Yönetim döneminde olduğu gibi, kendilerine pay verilmesini istiyor
https://t.co/OUIAba9y4B
Abdullah Öcalan gerçeğini yok sayan sıradanlaştıran her yaklaşım aslında Kürdün tarihsel hafızasını ve çok büyük bedellerle inşa edilmiş kimliğini inkar eden yaklaşım anlamına gelir..
Okumanız dileğiyle…
Sürece dair yazdım👇
BASINA VE KAMUOYUNA
Dün TBMM’de bir provokatörün kurduğu iğrenç cümleleri, son günlerde Sayın Öcalan ve Dem Partili siyasetçiler şahsında Barış ve Demokratik Toplum sürecine dönük geliştirilen saldırı kampanyasının kirli bir uzantısı olarak görüyoruz.
Sözü hiç uzatmayalım: Alçaklık; ucuz şahsi ve siyasi menfaatler uğruna bu ülkenin on yıllardır özlenen barış çabasını dinamitlemeye çalışmaktır.
Teröristlik; ırkçı egemen kibriyle Kürde had ve hakaret bildirmeye kalkışıp, Türk ve Kürdün bir arada yaşama çabasına karşı savaş çığırtkanlığı yapmaktır.
Kandan beslenmek isteyenler, bu ülkenin sürekli kendi içinde çatışmasını, kendini içten içe tüketmesini hevesle arzulayanların temsilcileridir; bu toprakların değil!
Halkımız müsterih olsun. Barış kuruculuğu ve iradesi bu tür provokatörlerin ve provokasyonların kirletemeyeceği bir siyasi mesafede ve değerdedir.
Kan emicilere inat, Barış ve Kardeşlik kazanacak…
Saygılarımızla
ASRIN HUKUK BÜROSU
Sn @bengibaser hocam @TC_istanbul den koruma talep edin.
Kişisel bilgilerinizi paylaşıp sizi hedefe koyuyorlar.
Tehdit içeren paylaşımların görüntülerini alın.
Çetelerin kelle kesen baş kıran olması sorun değil onlara Hırt demek sorun oldu…
Sizi hedefe koyan baro ve stk larda bunun durumun farkındadır umarım.
Türkiye’de ırkçılık, milli mefkuredir, kamu spotudur.
Efendi'ye ait doğal bir hak olarak görülür. Bu sebeple dokunulmazdır ve bir keyif efektidir.
Sarı torba, tehcir, hırtlar vadisi şeklindeki ırkçı lügatın manasını şu yazıda tartışmaya çalışmıştım.
https://t.co/3zqLcfeSQg
Halen @MedicanaSaglik grubuna bağlı bir hastanede çalışan aşağıdaki şahıs, toplumun belli bir kesimine karşı alenen nefret yayarken neden hiçbir yasal ve idari yaptırımla karşı karşıya kalmıyor?
@saglikbakanligi@ttborgtr@drmemisoglu
TKP'nin içinde aydın olmayan gericiler bildirisinin imzacı listesine baktım. Kürt, Arap, Arnavut vd olup Türklüğe terfi etmiş birkaç plaza eskisi gazeteci, TKP'nin resmî Kürdoloğu, bir iki devrimci eskisi, görünce şaşırdığım bir iki (yine) gazeteci dışında tanıdık kimse yok. Orhan Aydın'a da şaşırdım. Maraş-Hatay depreminde kızını hepimizin gözleri önünde kaybetti, rejim ona büyük zulüm yaptı. Düşüncelerimizde farklılıklar var, ama onun gibi kıymetli, boyun eğmeyen birine söz söyletmem!
Ben burada eleştiriyi "yaygın" bir "örnek" üzerinden "biz"e yönelteceğim:
20 Nisan 2019'da Orhan Aydın, müzisyen Hakan Yükselir ile Amed'e gelmişti. Aydın ve Yükselir Kürt tiyatrosunun önemli isimleri olan Kenan Demir ve Barış Işık ile birlikte Amed Büyükşehir Belediye Eşbaşkanları Hülya Alökmen Uyanık ve Adnan Selçuk Mızraklı'yı ziyaret ettiler. Bu görüşme, belediyenin resmi Twitter adresinden fotoğraflarla duyuruldu -o fotoğraflardan birini sizin için buldum! Twitte aşağı yukarı şöyle yazılmıştı:
"Sanatçılar Orhan Aydın ve Hakan Yükselir belediyemizi ziyaret ettiler."
Hem görüşmede hem de fotoğraflarda "var" olan Demir ve Işık takdim ve "haber"de "yok"lardı. Onlar sanatçı sayılmamışlardı! İkisi de kayyımlar döneminde Kürtçe tiyatroda ısrar etmiş, eden, mal mülklerini, hayatlarını Kürt tiyatrosuna adamış/adayan insanlar. Ama nasıl efendi "biz"i yok sayıyorsa "kültür alanı"nın pek kıymetli ve dokunulmaz şef ve sorumluları da 30 yıldır Kürtçe sanat yapan insanları yok saymaya, görmemeye, başkalarına bayılmaya devam ediyorlar/dı!
Sömürge toplumuna mensup insanlar gibi sömürgeci topluma mensup insanlar arasında da görüş ve yaklaşım farkları olabilir. Sömürgeci rejimin sömürge statüsüne yönelik eskiyle kıyaslandığında az ya da çok olumlu bir girişimi olduğunda buna ulusalcı solcuların karşı çıkması olağan bile karşılanabilir. Bunlarla fikir tartışması da olmaz. Bu ulusalcı deneklerle küçük bir deney yapalım mesela:
Soru 1: "Tam bağımsız Türkiye" sloganı nasıl bir slogandır?
Toplu cevap: "Devrimci bir syogandır öytmenim!"
Soru 2: "Tam bağımsız Kürdistan" sloganı nasıl bir slogandır?
Cümbür cemaat: "Milliyetçi, böyücü, empelyalizm usağı biy syogandır öytmenim!"
Şekilde de görüldüğü gibi bunlar, büyük Kürt düşünürü Şerafet Duman'ın deyimiyle, "qatiyan eyitilmezdir." Peki ya "biz"imkiler?
Eleştiriyi karşıya yöneltmek, kendine, içine bakmanın önünü alıyor. Hele önce kendi saçma, bağımlı, ezik yaklaşımınızla yüzleşin, gerisi, gericisi kolay!
PS. Fotoğrafı "okuma"k ise günler sürer!
Suriye’deki kürtleri ilgilendiren/ilgilendirecek gelişmeler dışında ilgiye, takibe değer hiç bir şey yok. Sürece dair mahalle toplantıları ve klimalı STK ziyaretleri körler derneğinin ilkokul merdiveni müsameresi tadında. Ne biliyorsunuz,halka ne anlatıyorsunuz.
@evrenselgzt Filmin ilk yarım saatini ancak izleyebildim. Diyaloglar çok kötüydü. Tümünü izleyebilen barış ve demokratik toplum süreci ile terörörsüz türkiye arası bir kişiliktir.
Bu video bu gece Hatay/Dörtyol’da çekilmiş. Bana Hataylı gazeteci Halit İri tarafından yollandı. Çeken kişi Halit İri’nin yerel muhabiri imiş. Tarım ve Orman Bakanlığı, Emmiyet Genel Müdürlüğü, Jandarma Genel Komutanlığı ve Hatay Valiliği ilgilenebilir. Hiç yüksek gerilim hattı yangınına benzemiyor, @TCTarim@EmniyetGM@HatayValiligi@jandarma