Bu yayın eski Türkiye'de çokça tanık olup bugün özlediğimiz bir geleneği hatırlattı bize.
Uzun yıllar sonra ilk defa AKP'li bir siyasetçiye bu kadar net/dobra sorular soruldu.
Kemal Kılıçdaroğlu'nun bugünkü yayınında bariz hukuki hatalar vardı.
Örneğin:
1-) Geçici 20'nci madde konusundaki beyanları doğru değil.
Selahattin Demirtaş'ın tutuklanmasına giden sürecin önünü açan Anayasa'ya eklenen geçici 20'nci maddenin kabulü için yasamada çoğunluk “zaten” mevcut değildi. AKP ve MHP oyları, (TBMM başkanı dahil) toplam 357 milletvekiliyle referandumu zorunlu kılacaktı. CHP'nin desteği sayesinde iktidar ittifakı halkoylamasından kaçınabildi.
Anayasa'nın dokunulmazlık hükmüne dönük böyle bir istisna olağan anayasal rejim içinde uygulanamazdı. Uygulansaydı Ömer Faruk Gergerlioğlu, Leyla Güven ve Şerafettin Can Atalay kararlarında görüldüğü üzere ihlal sonucu doğardı.
2-) Hâlihazırda delegelerin görevden alındığı iddiası doğru değil.
Mutlak butlan davasındaki tedbir kararında delegeler görevden alınmış değildir. İl kongreleri bakımından İstanbul İl Kongresi dışında bir ihtilaf yoktur ve 2025 delegeleri görevdedir.
3-) Emniyet müdürlüğüne yazı yazılması, mahkeme kararının uygulanması için gerektiğinde kolluk gücünün devreye sokulmasını da içeren bir taleptir. Böyle bir başvuru yapıp ardından “Ben zor kullanılmasına karşıyım, böyle bir talepte bulunmadım” denilemez. Bu söylem tutarlı değildir.
4-) Kamuoyu önüne çıkıp “rüşvetçi olduğunu bildiğim belediye başkanları var” deniyorsa bu bir olgu isnadıdır. Olgu ileri süren kişi, iddiasını ispatla yükümlüdür.
Koşullara göre, elde kanıt olmadan böyle bir isnatta bulunmak hakaret, kişilik hakkı ihlali veya iftira gibi sorumlulukları gündeme getirebilir. Buna karşılık elde gerçekten kanıt varsa, bu kez de bu bilgilerin yetkili makamlarla paylaşılmaması "suçu bildirmeme suçu" bakımından tartışma yaratır.
Bu sözler yalnızca bir değer yargısı olarak söylenmişse, bir genel başkanın kendi parti üyeleri hakkında bu ağırlıkta bir söylemi kamuoyu önünde dile getirmesi parti disipliniyle bağdaşmaz; istifa veya ihraç tartışmasını doğurur.
5-) Kemal Kılıçdaroğlu, kendisi hakkında isnatta bulunulan kişilerin dava açmamasından sonuç çıkarıyor. Fakat kendisi hakkındaki isnatlar karşısında, örneğin bir delegenin “Muharrem İnce'ye verdiğim desteği para karşılığı geri çektim” şeklindeki kendisini zan altında bırakan beyanı bakımından dava açmıyor.
Bir milletvekiline dava açmama gerekçesi olarak da “milletvekili dokunulmazlığı”nı ileri sürüyor. Oysa mevcut içtihada göre dokunulmazlık tazminat davalarına engel değildir. Ceza davaları bakımından ise zamanaşımı durur, vekillik sona erdikten sonra yargılama yapılabilir.
6-) Kemal Kılıçdaroğlu'nun genel başkanlığı döneminde CHP'nin girdiği her seçimde oylarını artırdığı iddiası da doğru değildir. CHP'nin oy oranı 2014, Haziran 2015, 2018 ve 2023 seçimlerinde bir önceki seçime göre düşmüştür. Aşağıda grafiği paylaşıyorum.
Tüm bunlar bir yana, Silivri'deki davalarda pek çok iddia belgelerle çürütüldü. Masum insanlar büyük bir trajedinin içinde dertlerini anlatmaya çalışıyor.
İddianameyi okumadan, savunmalardaki belgeleri görmeden ve yaşananlara vakıf olmadan yüksek perdeden bu tür açıklamalar yapılması, hukuk bir yana, ahlaki üstünlük söylemini de boşa çıkarıyor.
Kılıçdaroğlu soruların çoğuna mantık sınırlarında yanıt veremedi. Saray yargısının kararlarına dayanarak CHP’li başkanları suçlamasındaki çelişkiyi açıklayamadı. Etkin pişman ifadelerini peşinen doğru kabul etmesindeki tutarsızlık gözler önüne serildi. Sürekli ‘Bilmiyorum’ diyerek yanıt vermekten kaçındı. Partiye polis sokulması, mutlak butlan kararında bile ‘Benimle ilgisi yok’ söylemi hiç inandırıcı olamadı. Kılıçdaroğlu, toplumun aklı ile alay eder gibi sorumlulukları üzerinden atıp ‘Arınma’ söyleminin arkasına saklanmaya çalıştı.
Kılıçdaroğlu 13 yıl genel başkanlık yapmış ama CHP seçmenini hiç tanımamış. Hala 6 oku gören CHP’lilerin eli başka partiye gitmez diye düşünüyor. O CHP seçmeni stratejik oy kullanmayı bilen bir seçmen. O seçmen iktidarı değiştirmek için HDP’ye barajı aşsın diye HDP’ye, yeri gelmiş MHP’ye oy vermiş bir seçmen. Böyle bir seçmen bugün olan bitenin hukukla ilgisi olmadığını, Kılıçdaroğlu’nun iktidarın eline verdiği oyunun figüranı olduğunu bilmiyor mu?
Müsavat Dervişoğlu:
"Butlan konusunda benim en büyük endişem bunun CHP'nin iç meselesi olduğu tezinin kamuoyuna yutturulmasıdır.
Bu CHP'nin iç meselesi değildir. Bu iktidarın seçim kazanmaya yönelik bir hamlesidir. Bunu halk da böyle görüyor."
Sözcü TV, Yılmaz Özdil üzerinden Ekrem İmamoğlu, Mansur Yavaş ve Özgür Özel arasında ayrışma yaratmaya çalıştı. Ancak bu girişim başarısız oldu ve kanal ciddi reyting kaybetti.
Bunun üzerine Özdil ile yollar ayrılarak muhalif izleyicinin güveni yeniden kazanılmaya çalışıldı. Fakat bugün yaşananlar, bunun gerçek bir politika değişikliği değil, yeni bir operasyon için hazırlık olduğunu anlaşılıyor.
Butlan kararının ardından önce sözde “orta yolcu” Oğuz Kaan Salıcı ve Gürsel Erol ekranlara çıkarıldı. Şimdi ise Kemal Kılıçdaroğlu’nun canlı yayına konuk edilecek.
Yılmaz Özdil gitmiş olabilir ama görünen o ki operasyon anlayışı yerinde duruyor.
Bu yüzden asla izleme, asla okuma.
Yok öyle muhalefetin reytingiyle büyüyüp, sonra dönüp muhalefete operasyon çekmek.
CB danışmanı şöyle dedi; "Erdoğan'ın CB ihtiyacı yok ama Türkiye'nin bir kez daha Erdoğan'a ihtiyacı var"
Kibre bakar mısınız?
Bulunmaz Hint kumaşı mübarek.
Tam tersi memleketin hem de uzunca bir süre Erdoğansız, AKP'siz, muhafazakârsız (iktidar) dönemine ihtiyacı var.
Müsavat Dervişoğlu: (Akın Gürlek'in bakan olması Hlhk.)
"Bir soruşturmanın savcısının, o dosyada yargılama yapacak hakimlerin amiri pozisyonuna taşınması hiç yerinde değildir. Bu, devlet insanlığından nasiplenmemenin de bir sonucudur."
SORU:
OLMAZ YA, BİR AN İÇİN OLACAĞINI VAR SAYALIM;
KILDAROĞLU “BEN CHP’NİN BAŞINA ATANAN GENEL BAŞKAN OLMAKTAN VAZGEÇİYORUM VE İSTİFA EDİYORUM” DESE, BUNA EN ÇOK KİM KARŞI ÇIKAR, KİM KIZAR, KİM BU İŞTEN DAHA ÇOK ZARARLI ÇIKAR?!