A kinetic ceiling installation at Costa Navarino, Greece, designed by K-Studio for The Romanos resort, uses fabric panels that sway with sea breezes. The wave-like motion filters sunlight and enhancing natural airflow to keep the beachside restaurant cool.
Pirinç pilavındaki inorganik arseniği azaltmak için:
1 ölçü pirinci
4 ölçü kaynar suda
5 dakika haşlayın.
Haşlama suyunu dökün.
Temiz su ekleyip pilavı suyunu çektirerek pişirin.
Basit ama etkili bir mutfak uygulaması.
Pirinç pilavındaki arseniği azaltmak https://t.co/1ZlclCzyE3
Kayseri'ye İç Anadolu'nun en büyük Aqua parkı açıldı.
Park kadınlara yasak.
Yok haremlik selamlık ya da bazı günler kadınlara ve ailelere özel değil.
Sadece erkekler için yapıldı.
La bu kadınlar size ne etti @KayseriBSB ?
UYARI:
Pazartesi 17 Ağustos Depreminin yıldönümü. Çok insanımız, çok binalarımız gitti. Çok şey söylendi, çok konuşuldu. Yeni, yeni evler yapıldı. San ki hiç tekrar yıkılmayacak, tekrar deprem olmayacak gibi.
Arkdaşlar kendimzi aldatmayalım. Bir deprem ülkesinde yaşıyoruz. Er veya geç, orada veya burada büyük bir deprem olacak ve binlerce insan ölecektir. Bırakın fayı, bırakın yeri, insanlar ölmesin istiyorsanız ülkenizi DEPREM DİRENÇLİ yapınız ve depremi minimum zararla atlatınız. Bütün iş bir bakanlık kurup bunu en az 20 sene siyset yapmadan ciddiyetle çalıştırmak gerekir. Türkiye’nin bunu yapmaya gücü vardır. Hoşcakalın.
Gelir Vergisi rekortmenleri listesi açıklandı. İlk 100'e girip isminin açıklanmasını istemeyenler;
2000 14 kişi
2008 31 kişi
2012 35 kişi
2018 58 kişi
2019 67 kişi
2023 73 kişi
2025 78 kişi
İsmini gizlemeyen ama görünmeyen vergi rekortmenleri listede yok. Çünkü bu ülkenin gerçek vergi rekortmenleri; bir araba kendine iki araba devlete alan, cep telefonuna 4 ayrı vergi veren, maaşı daha eline geçmeden vergisi kesilen, mutfak tüpüne ÖTV, tuvalet kağıdına %20 KDV ödeyen vatandaşlardır.
Maaş zammını %16 enflasyon hedefiyle yaptın.
Sonra dönüp hedefi %28’e çıkardın.
Çalışanın maaşı hedefe göre kaldı,
Aradaki 12 puanı kim ödeyecek?
Bunun adı tahmin hatası veya başarısızlık değil...
Bunun adı çalışanın parasına çökmektir!
Gazete Pencere de yazdığım dönemlerde yani yıllar önce ekonomide yoksulluk arttıkça gıda enflasyonu yükselir diye yazmıştım. Sebebi açık halk geliri azaldıkça diğer harcamalarından kısıp gıda harcamalarını sürdürecektir. Dolayısıyla gıda tekelleri fiyat artışlarını sürdürecek ve enflasyonu bunun bir bahanesi olarak kullanacaklardır.
Oktay Ortodoks iktisada yönelik eleştirilerinde haklı. Bu sorunu veya genelde enflasyonu yoksulluk yaratarak, faizi artırarak düşüremezsiniz.
Zira para politikası merkezli faizi temel politika değişkeni alan bir tasarımla bu sorunu çözemezsiniz.
Aksine işsizliği azaltarak, yoksulluğu ortadan kaldırarak çözersiniz. Yani para değil maliye politikası merkezli bir tasarım. Borç yönetimi veya faiz dışı fazla hedefi uygulayarak, kamuyu, sosyal devleti küçülterek değil. Tam istihdamı hedefleyerek, gelirler politikası uygulayarak, vergiyi aşırı kârı önleyici biçimde kullanarak, serveti, rantı, finansal kazançları vergilendirip, emekçinin gelirini, tüketimini/dolaylı vergileri vergi konusu yapmayarak.
Gıda enflasyonu özelinde ise yıllardır yazıyorum. Tarım, hayvancılık piyasaya terk edilemez, kamu desteği gerekir. Alıcı ve satıcı tarafına sübvansiyon gerekir. Düzenleyici kurumlar ve kamu işletmeleri olması gerekir.
Çok güzeldin… #BilgesuErenus 1990’lardan hatırlıyorum. İnsan haklarının ihlal edildiği, acının yaşandığı her yere şarkılarınla koşar, umut olurdun… Devrin daim olsun 💜
Karatepe Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu’ndan selamlar.
Size bu satırları hemen yan hücremden gelen “Aşkın mapushanee, içindee ben mahkum” dizeleri eşliğinde yazıyorum.
Bir düzeltmeyle başlayayım; tanımadığım ve görüşmediğim bir avukat “Deniz bizi unutmayın dedi ” gibi bir bilgi yaymış. Ne böyle bir duygum var ne de öyle bir talebim oldu. Aksine sürekli beni paylaştığını öğrendiğim arkadaşlarıma şu mesajı yolladım: “Abartma be king, yaz böyle geçmez.” Hazır hayatımın ilk tekzibini yapıp kendimi bir şey sanmışken hız kesmeden ikinciyi de yapayım. Biraz gecikmeli olacak ama tutuklandığımı öğrenince söylediğim “neşemizi çalamazlar” mesajını tırnak içinde olduğunu vurgulayarak söylemiştim. Nöşömözü çolomozlor gibi. Ama adliyeden Twitter’a ulaşana kadar yolda ironik tırnaklar kaybolmuş. Bana bu haberler geç geldiği için özetle şöyle diyebilirim; romantik, arabesk ya da talepkar bir cümle duyarsanız bilin ki doğru değildir. Çünkü ruh halim — olumlu anlamda — üçünden de uzak.
Evet, Çorlu’da birinci ayımı doldurdum. Ankara, Çorum, Antalya ve İstanbul’dan sonra en çok vakit geçirdiğim şehir Tekirdağ oldu. Beş Şehir’i tamamladım. Gelirseniz gezdiremem ama şehrimizin en çok ziyaret edilen noktası olan cezaevine çoğu Tekirdağlıdan daha hakimim. En iyi köfteciyi herkes bilir.
Moralim yerinde, sağlığım iyi. Bir ay boyunca kötü hissettiğim tek bir an bile olmadı. Tabii ki cezaevi romantize edilebilecek bir yer değil. Bunu herkes bilir. Monopoly’de bile kodese girince sinir krizi geçiren arkadaşlarım oldu. Yine de adettendir, benden de duyun; cezaevine girmeyin mecbur kalmadıkça.
Aile, arkadaşlar, iletişim ve seyahat özgürlüğü, gözetlenmediğim bir oda, güneş, sahne, sokakta yürümek gibi mahrumiyetlerin yanında önemini burada anladığım şeyler de oluyor. Klavye ve bıyık makası benim için önemliymiş. Klavyeye hazırlıklıydım ama bıyık makası sürpriz oldu. Berber prosedürünü öğrenene kadar bıyıklar ağzımı kapattı. Kantin listesinde olmamasına rağmen şansımı deneyip “Bıyık makası?” diye dilekçe yazdım; cevap verilmeyen tek dilekçem oldu. Bir filmde dev makası olan bir adam gördüm. Çok özendim. Hayatımda ilk kez canım makas çekti. Neyse ki bıyığım Türkiye’de övgü alabileceği en kritik kişiden övgü aldı; ziyarete gelen Erkan Baş’tan.
Özetle cezaevine girmemeye çalışın ama işinizi olması gerektiği gibi yapmanın karşılığı buysa en huzurlu uykular burada uyunuyor. Sonraki gün yapacak işinizin ya da verilmiş sözünüzün olmaması da cabası.
Kaldığım cezaevi “Kuyu Tipi” olarak biliniyor. Bu konuda uzmanların, avukatların ve uzun süre tecrübe etmek zorunda kalmış insanların yazdıklarını okumanızı tavsiye ederim. Benim kısa süreli gözlemim; güneşsizlik, havasızlık ve sosyal izolasyonun kalıcı fizyolojik ve psikolojik zararlar vermesi kaçınılmaz. Sayımlar dışında insan sesi duymadan günleri, haftaları geçen mahkumlar var. Cezaevi deyince aklımızda canlanandan çok daha yalnızlaştıran bir sistem.
Ben belki kısa süreli olacağını umduğum için dışarıda da bazen yaptığım goblin moduna geçerek şimdilik uyum sağladım. Ama öğlen 7 metrelik duvarları olan avluda yüzüme gelsin diye güneşle köşe kapmaca oynamam gerekiyor. Yolu bir şekilde bu kuyuya düşen güvercin* ve dev çekirgeler duvarları aşamadıkları için benimle beraber kalıyorlar, haklarında CİMER şikayeti olmamasına rağmen. Yalnız hissettirmiyorlar. Gönderdiğiniz kitap kargoları ve şimdiden plastik komodinimin iki çekmecesini dolduran mektuplar hayatımdaki en kalabalık zamanımı yaşamamı sağladı hücrede. Hepsini okudum mektupların, kalışım uzarsa cevap da yazacağım. Yakın arkadaşlarımdan “Niye cevap yazmıyorsun şerefsiz, bu sefer turnede olmadığını hepimiz biliyoruz” tarzı mektuplar gelmeye başladı. WhatsApp’tan kurtuldum, bu sitemden kurtulamadım. Kitap hediyeleri ve mektuplarla memurlara ek mesai çıkardık. Size de, şikayet etmeden hızla yardımcı olan memurlara da teşekkürler.
Düzenli ziyarete gelen avukatlar da nefes oluyor. Cezaevinin yıldızları onlar. Ton balığını cezaevi kantinine ekleten avukatla tanıştım, çok heyecanlandım. Burada Oğuzhan Uğur’dan daha popüler. Dışarıya dair haberleri de onlardan alıyorum.
Okul arkadaşlarım başta olmak üzere dışarıda destek olan, dayanışma gösteren herkese de çok teşekkürler. Sabah 8 sayımlarında memurlar gelene kadar uyanık kalabilmek için “Bugün kim tutuklandı” temalı programlar izlemeye alışmışken, bir sabah ODTÜ Mezuniyet pankartlarıyla uyandım. Gözlerim doldu ilk kez. İyi ki varsınız. Athena Gökhan’ın törende benle ilgili yaşadığı kafa karşılığına çok güldüm. Sansürcü Punkçı da Türkiye’ye kısmetmiş.
Anarchy in THE UK
AcunMedya in Turkey
Böyle diyorum ama NATO ve Dünya Kupası bittiğinden beri Masterchef izliyorum. Açar açmaz orada da bir Karadenizli kazandı. Bütün ülkeyi kısık ateşte karadenize ettiler. (Deniz içerde şimdi ne şaka malzemesi biriktirmişsindir? Aynen kardeşim ful böyle notlar alıyorum, özür.) Burçin ve Tolğa favorim.
İlk hafta ülkeme dair moral tazelemek için Aktroll kanalları izledim; NATO Zirvesi Özel. Programlarda önce bana sövüp ahlak dersi veriyorlardı, sonra Donald Trump övüyorlardı, Türkiye için büyük şansmış varlığına duacılar. Ben de dersimi aldım.
“Değerleri aşağılayan komedyen” den, “Değerli dostum”a terfi etmek için eksiklerim:
- Epstein ile kanka olmak
- Gazze’yi Netanyahu ile birlikte tatil köyü yapma vaadi
Bir kelime şakası ve bir didaktik çıkış yaptığıma göre aylık güncellememi sonlandırabilirim. Hala kararlıyım, Moby Dick’i bitireceğim. Geçen öyle yazdım ama elime geçmedi henüz. Diğer kitaplar geldi, Moby Dick hala kontrolde. Cezaevi okuma komisyonu da bitiremiyor, bela bir kitap. Aslında cezaevi kütüphanesi çok iyi, Chomsky bile var. Belki o da Epstein kontenjanından girmiştir.
(*) 2 haftadır benimle yaşayan güvercin Leo ile tanıştığımız günün öyküsünü yazdım, Uğur Gürsoy Uykusuz Ağustos sayısında çizdi. Benim yerime de okuyun, buraya Uykusuz sokamıyormuşuz.
Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.
Oğlum 850 yıllık geçmişi olan harika bir lisede okuyor. Yılda 50 euro ödüyorum, o da çocukların aktivitelerine destek olmak için. Teşekkürler Hollanda.
Güçlü devlet olmak her kademe memuruna Audi tahsis etmek değil, her çocuğuna kaliteli eğitim vermek bence…
Bu söze bir arkadaşımın Whatsapp’ta yazdığı cevabı aşağıya alıyorum.
“Bir siyasetçinin görevi, insanların evini sattıracak kadar pahalı bir eğitim sistemini normalleştirmek değil, insanların evini satmadan çocuklarını okutabileceği bir sistem kurmak olmalı.
Dairenizi satın tavsiyesi, vatandaşın fedakârlığını devletin sorumluluğunun yerine koyuyor. Eğitim kişilerin servetini tüketmesini gerektirecek bir lüks yatırım aracı değildir. Eğitimin paralı olması onun kamu hizmeti olduğu gerçeğini değiştirmez.
Bu kişinin söylediği ülkenin sosyal ve ekonomik gerçeklikten kopuk pestenkerani sözleri kabul etmek mümkün değil.
Mezuniyet, askerlik, iş bulma sürelerini hesaplandığında bu yatırımın geri dönüşü yok. Eğitim bitince o ev geri gelmez yani.
Ayrıca gelir adaletsizliğini de meşrulaştırıyor. “İmkânı olan satsın.” Peki tek evi olan ama başka güvencesi olmayan aile ne yapacak? Ya ikinci çocuğu varsa? Ya anne-baba yaşlıysa? Kamu politikası bu tür fedakârlıkları zorunlu kılmamalıdır.
Böyle bir tavsiye olur mu, sözümü tekrarlıyorum, bunu söyleyen siyasetçi…”
CHP'nin butlancı yönetiminin suç duyurusu üzerine başlatılan soruşturmada yarın "şüpheli" olarak ifade vereceğiz. Ancak ne biz Ebru'nun haberinden şüphe ediyoruz ne de halk bizden şüphe ediyor. Bu güven bize yeter. Figüranlarla siyasetçilik oynayanlar düşünsün.
27 Temmuz saat 08.30 itibari ile sendikamızın 2369 üyesi bulunmaktadır. Ocak ayında Çalışma Bakanlığı tarafından açıklanan maden işkolu barajı 1965'tir. Baskılara rağmen ülke çapında madencilerin saygısını ve bağlılığını kazandık, sarı sendikaların tehdit ve oyunlarına karşı mücadele etmekteyiz.
Bakanlık tarafından bugün açıklanacak olan sendika istatistiklerini yakından takip ediyoruz, hakkımızın gasp edilmesine izin vermeyeceğiz.
Beni takip eden 130 kişi bu hesabı da takip ediyor. Bu hesabın YENİ Parti ile uzaktan yakından ilgisi yok. Bilginize.
YENİ Parti’nin tek resmi hesabı @yenipartiyiz şekilde.
Kılıçdaroğlu kendini o kadar zavallı duruma düşürdü ki çevresinde düzgün kimse kalmadı... Geriye kalanlar bu ve benzerleri... Koskoca adam uluorta saçmalıyor ve bu adamlara kimse dur demiyor...
@bulentgrsy Evrimin yarı yolda terk ettiklerinden. 40 bin yıl önce tükenen bir tür gibi ( neandertal) hâlâ mağara duvarına cinsiyetçi saldırılar yazıyorsun.. Kadınlara saldırmak yerine biraz adaptasyon dene.
Ajanslardan biri CHP etkinliğine figüran gönderdiğini doğruladı.
TV 100 kanalı, butlan CHP’sinin etkinliğine figüran götüren ajanslardan Merss Production’ın açıklamasını aktardı. Ajansın sahibi Ömer İne, arkadaşı Samet Özkaş’a destek olmak için ajansının imkanlarını seferber ettiğini duyurdu. Bunun için para almadığını, “dostluk ve gönüllülük esasıyla” çalışmanın yürütüldüğünü iddia etti.
Böylece BirGün’ün CHP etkinliğine figüran gönderildiğine ilişkin haberi ajansın açıklamasıyla da doğrulandı. TV 100 açıklamayı “CHP’ye figüran götüren ajanstan açıklama” şeklinde net bir ifadeyle servis etti. Artık yandaş medyanın da konuya dair bir soru işareti kalmadı.
Hani kumpastı? Hani BirGün yalan haber yapmıştı?