Şimdiye kadar hiç anlatmadığım bir detay var...
Ahmet’i yoğun bakımda gördüğümde gözlerim doğrudan alnındaki morluğa takıldı. O morluğun neden olduğunu biliyordum. İşte o an,nefes alamadım, konuşamadım, sadece baktım... Evladımın yüzüne, bana bir daha gülümseyemeyecek olan yüzüne.
Sonra kulağında küçük bir yara gördüm. Doktora sordum: “Bu nedir?” Dediler ki, “Başı uzun süre sol tarafa yatık kaldığı için oluşmuş, annesi.”
O küçücük yarayı duyduğumda bile içim kan ağladı. Günlerce kulağındaki o izi düşündüm. Ama kimse bana alnındaki morluğu unutturamazdı. Çünkü o morluk, evladımın çektiği acının sessiz tanığıydı.
Şimdi size soruyorum; ben kulağındaki küçücük yara için kahrolurken, alnındaki o morluğu görünce neler hissetmiş olabilirim? Bir anne yüreği bunu nasıl taşıyabilir? O gün Ahmet’in alnındaki morluk sadece onun bedeninde değildi; benim ömrüme vurulmuş bir mühürdü. O an kalbim kırılmadı, paramparça oldu. Ve o parçalar hâlâ yerinden toplanamadı.
İsmini dile getirmek istemiyorum, son bayramın olur inşallah.
Auralı kadınlar hakkında şunu fark ettim: Taklit edilemeyen tek şey o enerji. Aynı kıyafeti giyebilir, aynı makyajı yapabilirsiniz ama o bakıştaki derinliği kopyalayamazsınız.
Bugün trenle İskoçya’ya dönerken hayatımla ilgili bazı kararlar aldım.
- Kendimi tamamen kendi hayatımın merkezi yapacağım. Artık dünyadaki hiçbir insana ya da işe kafayı takıp uyku düzenimi, sağlıklı öğünlerimi ya da yürüyüşlerimi aksatmayacağım.
- Bir insan canımı sıkıyor, bana değersizmişim muamelesi yapıyorsa anında iletişimi kesip ilişkimi bitireceğim. Bu normal insani hatalar değil, kötü niyet, önyargı veya dışlama hissettiğim anda hemen olacak.
- Anne babamı daha da sık arayacağım. Zaten onlarla ilişkim iyi ama mesela her gün telefonla konuşuyorsak, bunu her gün kameralı hale getireceğim. Biliyorum ki her iki tarafın birbirine ihtiyacı var. Ve bazen bunu birbirimize söyleyemiyoruz.
- Bir gönüllü derneğe katılacağım. Zaten insan hakları çalıştığım için insanlık yararına kendi adıma manevi anlamda olumlu adımlarım var ama bunu tekrar lisans yıllarımdaki gibi aktif bazı faaliyetlerle destekleyeceğim.
- Daha çok su içeceğim, daha fazla yeni insanla tanışacağım. Daha fazla yeni kafe deneyeceğim. Dünya açık bir saha ve sınırsız senaryo mümkün. Onu aynı döngülerde, aynı çevrelerde ve aynı mekanlarda geçirmek istemiyorum.
- Kendimi daha az açıklayacağım. Çalışmalarımı daha az özür diler gibi anlatacağım. Bir şey başardığımda insanlara beni anlayın gibisinden bir background sunmak zorunda hissetmeyeceğim. Ben benim, emeklerim benim emeklerim ve dünyaya sürekli fazladan semantik bir empati borcum yok.
Canım istediğinde listeyi güncellerim. Sizin de yeni kararlarınız varsa yazın lütfen, birbirimizi olumlu etkileyelim.
Ne kadar çok ülke ziyaret ederseniz, lükse olan isteğiniz o kadar azalır.
Huzur, temiz hava ve iyi kalpli insanlar gerçek zenginlik gibi hissettirmeye başlıyor.
Seyahat, paranın asla kazandıramayacağı şekillerde insanı alçakgönüllü yapar.
Ayşe 'Ayrıcalık Körlüğü'nü harika anlatmış
"Sizin hayatınızın iyi olması, herkesin hayatının iyi olduğu anlamına gelmez
Şu koca dünyada kendi küçücük güzel yaşamımızı evrensel bir standart sanmak büyük yanılgı
En büyük cehalet, kendi bildiği ve yaşadığını tek gerçek sanmaktır"
Bugün biriyle tanıştım. Nereli olduğumu sorunca Türkiye dediğimde “insan hakları açısından dünyadaki en korkunç birkaç yerden biri olsa gerek” dediğinde bir anda gözüm döndü ve “bu nasıl bir etiketleyici ve yargılayıcı cümle, istersen dünyada Epstein olaylarına ve kendi ülkenin tutumuna da bir bak” dedim. Az daha kavga çıkıyordu ki karşımdaki kişi geri adım attı. Kendi içimizde birçok şeyi yanlış buluruz ama kimsenin bunu tek taraflı, etiketleyici ve gizli bir ırk üstünlükçülüğü hissine kapılarak yapmasına izin vermeyiz. Keşke insanlar birebir iletişimlerde düzgün ve eşitlikçi iletişim kurmayı öğrense.
Ne kadar çok ülke ziyaret ederseniz, lükse olan isteğiniz o kadar azalır.
Huzur, temiz hava ve iyi kalpli insanlar gerçek zenginlik gibi hissettirmeye başlıyor.
Seyahat, paranın asla kazandıramayacağı şekillerde insanı alçakgönüllü yapar.
Kendini zorlamazsan, olduğun yerde kalırsın.
Olduğun yerde kalırsan, zamanla o yer sana dar gelmez… çünkü alışırsın.
İşte vasatlık tam da böyle başlar: alışarak.
İnsan potansiyelinin tamamını konfor alanında keşfedemez.
Kaslar dirençle büyür, zihin soru işaretleriyle gelişir, karakter ise zorlukla şekillenir.
Rahatlık geçicidir ama gelişim rahatsızlık ister.
Kendini zorlamak;
her gün bir adım daha atmak,
korktuğun kapıyı çalmak,
“yapamam” dediğin yere bir kez daha bakmaktır.
Çünkü sınır sandığın şeylerin çoğu, aslında denemediğin çizgilerdir.
Eğer kendini sıkıştırmazsan, hayat seni sıkıştırır.
Eğer çıtayı sen yükseltmezsen, sıradanlık seni içine çeker.
Unutma…
Vasatlık bir kader değil, bir tercihtir.
Ve çoğu zaman o tercih, “bugünlük böyle kalsın” demekle başlar.
Erkeklerin en büyük sınavı uçkurlarıyla.
En zeki denilen adamların rezilliklerine ve zayıflıklarına baktıkça, dünyayı önce erkeklerin egemenliğinden kurtarmak gerektiğine daha çok inanıyorum.
Fransız Le Monde gazetesi İstanbul’da hızla yayılan genç çeteleri mercek altına almış.
Yoksulluk, göç ve uyuşturucu trafiğinin beslediği bu yapıların mahalleleri kontrol altına aldığı, şiddetin sıradanlaştığı vurgulanıyor.
İstanbul’un Latin Amerika’ya benzetilmesi yalnızca bir benzetme değil; Türkiye’nin uluslararası prestijine vurulan ağır bir darbe.
Le Monde:
🔹 İstanbul başta olmak üzere Türkiye’nin büyük kentlerinde, çoğu ergen ve genç yetişkinlerden oluşan ultra şiddet yanlısı suç çeteleri son yıllarda hızla büyüdü.
🔹 Bu çetelerin yükselişi, özellikle sentetik uyuşturucu ticaretindeki patlamayla doğrudan bağlantılı görülüyor.
🔹 “Dalton davası” olarak bilinen büyük soruşturmada 362 sanık yargılandı; sanıkların ortalama yaşı 20, yaklaşık üçte biri reşit değildi.
🔹 Dava sırasında sanıkların mahkeme görevlilerine sandalye fırlatması ve çıkan arbede, çetelerin şiddet kapasitesini gözler önüne serdi.
🔹 Çete liderleri Bahadır Akdağ ve Zafer Boyun’a çok sayıda suçtan 12’şer kez müebbet hapis cezası verildi.
🔹 Çeteler, İstanbul’un yoksul mahallelerinden çıkarak kentin merkezlerine ve siyasi açıdan hassas bölgelere yayıldı.
🔹 Güvenlik ve yargı verilerine göre ülkede faaliyet gösteren çete sayısı 49’a ulaştı; devam eden soruşturmalarda adı geçen genç sayısı yaklaşık 5 bine yaklaştı.
🔹 Son 10 yılda suça karışan çocuk sayısı iki katından fazla artarak 202 bine yükseldi.
🔹 Kasım 2025 itibarıyla cezaevlerinde tutulan çocuk sayısı 4.682 olarak kaydedildi.
🔹 Okul terk oranları keskin biçimde arttı; 2023-2024 eğitim yılında 218 binden fazla çocuk eğitimi bıraktı.
🔹 Uyuşturucuya başlama yaşı 2010’da 15–16 iken bugün 14’e kadar düştü; özellikle bonzai ve metamfetamin öne çıkıyor.
🔹 Çeteler, sosyal medya, taraftar grupları ve cezaevleri üzerinden çocukları kolayca devşiriyor; reşit olmayan üyeler “ön saflarda” kullanılıyor.
🔹 Uzmanlara göre bu eğilim devam ederse, Türkiye uzun vadede Brezilya ve Meksika benzeri bir şiddet döngüsü riskiyle karşı karşıya kalabilir.
🔹 Yetkililer ve araştırmacılar, sorunun yalnızca güvenlik değil; yoksulluk, eğitim, istihdam ve uyuşturucu politikalarıyla bağlantılı yapısal bir kriz olduğunu vurguluyor.
Türkiye her türlü açlığın, görmemişliğin ülkesi. Sen dünya görmemiş adamları veya kadınları liyakatlerine bakmadan, zaaflarını çözmeden önemli görevlere getirirsen kimisini çükünden kimisini götünden yakalayıp maymun ederler.
Fark ettiniz mi bilmiyorum, hayatta bir şeyden çok mahrum kalmış insanlar onu elde edince kendini kaybediyor. Yoksullar zenginleşince görgüsüzleşiyor, ezilenler güç elde edince zorbalaşıyor, arzularını bastırarak büyüyenler en büyük hazların peşinden gidiyor, değer görerek büyümemiş insanlar ufak bir ilgi alınca saçma ve şımarık çıkışlar yapmaya başlıyor. İnsan biyografisinin bir döneminde bile görülen aşırı yoksunluk, diğer uçtaki aşırılığın başlangıcı oluyor.
A moderate M 4-5 quake (as today's Tokyo tremor) may not seem like much, but keep in mind that the major 2023 Turkey earthquakes were preceded only by increased activity in the M 4 range, starting 8 months earlier. No warning from a stronger tremor.