🗣️EHP Gençlik Temsilcisi Boğaç Namal:
📌Herkes gibi öğrencilerin de en büyük sorunları ekonomik sıkıntılardır. Biz öğrenciler, çalışmak zorunda olduğumuz için okulumuza yeterince vakit ayıramıyoruz.
Verilen burslar, bir aylık ihtiyaçlarımızı karşılayacak düzeyde değil.
Üretimden kâr etmeyi bile beceremeyen, mala çökmekten başka zenginleşme bilmeyen bu asalak taife, insanları “bir koyup üç alacaksınız” diye fon tezgâhlarında dolandırdı.
Saadet zinciriniz koptu, deniz bitti. Şimdi bir kişiyi feda edip “her şeyi berbat ettik, sıyrılsak olmaz mı” diyorsunuz. Yağma yok! Işıkları açtık, hepinizi suçüstü yakaladık. O tezgâhta paraları sayarken yakalanan kim varsa halka hesap verecek. Tek bir ismi kurban verip kenara çekilemezsiniz. Hepiniz boyunuzun ölçüsünü alacaksınız.
🔎 Trump Nasıl Kaybetti?
ABD ara seçimlerinde Trump güven kaybetti, Demokratlar zafer kazandı. İran savaşı sonrası artan enflasyon ve petrol fiyatları seçim sonuçlarını da etkiledi.
Öne çıkan sonuçlardan biri de demokratların içindeki sosyalistlerin yükselişi oldu. Açıkça somut ekonomik program ileri sürenler seçimin kazananı oldular.
ABD seçimleri bizi ilgilendiriyor mu? Seçimleri Demokratların kazanması ne anlama geliyor?
#YarınHaber
🔗https://t.co/ujcE5xUTNX
Mekke Anlaşması, AKP, MHP ve butlan CHP’sinin oylarıyla Meclis’ten geçti.
Sermayenin kasası dolsun, emperyalist güçlerin planları işlesin diye bu ülkenin emekçilerini, gençlerini ateşe atmak için el ele verdiler.
Mekke Anlaşması’na hayır! Savaş ittifakına hayır! Emperyalistlerin savaşında asker olmayacağız!
12 Eylül Darbesi ile birlikte Yükseköğretim Kurumu’nun kurulması ile birlikte söz hakkı öğrenciler ve üniversite bileşenlerinin elinden alınıp iktidarlara verildi. Günümüzde ise YÖK’ün adını bugün daha az duysak da üniversitelerimizde tek adam rejimi ve kayyım rektörleri 12 Eylül’deki zihniyeti taşımaya devam ediyor.
Geçmişten günümüze 6 Kasım’lardaki mücadelemiz sürüyor. Bu mücadele, sadece YÖK’ün kapatılması mücadelesi değil, demokratik ve özerk üniversiteler için verdiğimiz mücadeledir. Üniversitelerimizde söz, yetki ve karar öğrencilere ve üniversite bileşenlerine ait olana dek mücadeleye devam edeceğiz. Kampüslerde yediğimiz yemeğin fiyatından aldığımız bursun miktarına kadar üniversite öğrencilerini ilgilendiren her konuda söz sahibi biz olacağız.
Ekim Devrimi'nin yolundayız.
109 yıl önce Lenin'in ilan ettiği "İşçi ve Köylü Devrimi'nin Zaferi" dünyanın yönünü değiştirdi, yolumuzu aydınlattı. Sosyalizm ışığı 7 Kasım 1917'den beri yanmaya devam ediyor.
Sırbistan’da 25 Ekim tarihinde gerçekleşen erken genel seçimde Öğrenci Listesi %53 oy aldı. 14 yıldır iktidarda olan Sırp İlerleme Partisi başkanı Aleksandar Vučić ise %39 oy alarak seçimi kaybettiğini açıkladı. Vučić öğrencilerin 250 kişilik meclisten 135 ila 140 sandalye kazanacağını da söyledi. Öğrenci Listesi ayrıca başkentin 17 belediyesinin tamamını kazandı.
Faciaların karşısında ezilmek değil, örgütlenmek.
Peki Öğrenci Listesi 14 yıllık bir iktidarı nasıl devirdi? Bunu anlamak için 1 Kasım 2024 tarihine dönmemiz gerekiyor. Sırbistan’ın ikinci büyük kenti Novi Sad’daki tren istasyonu çökmesi sonucunda 16 kişi hayatını kaybetti. Hayatını kaybeden insanlar için yapılan anmalar zamanla kitlesel protestolara dönüştü. Protestolarda hedef, istasyonun yenilenmesi ve sorumluların yargılanmasıydı. Üniversitelerin işgal edilmesi, yolların kapatılması ve şehir meydanlarında düzenlenen yürüyüşler ile birlikte eylemler gittikçe kitleselleşti. Öğrenciler şehir meydanlarındaki büyük mitinglere ek “Her Köye Bir Öğrenci” çalışmaları ile şehir merkezlerinden uzak çeşitli yerleşkelere giderek oralarda da hedeflerini anlattılar.
Cumhurbaşkanı Vučić’e bağlı bakanların istifası mücadeleyi ne bitirdi ne de yavaşlattı. 2025 yılına girildiğinde ise artık sadece öğrenciler değil, işçiler de sokaklara dökülüyor, grevlere gidiyordu. 24 Ocak’ta bir günlük genel grev düzenlendi. 27 Ocak günü Yeni Belgrad’da gerçekleşen eylemler sırasında iki öğrenci, bir otomobil tarafından ezildi. Bu olayın üzerine eylemciler, iki öğrencinin ezildiği yolu bütün gün boyunca işgal etti.
5 Mayıs 2025 günü ise hareketin çizgisi doğrudan iktidar mücadelesine yöneldi. Hareket ilk defa erken seçim hedefini açıkladı. Bununla birlikte meydanlarda gerçekleştirilen protestoların kapsamı genişledi
Sokak Yürüyüşlerinden Siyasi Harekete
Hareket, üniversitelerde oluşturulan öğrenci genel kurulları üzerinden örgütlendi. Öğrencilerin katıldığı bu toplantılarda hareketin izleyeceği yollar belirlendi. Genel seçim hedefi ile beraber üniversitelerde düzenlenen toplantılarda adayların kim olacağı konuşulmaya başlandı. Haberlere göre, seçim süreci, öğrencilerin potansiyel adaylarla iletişime geçmesiyle başladı. Ardından adaylar öğrenci genel kurullarında kendilerini tanıtıp öğrencilerin sorularını yanıtladı. Sonrasında ise öğrenci seçim komisyonu tarafından oylama yapıldı. 9 Eylül 2025’te ise, Cumhurbaşkanlığını bırakıp Başbakan olmak isteyen Vučić’in istifası ve erken seçimlerin açıklanması ile beraber Öğrenci Listesi resmi olarak açıklandı. Öğrenci listesi; iktidarın her türlü medya baskısına, adil olmayan seçimlerine rağmen zafer kazandı
Peki Ya Türkiye?
Fransa ve Sırbistan gibi çeşitli ülkelerde gençlik mücadelesinin aldığı zaferlerin dünyanın gündemine oturması ile Erdoğan 26 Ekim günü X üzerinden bir paylaşım yaptı. “Türkiye sokağa teslim edilecek bir ülke değildir” şeklinde paylaştığı yazıda “Avrupa’daki olaylardan örnek alarak benzerlerinin hayalini kurmayın.” dedi. Bu paylaşım dünyadaki hareketlerin birbirini ateşleme potansiyelini ve iktidarın buna olan korkusunu bir kez daha ortaya koyuyor. Bu korkuya dayanarak günümüzde yaşananları anında gerçekleşecek bir devrim şeklinde lanse etmek, yıllardan beridir biriken engelleri küçümsemek ve somut bir tahlilden geri kalmak olur. Bunun yanında bu hareketleri gelip geçici, önemsiz ayaklanmalar olarak saymak da halkın mevcut düzenin yarattığı yoksulluk ve baskının karşısında verdiği mücadelenin etkilerini küçümsemek anlamına gelir.
Sokak hareketleri toplumdaki değişimin doğrudan kendisi değildir ama bu değişimlere öncülük edebilecek devasa alanların kapısını aralar. Sokak hareketleri yapısı gereği kozmopolit bir yapıya sahiptir, hareketi oluşturan parçalar bir bilekliğin boncukları gibi dağılmaya müsaittir. Bu sebeple onları birbirine bağlayacak bir ipe ihtiyaç duyarlar. Bu ip, politik yön tayinidir. Sokaklardaki kitleler, kendilerine hedef tayin ettikleri zaman talep etmeyi bırakıp kendi iktidar alternatiflerini yaratmaya başlarlar.
🔎 Emekliye Sadaka Fonculara Milyarlar
2027 Ocak ayında yapılacak emekli aylığı zammı bu yıl erken konuşulmaya başlandı. Fon dolandırıcılığının yarattığı krizi aşmak isteyen iktidar "emekliyi de düşünüyoruz" deme telaşına girdi.
Zam senaryoları konuşuluyor. Enflasyon oranının kat be kat üstünde zam rakamları havada uçuyor. Ancak gerçek tablo konuşulandan farklı.
Açlık sınırının altında kalan emekli aylıklarına gerçekte ne kadar zam yapılacak? İktidar içine girdiği krizi zamla, sosyal yardımla aşabilecek mi?
#YarınHaber
🔗https://t.co/U9dOSOwXrw
Yedi emekçinin yanarak can verdiği Dilovası Katliamı davasının bugün görülen beşinci duruşmasında, katliamın sorumlularından Ali Osman Akat ve Abdurrahman Bayat serbest bırakıldı. Aradan bir yıl geçti, dava kusur raporuyla bile ilerleyemiyor.
Dilovası’nda hayatını kaybeden yedi işçinin üçü, okul sıralarında olması gereken çocuklardı.
Denetimden uzak imalathaneler, ucuz işgücüne çevrilen çocuklar, yedi can gittikten sonra hâlâ ilerlemeyen bir yargı. Bunların sorumlusu, patronların kâr hırsı ve onları kollayan siyasi iktidarın ihmalidir.
Yangında yakınlarını yitiren ailelerle yan yana olacağız, bu davayı unutturmayacağız. Dilovası’nda katledilen emekçilerin hesabı mutlaka sorulacak.
Çocuk işçiliğe son, iş cinayetlerine son!
#DilovasıİçinAdalet
Yusuf Tekin ne diyor, aslında ne anlama geliyor?
Her fırsatta MESEM’leri öven Yusuf Tekin’in sözleriyle gerçekler arasındaki uçurumu biliyoruz.
Çocukların patronların insafına terk edildiği, iş yerlerinde hayatlarını kaybettiği bu düzeni kabul etmiyoruz.
25 Ekim’de ise Brezilya’da Lula, Trump’ın favorisi Flávio Bolsonaro’yu 4,4 milyon oy farkıyla geride bıraktığında, liberal yorumcular bu zaferi sosyal medya estetiğiyle, algoritma savaşlarıyla ve yapay zekâ mizahıyla açıklamaya giriştiler. +
Birçok kişiden, Brezilya ve Sırbistan seçimlerinin o kadar da övülecek bir yanı olmadığının söylendiğini görüyorum. Elbette eleştirilecek yönleri vardır ve analize değerdir; fakat bir tarafta iki yıl boyunca formlarla örgütlenen, ekonomi ve demokrasi perspektifinde bir program ile 14 yıl sonra bir despotu indirip kazanılan Sırbistan seçimleri, diğer tarafta ise ikinci tura giderken hemşehricilikle (veya hemşehri/haddini aşan söylemlerle) seçimlerin despot sevdalılarına karşı kazanılamayacağını gören Brezilya seçimlerinde Lula'nın 10 maddelik ekonomik program ile ortaya çıkıp ilk turda kaybedilen seçimi kazanmasıdır örnek alınması gereken. Her birinin kiminle ittifak yaptığı değil, programın ne kadar önemli bir aset olduğudur ortada duran. Bizim bulunduğumuz coğrafyanın, ülkenin kendine özgülüğü elbette vardır fakat şu su götürmez bir gerçektir ki Sırbistan'da da Brezilya'da da kimse muhalifler ne kadar iyiler deyip kara kaşlarını kara gözlerini desteklememiş. Siyasi program onları birleştirmiş, her alanda örgütlü bir seçim mücadelesiyle otoriter sağ iktidarları yenilgiye uğratabilmişlerdir.
Değişimin her daim yolu öngörülü siyaset, programatik hedefli ilerlemelerle mümkün olur, olmuştur.
Tek Çözüm Emekçi Halkın Egemenliği #29Ekim
Saltanatın kaldırılması sonrasında, 29 Ekim 1923’te ilan edilen cumhuriyet, tüm eksikleriyle birlikte halkın iradesinin önünü açtı. Bu bir tarihsel kazanımdır.
Halkın egemenliği anlamına gelen cumhuriyet bu toplum tarafından seçmen haklarıyla, monarşi karşıtlığıyla, laiklik ilkesiyle benimsenmiştir. Şimdi ise cumhuriyeti en ileri şekilde kamu yararını, özgürlükleri ve tam demokrasiyi yaratmak için uygun bir yapıya dönüştürmemiz gerekir.
Bunu da sağlayacak olan AKP ve MHP iktidarının kendinden öncekileri de aşarak patronların saltanatını kurmak için izlediği yol değil, tam demokrasiyi sağlayacak sermaye ve kapitalizm karşıtı, halkların ve tüm kimliklerin eşit ve kardeş olduğu bir düzendir.
Çünkü cumhuriyeti savunmak, onu asalak özel mülkiyet düzeninden arındırıp, her seferinde kamu yararını sağlayan ve demokratikleşen niteliğiyle yeniden yaratmaktır.
Mücadelemizin hedefi de kamu yararı ve özgürlük için bir cumhuriyettir. Bunun için harekete geçeceğiz ve biz kazanacağız.
Yandı kanatları iki başlı kara kartalın,
düştü yere,
öldü.
Buzlu Baltık denizinin kıyısında
bir pencere örtüldü.
Açıldı bir pencere....
Genel Başkanımız Hakan Öztürk'ün (@EHPHakanOzturk) sunumuyla Rus Devrimi'nin son oturumunda buluşalım.
🗓 1 Kasım Pazar
🕑 14.00
📍 İstanbul
Gölgemizden bile korkar oldun Yusuf Tekin!
Bu sabah, Yusuf Tekin’i protesto ettiği için tutuklanan 2 TİP’li sıra arkadaşımız ile dayanışmak için basın açıklamasına katılan 4 arkadaşımız gözaltına alındı. Ardından adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.
Baskılarınız, gözaltılarınız bizi durduramayacak. Sana huzur vermeyeceğiz!
Yoldaşım olmayan hemen her solcuyla devamlı tartıştığım bir konu var: Solun örgütlenebilmesi için program en önemli şey mi, değil mi? Aslında bu çok doğru fikirleri "kirli siyaset" ile karıştırmadan, yakın arkadaşlık ilişkileri ile de anlatamaz mıyız? İlla vaatler mi anlatacağız?
Bu soruları çok iyi cevaplayan gelişmeler yaşanıyor. Dünyanın dört bir yanında solcu liderler üst üste seçim kazanıyor ve ortak yönleri şu 👇
Sırbistan’da 3 temel slogan altında toplanan program ile (yolsuzluk, eğitim ve ekonomi üzerine), Brezilya’da çalışma süresinin kısaltılmasından asgari ücret ve emekli aylıklarının artışına 10 maddelik ekonomi programı ile, New York’ta kira kontrolü, ücretsiz toplu taşıma ve kreşler, ve yine asgari ücretin arttırılması programları ile kazanıldı. İddia ederim ki Michigan’da gerçekleşecek seçimde de, ücretsiz sağlık ve parayı milyonerlerin cebinden çıkarıp halkın cebine koyma vaadiyle çalışan Al Sayed kazanacak. Demokrat Parti içindeki seçimlerde çoktan bu şekilde kazandı.
Ama bizde genelde odaklanılan ve anlamlandırmaya çalışılan bu seçim başarıları olmuyor. Savunulan fikir değil de heyecan verici eylemleri konuşuyoruz. Fransa’daki protestolarla ilgili konuşma neredeyse “Paris ne güzel yanıyor” üzerine. Bundan sonra ne yapılacağını nadiren konuşuyoruz. Solculara göre bu hareketin seçime girmesi tabi ki günah. Örgütlü bir politik merkez yok, daha fazla kişiye, yani sınıfımızın tamamına, %99a ulaşma çabası yok, eyleme katılan kalabalığın verdiği bir heyecan var. Barikatlar heyecan verici değil demiyorum, ben de çatışma görüntülerini imrenerek izlerim her seferinde, veya bu eylemlerin yaydığı umudun öneminin farkındayım. Ama asıl geniş kitleler tarafından yürütülebilecek, iktidarı ele alacak bir güç, güncel somut programlarla oluşur.
“Her sosyalist örgütün bir programı var zaten” dediğinizi duyar gibiyim. Tabi ki var. Ama genelde güncel sorunlara somut çözümler önermiyor. Teorik konuları daha çok seviyoruz. Sanki bunun ustaları teoriyi işçilerle yapılmış anketlere dayandırmamış gibi. Sanki Sovyetler köylülerin güncel sorunlarına göre, ilk düşününce sosyalizme tersmiş gibi gelen toprak vermek somut çözümünü bulmamış gibi. Somut programlarla fikirlerimizi yaymak ve örgütlenmek zorundayız. Sadece teori konuşan ve çok özverili eylemler düzenleyen dar bir grup sosyalist olmamız değil, çok geniş kitlelerle hareket eden bir işçi hareketi olmamız gerekmez mi? Geniş işçi hareketleri sadece sendikalarda mı olabilir? Dünyanın dört bir yanında seçimleri kazanıyor ve iktidarları ele geçiriyorlar işte. Burada neden olamasın?
Mesela bütçe konuşmak istiyor sol, senelerdir. Ancak işçileri dolaylı yoldan etkileyen konular bizim programımız olabiliyor. İşçilerin dahil olması neredeyse mümkün olmayan konular. Sanki bütçe görüşmeleriyle aynı zamana denk gelen ve herkesin yaşamını direkt etkileyen asgari ücret masası yıllardır bomboş kalmıyormuş gibi. O boş koltuğu almaktansa, işçilere direkt olarak bu paylaşımdan daha fazla pay alabilecekleri çok yakındaki geleceği anlatıp bunun çalışmalarına katmaktansa neye önem veriyoruz? Bütçe görüşmelerinde devletteki parayı nasıl bölüştüreceğimize. Patronlardaki para ne olacak? Gittikçe büyüyecek tabi. Ona daha sonra geleceğiz. Bir ara konuşulacak. Belki. Biraz.
O kadar polemik yürütmüşken somut program da mutlaka ücretlerin arttırılması olmalı diyeyim. Asgari ücret görüşmeleri yaklaşıyor. Bu kez o koltuğu boş bırakmayalım, burada da kazanabiliriz.