Çin 43 milyar dolar harcadı, hâlâ yapamadı.
Litografi makinesi.
Yapabilen firma sayısı: 1. ASML, Hollanda.
Yapmaya yakın firma sayısı: 0.
100.000 parça. 5.000 tedarikçi. 60 ülke.
ASML'in kendisi sadece %15'ini üretiyor. Ama bir araya getirip çalıştırabilen tek firma onlar.
Tedarik zincirinin kalbi Almanya.
Aynalar Zeiss, lazer TRUMPF. İkisinin de alternatifi yok. Zeiss bu aynaları atomdan ince parlatıyor. Almanya büyüklüğüne büyütsen en büyük pürüz 0.1 milimetre.
Bu hassasiyeti ölçecek aleti bile başka kimse yapamıyor.
1 megawatt elektrik giriyor, cipe ulaşan ışık 25 watt.
Dünyanın en pahalı makinesi, insanlık tarihinin en verimsiz ışık kaynağıyla çalışıyor.
Nikon denedi, bıraktı.
Canon denedi, bıraktı.
Her şeyi kendi içlerinde çözmeye çalıştılar. 100.000 parçalık sistemi tek başına götüremezsin.
ASML farklı yaptı. Müşterilerini ortak etti. Intel, Samsung, TSMC 2012'de toplam 5.4 milyar dolar yatırdı. Hisse karşılığı. Müşterileri aynı zamanda yatırımcısı oldu.
Çin deneme aşamasında. SMEE henüz ticari ölçekte DUV makinesi satabilmiş değil. EUV prototipi gizli laboratuvarda. 3.000'den fazla araştırmacı. Bir kısmı eski ASML çalışanı. Makineyi söküp kopyalamaya çalışıyorlar.
Henüz tek çip basabilmiş değiller.
1984'te Philips'in arka bahçesinde, yağmur sızdıran bir barakada 31 kişiyle kuruldu.
Bugün piyasa değeri ~700 milyar dolar. Bu makine olmadan 5 nanometrenin altına inilemez.
Çin'in prototipi 150 watt üretiyor. ASML'inki 600.
Aradaki fark en az 10-15 yıl.
Bulgar Yazar Sophia Proneikos:
▪️Tarih beni asla şaşırtmaktan vazgeçmeyen bir alışkanlığa sahiptir. Neredeyse hiçbir zaman kaybolmaz.
▪️Sadece kendini öyle zarif bir şekilde sunmayı öğrenir ki modern insanlar ona törensel protokol demeye başlar.
▪️İşte bu yüzden Ankara’daki NATO Zirvesi’nin en büyüleyici sahnesi müzakere masasının etrafında değil, ilk tokalaşmadan önce yaşandı.
▪️Yirmi birinci yüzyılın en güçlü askeri ittifakının liderleri, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde dünyanın en eski askeri bandosu olan Mehterin sesleriyle karşılandı; önlerinde ise Osmanlı İmparatorluğu’nun farklı yüzyıllarını temsil eden tarihi kıyafetler içindeki askerler duruyordu.
▪️Ne olağanüstü bir tarihsel süreklilik duygusu: 1949’da savaş sonrası dünyanın sembolü olarak kurulan bir askeri ittifak, kökleri 13. yüzyıla uzanan bir askeri geleneğin müziği eşliğinde bir cumhurbaşkanlığı sarayına girdi. Mehter hiçbir zaman sıradan bir askeri bando olmadı, o bir silahtı.
▪️Osmanlı orduları Belgrad’a, Konstantinopolis’e, Rodos’a, Mohaç’a veya Viyana’ya yürüdüğünde ilk duyulan şey devasa kös davullarının gümbürtüsüydü; ardından zurnaların keskin sesi, sonra borular ve çarpan ziller…
▪️Çünkü bu müzik yalnızca orduya eşlik etmiyordu, ordunun bir parçasıydı. Amacı askerleri eğlendirmek değil, savaş başlamadan çok önce düşmana bir imparatorluğun üzerlerine doğru geldiğini hissettirmekti.
▪️Avrupa’nın Osmanlı İmparatorluğu’yla karşılaşmalarından sonra Batı ordularının yavaş yavaş Osmanlı davullarını, zillerini ve “Türk tarzı”nı benimsemesi tesadüf değildir.
▪️Bu tarz daha sonra Mozart, Haydn ve Beethoven’ın müziğine bile girmiştir. Çünkü bazen tarih bir uygarlığı kılıçla fethetmez. Bir ritim yeterlidir.
▪️İşte bu yüzden bu töreni büyüleyici buldum; kimse Osmanlı İmparatorluğu’nu yeniden canlandırmaya çalıştığı için değil, Türkiye büyük uygarlıkların her zaman anladığı bir şeyi anladığı için: Geçmiş bir yük değil, bir dildir. Ve bu dili konuşmayı bilen uluslar tarihlerini yalnızca konuşmalarla anlatmaz; bazen birkaç davul vuruşu yeterlidir.