Hakim “senin gösterin bile 1,5 saat sürdü topla artık sözünü” dedi.
Keşke 1,5 saatlik ve 197 gösterimde milyonlarca insanın kahkahalarla izlediği bir gösteri nedeniyle bir komedyenin nasıl olup da 88 gün kuyu tipi bir cezaevi hücresinde tutulabildiğini de bir hakim çıkıp söylese.
Keşke bir dalgıç şakasını alıp komedyenin açık ifadesinin tam tersinden suç uydurarak iddianameye yazabilen bir savcının nasıl var olabildiğini de sorgulayabilse bir “yargı” mensubu.
Deniz sözlerini tamamladı.
Tüm salon dayanamayıp alkışladı.
Söz avukatlarında.
#DenizGöktaşSerbestBırakılsın
Deniz Göktaş stand-up gösterisinin bir bölümünde, "Gösteriyi yayınlamadan önce birçok avukata izlettik. Avukatlar da 'Bunu yayınlarsan seni s...erler.' diye mütalaa verdi." diyor.
Biz avukatlar olarak bu espriyi kişisel algılamadık. Çıkıp da "Ceza hukukunda böyle bir yaptırım yoktur.", "İnfaz hukukunda bunun karşılığı bulunmamaktadır." diye açıklama yapma ihtiyacı da hissetmedik.
Çünkü herkes bunun bir stand-up gösterisi olduğunu, mizahın bir parçası olduğunu biliyordu. Alınganlık yapanlara duyurulur.
Gün gelir.
Çivisi çıkar dünyanın.
Konuşamayanlar hatip,
Şifa veremeyenler tabip,
Yazamayanlar kâtip olur.
Ama yine öyle bir gün gelir ki…
İşler ters döner.
Aldatan, bir gün sadakat için,
Çalan, bir gün adalet için,
Döven, bir gün şefkat için yalvarır.
‘Piyon’ deyip geçme, gün gelir şâh olur.
Şâha da fazla güvenme,
Gün gelir mat olur.
İl Başkanımız Fırat Çoban:
‘’Bu mesele CHP’nin genel başkanının kim olacağı meselesi değil. Bu mesele, bu memlekette yurttaş mı olacağız, köle mi olacağız meselesidir.
Mutlaka, mutlaka bu karşı devrimi birlikte savuşturacağız!’’
Sayın Bakan,
Anneliğin ve ailenin değerini anlatmak için kimseyi ikna etmenize gerek yok.
Bu topraklarda insanlar anneliğe sonuna kadar saygı duyar…
Aileyi savunurken, kimleri ailenin dışında bıraktığınızın farkında mısınız?
Annelik ikame edilemez demişsiniz…
Kimse de anneliğin yerine bir şey koymaya çalışmıyor.
Sevgi tek tip değildir, hayat tek kalıba sığmaz…
✅ Yıllarca tedavi görüp çocuk sahibi olamayan kadınlar, erkekler de var…
✅ Evladını kaybetmiş anneler de var…
✅ Evlat edinmiş, büyüten insanlar da var…
✅ Yalnız yaşayan ya da kalan ama bir kediye, köpeğe, kuşa bakarak hayata tutunan insanlar da var…
Bunlar aile değil mi?
Misal, bir kadın düşünün…
10 yıl boyunca tedavi görmüş, umut etmiş, beklemiş ama bebeği olmamış…
Sonra bir köpeği olmuş, ona oğlum, kızım demiş…
Bu kadına çıkıp böyle sevgi olmaz, bu annelik değil demek kimi koruyor?
Kalpleri nasıl kırdığınızın farkında mısınız?
Bir de hayatın gerçeği demişsiniz...
O zaman hayatın gerçeğine hadi hep birlikte bakalım…
✅ Denetimleri ihmal edilmiş binalarda depremlerde yaşamını kaybetmiş binlerce çocuğu hatırlıyor musunuz?
✅ Hızlandırılmış trende yaşamanını kaybeden Arda’yı?
✅ Narin Güran’ı?
✅ Gülistan’ı?
✅ Münevver Karabulut’u?
✅ Kartalkaya’da otel yangınında kül olan çocukları?
✅ Kahramanmaraş’ta, Urfa’da, Çekmeköy’de okuldaki silah seslerini? Yitip giden çocukları, öğretmenlerimizi?
✅ Hasteneye, yoğun bakım ünitesine emanet edilen bebeklerin hayatını kaybetmesini?
Hatırlıyor musunuz?
Bu acıları yaşayanlar için aile ne demek?
Hiç düşündünüz mü?
Bunlar ve nice acılar insanların zihnine yerleşmiş, mevcut koşullarda dünyaya çocuk getirmenin engelleyici olası riskleri olabilir mi?
Sona ekonomik koşullar…
Bir çocuğu bu dünyaya getirmek,
sadece doğurmak değil…
Onu güvende büyütebileceğin bir ortama da inanmaktır.
Bu inanç kaybedilmiş olabilir mi?
Araştırmalar diyorsunuz…
Evet, bazı insanlar için çocuk sahibi olmak hayatına bir anlam getirir…
Ama herkes için değil!
Çünkü anlamın tek kaynağı çocuk değildir…
Kimi için üretmek, kimi için sevmek, kimi için bir canlıya bakmak, kimi için sadece hayatta kalmak bile anlamdır.
Devletin görevi insanlara anlam tarif etmek, anlam biçmek değil…
İnsanların kurduğu bütün anlamları tanımaktır.
Aileyi güçlendirelim diyorsunuz…
Katılıyorum…. Tüm kalbimle…
Ama aileyi güçlendirmek
onu tek bir forma zorlamakla olmaz.
Aileyi güçlendirmek…
✅ Yalnız olanı dışlamamak
✅ Çocuğu olmayanı eksik görmemek
✅ Farklı yaşayanı tehdit gibi algılamamakla olur…
Güçlü toplum, tek tip insanlardan değil, birbirine saygı duyan farklı insanlardan oluşur.
Ayrca kimse anneliğin yerini almaya çalışmıyor… İnsanlar; benim sevgim de gerçek... Benim hayatım da eksik değil demek istiyor, hayata bir yerinden tutunmaya çalışıyor.
Aile sadece çocuk doğurmakla kurulmaz…
Aile; bazen bir insanın yalnız kalmamak için sarıldığı bir köpektir…
Bazen evladını kaybetmiş bir annenin hatırasıdır…
Bazen de artık kimseyi kaybetmek istemiyorum diyen bir insanın son kararıdır.
Daha da önemlisi…
Çocuk sahibi olmak bir zorunluluk değil, bir tercihtir.
Bu tercihte bulunmayanları
eksik, korkak ya da hatalı ilan etmek aileyi büyütmez…
Bilakis, insanları aile fikrinden uzaklaştırır…
Misal ben çocuk yapmadım diye sevgisiz değilim…
Sadece mevcut koşulları yeterince güvenli bulmuyorum…
Süpürge reklamıyla ilgisi yok tercihimin.
İnsanlar neden çocuk yapmaktan vazgeçiyor?
Asıl araştırılması, üzerinde konuşulması gereken budur.
Tehdit suçunun bazı maddi unsurları vardır.
Fatih Altaylı’nın yayında ettiği kel alaka bir sözden “tehdit” çıkarıp bir de bundan 4 yıl 2 ay hapis ceza verebilmek çok büyük başarı(!) diyeceğim de Anayasa’yı bile iplemeyen İstanbul Adliyesinin oturup bir suçun maddi unsurlarını falan inceleyeceğini ummak abes olur.
Fatih Altaylı tek suçtan gözaltına alındı, aynı suçtan tutuklandı ve hakkında aynı suçtan “hüküm” verildi.
O suç da tehdit ya da hakaret değil, hiçbir yasada var olmayan “saray yanaşması olmayıp çok izlenmek” suçudur!
Şehirler arası yolculuk boyunca geçen sürenin en az yarısında 4G bile internet çekmiyorken bir de 5G’ye geçip uçup kaçacağız diye hayal satan dolandırıcı tüm servis sağlayıcılarına benden selam olsun.
Türkiye’de gizemini koruyan iki konu var,
1. Göbeklitepe: M.Ö. 10.000’lere dayanan dünyanın en eski tapınağı. Nasıl ve neden yapıldığı, hangi uygarlık tarafından yapıldığı hâlâ sır.
2. Resmi ağızdan “Türkiye Cumhuriyeti'nin hiçbir okulunda kayıt parası yoktur, zorunlu bağış alınamaz.” ifadeleri kullanılır ve neredeyse her okulda bağış alınır.
Bu iki gizem hâlâ çözülmeyi bekliyor.
VAZGEÇERİZ Mİ SANDINIZ?
Dördüncü sağnak yağış sonrası, buradayız, gitmiyoruz!
TÜRKİYE BU REZİLLİĞİ GÖRSÜN!
Maden yasası geçsin diye köylülerle görüşmüyorlar.
Biz de geçmesin diye asla, ama asla vazgeçmiyoruz!