Avrupa’ya göçerken burada işçi hakları korunuyordur gibi bir izlenimim vardı. Etrafımda ne kadar benim gibi göçen varsa ya promosyon hakları yendi, ya mobbing gördü ya da işten çıkarmanın zor olduğunu iddia edilen ülkede işten çıkartıldı.
Berkinimizin bugün doğum günü. Yaşasaydı 27 yaşında olacaktı.
Evladımızın yaşayamadığı çocukluğu, gençliği her geçen gün daha ağır basıyor…
İyi ki doğdun oğul.
Senin için mücadele etmekten asla vazgeçmeyeceğiz.
Sevgiyle ve hiç dinmeyen özlemle…
#BerkinElvan
Bu manşeti hiç unutmayacağım.
Yazdıkları iğrençliklerin altına imza atmaktan bile aciz bu haysiyetsizlik, bir ayda 21 kg kaybeden, 2 kez kanser atlatan ve kendi yaptıkları, kendi bakanlıklarına bağlı şehir hastanesi raporunun “KANSERİ NÜKSEDİYOR” diye bas bas bağırdığı bir insan hakkında bu manşeti atabiliyor…
Hiçbir ilkesi, en küçük bir ahlaki ya da etik kuralı olmayan, insanlık dışı bir güruhla karşı karşıya olduğumuz gerçeğini kimsenin unutma lüksü yok.
Zira asla unutturmuyorlar.
11 yaşındaki Rabia Naz, 2018 yılında Giresun’un Eynesil ilçesinde hayatını kaybetmiş, resmi makamlar ölümü intihar olarak değerlendirmişse de, olaydaki çelişkiler ve delillerin yeterince incelenmediği kamuoyunca bilinmekteydi.
Şüpheli ölüm olmasına rağmen “takipsizlik” kararı verilen bir dosya düşünün. Rabia Naz’ın babası Şaban Vatan yıllardır adalet arıyor. Bürokratik engeller yetmezmiş gibi, bir süre önce de eski AKP Giresun milletvekili Nurettin Canikli tarafından babaya hakaret davası açıldı ve Şaban Vatan 1 yıl 8 ay ceza aldı.
Şaban Vatan bugün cezaevinde. Senelerdir kızının ölümünün aydınlatılması için mücadele eden bir babaya mesnetsiz şekilde ceza vermek nasıl bir vicdansızlıktır?
Daha önce de yine mesnetsiz ifadelerle “Cumhurbaşkanına Hakaret” suçlamasıyla dava açılmıştı.
#SabanVatanYalnızDeğildir
Düşlerinde Özgür Dünya🕊️
Ali İsmail aramızdan koparılalı 12 yıl oldu. Ama düşleri, cesareti, gülüşü ve umudu hâlâ bizimle. Her adımda, her direnişte, her dayanışmada yaşıyor.
Gezi Parkı’nda bir araya gelen milyonların ortak hayali olan adil, özgür, eşit bir ülke için mücadele etmeye devam ediyoruz. Ali İsmail’in “düşlerinde özgür dünya”sını kurma çabası, yalnızca bir gençliğin değil, hepimizin ortak sorumluluğu.
Gezi’de kaybettiklerimizi, adalet arayışımızı ve bugün hâlâ tutsak edilen Gezi tutuklularını unutmuyoruz. Ali’nin attığı o son adım, şimdi bizim yolumuzu aydınlatıyor.
Gel, sen de katıl bu umuda. Yaşamdan, barıştan, dayanışmadan yana ol.
📍Mezarlık Anması: Ekinci Mezarlığı, 19:00
📍Anma Konseri: Ekinci Mahallesi Meydanı, 20:00
#AliİsmailKorkmaz #OHep19Yaşında #DüşlerindeÖzgürDünya
Kılıçdaroğlu bu açıklamayı aslında @herkesicinCHP kamuoyuna değil, iktidara yapıyor. İktidar mahkemesinin mutlak bir karar vermesi durumunda iş birliğine açık olduğunu açıkça ilan ediyor. Zaten bu dava, @kilicdarogluk’a yakın isimlerin içeriden uydurduğu iddialar ve onun söylemleri üzerine inşa edildi. Umarım muhalif seçmenler, 2023 seçimlerinin neden kaybedildiğini ve kimi aday yapmaya çalıştıklarını artık daha net görüyordur. Kılıçdaroğlu kadar muhalefete içeriden zarar veren başka bir siyasetçi yok.
Bence artık @kilicdarogluk’a açıklama yapması yönünde çağrı yapmanın bir anlamı kalmadı. Şaibeli olduğunu dile getiremediği bir kurultayı kaybetti, olağanüstü kurultayda aday olmaya cesaret edemedi, ama şimdi iktidarın mahkemesi aracılığıyla o koltuğa yeniden oturmaya çalışıyor. Bu noktada hedef, bu anti-demokratik tutumu açık biçimde teşhir etmek ve parti içindeki alanını daraltmak olmalı.
LÖSEV Başkanı Dr. Üstün Ezer, Murat Çalık için çağrı yaptı:
“İstanbul Beylikdüzü Belediye Başkanı Murat Çalık, ağır tip lösemi hastasıdır. Acilen cezaevinden çıkarılmasını tıbben tavsiye ediyorum.
Dosyasını inceledim: AML M2 tipi ağır lösemi ve lenfoma hastası.
Hastalığı tekrarlayabilir. Bir saat bile hapiste kalması, hayati tehlike oluşturmaktadır.
Durumu ve kısa sürede 18 kilo verdiğini bile bile hapishane koşullarında tutmak, vücudun savunma sistemini sarsarak lösemi - lenfomanın tekrarlamasına neden olmak, cinayetle eşdeğerdir.”
Merhabalar,
Tayfun’un bugün MS nedeniyle hastaneye sevkiyle ilgili basına yansıyandan daha fazla bilgiye sahip değiliz.
Tayfun’un hastaneye sevki kontrol nedeniyle mi, olağanüstü bir durum gelişti mi, Tayfun hala hastanede mi, cezaevine geri götürüldü mü haberdar değiliz.
En erken yarın cezaevine görüşe gittiğimizde bilgi alacağız.
Tayfun 2005 yılından beri MS hastalığı ile mücadele ediyor. Son 38 aydır bu mücadelesini Silivri Cezaevi’nde sürdürüyor.
MS ciddi bir hastalık. Biz Tayfun’un hastalığının takip ve tedavisini 38 aydır olması gerektiği gibi gerçekleştiremiyoruz. Bu konu heyet raporları ile de belgelidir, Anayasa Mahkemesi’ne de sunulmuştur.
Umuyorum ki bugün gerçekleşen sevk sadece kontrol amaçlıdır; aksi olsaydı Adalet Bakanlığı ya da Cezaevi yönetimi sanırım bizlere bilgi verirdi.
Tayfun’un bir gün bile cezaevinde kalmaması gerekiyor.
Bu saf gerçeği daha ne kadar ve ne olana kadar anlatmamız gerekiyor?
Yol arkadaşımız ve parti üyemiz, şehir plancı ve akademisyen Dr. Tayfun Kahraman’ın bugün Silivri Cezaevi’nden MS hastalığı nedeniyle İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Hastanesi Nöroloji Polikliniği’ne sevk edildiğini öğrendik.
Tayfun 38 aydır hukuksuzca cezaevinde tutuluyor. Hakkında tek bir somut delil olmadan 18 yıl hapse mahkum edildi. Herkes biliyor ki; Tayfun su kadar temizdir.
Adil yargılanmadığı, sunduğu kanıtların, tanıkların dava dosyasına alınmadığı, suçsuzluğunu ortaya koyan hiç bir belgenin değerlendirilmediği, hukukun tüm evrensel ilkelerinin gözardı edildiği bir yargı süreci sonucunda 38 aydır evladı Vera'dan mahrum, ailesinden ırak.
Tayfun’u ailesine sağlıkla, geri dönüşü olmayan sonuçlara sebep vermeden kavuşturmak bu ülkenin yargı sisteminin boynunun borcudur. Adaleti geciktirmenin bedeli ağır olmadan bu mesele çözülmelidir.
Bu sabah boşandığı eşi tarafından öldürülen Bahar Aksu için yürüyecek kadınlar için yüzlerce polis Şişli'yi kuşatmış. Bahar Aksu iki kez koruma istemiş, koruyamamışsınız. Başka kadınlar ölmesin diye yürümek isteyen kadınlara mı yetiyor gücünüz?
aydem elektrik'i izmir'de sokak ortasında elektrik akımına kapılıp yaşamını yitiren iki yurttaştan da hatırlarsınız. kamudan aldığı ihalelerle halkın sırtından geçinip, elektrik dağıtımından milyarlar kazandıkları yetmiyormuş gibi iki yurttaşı da ihmalleriyle katletmişlerdi.
sermayenin yeni kuşağını halkın sırtından soyarak elde ettikleriyle “estetik temsil” diye parlatmışlar. beş katlı köşklerde gezen “iyi yetişmiş” burjuva çocuklarını meşrulaştırıp, soygunculuğu lifestyle’a çevirmişler. bu kanal mimari estetik değil, organize utanmazlık adeta.