51 yıldır ODTÜ’lüyüm. Bana yaşattığı gururun ve kattığı değerlerin karşılığı ödenemez. Bu yıl 70. yaşını kutlayan üniversitemize olan duygularımı bir marşla ifade etmeye çalıştım. Öğrenci, mezun ve akademisyen dostlarım da bana destek verdiler. Nice 70 yıllara...
Danıştay'da görülen acele kamulaştırmanın iptaliyle ilgili davamızda MAPEG genel müdürü bizzat katılarak "zeytinler bizi sınırlıyordu, bununla ilgili yasa hazırladık" deme gafletinde bulundu. MAPEG müdürüne soralım; siz hangi yetki ve görevle bu yasayı yaptınız! Hangi yetki ve görevle, gerekçelerle, KAMU YARARI'nı nasıl belirlediniz? Topraklarımızı şirketlere satmanın şevki nereden geliyor? Yasa şirketin, topraklar bizim derken, yanılmadığımızı bize göstermiş olmaktan memnun musunuz? Devletin bir kurumunu şirketlerin çıkarına işlemekten memnun musunuz?
Sorular daha da çoğaltılabilir.
Acelelik hali bulunmadığı için yürütmesi durdurulmuş, MAPEG müdürünün itirafları ile KAMU YARARI olmadığı açık "acele kamulaştırma" kararının hukuken iptal edilmesi gerekmektedir. Aksi bir durum, yasa ve anayasanın "yok hükmünde" olduğu, şirketin kararlara müdahale ettiği anlamına gelecektir.
Buna izin vermeyeceğiz. Gerekirse direneceğiz, ama kazanacağız...
Bir daha asla yaşamak istemediğimiz
Ama tarihe gururla taşıdığımız
Bir halk severse böyle sever
İnanan bir halkı kimse yenemez dedirten
Dünyanın en büyük kadın taraftar eylemi
#20Eylül#DünyaFenerbahçeliKadınlargünü kutlu olsun
Yozgat’tan bildiriyorum çarşıdayım kimsenin bu fonlardan hiç bişeyden haberi yok.Çok rahat çok relaks. Herkes kışlık menemen, turşu, kurtmalık biber hazırlıyor.🤦♂️
“Nasıl olsa kadınlar ve çocuklar stada gelmez” diyenlere,
41.663 Fenerbahçeli kadın ve çocuk tokat gibi tek bir cevap verdi:
Biz varken Fenerbahçe yıkılmaz!
O gün sadece bir tribün dolmadı;
Fenerbahçe tarihinin en güzel destanlarından biri yazıldı.
20 Eylül 2011…
Bir maç günü değil,
Fenerbahçe tarihine kadınların attığı altın harfli bir imza.
Tera Portföy üzerinden patlak veren 830 milyar liralık kriz, sadece bir finansal operasyon değil; 515 bin yatırımcının birikimine çarpan bir sistem hatası. Emre Tezmen'e verilen yurt dışı yasağı, buzdağının yalnızca görünen kısmına dair bir tedbir...
16 Eylül tarihinde Danıştay 6. dairesinde, acele kamulaştırma kararı verilmiş topraklarımız için açtığımız iptal davasının duruşması görüldü. Milas'ımızın 11 köyünden insanlarımız, halkına ve onuruna sahip çıkan üç muhtarımız; işini, tarlasını, hayvanını bırakıp yola düşmüş onlarca köylümüz, memleketin dört bir yanında maden ve enerji projelerine karşı toprağını savunan insanlarımız, desteğe gelen dostlarımız ve avukatlarımızla beraber duruşmaya katıldık. Toprağımızın, köylerimizin, geçmişimizin ve geleceğimizin sahipsiz değil!
Bu duruşmada gördüğümüz tablo bizim için çok ağırdı. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ile MAPEG’in, toprağımıza çökmek isteyen YK Enerji şirketi karşısında halkın hakkını, toprağını, zeytinini ve yaşamını gözetmesi gereken kamu kurumları gibi değil, şirketin önünü açmaya çalışan kurumlar gibi hareket ettiğine bir kez daha tanık olduk.
Dahası, MAPEG Genel Müdürünün ağzından Zeytin Kanunu’nun madenciliğin önünü tıkadığını dinledik. Zeytinimizi koruyan kanunu bir güvence olarak değil, aşılması gereken bir engel olarak gören anlayışı kendi ağızlarından duyduk. Zeytinlikleri, ormanları, meraları ve köylerimizi maden faaliyetlerine açan 7554 sayılı kanunun hazırlanması sürecinde -görevleri olmadığı halde- nasıl rol aldıklarını dinledik. MAPEG’in bizim karşımızda yalnızca ruhsat veren bir kurum olmadığını; toprağımızı madene açan düzenin kurulmasında bizzat rol oynadığını yaşamış, görmüş olduk. Üstelik yalnızca biz değil, Türkiye’nin her yerinden gelen köylüler buna şahit oldular!
Bizim için asıl vahim olan da budur. Köylünün toprağını koruması gereken devlet kurumlarının, köylünün karşısına bir şirketin talebiyle çıkmasıdır. Biz kendi topraklarımızı bir şirketten ve onun yanında yer alan devlet kurumlarından korumaya çalışıyoruz.
Gerek 7554 sayılı kanunun gerekse acele kamulaştırma kararının hukuksuz olduğunu biliyorduk. Ama bir şirketin çıkarı için köylünün toprağının, zeytininin, evinin, geçim kaynağının ve geleceğinin bu kadar kolay gözden çıkarılabildiğini; bunun da kamu kurumlarının eliyle savunulabildiğini bu açıklıkta görmek, devlete ve hukuka olan inancımızı derinden sarstı.
Bir şirketin madencilik faaliyetini sürdürebilmesi için insanların mülkiyet hakkına olağanüstü bir yöntemle müdahale edilmesinin hukuka uygunluğu ciddi biçimde tartışmalıdır. Bizim zeytinimiz, evimiz, mezarımız, tarlamız bir şirketin bilançosuna yazılacak mal değildir.
Kamu yararı, bu topraklarda yaşayan halktır. Üreten köylüdür. Zeytindir, sudur, ormandır, meradır. Çocuklarımızın geleceğidir. Bir şirket daha fazla kâr etsin diye binlerce insanın hayatını altüst etmek kamu yararı değildir. Biz hukukun bu açık gerçeği göreceğine inanmak istiyoruz.
Dolayısıyla, iptal davamızla ilgili verilen yürütmeyi durdurma kararının gerekçesinde açık bir şekilde ortaya konduğu ve hukuksuzluğun altını çizdiği üzere; acele kamulaştırma kararı hukuksuzdur ve iptal edilmelidir. Anayasa Mahkemesi, 7554 sayılı kanunun iptaline ilişkin 2025/204 esas sayılı dava dosyasını bir an önce ele almalı ve hukuka aykırılığını göstermelidir. Akbelen özelinde, MAPEG ve ilgili devlet kurumlarının aracılık ettiği topraklarımıza el konma sürecinin devlete olan güveni onarılmaz bir şekilde sarstığı bilinmelidir. Üstelik, bu el koyma işleminin kamu yararının değil tek bir şirketin yararı için yapıldığı toplum ve uzmanlar tarafından kabul görmektedir.
Umuyoruz ki bu güven duygusu yürütmeyi durdurma kararında olduğu gibi, açtığımız davanın kabulüyle giderilecektir.
Aksi durumda, duruşmada aleni bir şekilde görülen, bir şirketin çıkarları için topraklarımıza zorla el konulmasına rızamız yok, kabul etmiyoruz, tanımıyoruz, direneceğiz.