İnsan ömrü, iyimser bir tahminle dört bin hafta. Böyle yazınca kısalığı daha iyi anlaşılıyor. O haftaları nasıl geçireceğin belki de hayatında vereceğin en önemli karar. Hep koşacak mısın, yoksa arada durup kendine ve âleme bakacak mısın?
Bir duygu oluşuyor, bir hal. Ve uygun koşullar oluştuğunda onu anlamlı kılmak için bir insana bağlıyorsun. Sonra sanıyorsun ki o duygu, o insanla ilgili. Hayır, her şey seninle ilgili. Acın, sevincin, hüznün; hepsi seninle ilgili.
Çok geçmiş olsun. Bu talihsiz bir vaka olarak geçiştirilmemeli. Araştırılmalı. Devlet ve özelde psikologların çalışma koşulları iyileştirilmeli; riskler azaltılmalı ve yasal zemin sağlanmalı.
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından yürütülen Sosyal Risk Haritası çalışması kapsamında, sahada görev yapan bir psikoloğun gerekli güvenlik önlemleri alınmadan riskli bir ortama yönlendirilmesi sonucu yaralanması, kabul edilemez bir ihmali ortaya koymaktadır.
Çevrim içi toplantılarda Bakanlık personellerini tehditvari ifadelerle uygulamaya zorlamak yerine sahada çalışan tüm personelin güvenliğini önceleyen yeni protokoller geliştirilmesi artık bir zorunluluktur.
Kamu binasında dahi güvenliği saglanamayan personelleri, hiçbir güvenlik tedbiri almadan riskli ailelerle görüşmeye gönderen bu uygulamadan derhal vazgeçilmelidir.
@hakkariashm@MahinurOzdemir@tcailesosyal
Türk Psikologlar Derneği olarak; hayati tehlikesi devam eden meslektaşımıza acil şifalar diliyor, sürecin takipçisi olacağımızı kamuoyuna bildiriyoruz.
Başta Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı olmak üzere ilgili Psikologların çalıştığı tüm kurumları;
- Psikologlar ve sosyal hizmet çalışanları için acil güvenlik önlemleri almaya,
- Riskli başvurulara yönelik koruma ve müdahale protokolleri oluşturmaya,
- Hane ziyaretleri ve saha çalışmalarında çalışan güvenliğini esas alan yeni düzenlemeleri hayata geçirmeye,
- Kamu kurumlarında psikolojik destek çalışanlarının güvenliğini sağlayacak fiziksel ve yapısal önlemleri derhal uygulamaya davet ediyoruz.
10 Mayıs Psikologlar Günü’ne yaklaşırken bir kez daha söylüyoruz:
Psikologlar yalnız değildir. Meslektaşlarımızın yaşam hakkı, güvenliği ve emeği görmezden gelinemez.
"Misafirliğe gelen 3 yaşında çocuk elindeki telefonu fırlattı ve televizyonumuz kırıldı.
Babası özür dilemek şöyle dursun bu kırdığı dördüncü telefon ikinci de televizyon diye pişkin pişkin güldü.
6 yaşındaki çocuk pazar tezgâhındaki dolmalık biberleri parmağıyla tek tek popit gibi deldi, pazarcı ardından ürünleri tek tek ayıklayıp kaldırmak zorunda kaldı ve annesi bir kere bile yapma demedi.
Evimize gelip tuvalete çocuğunun peşinden "özgüveni kırılır" diye gitmeyen anne sayesinde, çocuğun batırdığı banyoyu ben temizledim.
Elinde kıyır kıyır elmalı kurabiyeyle evin içinde dolaşan çocuk için "örtü sereyim de öyle yesin" dedim. Annesi "Oturup yemez ki" diyerek omuz silkti.
Komşu çocukları bahçe aydınlatmalarını kırıyor. Söyleyince, "Çocuğumdan daha kıymetli değil" karşılığını alıyorsun.
Sorun çocuklarda değil. Sorun, kitap okumayan, pedagojiden bihaber ama Instagram'da izlediği iki videoyla kendini "çocuk ruhundan anlayan ebeveyn" ilan eden yetişkinlerde.
Neymiş efendim, çocuk özgürmüş, keşfederken engellenmezmiş, hayır denmezmiş, yoksa özgüveni kırılırmış.
Peki hangi psikoloji, hangi din, hangi kültür, hangi örf bu vurdumduymazlığı meşrulaştırıyor?
Yeni bir akım ortaya çıkardılar: "sorunlu davranışları özgürlük sanan bir ebeveynlik"
Disipline "travma", sınır koymaya "baskı" adını verdiler bir de...
Çocuk merkezli olmak; her şeyi çocuğa bırakmak değil, onun iyiliği için sağlıklı sınırlar çizebilmektir.
Özgürlük; başkasının hakkını çiğnemek değil, saygı duyarak var olabilmektir.
Ebeveynlik; sadece sevmek değil, yön gösterebilmek ve sorumluluk vermektir.
Çocuklarımızı özgürleştiriyoruz sanırken, aslında onları ölçüsüzlüğe teslim ediyoruz.
Topluma, hayata, başkasının varlığına karşı duyarsız bireyler yetiştiriyoruz.
Ama unutmayın, çocuklar her zaman öğrenir. Ya sorumluluğu ya sorumsuzluğu...
Ve çoğu zaman derslerini öğretmenlerinden değil, ebeveynlerinden alırlar.
O yüzden mesele çocuk değil. Mesele aynaya bakmayı reddeden yetişkinlik."
Şeyma Çekici
Kimse sizin “özgüvenli ve özgür” çocuklar kılıfıyla topluma itelediğiniz hadsiz, zorba, bencil ve şımarık çocuklarınıza katlanmak zorunda değil. İnsan yetiştirmek bir sanattır. Yetiştiremeyecekseniz çocuk yapmayın ve kendi berbat kişiliklerinizi devam ettirmeyin.
“Şiddet eylemlerini psikiyatrize etmek (hastalıkla ilişkilendirmek) bilerek ya da bilmeyerek şiddeti meşrulaştırmaktır. Bir insanın şiddete başvurması, diğer canlılara, insanlara zarar vermesi hasta olduğu değil suç işlediği anlamına gelir.”
—Agâh Aydın
Türkiye’nin günlük hikâyesi; mahremiyetin olmadığı sabah programlarıyla başlayıp öğlen suç haberleriyle devam eden akşam üç saatlik şiddet dizileriyle sona eren bir tımarhanenin hikâyesine dönüştü.