‘Kaçtığım bütün savaşların yaralarını taşıyorum’ der Pessoa. Yeri geldiğinde söylenmemiş bir söz, çıkılmamış bir yol, ifade edilmemiş bir sevgi içimizde sızlayıp durur.
Belgeselini çektiğimiz Hasidik Yahudiler, Chabad-Lubavitch topluluğudur ve ileri düzeyde Siyonisttir.
İsrail yanlısı bu Hasidik Yahudiler, bizim başlangıçta yalnızca kültürel ve yüzeysel bir video çekeceğimizi düşündü. Drew Binsky tarzında; gündelik yaşamı, gelenekleri ve kültürel farklılıkları anlatan daha hafif bir içerik bekliyorlardı.
Kanalımızın popülerliği de, onların bizim çekim talebimize ılımlı yaklaşmasına neden oldu.
Üstelik bu konuyu ilk kez biz çekmiyorduk. Daha önce Tyler Oliveira ve Tommy G gibi içerik üreticileri de benzer videolar hazırlamıştı.
Fakat çekimler ilerledikçe, konunun yalnızca kültürden ibaret olmadığını fark ettik. Aldıkları çeşitli destekleri, İsrail’le kurdukları tarihsel ve ideolojik bağları ve Kudüs’e dair siyasi-dini yaklaşımlarını da keşfettik ve belgeselimizde bunları size aktarmaya çalıştık.
Filistinli çocukları desteklemeyi unutmayın!
Hayat, başımıza gelenlerden çok, gelenleri nasıl karşıladığımızla ilgili. Her duygu, düşünce ve deneyimi düzeltilmesi gereken bir sorun olarak gördüğümüzde, hayat çözülmesi gereken sonsuz bir sorun listesine dönüşür.
Belki de o kadar sorun yoktur ve sorun bakış açımızdadır.
İnsan, sevdiğini kaybettiğinde onu bütünüyle kaybetmez, onunla kurduğu ilişkinin görünür biçimini kaybeder. Geriye kalan, daha sessiz ama bazen daha derin bir içsel yoldaşlıktır.
https://t.co/ScZ2WERM4t
Hayat insanı hiç beklemediği anda yakalayıverir. En derin kederler veya müjdeler, aklının ucundan bile geçmezken karşına dikiliverir. Evvelinde bin türlü ihtimâli hesap ederdin, ihtimâllerden de büyük bir kudret var.
'Ateşi nazik kılan mesafesidir'. Işık hayatın kaynağıdır ama ya güneşe daha yakın olsaydık? Kavrulur giderdik. İnsan ilişkilerinde de mesafe ve yakınlık arasındaki dengeyi kurmak, büyük meselemiz.
Allah'ım, şüphesiz benimle bana yazdığın kader arasında, senden başkasının açamayacağı kapılar var. o kapıları rahmetinle bana aç. Allah'ım, rızkımı perdeleyen her engeli, mutluluğumu geciktiren her maniyi ve kalbimin huzurunu bozan her sebebi yolumdan kaldır. günahlarımdan ötürü işlerimde benim bilmediğim bir gecikme varsa, onu lütfunla üzerimden kaldır. ya rab.
2001 yılında ilkokula başlayan bir kadın, o dönemde çektiği görüntülerle hazırladığı vlogda ilk okul gününe gidiş anlarını paylaşarak 1994 ve 1995 doğumluların gözlerini sulandırdı.
O psikolojik eşiklerden biri bu mesela. Şu zımbırtılara dokununca ne olacağını, ne ceza alacağını bilen var mıydı? Yoktu. Herkes "elleyemeyiz" diye düşünüyordu ve ellemiyordu. Bu kadar.
Kimsenin, dokunsa ne olacağına dair bir öngörüsü de yoktu. Korku desen tam olarak büyük bir korku sebebi yoktu yani. Sadece "elleyemeyiz" düşüncesi vardı tüm çocuklarda. Kimse kimseyi neden yapmaması gerektiği konusunda eğitmiş ya da ikna etmiş filan da değildi. Görünmez bir engel, kaç nesli bu zımbırtılardan uzak tutmayı başarmıştı.
O görünmez engel -bence- okulun bir "kurum" olması idi her şeyiyle. Disiplin, ast-üst ilişkisi, devletin elinin varlığı, düzen, intizam... Dışarıdaki psikopatları okuldan uzak tutan da buydu. Yabancı kimse okula girmezdi. Güvenlik olduğundan mı? Hayır. Devletin eli orada olduğundan sadece. İçerde takım elbiseli adamlar, düzgün giyimli kadınlar, üniformalı çocuklar olduğundan.
Her şey için senelerce sürecek bir psikolojik çözümleme süreci ya da çok caydırıcı, ibretlik cezalar ve kanunda inanılmaz değişiklikler gerekmeyebilir yani.