Hayatta bazen hatalar yaparız, çünkü o hatayı yapmayacak perspektife, bilgeliğe, olgunluk düzeyine henüz erişememişizdir. Kendimizi sonradan bunun için hırpalamak, "üç yaşında neden okuyamıyordum" diye dövünmeye benzer. Önemli ve güzel olan, şu an okuyabiliyor olmamızdır.
Bir gün, olmaman gereken yerde ısrarla olma çabanın beyhude olduğunu fark edeceksin. O gün, şunu hatırla; “Aşk için eğilen omurgadan daha dik hiçbir şey yoktur bu dünyada.” Ve devam et yolunda yürümeye. Hayat, yanılgılar ve yenilgileriyle beraber güzel. Durursan, devrilirsin.
Bir narsist hatalı olduğunu asla kabul etmez. Okları her zaman size çevirir ve bir kurbanı oynayarak tartışmalardan bütün suçu size yükleyerek çıkar. İşin kötü tarafı da sizde buna inanırsınız her defasında…
Kendilik cesaretinin bedelini Gabor Maté'in şu sözü muhteşem özetlemiş:
"Ya kabul edilmek uğruna kendini bastırmanın acısını yaşayacaksın ya da kendin olup kabul edilmemenin acısını yaşayacaksın"
Acı her türlü kaçınılmaz... O halde acıya değecek seçimi yap.
Bir şey istiyorsak esasında o şeyin bize verileceğine inandığımızdan isteriz. O şeyin bize verileceğine dair inancımızı kaybettiğimiz noktada istemek de biter.
İstemek, umudun bittiği noktada ölür.
bana yaptıkları için değil, ona artık güvenemeyecek olduğum için kırgınım, dedi. tutup yakasından 'bana ne yaptın?' diye değil de 'kendine ne yaptın, bendeki kendine?' diye sormak istedim, dedi.
Psikolog Dr. Lepera şöyle demiş: “Aşırı bağımsızlık, yani neredeyse hiç kimseden yardım istememe durumu, hiç kimsenin bizi umursamadığına ve eninde sonunda terk edileceğimize inandığımız için herhangi bir bağ kurmaktan ümidimizi kestiğimiz bir travma tepkisidir.”