@RamazanCakirci Siyasetin "S" sini bilmeyenler eksikliklerini @MemurSenKonf gibi asla ulaşamayacakları ve varlığıyla memurların tek dayanağı olan konfederasyona saldırmakla kapatmaya çalışmışlar. Ne yaparlarsa yapsınlar güneşi balçıkla sıvayamazlar...
SİYASETÇİNİN ÇAPSIZI MUHALEFETİNİ SENDİKAYA YAPAR!
CHP İzmir Milletvekili Salih Uzun'un Konfederasyonumuzu, Genel Başkanımız Ali Yalçın'ı ve milyonlarca kamu görevlisinin demokratik iradesini hedef alan son paylaşımı; bilgiye değil algıya, gerçeğe değil siyasi hesaplara dayanmaktadır.
Sayın Uzun'u, zaman zaman kamu görevlilerinin emeği üzerinden siyaset üretmek adına gerçekleri çarpıtan açıklamalarıyla hatırlıyoruz. Son paylaşımı da ne yazık ki bu alışkanlığının yeni bir örneğidir.
Öncelikle bilinmelidir ki; memur ve memur emeklilerinin maaş artış sistemi ile SSK ve Bağ-Kur emeklilerinin artış sistemi aynı değildir. Dolayısıyla iki farklı statüyü yalnızca altı aylık enflasyon oranı üzerinden karşılaştırıp "sendika olmasaydı daha fazla zam alınırdı" demek; ya sistemi bilmemekten ya da kamuoyunu bilinçli şekilde yanıltma çabasından kaynaklanmaktadır.
Memur ve memur emeklilerinin maaş artışları, 4688 sayılı Kanun kapsamında belirlenen toplu sözleşme hükümleri ile enflasyon farkının birlikte uygulanmasıyla oluşmaktadır. Toplu sözleşme hiç yapılmamış olsaydı, kamu görevlileri yalnızca enflasyon farkıyla yetinmek zorunda kalacak; toplu sözleşmeyle elde edilen ilave artışlardan ve yüzlerce mali, sosyal ve özlük hakkından mahrum kalacaklarını ya bilmeyecek kadar konuya yabancı yada ana muhalefet görevini yapamayan çapsızlığıından kaynaklanıyor
Hatırlatmak isteriz ki; 2026 Ocak ayında kamu görevlileri %18,60, SSK ve Bağ-Kur emeklileri ise %12,19 oranında artış almıştır. O gün Memur-Sen'in mücadelesi sayesinde oluşan farkı görmeyenlerin, bugün dönemsel farklar üzerinden algı üretmeye çalışması en hafif ifadeyle tutarsızlıktır. Zira Ocak ve Temmuz dönemlerinde oluşan farklılıklar, toplu sözleşme ve Hakem Kurulu kararlarından kaynaklanan teknik bir sonuçtur. Bunu bilmemek eksikliktir; bilip de gizlemek ise kamuoyunu yanıltmaktır.
Üstelik toplu sözleşme yalnızca maaş artışı demek değildir. Memur-Sen'in mücadelesiyle bugüne kadar 1.124 kazanım elde edilmiş; CHP’ye rağmen toplu sözleşme ikramiyesi hayata geçirilmiş, 3600 ek gösterge düzenlemesi önemli ölçüde uygulanmış, sözleşmeli personel kadroya geçirilmiş, koruyucu giyim ve sosyal yardımlar genişletilmiş, görevde yükselme, izin, tayin ve çalışma hayatına ilişkin yüzlerce düzenleme kamu görevlilerinin lehine sonuçlanmıştır.
Bugün kamu görevlilerinin yararlandığı sayısız mali, sosyal ve özlük hakkının altında Memur-Sen'in kararlı mücadelesi vardır.
Öte yandan Memur-Sen, mevcut artış oranlarını hiçbir zaman yeterli görmemiş; tam aksine her platformda memurun hakkı olan daha fazlasını talep etmiştir. 8. Dönem Toplu Sözleşme görüşmelerinde; refah payı, taban aylığa seyyanen artış, gelir vergisi adaleti, kira ve büyükşehir tazminatı, 1. dereceye 3600 ek göstergenin eksiksiz uygulanması, memur emeklilerinin aylıklarının güçlendirilmesi ve çok sayıda mali-sosyal düzenleme masaya taşınmış; yetersiz teklifler ise açık biçimde reddetmekle kalınmamış emek hareketinin en büyük miting ve yürüyüşleri gerçekleştirilmiştir.
Biz sendikacılığı sosyal medya üzerinden slogan üretmek değil; masada müzakere etmek, meydanda mücadele etmek, gerektiğinde yargı yoluyla hak aramak olarak görüyoruz.
Bir milyonu aşkın üyesiyle Memur-Sen yetkisini siyasi partilerden değil, kamu görevlilerinin özgür iradesinden almaktadır.
Sayın Uzun, sendikaları hedef almak yerine CHP İzmir Milletvekili olarak İzmir’de ücretlerini alamayan belediye işçilerinin ve haklarını aramak için greve çıkan emekçilerin yanında olmayı tercih etseydi daha isabetli olurdu.
Keşke kamu görevlilerinin refah payı, vergi adaleti ve ekonomik kayıplarının giderilmesi konusunda da aynı gayreti gösterebilseydi.
Memur-Sen, dün olduğu gibi bugün de kamu görevlilerinin alın terini, emeğini ve hukukunu savunmaya; yeni kazanımlar üretmeye ve mücadelesini kararlılıkla sürdürmeye devam edecektir.
Hem pişkinlik, hem aymazlık!
Munzur Üniversitesi’nde milli ve manevi değerlerimizi hedef alan, ateizm propagandası yapan, Cumhurbaşkanımıza ve siyasi parti yöneticilerine hakaretamiz ifadeler içeren bir oyuna kapılarını sonuna kadar açan Munzur Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Kenan Peker, hangi yüzle kamuoyuna açıklama yapmaktadır?
Üniversitenin açıklamasında, “Oyunun sergilenmesi sürecinde kurumumuza intikal eden herhangi bir olumsuz durum olmamıştır.” deniliyor.
Milli ve manevi değerlere alenen saldırılması, inançların aşağılanması, ateizm propagandasının yapılması, Sayın Cumhurbaşkanımız ve siyasi parti liderleriyle dalga geçilmesi size göre olumsuz bir durum değil midir?
Rektör Yardımcınızın da salonda bulunduğu bu gösteri boyunca yaşananlara kahkahalar ve alkışlarla eşlik etmesi ve sonrasında hiçbir sorun yokmuş gibi açıklama yapmanız, başta rektör olmak üzere üniversite yönetiminin konuya bakışını açıkça ortaya koymuyor mu?
Asıl cevap vermeleri gereken sorular da şunlardır:
Munzur Üniversitesi bu etkinliğe neden ev sahipliği yaptı?
Karaman Valiliği’nin uygun görmediği bir programa üniversitenin kapılarını sonuna kadar açanlar, genç zihinlere neyi aşılamaya çalışmaktadır?
Üniversiteler; milli ve manevi değerlere sabotaj düzenlenen, siyasi hakaretlerin sahnelendiği, ideolojik propagandaların yapıldığı mekânlar mı?
Kamuoyunun vicdanını yaralayan bu tablo karşısında yapılan açıklama, hatayı kabul etmek yerine millete adeta “Burada yanlış olan hiçbir şey yok” demekten başka bir anlam taşımamaktadır.
SON NOT: Üniversitede istihdam ettikleri TİP’leri saymazsak asıl pişkinlik de aymazlıkta tam olarak budur.
@tcbestepe@erolozvar@_cevdetyilmaz
FAİZE DEĞİL, ALIN TERİNE VE EMEĞE BÜTÇE AYRILMALI
Emekle, alın teriyle, kamu hizmetiyle büyütülen bütçeye karşılık; emeğin ve alın terinin değerini küçültmek, kaynakları faize aktarmak sosyal devlet ilkesiyle örtüşmüyor. Adaletin tesisi, faizin bütçesinden daha ucuz!
GELİRİN BÜYÜK KISMI ZORUNLU HARCAMALARA GİDİYOR
Piyasa araştırmaları; sabit gelirlilerin ücretlerinin büyük bir kısmının kira, konut, gıda ve ulaşıma harcadığını açıkça gösteriyor. Yüksek enflasyon, düşük maaş artışları ile gelecek beklentisinin iyileşmediği ve tasarruf etmenin öneminin kalmadığı bir süreçte piyasalar iyileşmez, enflasyon da düşmez.
Nitekim memurlarımız bırakın tasarruf etmeyi; adaletsiz vergi sistemi, tutmayan enflasyon hedefi, düşük maaş artışları ve yüksek geçim maliyetleri nedeniyle ay sonunu bile getirmekte zorlanıyor, büyükşehirlerden kaçmanın yöntemini arıyor. 1 Temmuz itibariyle otoyol geçiş ücretlerine zam yapılması, maliyetlerin ve enflasyona yansımalarının daha da artarak devam edeceğini açıkça gösteriyor.
@memetsimsek | @HMBakanligi
🎙️EMEKLİLER DUYULSUN, HAKLARI VERİLSİN !
Emeği aziz bilerek ömrünü milletimize ve devletimize hizmet ederek geçiren emeklilerimizin gönül kırgınlığını ve duygusal yorgunluğunu telafi edecek düzenlemeler artık ötelenmeden hayata geçirilmeli ve toplumdan ayrışmalarına müsaade edilmemelidir.
• 22 Bin TL’yi aşan ilave seyyanen ödeme emekli aylıklarına yansıtılmalıdır.
• Ek ödeme, eş ve çocuk yardımı başta olmak üzere bütün gelirler prime esas kazanca dahil edilmeli, emekli aylığı hesabında dikkate alınmalı ve görev aylığı ile emekli aylığı arasındaki oran en az %75 olmalıdır.
• 1. Dereceye 3600 Ek Gösterge hayata geçirilmeli, tazminat yansıtma oranları düzenlenmelidir.
• Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı koordinesinde yürütülen 4688 sayılı Kanuna ilişkin çalışma sonlandırılmalı, emeklilere sendikal hak verilmeli, emekli olmadan önceki hizmet kolundaki sendikaya üye olmalıdır.
• Bayram İkramiyesi 20.000 gösterge rakamına yükseltilmelidir.
• Kamu konut, misafirhane ve sosyal tesislerinden herhangi bir kısıtlama olmaksızın indirimli yararlanılmasısağlanmalıdır.
• Evi olmayan emeklilere kira yardımı yapılmalı, TOKİ sosyal konut projelerinde öncelik tanınmalıdır.
• Zorunlu emeklilik yaşı yeniden düzenlenmeli, hizmetine ihtiyaç duyulan emeklilerin tekrar devlet hizmetinde görevlendirilmesi sağlanmalıdır.
• Her türlü muayene, teşhis ve tedavilerinden katkı payı vs. ad altında ödeme alınmamalıdır.
@emekli_memursen | @alikucukkosen@HMBakanligi | @memetsimsek
Helal lokma için alın teri döken, hayatın tüm zorlukları karşısında vakur bir duruş sergileyen, ömrünü ailesine adayan tüm babalarımızın Babalar Günü’nü tebrik ediyor, ahirete göç eyleyen babalarımıza rahmet diliyoruz.
#BabalarGünü
2023 yılında sözleşmeli öğretmen olarak atanan, ancak Millî Eğitim Bakanlığının idari tasarrufu nedeniyle göreve yaklaşık 4 ay geç başlatılan öğretmenlerin mağduriyeti ne yazık ki hâlâ giderilmemiştir. Kadroya geçişlerine bir aydan daha az süre kalmasına rağmen, sözleşmeli statü gerekçe gösterilerek aile birliği mazeretine bağlı yer değişikliği hakkından yararlandırılmamaları kabul edilemez.
9 Mayıs 2023’te atanmalarına rağmen @temeb ‘in 45 bin öğretmenimizi 1 Eylülden sonra göreve başlatması ciddi hak kaybına neden oldu. Öğretmenimiz kendi istek ve iradeleri dışında idari tasarruf nedeniyle mağdur edilmemelidir. 2023 yılında ataması yapılan ama göreve başlaması sonraki tarihlerde olan her öğretmenimize 2026 yılı yaz tatili döneminde mazerete dayalı yer değişikliği hakkı tanınmalıdır.
İdarenin hatasının yükü öğretmene yüklenemez. Adalet, mağduriyetleri büyütmekle değil, gidermekle sağlanır. Sendika olarak bu mağduriyet giderilinceye kadar mücadele edeceğiz.
YKS’ye girecek tüm öğrencilerimize başarılar diliyor.
Okulları sınava hazırlayan idareci ve yardımcı hizmetli arkadaşlarımıza, sınavda görev alan eğitim çalışanlarımıza ve emniyet görevlilerimize kolaylıklar diliyorum.
#YKS2026
Milli ve manevi değerleri, sembolleri tahfif eden, dini hassasiyetleri seviyesiz mizahlarının konusu yapan SABOTAJcılara üniversitenin kapılarını açan Tunceli Munzur Üniversitesi Rektörü Prof Dr #KenanPekerGitsin
Lağım kokan, mizah kılıflı “SABOTAJ” adlı şaklabanlık tüm Türkiye’de gösterimi durdurulsun
@YuksekogretimK@tcbestepe@erolozvar
https://t.co/gZtXl08naG
https://t.co/cToGMzumTv
https://t.co/tLpkuAs4xD
https://t.co/vp78qNKTTv
Yahudiler Kudüs’ü hiçbir zaman aralıksız 100 yıl bile yönetemediler ve yönetemeyecekler de.
Kudüs, son 1400 yılda 1200 yıl Müslümanlar tarafından yönetildi, Müslümanlar bu şehri yönettiği dönemlerde şehir barış ve huzur buldu.
Türkiye Cumhuriyeti İçişleri Bakanı Sn Mustafa Çiftçi’nin söyledikleri anlaşılan katil Katz’ın da korkularını
büyütmüş.
Bizim bir atasözümüz var. “ Korkunun ecele faydası yok” gebereceksiniz…
Kudüs’ün valiliği yani Mescidi Aksa’nın hizmetkarı olmak için milyonlarca Müslüman aynı duada buluşuyor.
Bu kadar panik yapman normaldir.
Siyonist terör örgütü İsrail çok yakın zamanda yok olacak ve sizin gibi işgalcilerin tümü geberecek.
Şuan en büyük korkunuzun bu olduğundan eminiz.
MEB-AGS, 26 TEMMUZ 2026 TARİHİNDE YAPILACAK
ÖSYM tarafından 12 Temmuz 2026 tarihinde yapılması planlanan Milli Eğitim Bakanlığı Akademi Giriş Sınavı (2026-MEB-AGS), NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi nedeniyle 26 Temmuz 2026 tarihine ertelendi.
Öğretmen adaylarına, çalışma ve planlamalarını yeni sınav tarihine göre yapmalarını tavsiye eder, başarılar dileriz.
GENEL İDARİ İZİN GÜNLERİ OLAN 25-26 MAYIS’TA ÖĞRETMENLERİN VE YÖNETİCİLERİNİN EK DERS ÜCRETİ ALMASI, EĞİTİM-BİR-SEN’İN TOPLU SÖZLEŞME KAZANIMIDIR.
#İyiKiEğitimBirSenVar
📍LİBYA’DA
GAZZE İÇİN YOLA ÇIKAN 10 AKTİVİST 7 GÜNDÜR KAYIP!
Gazze’ye umut taşıyan aktivistler susturulamaz; insanlığın vicdanı esir alınamaz!
Siyonist İsrail’in Gazze’de sürdürdüğü soykırımı perdelemek için dünyanın gözü önünde insanlığın vicdanı susturulmak, insanlık onuru alıkonulmak isteniyor.
Gazze’ye insani yardım ulaştırmak için kara konvoyuyla yola çıkan aktivistlerden 10’u, 7 gündür Siyonist-CIA uşağı Hafter güçleri tarafından kaçırılmış.
Bu sadece 10 aktivistin özgürlüğü değildir.
Bu, vicdanın, adaletin ve insanlığın ortak sınavıdır.
Bu zulme sessiz kalma!
Çünkü sessizlik zulmü büyütür.
#FreeTheActivists
#GazzeİçinAdalet
#İnsanlıkOnuru
#SessizlikZulümdür
#GazzeyeÖzgürlük
#HakikatinSesiSusturulamaz
#VicdanEsirAlınamaz
***Pazartesi'den Pazartesi'ye***
▪︎▪︎▪︎ÜYE SAYILARI BİZE NE DİYOR?▪︎▪︎▪︎
Ülkemizde siyaset ve sendikacılık, yeni şeyler üretme üzerine değil de var olanı yıkma üzerine yapılmaya başladığından beri hep beraber kaybediyoruz. Zaman kaybediyoruz, enerjimizi kaybediyoruz. Sendikacılığın geleceğini çıkmaza sokuyoruz.
Eğitim Bir Sen olarak çok zor bir yılı daha başarı ile geride bıraktık. Zirvede rüzgâr sert eser misali birçok fırtınaya tutulduk ancak üstesinden gelmesini bildik ve on altı bin üye artışı ile rekorumuzu geliştirdik. Şimdi yeniden muhasebe yapma ve olup biteni doğru anlama vaktidir.
Muhasebeye, sendikaların üye sayısının yıllar içindeki değişiminden ziyadede, ülkemizdeki sendika sayısından başlamak gerekiyor. Üye tespit tutanaklarına bakan bir yabancı bile burada bir problemin olduğunu anlayabilir.
Sadece eğitim alanında elli yedi sendika var. Hizmet kolunun tamamını muhatap almayan, branşlara, unvanlara, milli ve manevi değerlerin istismarına, dönemsel problemlere vs. dayanan sendikaların üye sayısındaki değişimi konuşmak, bu gecekondu ve merdiven altı yapılara hizmet edecektir, bu kısmı geçiyorum.
Yeri gelmişken sendikal mevzuatımızı uluslararası standartlara kavuşturmak için çok geç kaldığımızı ve bu arızalı yapıyı besleyen düzenin bir an önce değişmesi gerektiğini vurgulayarak, bir fikre dayanan sendikal mücadelenin nereye gittiğine ışık tutmaya çalışalım.
Şu gerçeği kabul etmeliyiz ki, ülkemizde sendikal mücadele inançlar, siyasi görüşler ve ideolojiler üzerinden örgütlenmiştir. Bir siyasi görüşe ait olmadığını ve salt sendikacılık yapacağını söyleyen bazı sendikalar kurulduysa bile varlık gösterememiş ve kimse de öyle olduklarına inanmamıştır.
Türkiye’de sol ve milliyetçi motivasyonla kurulan, bölünen, birleşen sendikaların tamamı, statükoyu koruma yarışına girmişlerdir. Ödüllerini de statükoculardan almışlar, emek vermeden semirmişlerdir. Bu yüzden eğitimi, dünyayı, insanı, çevreyi, teknolojiyi, geleceği okumak, ortaya yeni şeyler koymak diye bir dertleri ve becerileri olmamıştır.
Eğitim Bir Sen’in söylemi, devrim niteliğindeki adımları, yetkide istikrarı bile bu sendikaları, olması gereken hak, emek, adalet ve özgürlükler alanına çekememiştir. Hal böyle olunca ortada sendikacılık değil tam bir kör döğüşü yaşanmaktadır ve adeta Eğitim Bir Sen kendiyle yarışmaktadır.
Ülkemizde sendikal mücadele, statükoya sahip çıkma yarışı olmak yerine; tarih boyunca felsefe, bilim, sanat, estetik vb. diğer alanlarda olduğu gibi, karşılıklı fikirlerin çarpıştığı er meydanına dönüşebilseydi, üretecekti, ülke kazanacaktı ve üye kazanacaktı.
Karşımızda, kendini yenileyemeyen, üretmeyen, semirtildiği eski günlerin özlemiyle saldırganlaşan, yetmezmiş gibi yakasını uluslararası sapkın akım ve yapıların kontrolüne kaptırmış, çelişkiler içinde hilkat garibesi yapılar var.
Bu yüzden bütün yük bizdedir. Hakkını verdiğimiz için de yetki on altı yıldır bizdedir. Keşke karşımızda gerçek sendikalar olsa, yeni fikirler ve söylemler üretse ve hep beraber, el ele, dijital çağın teknolojik risklerini göğüsleyecek yeni ahlaki normlar üretebilseydik. İnsanlar bize baksaydı, bize sığınsaydı.
2026 yılı sendikal tablosu bize ülkemizin yanında dünyanın sorumluluklarını da yüklüyor, hem de tek başımıza.
Talat YAVUZ
Eğitim-Bir-Sen Genel Sekreteri
[email protected]